 |
SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / HAZİRAN 2005
|
Asit aspirasyonuyla oluşturulan akut akciğer hasarında metilprednizolon ve lidokainin PaO2, PaCO2, pH, lökosit ve trombosit değerlerine etkisi 20(2): 65-69, 2005 |
Nazım DOĞAN, Zühtü U. SEVİMLİ, Mehmet KIZILKAYA, Hüsnü KÜRŞAD
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı |
|
|
Çalışmanın amacı, asit aspirasyonuyla oluşturulan akut akciğer hasarının (AAH) tedavisinde kullanılan metilprednizolon ve lidokain'in PaO2, PaCO2, pH, lökosit ve trombosit değerlerine etkilerini araştırmaktır.
30 erkek tavşan; grup K (n=10), grup L (n=10) ve grup M (n=10) olarak üç gruba ayrıldı. Tüm deneklerde % 3 izofluran + % 100 oksijen karışımı ile sedasyon sağlandıktan sonra trakeotomi yapıldı, venöz ve arteriyel kateter takıldı. 0.l N HCl 3 ml.kg-1 intratrakeal damla damla verilerek AAH oluşturuldu. Grup K'ya 2 ml.kg-1.st iv. bolus ve 2 ml.kg-1 infüzyon izotonik NaCl, grup L'ye 2 mg.kg-1.st i.v. bolus ve 2 mg.kg-1 infüzyon lidokain, grup M'ye 30 mg.kg-1 tek doz iv. metilprednizolon verildi. Altı saat süresince mekanik ventilasyon yapıldı. 0., 1., 2., 3., 4., 5. ve 6. saatlerde arter kan gaz analiziyle PaO2, PaCO2, pH, lökosit ve trombosit değerleri belirlendi.
PaO2 grup K, grup L ve grup M'de 0. saate göre 6. saatte azaldı (p<0.001). PaCO2 grup K (p<0.001) ve grup L'de (p<0.05) azaldı. pH grup K'da 6. saatte 0. saate göre azaldı (p<0.001). Lökosit değerlerinde değişiklik olmadı (p>0.05). Trombosit değerleri grup K ve grup L'de azaldı (p<0.05), grup M'de değişmedi (p>0.05)
Sonuç olarak; asit aspirasyonuna bağlı AAH'nın tedavisi amacıyla erken dönemde kullanılan lidokain ve metilprednizolonun PaO2'deki azalmayı kısmen kontrol ettiği, PaCO2, pH ve lökosit değerlerinde önemli değişikliklere neden olmadığı, metilprednizolonun trombosit sayısındaki azalmayı önlediği tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Asit aspirasyonu, akut akciğer hasarı, arter kan gazları, lökosit, trombosit |
Doğal menopoz başlangıç yaşının değerlendirilmesi 20(2): 70-72, 2005 |
Ahmet M. ŞENGÜL (*), Nigar YÜCETÜRK (*), Mehmet SARGIN (**)
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği, Uz. Dr.*; Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği, Uz. Dr.** |
|
|
Menopoz polikliniğine başvuran doğal menopoz olgularında menopoz başlangıç yaş ortalamasını, parite, sigara içimi ve sosyoekonomik durumun menopoz yaş ortalaması üzerine etkisinin olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi menopoz polikliniğine başvuran toplam 542 postmenopozal hasta değerlendirmeye alındı. Cerrahi menopozda olduğu tespit edilen 171 hasta çalışma kapsamı dışında bırakıldı. Çalışma grubunu oluşturan hastaların menopoz yaşı, paritesi, sigara kullanımı ve sosyoekonomik durumu prospektif olarak incelendi. Doğal menopoz grubunu oluşturan hastaların yaş ortalaması 47.4±2.9 olarak tayin edildi. Çalışmaya alınan olguların 32'si (% 8.6) nullipar, 339 (% 91.4) hasta multipar idi. Nullipar ve multiparların menopoz başlangıç yaş ortalamaları sırasıyla 45.1±2.1, 47.6±3.0 olarak saptandı. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Menopoz başlangıç yaş ortalamasını düşüren etkenlerin bilinmesi menopoza giriş yaş ortalamalarını yükseltmeye çalışmanın yanında, olguların erken dönemde tanı ve tedavisini sağlayarak hastaların postmenopozal dönemdeki yaşam kalitesini artıracağından, ülkemizde bu konuda daha fazla ve büyük serili çalışmalar yapılması gerektiğine inanmaktayız.
