GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / EYLÜL 2006

 

Bronşiolitli olgularımızda respiratuar sinsisyal virus (RSV) infeksiyonu sıklığının değerlendirilmesi, 21(3):113-115, 2006
Mine ERTEN, Nida KARYAĞAR, Müferet ERGÜVEN, Özgür OKUMUŞ, Nevin AKSU, Suar ÇAKI, Hanife AYDIN, Nail ÖZGÜNEŞ
ÖZET
 
       Bronşiolit, 2 yaş altı çocuklarda görülen bronşiollerin akut inflamasyonu olup, özellikle 3-6 ay arası çocuklarda sık görülür. Sıklıkla viral infeksiyonlar sonucu oluşur ve etken % 50’sinden çoğunda respiratuar sinsisyal virus (RSV)’dur.
      Hastanemiz süt çocuğu servisinde 1.12.2003-1.02.2004 tarihleri arasında alt solunum yolu infeksiyonu tanısı alan 100 hasta yaş, cins, predispozan faktörler, semptomların sıklığı, fizik muayene ve laboratuvar bulguları, ortalama yatış süreleri, tedavi protokolleri, prognoz açısından değerlendirildi. 100 hastanın nazofarengeal sürüntü materyalinde RSV bakıldı. Olguların yaşı ortalama 4 ay (33 gün-22 ay), erkek/kız oranı 1.58 idi. En sık görülen semptomlar öksürük ve hırıltı (% 100), burun tıkanıklığı (% 86), ateş (% 48) olarak bulundu. % 63 hastada RSV pozitifliği saptandı. Olgulara semptomatik tedavi uygulandı. Atopi öyküsü olan hastalara nebulize bronkodilatatör ve nebulize kortikosteroid verildi.
      Çalışmamızda farmakolojik ajanların akut bronşiolitin doğal seyrini değiştirmediği ve özellikle gereksiz antibiyotik kullanılmaması vurgulanmıştır.
      Anahtar kelimeler: Bronşiolit, respiratuar sinsisyal virus

Çocuklarda desfluran ile propofol anestezisinin hemodinami ve derlenme üzerine etkileri 21(3):116-120, 2006
Özlem SEZEN, Hülya BÜYÜKKIRLI, Elif BOMBACI, Serhan ÇOLAKOĞLU, Banu ÇEVİK, Şenay KORKMAZ
ÖZET
 
      Bu çalışmanın amacı, tonsillektomi ve/veya adenotonsillektomi ameliyatı uygulanacak çocuklarda desfluran ile propofol anestezisinin hemodinami ve derlenme üzerine etkilerini karşılaştırmaktır.
      Etik Komite onayı alındıktan sonra 4-12 yaş arası, ASA I-II fizik durumda 40 çocuk çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara ameliyattan 30 dakika önce 0.5 mg/kg midazolam oral verildikten sonra anestezi indüksiyonu için 0.5 µg/kg remifentanil, 2-2.5 mg/kg propofol ve 0.6 mg/kg rokuronyum verildi. Rasgele iki gruba ayrılan hastalara anestezi idamesi için oksijen içinde % 60 N2O ve 3 mg/kg/sa propofol (Grup I) veya oksijen içinde % 60 N2O ile % 6 desfluran (Grup II) uygulandı. Hastaların kalp atım hızı ve ortalama arter basıncı, entübasyon öncesi, endotrakeal entübasyon sonrası, cerrahi insizyon sonrası ve ameliyat sonuna kadar 5 dakika ara ile ölçülüp kaydedildi.
      Anestezi ilaçları ameliyat bitiminde kesildi. Ekstübasyon ve sözlü uyaranla göz açma zamanları kaydedildi. Aldrete derlenme skoru anestezi sonrası 5. ve 10. dakikalarda değerlendirildi.
      Çalışma gruplarının yaş, cinsiyeti vücut ağırlığı dağılımları ve anestezi süreleri benzer bulundu. Grup II’de kalp atım hızında entübasyon sonrası artış gözlendi. Ameliyatın 25. dakikasına kadar başlangıç değerlerinin üzerinde seyretti (p<0.05). Grup I’de ise ortalama arter basıncında 10. dakikadan sonra azalma gözlendi (p<0.05). Ameliyatın 25. dakikasındaki ölçümde başlangıç değerlerine ulaştı. Grup II’de sözlü uyaranla göz açma zamanı anlamlı olarak kısa (p<0.01), beşinci dakika Aldrete derlenme skoru anlamlı olarak yüksek bulundu (p< 0.05). Sonuç olarak; çocukların anestezi idamesinde desfluranın propofol gibi hemodinamik değerleri koruyabildiği, derlenme hızı yönünden propofolden daha iyi olduğu kanaatine varıldı.
      Anahtar kelimeler: Çocuklar, desfluran, propofol

Transpediküler vida fiksasyonu için C7 vertebra’nın anatomisi 21(3):121-124, 2006
Mete ERTÜRK, Gülgün KAYALIOĞLU
ÖZET
 
            Transpediküler vida fiksasyonu omurga instabilitelerinde son zamanlarda sıklıkla kullanılan bir cerrahi müdahaledir. Bu yöntemle omurgada posterior dekompresyon ve rekonstrüksiyon aynı anda yapılabilir. Bu anatomik çalışmada, transpediküler vida fiksasyonunda tekniğe yol gösterici olması amacıyla 49 adet insan C7 omurunun pediküllerinin anatomik özelliklerinin belirlenmesi hedeflendi. C7 omurun ortalama uzunluğu 5.84±0.95 mm, yüksekliği 6.82±1.01 mm, pedikül genişiliği 6.07±1.1 mm olarak bulundu. Massa lateralis’in arka kenarından corpus vertebra’nın ön kenarına olan mesafe (pedikül eksen uzunluğu) 30.37±2.41 mm, interpediküler mesafe 21.62±1.33 mm ölçüldü. Massa lateralis kalınlığı 7.64±1.4 mm idi. Başarılı bir vidalama pedikül anatomisinin ayrıntılı olarak bilinmesi ile mümkün olur. Bu çalışma gibi morfometrik anatomik çalışmalardan elde edilen bulgular daha iyi bir cerrahi yaklaşıma ve pedikül komşuluğundaki önemli nörovasküler yapıların korunmasını amaçlar.
      Anahtar kelimeler: Servikal omur, C7, transpediküler vida fiksasyonu, anatomi

Kliniğimizde yatan çocuklarda diş çürüğüne etki eden faktörlerin değerlendirilmesi 21(3):125-128, 2006
Sedat ÖKTEM, Gülnur TOKUÇ, M. KESKİN, P. BORAN, K. ESMER
ÖZET
 
      Modern diş hekimliğinin amaçlarından bir tanesi diş çürüğü olmayan çocukların sayısının artırılmasıdır. Bebeklik, hatta annenin hamileliği sırasında koruyucu uygulamalar başlanması ile ‘önlenebilir hastalıklar’ olarak tanımlanan bu hastalıkların önüne geçilebilmektedir. Erken diş kayıpları gelişme geriliği, konuşma bozuklukları, okulda konsantrasyon bozukluğu, öğrenme zorluğu ve okul devamsızlığında artışa sebep olabilir.
      Bizim çalışmamızın amacı, kliniğimize yatan hastalarımızın diş sağlığını değerlendirmek ve diş sağlığını olumsuz yönde etkileyen faktörleri ortaya çıkarmaktı.
      Kliniğimizde herhangi bir nedenle yatırılan 1 yaş ve üzerindeki 110 hasta diş çürükleri,diş fırçalama alışkanlıkları, ebeveynlerin diş sağlığı, ailenin sosyoekonomik özellikleri ve flor alım bilgilerini içeren standart bir form oluşturularak değerlendirildi.
      Biberonla beslenme,annesinde diş çürüğü olan, asgari ücret veya daha düşük maaş alan ailenin çocuklarında, eğitim düzeyi düşük babaların çocuklarında diş çürüğü olma oranı anlamlı olarak daha yüksekti.
      Çocuk hekimlerinin florür kullanımı, beslenme ve ağız temizliği alışkanlıkları konusundaki önerileri erken çocukluk ve sonrasında görülen çürüklerin korunmasında çok önemlidir. Özellikle sosyoekonomik durumu kötü, eğitim düzeyi düşük babaların çocukları, diş çürüğü olan anne çocukları diş çürüğü açısından yakından izlenmelidir. Ayrıca hastalar, diş hekimlerine rutin kontrol ve ileri uygulamalar için desteklenmelidir.
      Anahtar kelimeler: Diş sağlığı, çocuk

Diyarbakır 1 no.lu Verem Savaş Dispanseri’nde temaslı muayene ve kemoprofilaksi hizmetlerinin düzeyi 21(3):129-135, 2006
Abdurrahman ABAKAY, Özlem ABAKAY, A. Çetin TANRIKULU, Mehmet COŞKUNSEL
ÖZET
 
        Yakın temaslılarda tüberküloz (TB) hastalığının gelişiminin önlenmesinde ilaçla koruma tedavisi önemlidir. TB hastalarının yakın temaslıları bu açıdan dikkatli şekilde taranmalıdır. Bu çalışmamızda Diyarbakır 1 nolu Verem Savaş Dispanseri’nde kayıtlı 360 TB hastası ve 1986 yakın temaslısının kayıtlarını retrospektif olarak inceledik.
      Kaynak olguların 218 (% 60.6)’i erkek, 142 (% 39.4)’si kadın ve ortalama yaş 31.5±16.1 yıl idi. Kaynak olguların tanı esnasında yaptıkları ilk başvuru muayenesinin nedenleri olarak; en sık 280 (% 77.8) kişi ferdi muayene talebiyle, ikinci sırada temaslı muayenesi amacıyla 74 (% 20.6) başvurduğu saptandı. Kaynak olguların 270 (% 75)’inin akciğer tüberküloz, 90 (% 25)’ının akciğer dışı organ tüberkülozu olduğu saptandı Akciğer tüberkülozlu olguların 172 (% 63.7)’sinin yayma pozitif, 98 (% 36.3)’sinin yayma negatif olduğu saptandı. Yayma pozitif akciğer tüberküloz olgularında kür oranı % 40.7 olarak saptandı.
      Yakın temaslı olguların 948 (% 47.8)’i erkek, 1038 (% 52.2)’i kadın ve ortalama yaş 20.2±16.9 yıldı. Kaynak olgu başına ortalama 5.51±2.96 adet yakın temaslı kaydedildiği saptandı. Kaydedilen yakın temaslıların 596 (% 30)’sında tarama muayenesi yapılmadığı saptandı. Taraması yapılan 1390 temaslının; 264 (% 18.9)’üne ilaçlı koruma verildiği, 32 (% 2.3)’sine tüberküloz tanısı konulduğu, 92 (% 6.7)’sine BCG yapıldığı, 14 (% 1.1)’üne ikinci bir kontrol muayenesi önerildiği saptandı. Ulusal tüberküloz kılavuzunda geçen endikasyonlara göre ilaçlı koruma tedavisi verilmesi gerekirken verilmeyen 631 (% 45.4) yakın temaslı saptandı. Kaynak olgunun eğitimsiz oluşu ve gelir getirici bir işte çalışmamasının muayeneye gelme oranını anlamlı şekilde düşürdüğü, kaynak olgunun herhangi bir sosyal güvencesinin olmamasının ise bu oranı düşürmede etkili olmadığını saptadık.
      Sonuç olarak; VSD hizmetlerinin bir kısmında (özellikle de ilaçlı koruma konusunda) önemli eksiklikler saptandı. Bunların giderilmesinde ulusal programın tam uygulanması ve eğitim çabalarının artırılmasının gerektiği düşünüldü.
      Anahtar kelimeler: Tüberküloz, yakın temaslı, ilaçlı koruma

Sürekli ayaktan periton diyalizi hastalarında kateter çıkış yeri infeksiyonu 21(3):136-137, 2006
Bahadır CEYLAN, Aylin İZAT, Muzaffer FİNCANCI, Rüçhan ULUTÜRK
ÖZET
 

     Bu çalışmamızda amacımız, sürekli ayaktan periton diyalizi (SAPD) uygulanan hastalarda kateter çıkış yeri infeksiyonu (KÇİ) sıklığını, etken mikroorganizmaları ve antibiyotik duyarlılıklarını saptamak ve bu sonuçları göz önüne alarak verilebilecek en uygun ampirik antibiyotik tedavisinin ne olabileceğini belirlemekti. Çalışmamıza İstanbul Eğitim Hastanesi Nefroloji Kliniğinde Ocak 2002 ile Ocak 2003 tarihleri arasında takip edilen 76 hastayı aldık. Yetmişaltı SAPD hastasının 13'ünde (% 17) bir yıl süresince toplam 22 KÇİ atağı saptandı. Olguların dördünde iki, üçünde üç ve beşinde bir KÇİ atağı gözlendi. Etken patojen 22 olgudan izole edildi. Bunların 15'inde Stphylococcus aureus (% 62), üçünde koagülaz negatif stafilokok (KNS) (% 13), üçünde Pseudomonas aeruginosa (% 13), ikisinde Klebsiella pneumoniae (% 8) ve birinde difteroid çomak (% 4) izole edildi. Olgularımızda üretilen Stafilokokların % 86'sı ve Gram negatif çomakların tümü kinolonlara ve aminoglikozitlere duyarlı bulundu. Stafilokokların % 80'i metisiline duyarlı idi. Bu sonuçları göz önüne alacak olursak, ampirik tedavide etkenlerin çoğunluğunun duyarlı olduğu kinolonların veya aminoglikozitlerin ilk tercih olarak kullanılması önerilebilir.
      Anahtar kelimeler: Kateter çıkış yeri infeksiyonu, sürekli ayaktan periton diyalizi


Anemi ve kalp yetersizliği 21(3):138-141, 2006
Hüseyin TAŞKIRAN, Fatma ALİBAZ ÖNER, Mehmet Emin PİŞKİNPAŞA, Mecdi ERGÜNEY
ÖZET
 
              Konjestif kalp yetersizliği (KKY), tanı ve tedavideki tüm gelişmelere rağmen hala prognozu en kötü kardiyovasküler hastalıktır. Bu nedenle, kalp yetersizliğinde yaşam kalitesi ve prognozu kötü yönde etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bunlara yönelik tedavi stratejilerinin belirlenmesi çok önemlidir. Anemi, başlıbaşına bir kardiyomiyopati nedenidir. Dahası, hem konjestif kalp yetersizliğini hem de kalp yetersizliğinde nefropatiyi kötüleştirir. Ayrıca, kalp yetersizliğinde sağkalımı ve yaşam kalitesini azaltır. Yaşlı kalp yetersizlikli hastalarda hospitalizasyonları artırır.
      Bu çalışmada, konjestif kalp yetersizliği tanısıyla yatarak tedavi edilmiş 71 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların % 35'inde anemi tespit edildi. Bunların çoğu kronik hastalık anemisiydi. Anemi, kadınlarda, yaşlı hastalarda, kreatinin düzeyi yüksek olanlarda, hipertansif hastalarda, iskemik kalp hastalığı (İKH) olanlarda anlamlı derecede yüksek saptandı. Hem kadınlarda, hem erkeklerde anemi ve ejeksiyon fraksiyonu arasında herhangi bir ilişki saptanmadı.
      Anemi, birçok durumda iyi tanımlanmış bir komorbidite olmasına rağmen kalp yetersizliğindeki rolü daha yeni dikkat çekmektedir. Sonuç olarak, kalp yetersizliğinde anemi sıktır. Eşlik eden ek bir hastalık sıklığını artırır. Kalp yetersizlikli hastalarda aneminin erken tespiti ve erken tedavi edilmesi çok önemlidir. Aneminin tedavi edilmesiyle, hastaların yaşam kalitesi ve prognozu önemli derecede düzelmektedir.
      Anahtar kelimeler: Kalp yetersizliği, anemi

Epilepsi hastalarında valproik asid kullanımının serum lipid profilleri üzerine etkisi 21(3):142-144, 2006
Faruk İNCECİK, Özlem SANGÜN, İsmet MELEK, Taşkın DUMAN
ÖZET
 
              Antiepileptik ilaçların serum lipid konsantrasyonlarını etkilediği bilinir. Biz de valproik asid (VPA) kullanımının lipid profiline etkisini araştırdık.
      Epilepsi nedeniyle izlenen ve monoterapi olarak VPA kullanan 25 epileptik hasta ve yaş-cins olarak benzer 25 kontrol grubunda serum lipid profilleri seviyeleri ölçüldü.
      VPA kullanan ve kontrol gurubundaki olgular yaş ve cinsiyet açısından incelendiğinde anlamlı bir fark yoktu. Kontrollerle karşılaştırıldığında, VPA kullanımının serum lipid profili üzerinde değişikliğe neden olmadığı saptandı. VPA tedavisi alan grupta, TK, HDL-C, LDL-C, VLDL-C, TG, TK/HDL ve LDL/HDL değerlerinin yaş, cinsiyet, VPA'in serum düzeyi, dozu ve kullanım süresinden etkilenmediği saptandı
      Epilepsi tedavisinde uzun süreli kullanılması gereken VPA'in, serum lipid profili üzerine etkilerini gösteren farklı sonuçlar bildirildiğinden henüz bir fikir birliği yoktur. Bundan dolayı, VPA kullanan hastaların serum lipidlerinin belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiği kanısındayız.
      Anahtar kelimeler: Valproik asid, serum lipid profili, epilepsi

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker