GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / ARALIK 2006

 

Vitiligo ile birlikte görülen organ özgül otoantikorlar ve eşlik eden otoimmün hastalıklar, 21(4):161-164, 2006
Mukaddes KAVALA, Filiz ÇAVUŞ, İlkin ZİNDANCI
ÖZET
 
      Vitiligolu hastalarda sıklıkla eşlik eden başka otoimmün hastalıklar bildirilmiş ve vitiligonun bir hastalık olabileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada vitiligo patogenezinde otoimmünite teorisinin rolünü değerlendirmek amacıyla hastalarda organ özgül otoantikorlar ile eşlik eden otoimmün hastalıklar araştırıldı.
      Klinik olarak vitiligo tanısı konan 45 hastada antimitokondriyal otoantikor (AMA), antitroglobulin otoantikor (ATG), tiroid mikrozomal otoantikor (TPO), gastrik pariyetal hücre otoantikoru (GPC), adacık hücre otoantikoru (ICA), düz kas otoantikoru (SMA), karaciğer-böbrek mikrozomal otoantikor (LKM) ve antinükleer otoantikor (ANA) düzeyleri ve eşlik eden diğer otoimün hastalıklar araştırıldı. Kontrol grubu 35 sağlıklı bireyden oluşturuldu ve sonuçlar vitiligo hasta grubunun bulguları ile karşılaştırıldı.
      Hasta grubunda 13 (% 28.8), kontrol grubunda ise 7 (% 20) olguda bir veya birden fazla otoantikor pozitif bulundu. İki grup arasında otoantikor pozitifliği açısından anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Hastalık süresi uzun olgularda GPC seropozitifliği anlamlı derecede yüksek bulundu.
      Bulgular otoimmün etyopatogenezi desteklememekle birlikte, uzun süren vitiligolu hastalarda otoantikorların saptanması subklinik veya klinik otoimmün hastalıkların gelişme olasılığını göstermesi açısından önemlidir.
      Anahtar kelimeler: Vitiligo, otoimmün hastalık, organ özgül antikor

Niğde yöresindeki kalp-damar hastalarının bazı beslenme alışkanlıkları ile serum kalsiyum ve magnezyum düzeyleri, 21(4):165-169, 2006
Meral AKSOY, Zeynep ALAN, Kadriye KAYAKIRILMAZ, Makbule GÖZMEN
ÖZET
 
      Niğde Devlet Hastanesine başvuran 26 kalp-damar hastası çalışma grubu ve bunlarla eşleştirilmiş 53 kişi kontrol grubu olarak araştırmanın kapsamına alındı. Antropometrik ölçümleri ile vücut kütle göstergeleri (VKG=kg/m2) bulundu, bazı yiyecek tüketim sıklığı alındı ve serum kalsiyum ve magnezyum düzeyleri tayin edildi. VKG'ye göre, gruplardaki bireylerin hafif şişman kategorisinde toplandığı, bu oranın çalışma grubunda daha yüksek olduğu saptandı. Aynı şekilde alkol, sigara ve kahve alışkanlıklarının da çalışma grubundaki bireylerde daha sık olduğu dikkati çekti. Yiyecek tüketim sıklığında hastalıktan koruyucu olduğu savunulanların özellikle kurubaklagil, süt ve süt ürünlerinin çalışma grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli derecede seyrek tüketildiği bulundu. Üstelik bu bulgu şeker gibi rafine ve boş kalori veren yiyeceklerde de kendini gösterdi. Grupların serum kalsiyum düzeylerinde belirgin bir farklılık yokken, magnezyum düzeyinin çalışma grubunda önemli derecede arttığı, alkol alanlarda ise düştüğü saptandı. Bu farklılık hastalığın halen aktif olduğunu ve alkol alanlarda gereksinmenin arttığını gösterebileceğini düşündürmektedir.
      Anahtar kelimeler: Beslenme alışkanlıkları, serum kalsiyumu, serum magnezyumu, kardiyovasküler hastalar

İnspiryumda kalbin elektriksel eksenindeki değişiklik derecesi ile miyokard perfüzyon sintigrafisindeki diyafragmatik atenüasyon artefaktı arasındaki ilişki, 21(4):170-173, 2006
Hurşit SOYER, Bahadır CEYLAN, İlhami USLU
ÖZET
 
             Diyafragmatik atenüasyon artefaktı (DAA), miyokard perfüzyon-SPECT (MP-SPECT) görüntülemesinde, erkeklerde sol ventrikülün inferiyor duvarına ilişkili olarak en sık karşılaşılan atenüasyon artefaktıdır. DAA’nın giderilmesi için bazı standart yöntemler uygulanmaktadır. Ancak, bu yöntemlerin bazı kısıtlılıkları mevcuttur. Pron pozisyonunda görüntüleme en yaygın uygulamalardan biri olmakla birlikte, bazı hastalar bu pozisyonda yatma zorluğu çekmektedirler Bizim çalışmamızda kalbin toraks içindeki pozisyonunu ve özellikle solunum sırasında diyafragma ile ilişkisini yansıttığı düşünülen inspiryumda kalbin ortalama elektriksel eksen değişikliğinin DAA oluşumu üzerindeki etkisi incelendi. Çalışmaya toplam 67 erkek hasta alındı. Tüm hastaların bel/kalça oranları ve beden kitle indeksleri saptandı, normal solunum ve derin inspiryum sırasındaki EKG'leri çekildi ve ortalama elektriksel eksenleri hesaplandı. Rutin MP-SPECT görüntülemesi, pron pozisyon görüntülmesi ve gated SPECT çalışması yapıldı. Hastalar DAA olanlar ve olmayanlar olarak iki gruba ayrılarak değerlendirildi. DAA olanlarda eksen değişikliği 13.8±16.2 derece ve DAA olmayanlarda eksen değişikliği 45.8±31.2 derece saptandı ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). ROC (Receiver Operating Curves) analizi ile elde edilen veriler, 17 derecelik bir eksen değişikliğinin DAA tanısı yönünden kritik değer olabileceğini düşündürdü. Sonuç olarak derin inspiryumda kalbin ortalama elektriksel eksen değişikliğinin 17 derece ve daha az olmasının DAA'nı belirlemede etkili olabileceği düşündürdü.
      Anahtar kelimeler: Kalbin elektriksel aksı, diyafragmatik atenüasyon artefaktı, miyokard perfüzyon sintigrafisi

Apertura piriformis ve os nasale'nin morfometrik özellikleri, 21(4):174-177, 2006
Müjde UYGUR, Mete ERTÜR, Aslı AKCAN, Gülgün KAYALIOĞLU
ÖZET
 
      Cavitas nasi'nin kemik girişini meydana getiren apertura piriformis ile bu girişin üst sınırlarını oluşturan os nasale'ler ve bu yapılara tutunan burun kıkırdakları burun iskeletini meydana getirirler. Burun sırtını ve solunum yollarının ilk giriş kısmını oluşturan bu yapıların morfometrisi solunum fonksiyonu açısından önem taşır.
      Bu çalışmada yaş ve cinsiyeti belirsiz 38 adet cranium kullanılarak, apertura piriformis ve os nasale'ler incelenmiştir. İncelenen 38 adet cranium'da, os nasale'lerin iç kenar uzunluğu 21.02±3.5 mm, dış kenar uzunluğu 24.00±3.53 mm, üst kısım genişliği 8±1.94 mm, bilateral 12.25±2.55 mm ve alt kısım genişliği 10.29±1.67 mm, bilateral 14.26±1.86 mm olarak tesbit edildi. Apertura piriformis'in yüksekliği 35.95±3.14 mm ve genişliği en geniş kısmı olan alt kısmında 23.99±2.62 mm, üst kısmında ise 15.37±1.97 mm olarak ölçüldü. Os nasale'lerin şekil tipleri incelendiğinde ise Tip 1 % 57.9 ve Tip 4 % 15.8 ile en sık rastlanılan tipler olarak saptandı. Elde edilen bulgular literatürdeki diğer çalışmalarla karşılaştırıldı.
      Anahtar kelimeler: Apertura piriformis, os nasale, makroskopik anatomi

Rakım tüberköloz sıklığını etkileyen bir faktör müdür? 21(4):178-181, 2006
A. Çetin TANRIKULU, Abdurrahman ABAKAY, Özlem ABAKAY, Adil ALP
ÖZET
 