Anahtar kelimeler: Menopoz, başlangıç yaşı, parite, sigara |
Diyabetik retinopati ile idrar albümin/kreatinin oranı arasındaki ilişki 220(2):73-76, 2005 |
Zerrin BAYRAKTAR (*), Şükrü BAYRAKTAR (**), Nilay ALACALI (*), Ali İPBÜKER (*), Hikmet BAYER (*), Muhsin ALTUNSOY (**)
Türk Diyabet Cemiyeti Diyabet Hastanesi Göz Hastalıkları*; Beyoğlu Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi** |
|
|
Amaç: Tip 2 diyabetli hastalarda random idrarda ölçülen albumin/kreatinin oranı ile diyabetik retinopati arasındaki ilişkiyi incelemek ve en iyi 'A/K (Albumin/Kreatinin) eşik değerini saptamak.
Materyal ve Metod: Türk Diyabet Cemiyeti Diyabet Hastanesinde Tip 2 diyabetli 94 hastadan alınan random idrarda Bayer DCA 2000 Albumin/Creatinine Analiser ile A/K oranı saptandı ve retina uzmanı tarafından hastaların fundus muayeneleri yapıldı. Birçok A/K eşik değerinde (5-100 mg/g arasında) duyarlılyık, özgüllük, yalancı pozitif ve negatif oranlar ile yalancı pozitif ve negatif öngörü değerleri saptandı.
Bulgular: Diyabetik retinopatiyi öngörmede en iyi 'A/K eşik' değerleri 10 ve 12 mg/g olarak bulundu. 10 mg/g en yüksek pozitif (% 72,9) ve 12 mg/g en iyi negatif (% 66,7) öngörü değeri olarak saptandı. 10 mg/g alındığında retinopatiyi öngörmede en iyi duyarlılık ve özgüllük değerleri sırasıyla % 75 ve % 61,9 olarak bulundu. 12 mg/g değerinde duyarlılık ve öz-güllük sırasıyla % 67,3 ve % 69,1 olarak bulundu.
Sonuç: Nispeten ucuz, kolay ve noninvazif bir yöntem olan random idrarda A/K saptanması kabul edilebilir bir doğruluk ve öngörü ile diyabetik retinopati derecesini tahminde kullanılabilir.
Anahtar kelimeler: Diyabetik retinopati, albumin/kreatinin oranı |
Servikal biyopsi patolojilerinin değerlendirilmesi 20(2):77-79, 2005 |
Yıldız AYHAN-TUNÇAY (*), Selen SEZGİNSOY (**), Cengiz OMURCAN (**), Ahmet KİREÇCİ (**), Neşe YÜCEL (***)
SSK Göztepe Hastanesi IV. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Başasistan*; Asist. Dr.**; Klinik Şefi Doç. Dr.*** |
|
|
Papanicolaou smear tarama testi pozitif gelen veya direkt inspeksiyon ile şüpheli servikal lezyon görülen olguların servikal biyopsi patolojilerini değerlendirmeyi amaçladık.
Ocak 2003 ile Mayıs 2003 tarihleri arasında SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Septik servisinde toplam 51 hastaya servikal biyopsi yapıldı. Alınan doku örnekleri, 7 hasta dışında hastanemiz patoloji kliniğinde incelendi. Servikal biyopsi sonuçlarına ulaşılabilen 44 olgunun histopatolojik tanıları retrospektif olarak incelendi. Sonuçlar yüzde oranlarıyla değerlendirildi.
Olguların 27'sinde (% 61.36) kronik servisit, 8'inde (% 18.18) endoservikal polip, 1'inde (% 2.27) granülamatöz reaksiyon, 1'inde (% 2.27) endoservikal glandüler proliferasyon, 1'inde (% 2.27) koilositoz, 1'inde (% 2.27) servikal intraepitelyal neoplazi (CIN I) saptanırken 5 olgu (% 11.36) ise serviks kanseri tanısı aldı. Serviks kanseri olgularının dördünde biyopsi öncesi servikal smear testi yoktu, bir olgunun ise Pap smear sonucu negatifti.
Serviks kanseri, günümüzde prekürsör lezyonlarının erken tanı ve tedavisinin yapılması sonucunda önlenebilen bir kanserdir. İnvazif kanser sıklığını azaltmak amacıyla Pap smear tarama testi daha yaygın ve programlı bir şekilde uygulanmalıdır.
Anahtar kelimeler: Pap smear, servikal biyopsi, serviks kanseri |
Habis plevral mezotelyomada perikardial tutulum: İki görüntüleme yönteminin karşılaştırılması 20(2):80-82, 2005 |
A. Çetin TANRIKULU (*), Levent ÖZDEMİR (**), Canan EREN DAĞLI (*), Abdurrahman ŞENYİĞİT (*), Zuhal ARITÜRK (**)
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı*; Kardiyoloji Ana Bilim Dalı** |
|
|
Habis plevral mezotelyoma (MPM) lokal yayılım gösterir. Perikard tutulumu hakkında bilgiler kısıtlıdır. Bu çalışmada hastalığın şiddeti ile perikard tutulumu arasındaki ilişki araştırılmıştır.
Ocak 2001-Aralık 2003 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahi kliniklerinde takip edilen 9'u (% 33) kadın, 18'i (% 67) erkek 27 MPM hastası çalışmaya alındı. Yaş ortalaması 51.8±12.3 (22-82) olarak bulundu. Hastalardan 23'ünün (% 85) asbest teması mevcuttu ve bu temas çevreseldi. 22 (% 82) hastaya kapalı plevral biyopsi ile, 5'ine ise (% 18) operatif yöntemlerle tanı kondu.
Olgulardan 11'inde epitelial tip, üçünde mikst tip ve birinde sarkomatöz tip olduğu saptandı. 12 hastada ise tip tayini yapılamadı. 18 (% 67) hasta evre 1, 8 (% 29) hasta evre 2 ve 1 (% 4) hasta evre 3 olarak saptandı.
Perikardial tutulum ekokardiografik incelemeyle araştırıldı. Toplam 19 (% 70) hastada ekokardiyografide perikardiyal tutulum saptandı. Bu olgulardan 9'unda perikardial kalınlaşma, 8'inde perikardial ekojenite artışı, 2'sinde perikardial kitle ve 2'sinde ise perikardial efüzyon saptandı. Hastalığın evresi ile ekokardiyografik perikardial tutulum arasında bir ilişki yoktu. Hastaların toraks BT'lerinde 4 hastada perikardial tutulum saptandı.
MPM hastalarında perikard tutulumuna sık rastlanır. Bu tutulum ekokardiyografi kolayca saptanabilir. Bu olgularda rutin ekokardiyografik inceleme non invaziv, ucuz ve yararlı bir işlemdir.
Anahtar kelimeler: Habis plevral mezotelyoma, perikard tutulumu, ekokardiografi |
Akut inflamasyon anemili olgularımızın izlemi 20(2):84-86, 2005 |
Şihmir ŞİMŞEK (*), M. Dursun KAYA (**), Recep AKDAĞ (***), Mustafa BÜYÜKAVCI (****), Cahit KARAKELLEOĞLU (*****)
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Çocuk Kliniği, Uz. Dr.*; Atatürk Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksekokulu, Yard. Doç. Dr**; Pediatri Anabilim Dalı, Prof. Dr.***; Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı, Yard. Doç. Dr.****; Pediatri Anabilim Dalı Başkanı, Prof. Dr.***** |
|
|
Çocukluk çağı anemi nedenleri arasında, sıklık yönünden demir eksikliği anemisinden sonra ikinci sırayı akut inflamasyon anemisi almaktadır. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Polikliniği'ne Şubat 2002-Ekim 2002 tarihleri arasında başvuran 6 ay-6 yaş arası çocuklardan, son bir ay içinde geçirilmiş infeksiyonu olanları belirledik. Bu olgulardan eritrosit sedimantasyon değeri 20 mm/saat üzerinde olanlar çalışma kapsamına alındı. 1004 olgunun 79'unda inflamasyon anemisi tespit ettik. Ancak, bu gruptaki 33 olguda aynı zamanda demir eksikliği mevcuttu. Hiçbir hematinik tedavi vermeden bir ay sonra kontrole çağırdığımız bu grupta hemoglobin değerlerinde anlamlı artış tespit edildi (p<0.001).
Anahtar kelimeler: İnflamasyon, anemi, çocuk
|
Romatoid artritli hastalarda kardiyovasküler hastalık risk faktörleri ve metabolik sendrom 20(2):87-90, 2005 |
Funda CÜREBAL-YALÇIN (*), Aytekin OĞUZ (**), Huriye BERK-TAKIR (***), Mümtaz TAKIR (****), Füsun MORAL-OĞUZ (*****), Mehmet UZUNLULU (****)
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği, Asist. Dr.*; İç Hastalıkları Klinik Şefi, Prof. Dr.**; SSK Süreyyapaşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi, Asist. Dr.***; SSK Göztepe Eğitim Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği, Uz. Dr.****; SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Romatoloji, Uz. Dr.***** |
|
|
Romatoid artrit (RA) morbidite ve mortalitesi yüksek, kronik, inflamatuar bir hastalıktır. RA'da en sık ölüm nedeni kardiyovasküler olaylardır. Bu çalışmada RA'lı hastalarda kardiyovasküler hastalık (KVH) risk faktörleri ve metabolik sendrom sıklığını araştırarak RA ile KVH insidansı arasındaki ilişkiyi bu açıdan değerlendirmeyi amaçladık.
Çalışma; SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Romatoloji polikliniğinde takip edilen ve çalışma kriterlerine uyan romatoid artritli 100 hasta ile benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip gönüllü 91 kişi üzerinde yapıldı.
Her iki grup arasında total kolesterol, HDL kolesterol, LDL kolesterol, trigliserid düzeyi, diyabet sıklığı, sigara kullanımı, ailede erken KVH öyküsü açısından anlamlı fark yoktu. RA'lı hastalarda hipertansiyon sıklığı kontrol grubuna göre daha yüksekti (% 49'a karşılık % 27; p<0.05). Metabolik sendrom sıklığı RA grubunda % 9 daha yüksekti (p>0.05).
Bulgular RA'lı hastalarda hipertansiyon ve metabolik sendrom sıklığındaki artışın bu hastalarda KVH riskinin artmış olmasında etkili olabileceğini düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom |
Bir eğitim hastanesinde yatarak tedavi gören bir grup hastada depresyon ve anksiyete düzeyleri 20(2):91-94, 2005 |
Çiçek HOCAOĞLU (*), Gökhan KANDEMİR (**), Filiz CİVİL (**), Ayşe KAYA (***)
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Yard. Doç. Dr.*; Arş. Görev. Dr.**; Hemş.*** |
|
|
Yatarak tedavi gören fiziksel hastalığı olanlarda eş zamanlı olarak ruh sağlığını önemli ölçüde etkileyen ruhsal bozuklukların olduğu, buna karşın bu hastalarla ilgili olarak psikiyatri konsültasyonu isteme oranlarının oldukça düşük olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle, tedavi sürecini ve süresini olumsuz yönde etkileyen ruhsal bozukluklarının psikiyatrlar kadar psikiyatri dışı hekimler tarafından da bilinmesi son derece önemlidir. Biz de bu amaçla hastanemizdeki psikiyatrik konsültasyonlarının durumunu araştırmayı amaçladık.
Hastalara Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından hazırlanan ve hastanın sosyodemografik özellikleri, mevcut tıbbi tedavi, konsültasyon isteme amacı, önceki psikiyatrik öykü, ruhsal muayene bulguları, tanı ve tedaviyi içeren konsültasyon formu ve Hastane Anksiyete-Depresyon Ölçeği ilgili araştırmacılar tarafından uygulandı. Hastaların tanıları DSM-IV tanı ölçütlerine uygun olarak uzman hekim görüşü alınarak konuldu.
Toplam 91 hasta (203'ü erkek, 190'i kadın, yaş aralığı 18-94, yaş ortalaması 46.17+17.4) konsülte edildi, konsültasyon isteklerinin % 57.1'i dahili dallara, % 42.9'u cerrahi dallara aitti.
Genel hastanelerde yatarak tedavi gören hastaların psikiyatrik sorunlarının hastaların hastanede yatış sürelerini, tedavi süreçlerini olumsuz yönde etkilediği bilinmesine rağmen, ülkemizdeki diğer çalışmalarda da belirtildiği gibi konsültasyon isteme oranları henüz istenilen düzeyde değildir.
Anahtar kelimeler: Fiziksel hastalıklar, psikiyatrik konsültasyon, genel hastaneler, depresyon, anksiyete |
Yükseğe çıkabilmek için gerekli diz fleksiyonu 20(2):95-97, 2005 |
Koray ÜNAY (*), Emre DEMİRÇAY (*), Mehmet VESKE (*), Mehmet Emin ŞAHİN (*), Nadir ŞENER (**)
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği Uzmanı*; Klinik Şefi, Doç. Dr.** |
|
|
Çalışmamızda amacımız, insanın standart bir sandalyenin üzerine çıkabilmesi için gereken diz fleksiyonunun boya göre tespitidir.
Değişik boy uzunluğunda, dizlerinden sorunu olmayan 200 kişi çalışmaya alındı. Bu kişiler piyasada satılan 15 sandalyenin ortalama yüksekliği olan 42 cm'lik sandalyenin üzerine çıkarken gerekli olan maksimum diz fleksiyonları ölçüldü. Sandalyenin üzerine çıkma her hastada aynı prosedüre uygun yapıldı. Deneklerin ihtiyaç duydukları diz fleksiyonu ile boy uzunlukları kayıt edildi.
Dizin fleksiyondaki değişimlerinin boy ile ters orantılı olduğu gözlendi. Deneklerin boyları 10'ar cm.'lik gruplara ayrılarak sandalye üzerine çıkarken gerek duyulan fleksiyonları ile tablo oluşturuldu.
Özellikle total diz artroplastisinde hastaların en önemli beklentilerinden biri de dizinin yeterli fleksiyona gelmesidir. Ameliyat öncesi planlamada en geniş hareket açıklığı hedeflenirken fonksiyonel alt sınır bilinmelidir.
Hastaların en önemli fonksiyonlarından biri olan yükseğe tırmanma hareketi için "gerekli diz fleksiyonu-hastanın boyu ile değişimi" tablosu oluşturulmuştur.
Anahtar kelimeler: Diz eklemi, sandalyeye çıkmak, total diz protezi |
Overin berrak hücreli karsinomu 20(2):98-100, 2005 |
Gülizar YEŞİLKAYA-ERSOY (*), Cüneyt E. TANER (*), Afet EGE (*), Esin ÇELİK (*), Ahmet GÜLER (*)
SSK Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Hastanesi* |
|
|
Amaç: Overin berrak hücreli karsinomu (CCC) olgularınının klinik özellikleri, tedavi ve prognozlarının incelenmesi.
Materyal ve Metod: 1991-2003 tarihleri arasında histopatolojik olarak CCC tanısı almış 19 olgu retrospektif olarak analiz edildi.
Bulgular: Yaşları 40 ile 72 arasında değişen 19 olguda ortalama yaş 55.2 olarak saptandı. Altı olgunun yaşı 50'nin altında idi. Karın şişliği en sık (% 77) ifade edilen semptomdu. Preoperatif olarak 19 olgunun 15'inde yapılan CA-125 ölçümlerimde 8 olguda (% 53.3) değerler 35 Ü/ml'nin üzerindeydi. Olguların USG tetkiklerinde boyutları 3.5 cm ile 30 cm arasında değişen kistik veya semisolid adneksiyal kitleler tespit edildi. Olguların hepsi primer olarak cerrahi ile tedavi edildi. En sıklıkla Ic evresindeki olgular saptandı (n=7, % 36.8). Olguların ortalama takip süreleri 38 aydı (8 ile 138 ay arası). Evre I- II olguların ortalama takip süresi 39.6 ay , evre III ve IV olguların ise 22.5 aydı. Evre IIIc ve IV olan iki olgu ortalama 30.5 ayda exitus oldu.
Sonuç olarak, CCC olgularda erken tanı konulması, iyi bir cerrahi evreleme yapılması ve optimal tedavi uygulanması prognoz açısından çok önemlidir.
Anahtar kelimeler: Overin berrak hücreli karsinomu, over tümörleri |
Kardiyopulmoner resusitasyon sonuçlarımız ve eğitimin gerekliliği (*) 20(2):101-103, 2005 |
E. Nursen KOLTKA (**), Mustafa SÜREN (***), Aydemir YALMAN (****), Melek ÇELİK (*****)
XXXVI. TARK Kongresinde sunulmuştur.*; SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kl.Uz. Dr.**; Asist. Dr.***; Şef Yard.****; Şefi Doç. Dr.***** |
|
|
Hastanemizde uygulanan kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) hizmetinin kalitesini belirlemek, karşılaşılan sorunları irdelemek ve KPR eğitiminin gerekliliğini vurgulamak amacıyla müdahale edilen kardiyopulmoner arrest (KPA) olguları değerlendirildi.
Ekim 1999-Haziran 2002 arasında KPR uygulanan 365 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların kliniklere göre dağılımı, arrest tanısı konulduktan sonra kliniğimize haber verilme süresi, olguya ulaşım süresi, olguya klinik personeli tarafından yapılan ilk müdahaleler ve alınan sonuçlar kaydedildi.
KPA tanısı konulduktan sonra haber verilme süresi ortalama 7.04±3.66 dk, ulaşım süresi ortalama 4.06 ±2.50 dakika bulundu. Ulaşım süresine kliniklerin reanimasyon kliniğine olan uzaklıklarının etkili olduğu tespit edildi. Olguların % 52.8'inde kardiyopulmoner arrest, % 29.5'inde sadece solunum arresti, % 17.7'sinde çeşitli solunum problemi mevcuttu. Olguların % 30.7'sine klinik personeli tarafından hiçbir işlem yapılmamıştı. Tüm olguların % 73.2'si ex oldu, % 17.6'sı yoğun bakımda, % 9.2'si servisinde takibe alındı.
Sonuç olarak, KPR uygulanan olguların sağkalım oranları literatür verilerine göre düşük bulundu. Bu durumun nedenleri, özetle; olayın geç haber verilmesi, olguların tümünün monitör yetersizliğine bağlı asistoli olarak kabul edilmesi ve ilk müdahale yapan klinik mensuplarının KPR konusunda yetersiz bilgi ve deneyime sahip olmasıdır. Bu da özellikle asistan ve hemşirelerin Temel ve İleri Yaşam Desteği eğitimini almaları ve etkili KPR için gerekli olan donanımların tüm kliniklerde bulundurulması gerekliliğini göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Kardiyopulmoner resusitasyon, sağkalım, eğitim |
Annelerin emzirme konusundaki bilgi ve tutumları 20(2):104-107, 2005 |
Ahmet M. ŞENGÜL (*), Şule YILDÖN (**), Mehmet SARGIN (***)
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Uzmanı*; Hürriyet Gazetesi İşyeri Hekimi, Aile Hekimliği Uzmanı**; Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Uzmanı*** |
|
|
Tanımlayıcı bir araştırmayla annelerin emzirme konusundaki bilgilerinin ve bu bilgileri etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum kliniğinde altı aylık süre içinde ileriye yönelik sistematik örnekleme ile seçilen annelerden görüşmeyi ve hazırlanan anketi yanıtlamayı kabul edenlerle gerçekleştirildi. 300 anneden miadında doğum yapan 211 anne çalışmaya alındı. Annelerin 42'si (% 20.2) sezaryen, 169'u (% 79.8) normal doğum yapmıştı. Öğrenim düzeyleri % 79.9'unda ilkokul ve altı, % 20.1'inde ortaokul ve lise, % 10'unda ise üniversite ve yüksek-okul idi. Normal doğum yapan annelerde bebeğini ilk iki saatte emzirme oranı (% 60.4), sezaryenle doğum yapan annelere (% 30.3) göre yüksek bulundu (p<0.01). Normal doğum yapan annelerde doğumdan sonraki iki saate kadar bebeğini emzirme oranı, ilkokul ve altı öğretimlilerde % 63.2, ortaokul ve lise öğretimlilerde % 67.8 iken, üniversitelilerde % 65.4 idi. Anne öğrenim düzeyleri ile bebeğe ilk altı ay boyunca anne sütünün tek başına yeterli olduğu hakkındaki bilgi ve bebeklerini emzirmeyi planladıkları süre arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Sonuç olarak, "başarılı emzirme için 10 öneri" uygulamasının yaygınlaştırılması sonucu anne ve bebek sağlığında elde edilecek faydalar için, emzirme eğitimi bir danışmanlık hizmeti şeklinde sürekli olarak hem doğum öncesi hem de doğum sonrasında verilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Anahtar kelimeler: Eğitim, anne sütü, emzirme, alışkanlık |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|