 |
GÖZTEPE TIP DERGİSİ ARALIK 2008
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):112-117, 2008
Ankilozan spondilit’li hastalarda BASFI, BASDAI, BASMI, BASRI indeksleri ve ilişkili parametreler
|
Şeyma KOLUKISA (*), Afitap İÇAĞASIOĞLU (**), Pınar AKPINAR (*), Yasemin YUMUŞAKHUYLU (*), Füsun MORAL OĞUZ (***), Huriye ARAS (*)
|
|
|
Amaç: Ankilozan Spondilit’e (AS) özgü ölçüm indeksleri ile demografik veriler arasındaki ilişkiyi saptamak.
Materyal ve Metod: Çalışmaya polikliniğimizde takip edilen, modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 83 hasta dahil edildi (29 kadın, 54 erkek). Egzersiz programları, sigara kullanımları, ilaçları, ek hastalıkları, gelir düzeyleri ve hastalık süreleri sorgulandı. AS’e özgü değerlendirme indeksleri olan Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI), Bath Ankilozan Spondilit Radyoloji İndeksi (BASRI) hesaplandı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 41.1±9.7 (24-62 yaş) yıldı. Ortalama hastalık süresi 8.2 ± 5.6 yıldı. 28’i (% 33.7) düzenli, 8’i (% 9.6) düzensiz egzersiz yaptığını, 47’si (% 56.6) egzersiz yapmadıklarını belirttiler. 31 (% 37.3) kişi sigara kullanıyordu. 67 (% 80.7) olguda ek bir hastalık yoktu. Non-steroid antiinflamatuar ilaç (NSAI); NSAI+Sulfasalazin ve/veya Methotrexate; anti tümör nekroz faktör alfa (anti-TNF) alan hastaların dağılımı sırayla; 31 (% 37.3), 30 (% 36.1), 17 (% 20.5) idi. Gelir düzeyine göre gruplandırıldıklarında; 550 YTL ve altı 28 (% 33.7) kişi, 550-1000 YTL arası 37 (% 44.6) kişi, 1000 YTL ve üzeri olanlar 18 (% 21.7) kişi idi. Egzersizin ve sigara kullanımının BASFI, BASDAI, BASMI, BASRI ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi saptanmadı. Gelir düzeyleri ile BASFI, BASMI, BASRI değerleri arasında anlamlı negatif korelasyon bulundu (p:0.012, p:0.0001, p:0.002). Hastalık süresi ile BASMI ve BASRI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunurken (p:0.001, p:0.005), BASFI ve BASDAI ile bulunmadı.
Sonuç: AS’de hastalık süresi, BASMI ve BASRI ile ilişkili önemli bir parametre olarak saptandı. Gelir düzeyi ise BASMI, BASRI ile birlikte BASFI ile de ilişkili ikinci bir parametre olarak bulundu.
Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, bath indeksleri, hastalık süresi
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):118-121, 2008
TOT uygulamalarında objektif-subjektif kür oranları
|
Necdet SÜER (*), Emre ERDOĞDU (*), Taylan ŞENOL (*)
|
|
|
Amaç: TOT uygulamaları sonrasında komplikasyon, objektif ve subjektif kür oranlarını araştırmak.
Materyal ve Metod: Ocak 2006-Mayıs 2007 tarihleri arasında stres inkontinansı saptanan TOT prosedürü uygulanan 25 hasta çalışmaya alındı. Perioperatif, erken ve geç komplikasyon oranları ile postoperatif 6. ayda objektif ve subjektif kür oranları bulundu.
Bulgular: Perioperatif vajinal yaralanma, sinir, mesane, üretra yaralanması kimsede izlenmedi. 1 (% 4) hastada kan transfüzyonu gerektirecek kanama izlendi. Mesh çıkarılmasını gerektirecek üriner retansiyon hiçbir hastada izlenmedi. Denova urge semptomları 3 (% 12) hastada postoperatif 6. haftada izlendi. 1 (% 4) hastada vajinal erezyon izlendi. Bacak ağrısı 1 (% 4) hastada izlendi. Preoperatif ped testi ile hafif idrar kaçağı olan % 16 (4) hasta orta idrar kaçağı olan % 68 (17) hasta, % 16 (4) ağır idrar kaçağı olan % 16 (4) hasta varken postoperatif 6. ayda % 24 (6) hastada hafif idrar kaçağı izlenirken hiçbir hastada orta-ağır idrar kaçağı izlenmedi. (Tablo 3). 6. ayda objektif kür oranı % 84 (21) iken, subjektif kür oranı % 88 (22) dir.
Sonuç: TOT uyguladıgımız hastalarımızda komplıkasyon oranları oldukca dusuk, hospıtalızasyon suresı oldukca kısaydı. TOT uygulanması kolay ogrenme perıodu oldukca kısa hasta ve hekım memnunıyetı yuksek bır antı ınkontınans operasyonudur.
Anahtar kelimeler: TOT, Stres inkontinans
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):122-125, 2008
Prediyabetik bireylerde diyabetik retinopati sıklığı ve etkileyen faktörler
|
Erim GÜLCAN (*), Fatih OZCURA (**), Sayime AYDIN (**), Esin ERBİLEN (***), Lokman KORAL (*)
|
|
|
Amaç: Prediabetik bireylerde diyabetik retinopati sıklığının tespiti ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Gereç ve Yöntem: İç hastalıkları kliniğine ocak 2006 ve mart 2008 tarihleri arasında başvuran 20-60 yaşları arasında toplam 118 birey çalışmaya alındı. Bireylerde daha önceden diyabet öyküsü olması ve antidiyabetik ilaç kullanması çalışmaya alınmama kriterleriydi. Açlık kan glukozunun 100-125 mg/dl arasında olması Bozulmuş açlık glukozu (BAG) ve 75 gram oral glukoz uygulanmasından 2 saat sonunda kan glukozunun 140-199 mg/dl olması bozulmuş glukoz toleransı (BGT) olarak tanımlandı. Bu kriterleri sağlayan bireyler çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara ek olarak diabetik öykü, fizik inceleme (tansiyon, nabız, kilo boy gibi..) ve laboratuar tetkikleri (kreatinin, ALT, AST, Total kolesterol, HDL- K, trigliserid ve LDL-K) yapıldı. Takibinde, katılımcılar göz dibi muayenesi için göz kliniğine gönderildi.
Bulgular: Çalışmaya katılan bireylerin % 27.1’inde HT ve % 11.0’inde retinopati vardı. Retinopati sıklığı sadece IFG’si bulunan hastalarda % 2, sadece IGT’si olanlarda % 9.1 ve IFG ve IGT’nin her ikisine de sahip olanlarda % 22.2 olarak bulundu. HT sıklığı ise sırasıyla; % 15.7, % 36.4 ve % 35.6 olarak bulundu. Retinopati ile postglukoz 2. saat kan glukozu (PG2.Sa. KG) (p:0,001, r:296), tek başına IGT (p:0.006, r:252) olması ve birlikte IFG ve IGT olması (p:0.002, r:281) anlamlı oranda korelasyon gösterdi. Lojistik regresyon analizinde, retinopati için istatistiksel olarak anlamlı parametreler önem sırasına göre şöyledir: 1. birlikte IFG ve IGT bulunması (p:0.002), 2. PG2Sa.KG (p:0.003) ve 3. sadece IGT (p:0.006) idi. HbA1C retinopati için anlamlı olmamakla birlikte prediktif faktör olarak 4. sıradaydı (p:0.073). IFG ise retinopatiyi anlamlı olarak öngördürmüyordu (p:0.752).
Sonuç: Bizim çalışmamızda prediyabetik bireylerde retinopati sıklığı en fazla BAG/BGT birlikte olduğu grupta tespit edildi. Retinopatiyi en önemli öngördüren faktör ise PG2.Sa. KG idi.
Anahtar kelimeler: Diyabetik retinopati, prediyabetes, etkileyen faktörler
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):126-132, 2008
Tubal sterilizasyonda elektrokoagülasyon ve mekanik klips yöntemlerinin over rezervine etkilerinin karşılaştırılması
|
Necdet SÜER (*), Lale TÜRKGELDİ (*), Furkan KAYABAŞOĞLU (*)
|
|
|
Amaç: Laparoskopik tubal sterilizasyon uygulanan hastalarda elektrokoagulasyon ve mekanik klips yöntemlerinin over rezervine etkilerini karşılaştırmak
Metodoloji: Bu prospektif randomize çalısmaya tubal sterilizasyon arzusu olan reprodüktif çağda 80 hasta dahil edildi. Basit randomizasyon ile hastalar elektrokoagulasyon yöntemi ile tubal sterilizasyon yapılanlar ve mekanik klips yontemiyle tubal sterilizasyon yapılanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Preoperatif dönemde ve postoperatif 10. ayda elde edilen 3. gün bazal serum FSH, LH, estradiol, inhibin-B, antimullerian hormon, total bazal over hacim ölçümü ve antral folikul sayıları her bir grup içinde ve gruplar arasında karşılaştırıldı.
Bulgular: Elektrokoagulasyon yöntemiyle tubal sterilizasyon ve mekanik klipsle tubal sterilizasyon grupları arasında, postoperatif 10. ay total bazal over hacmi ve antral folikul sayımı açısından anlamlı farklar izlendi.
Sonuç: Elektrokoagulasyon yöntemi ile laparoskopik tubal sterilizasyonun postoperatif dönemde over rezervine olumsuz etkileri olduğu düşünülmektedir.
Anahtar kelimeler: Tubal sterilizasyon, over rezervi |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):133-142, 2008
Hipertansif olgularda non-farmakolojik yöntem ve antihipertansif ilaç kullanımının analizi
|
Nesrin TÜRK (*), Ali SÜNER (**)
|
|
|
Hipertansiyon en önemli sağlık sorunlarından biridir. Tüm dünyada hipertansiyon tedavisi ve kan basıncının kontrol altına alınma oranları genel olarak düşük seyretmekle birlikte ülkeler arasında önemli farklılıklar vardır.
Son yıllarda tüm dünyada, çok çeşitli bitkisel ilaç, beslenme desteği, vitamin ve mineraller bilinen tıbbi ilaçların yanında yoğun bir şekilde kullanıma girmiştir. İnsanlık tarihinden ihtibaren bir çok bitkisel ilaçtan tedavide faydalanılmış, son 40 yıldır Amerika’da 8-10 yıldır da Türkiye’de bitkisel ilaç pazarı büyüyerek bir sektör halini almıştır. ‘Doğalsa mutlaka güvenilirdir‘ sloganıyla sunulan bu ilaçlar, hastalar tarafından çoğunlukla doktor bilgisi ve kontrolü dışında kullanılmakta, yan etki ve toksisitelerinin olmadığına inanılmaktadır.
Günümüzde; hipertansif hastalarımızın en sık kullandığı bitkisel preparatlar arasında sarımsak (allium sativum) ve limon suyunu görmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, bitkisel tedavi
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):143-148, 2008
Menopozal sıcak basması ve alternatif tedavi seçenekleri
|
Meltem DEMİRGÖZ (*), Nevin HOTUN ŞAHİN (**)
|
|
|
Perimenopozal dönemin en önemli yakınmalarından biri sıcak basmasıdır. Sıcak basması tekrarlayan, özellikle yüzde kızarmaya neden olan, terleme oluşturan, vücudun üst bölümlerinde ve yüzde yoğun ısı hissi yaratan ve ardından üşüme ile sonlanan bir durumdur. Sıcak basmasının nedeni tam olarak belirlenememekle birlikte; endojen östrojen hormonunun konsantrasyonundaki değişiminin rolü olabileceği düşünülmektedir. Kadınlarda sıcak basmasının görülme sıklığı ve oluşma zamanı kadından kadına değişiklik göstermektedir. Bu farklılık yaşanılan ülke, beden kitle indeksi, yaşam stili, sigara kullanma durumu gibi birçok faktöre bağlıdır. Sıcak basmalarının çoğu tedavi edilmeksizin şiddeti azalarak zamanla geçmesine rağmen; kadınlarda bu yakınmaya ilişkin tedavi arayışları yüksek oranlardadır. Bu makalede sıcak basması için önerilen, düzenli egzersiz yapma, bitkisel kaynaklı destekler, vitamin E takviyesi, topikal progesteron, akupunktur ve mıknatıs tedavisine yer verilmiştir.
Anahtar kelimeler: Menopoz, sıcak basması, bitkisel destek, vitamin E
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):149-155, 2008
Okülokutanöz albinizim
|
Ali KARAMAN (*), Cengiz ÖZTÜRK (**)
|
|
|
Okülokütanöz albinizm (OKA) göz, deri ve saçın pigmentasyonunda yaygın bir azalmayla karakterize melanin biyosentezi dozukluklarının herediter bir grubudur. Albinizmin bütün formlarının prevalansı dünya genelinde önemli ölçüde değişiklik gösterir ve yaklaşık 17000’de bir oranında tahmin edilmektedir. OKA’nin klinik spektrumu değişiklikler gösterir. Orta derecedeki formlarda (OKA1B, OKA2, OKA3 ve OKA4) uzun sürede bir miktar pigment birikimi görülürken, OKA1A formunda yaşam boyu melanin üretiminin komple yokluğu ile en şiddetli tipi olduğu görülür. Klinik manifestasyonları değişik derecelerde konjenital nistagmus, iris hipopigmentasyonu ve yarı saydamlık, retinal pigment epitelyumunda azalmış pigmentasyon, foveal hipoplazi, genellikle azalmış görme keskinliği (20/60’dan 20/400’e) ve kırma kusurları, renkli görmede bozulma ve göze çarpan fotofobi. Optik sinirlerin yanlış seyri azalmış steroskopik görme ve şaşılıkla sonuçlanan karekteristik bir bulgudur. Deri ve saçın hipopigmentasyon derecesi OKA’nın tipine göre değişiklik gösterir. OKA’nin 4 tipinin hepsi otozomal resesif hastalıklar olarak kalıtsal geçişlidir. En az 4 gen hastaların farklı tiplerinde (TYR, OCA2, TYRPl ve MATP) sorumludur. Teşhis karakteristik oküler semptomlara ilaveten deri ve saçın hipopigmentasyonunun klinik bulgularına dayanır. OKA formları arasındaki klinik karışmadan dolayı moleküler teşhis gen defektini ve OKA subtipini tesbit etmek için genelde gereklidir.
Anahtar kelimeler: Okülokütanöz albinizm, mutasyon, ayırıcı tanı
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):156-157, 2008
Nadir bir karpal intraosseos ganglion olgusu: OS triquetrumda intraosseos ganglion
|
Yusuf İYETİN (*), Koray ÜNAY (*), Can DEMİRÇAY (*), Abdullah BİLGE (*), Mustafa ÇAKIR (*)
|
|
|
Ekleme uzanım göstermeyen kistik subkondral kemik defektleri intraosseos ganglion kisti olarak adlandırılır. Triquetrumda çok daha nadir gözlenir. 54 yaşında bayan hastada dequervein tenosinoviti ayırıcı tanısı için çekilen sol el bileği Magnetik Rezonans Imaging (MRI) tetkikinde os triquetrumda intraosseos ganglion kisti tespit edildi. Bu olgu sunumunda çok nadir olarak gözlenen ve dequervein tenosinoviti ile birliktelik gösteren triquetrum intraosseos ganglion kistini sunduk.
Anahtar kelimeler: Karpal, ganglion
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):158-160, 2008
Multipl familyal trikoepitelyoma
|
İlkin ZİNDANCI (*), Fatma KUŞ YAZAR (**), Ebru ZEMHERİ (***), Melek KOÇ (*), Burçe CAN (*), Zafer TÜRKOĞLU (*), Emek KOCATÜRK (*), Mukaddes KAVALA (*)
|
|
|
Trikoepitelioma pilosebase unitenin hemartomatöz benign bir tümörüdür. Nonherediter soliter veya dominant geçişli multipl lezyonlar şeklinde görülebilir. Multipl trikoepitelioma geninin 9p21 lokusu üzerinde olduğu gösterilmiştir.Tümörün gerçek prevalansı tam olarak bilinmemektedir.Sıklıkla erken çocukluk ve puberte döneminde görülür. Aynı aileden dört kişinin etkilendiği bir multipl familyal trikoepitelioma olgusu sunuyoruz
Anahtar kelimeler: Multipl trikoepitelioma, familial trikoepitelioma
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(4):161-164, 2008
Perianal abseli bir infant: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
|
S. Tolga YAVUZ (*), Adem KARATAŞ (**)
|
|
|
Perianal abse, çocukluk çağında sık karşılaşılan bir durumdur. 6 ayın altındaki infantlarda özellik arzedebilir. Burada, perianal absesi olan 2 aylık bir infant bildirilmiştir.
2 aylık bir infant perianal bölgede abse düşündüren ağrılı, şiş bir lezyon yakınması ile başvurdu. Laboratuar incelemesinde nötropeni veya başka bir inflamatuar hastalığa rastlanmadı. Infanta perianal abse drenajı uygulandı. Operasyon esnasında fistül tespit edilmedi ve rekürrens gözlenmedi.
Perianal abse çocukluk çağında nadir olmamakla beraber kesin insidansı bilinmemektedir. Erişkinlerden farklı olarak sıklıkla konjenital predispozan bir faktörle birlikte olmaktadır. Cinsiyet oranı erişkinlerde (E:K) 2:1 iken infantlarda nereyse tamamen erkeklerde görülmektedir. Sepsisin sistemik bulguları infantlarda sık değildir. Perianal absenin klasik tedavisi insizyon ve drenajdır. Eşlik eden fistülün tanınması ve tedavisi rekürrensin önlenmesinde önemlidir.
Anahtar kelimeler: İnfant, perianal abse
|
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|