        Son yıllarda dünyada tüberküloz (TB) konusunda önemli gelişmeler olmuştur. TB sıklığı üzerinde etkili faktörler araştırılmıştır. Bu çalışmada 1999-2003 yılları arasında ülkemizde TB sıklığına etki eden faktörlerin saptanması amacıyla iki ilde TB kontrol çalışmaları incelendi. Diyarbakır'da dört, Kars'ta iki adet verem savaş dispanseri (VSD) mevcuttur. Bu şehirlerde bulunan dispanserlerinin aylık hasta tanı ve tedavi bildiriminde kullandıkları formlar retrospektif olarak incelendi.
      Bu dönemde Diyarbakır'da toplam 2387 yeni TB hastası saptanmıştır. Hastaların 1844'ü (% 77.2) akciğer TB ve 543'ü (% 22.8) akciğer dışı TB idi. Akciğer TB hastalarının 691'i (% 37.5) yayma pozitifti. Aynı dönemde Kars'ta 375 yeni TB hastası saptanmıştır. Hastaların 276'sı (% 73.6) akciğer TB ve 99'u (% 26.4) akciğer dışı TB idi. Akciğer TB hastalarının 50'si (% 18.1) yayma pozitifti. Ortalama TB sıklığı Diyarbakır'da 37.55/100.000, Kars'ta 19.59/100.000 idi (p<0.05). Akciğer TB sıklığı Diyarbakır'da 29.04/100.000, Kars'ta ise 14.53/100.000 idi (p<0.05). Diyarbakır'ın deniz seviyesinden yüksekliği 660 metreyken, Kars'ın ise 1768 metre olarak bulunmuştur. Devlet planlama teşkilatının yaptırdığı araştırmaya, şehirleşme oranı ve okur yazarlık oranı verilerinde iki il arasında anlamlı fark saptandı (p<0.05). İki il arasında saptanan anlamlı sıklık farkının ciddi rakım farkına (2.3 kat) bağlı olduğu düşünüldü. Ayrıca, bazı sosyoekonomik parametrelerin de TB prevalansı üzerine etkili olabileceği düşünülmektedir. Fakat, TB prevalansına etkili faktörlerin etkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
      Anahtar kelimeler: Tüberküloz, rakım, sosyoekonomik faktörler

Gaziantep ilindeki verem savaş dispanserlerine 2004 yılında başvuran hastaların incelenmesi, 21(4):182-187, 2006
Birgül ÖZÇIRPICI, Ferhat COŞKUN, Şeyda ÇANKAYA, Servet ÖZGÜR, Ömer BALCI, Hilal TURAN
ÖZET
 

     Bu çalışmada; Gaziantep ilindeki Verem Savaş Dispanserleri'ne (VSD) 2004 yılında başvuran hastaların incelenmesi, geçmiş yıllardaki olgu sayılarına göre tüberküloz (tbc) hastalığının sıklığında yıllar içinde bir değişim olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır.
      Bu retrospektif tanımlayıcı araştırmada, Gaziantep'de bulunan 1 ve 2 nolu VSD'lere gidilerek, tüm kayıtlar incelenmiş ve veriler hazırlanan anket formlarına işlendi. Yıllara göre hasta sayıları her 2 VSD’nin kayıtlarından çıkarıldı ve veriler bilgisayarda SPSS paket programında değerlendirildi.
      Her 2 VSD'de 2004 yılında kaydı bulunan toplam hasta sayısı 269 olarak belirlendi. Hastaların 166'sı erkek (% 61.7), 103'ü kadın (% 38.3) ve yaş ortalaması 33.51±17.53 idi. Hastaların % 48.3'ünün hiçbir sosyal güvencesi bulunmamaktaydı. Hastaların sadece % 50.6'sına aile taraması yapılmıştı. Tedavi durumu incelendiğinde; % 13.8'i tedaviye devam etmiyor, % 24.9'u ise halen tedaviye devam ediyordu. Daha sonra ulaşılan 81 hastanın % 60.2'sinde BCG skarı mevcuttu. Bu kişilerin % 17.1'inin ek bir hastalığı vardı ve en sık birlikte görülen hastalık diabetes mellitus idi. 1994 ve 2004 yılı arasındaki sürede hasta sayıları incelendiğinde; tüberküloz olgularının yıllar içinde giderek azaldığı belirlendi.
      Türkiye geneline benzer bir şekilde tüberküloz olgularının azalmasına rağmen; personel, tanı koyma, tedavi ve takip sorunlarının devam ettiği gözlenmiştir. Halen balgam yayması yapılmayan hastaların olduğu, nüks olgular için sistemli bir yaklaşımın olmadığı, yakın çevre taramasının hiç yapılmadığı, aile taramasının ise eksik yapıldığı belirlenmiştir. Hastalık bildirimlerinin düzenli yapılması, VSD’lerde çalışan başta hekimler olmak üzere tüm personelin eğitime alınması, kurumlararası işbirliğinin güçlendirilerek yardımlaşmanın sağlanması ve Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisinin en kısa sürede tüm ülkeye yayılması yararlı olacaktır.
      Anahtar kelimeler: Tüberküloz, sıklık, Gaziantep


Abdominal histerektomi operasyonlarında postoperatif analjezide rektal parasetamol ve rektal parasetamole intramusküler tramadol ilavesi, 21(4):188-191, 2006
Feyza YAYCI, Nurten BAKAN, İlknur SÖZENOĞLU, Tayyibe KAŞIKÇI, Melek ÇELİK
ÖZET
 
              Bu çalışmada abdominal histerektomi olgularında postoperatif analjezi amacıyla uygulanan rektal parasetamol ve rektal parasetamole intramüsküler tramadol ilavesinin etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı.
      Abdominal histerektomi planlanan, ASA I-II risk grubu, 18-70 yaş arası 90 kadın hasta çalışmaya dahil edildi. Standart anestezi yöntemi uygulanan olgular 30'ar kişiden oluşan 3 gruba ayrıldı. Ekstübasyonu takiben Grup I'deki hastalara rektal parasetamol 1000 mg, Grup II'deki olgulara intramüsküler tramadol 100 mg ve Grup III'deki olgulara her iki ilacın kombinasyonu verildi. Başlangıç, ekstübasyon sonrası, postoperatif 30. dk, 1., 2., 4., 6., 8., 12., 24. saatlerdeki vital bulguları ve ağrı şiddetini değerlendirmek amacıyla VRS (verbal rating Score) değerleri, yan etkiler ve ilk analjezik gereksinim zamanları kaydedildi. Postoperatif 24 saatlik takibin sonunda analjezi yöntemiyle ilgili hasta memnuniyeti (zayıf-orta-iyi-çok iyi) sorgulandı.
      Gruplar arasında hemodinamik veriler, ilk analjezik gereksinim zamanı, yan etkiler ve hasta memnuniyeti açısından farklılık saptanmadı. Postoperatif takip zamanlarında Grup I'in VRS değerleri, Grup II ve Grup III'e göre anlamlı yüksekti (p< 0.05), Grup II ve Grup III arasında ise fark yoktu (p>0.05).
      Postoperatif analjezi amacıyla rektal yolla uygulanan parasetamolün tek başına etkinliğinin yeterli olmadığı, tek başına kullanılan tramadol ile tramadol-parasetamol kombinasyonunun etkinliği arasında da farklılık olmadığı sonucuna varıldı.
      Anahtar kelimeler: Postoperatif analjezi, rektal parasetamol, intramüsküler tramadol, abdominal histerektomi

Astım bronşiale ve alerjik rinitli çocuklarda besin alerjisi, 21(4):192-194, 2006
Özlem KETENCİ ALTIKARDEŞLER, Sedat ÖKTEM, Gülnur TOKUÇ, Pınar UYGUR
ÖZET
 
               Klinik hastalıkların ortaya çıkışında katkıları olan ve alerjen maruziyetine cevap olarak IgE antikorları geliştirmeye artmış genetik yatkınlık olarak tanımlanan atopi, allerjenlerle uygulanan cilt testi cevabı ile değerlendirilebilir. Atopi, astım ve rinit gibi alerjik hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür. Bu çalışmada astım ve rinitli hastalarda besin alerjisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Yetmiş çocuğa (3-12 yaş) Türk diyetinde sık kullanılan 18 çeşit besin alerjisi cilt testi yapılarak değerlendirildi. Kontrol grubunda cilt testinde besin alerjisine karşı pozitif reaksiyon saptanmamasına karşın, rinitli hastaların % 12’si ve astımlıların % 20’sinde cilt testinde besin alerjisine karşı pozitif reaksiyon saptandı. Sadece 1 hastada besinle ilişkili wheezing görüldü.
      Anahtar kelimeler: Besin alerjisi, astım, alerjik rinit, çocuk

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker