 |
GÖZTEPE TIP DERGİSİ HAZİRAN 2008
|
Göztepe T›p Dergisi 23(2):45-49, 2008
Kalça ve diz eklem replasman cerrahisinde otology kan transfüzyon yöntemi
|
Melih GÜVEN (*), Budak AKMAN (**), Murat ÇAKAR (***), Abdulkadir DOST (**), Ender UGUTMEN (*),
Abdullah EREN |
|
|
Kalça ve diz eklem replasman cerrahisinde ameliyat sonrası kullanılan ototransfüzyon sisteminin allojeneik kan transfüzyon ihtiyacı üzerine etkinliği değerlendirildi.
Eylül 2005-Mayıs 2006 tarihleri arasında kalça ve diz eklem replasman cerrahisi uygulanan 15 hastada (4 erkek, 11 kadın; ort. yaş 64; dağılım 42-85) ameliyat sonrası kullanılan ototransfüzyon seti ile postoperatif allojeneik kan transfüzyon gereksinimi değerlendirildi. Hiçbir hastaya preoperatif ve intraoperatif dönemde kan transfüzyonu yapılmadı. 15 hastanın 19 alt ekstremitesine farklı endikasyonlarla artroplasti girişimi uygulandı. Tüm hastalarda postoperatif hemovak dren yerine ototransfüzyon seti kullanıldı ve cilt kapamasından 4,6 saat sonra (dağılım 4-6 saat) ortalama 560 ml kan (dağılım 350-800 ml) transfüze edildi. Tüm hastaların preoperatif, tansfüzyon öncesi ve sonrası, postoperatif 1. gün, 3. gün, 5. gün, 1. hafta, 3. hafta ve 6. hafta hemoglobin ve hematokrit değerleri kaydedildi.
Hiçbir hastada transfüzyona bağlı allerjik reaksiyon ve enfeksiyon gibi komplikasyonlar gelişmedi. Hastalardan sadece 1 (% 5.2) tanesine postoperatif birinci gün 1 ünite kan transfüzyonu yapıldı. Diğer hastalarda postoperatif dönemde allojeneik kan transfüzyon ihtiyacı olmadı. Transfüzyon uygulanan hasta ile birlikte toplam 2 (% 10.4) hastaya postoperatif birinci hafta hemoglobin değer düşüklüğü nedeniyle oral demir replasman tedavisi başlandı ve 3 hafta boyunca devam edildi.
Kalça ve diz eklem replasman cerrahisi sonrası allojeneik kan transfüzyonu ihtiyacını azaltmak amacıyla kullanılan otolog kan transfüzyon yöntemi; uygulaması ve kullanımı kolay, etkinliği yüksek bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Kan transfüzyonu, eklem replasman cerrahisi, otolog/allojeneik, ototransfüzyon |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(2):50-53, 2008
Kronik hepatit delta virus infeksiyonunda uygulanan iki farklı tedavi rejiminin karşılaştırılması
|
Bahadır CEYLAN (*), Muzaffer FİNCANCI (*), Cüneyt MÜDERRİSOĞLU (**), Gülhan EREN (*), Ferda SOYSAL (*), Zeki BOZTAŞ (*)
|
|
|
Amaç: Kronik hepatit delta virus (HDV) infeksiyonunda 9 milyon ünite rekombinan interferon alfa-2a (haftada 3 defa) ile 5 milyon ünite rekombinan interferon alfa-2b (günde bir defa) tedavilerinin etkisini değerlendirmek.
Gereç ve yöntem: Bu geriye dönük çalışmaya 48 hafta boyunca haftada üç defa 9 milyon ünite (mü) interferon alfa-2a (grup A) veya günde 5 milyon ünite interferon alfa-2b (grup B) ile tedavi edilen 11 hasta dahil edilmiştir. Tedavinin 24 ve 48. haftasında kantitatif HDV RNA ölçümü yapılmıştır. Virolojik cevap serum HDV RNA’sının negatifleşmesi olarak tanımlanmıştır.
Bulgular: Tedavinin 24. haftasında grup A’daki yedi olgunun dördünde (% 57) ve grup B’ deki dört olgunun birinde (% 25) HDV RNA negatifleşmiştir. ‹ki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p=0.348). Tedavinin 48. haftasında grup A’daki yedi olgunun altısında (% 85) ve grup B’deki dört olgunun ikisinde (% 50) HDV RNA negatifleşmiştir. ‹ki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p=279).
Sonuç: Bu çalışmada kronik hepatit D infeksiyonu nedeniyle haftada üç defa 9 milyon ünite interferon alfa-2a veya günde 5 milyon ünite interferon alfa-2b tedavisi alan hastalar arasında virolojik cevap açısından fark bulunamamıştır. |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(2):54-58, 2008
Subacromial sıkışma sendromunun tedavisinde ultrason ve mobilizasyonun karşılaştırılması
|
Önder KILIÇ (*), Afitap İÇAĞASIOĞLU (**), Şeyma KOLUKISA (***), Esma DEMİRHAN (***), Huriye ARAS (***)
|
|
|
Subacromial sıkışma sendromunun (SSS) tedavisinde ultrason ve mobilizasyonun etkinliklerini karşılaştırmak amacıyla prospektif, randomize tek kör çalışma planlandı.
Omuz ağrısı ile başvurup, klinik muayene sonrası SSS tanısı alan 40 hasta alındı ve 2 gruba ayrıldı. Birinci gruba sıcak paket (hot pack), egzersiz ve mobilizasyon, ikinci gruba sıcak paket (hot pack), egzersiz ve ultrason tedavileri uygulandı. Hastalar tedavi öncesi (TÖ), tedaviden sonra (TS) ve tedavi bitiminden 2 ay sonra (TBS) ağrı için vizüel analog skala (VAS) ile aktif eklem hareket açıklığı (goniometri ile), omuz fonksiyonları için University of California at Los Angeles (UCLA) ve constant skalası ile değerlendirildi.
Grupların yaş ortalaması 51.82±6.81, ağrı süreleri 7±4 ay, cinsiyet ve mesleklerine göre incelendiğinde homojen dağılımlı olduğu görüldü (P>0.05).
Ağrının VAS'a göre değerlendirilmesinde istirahat, hareket ve gece ağrısında her iki gruptada tedavi öncesine göre tedavi sonrası ile tedaviden 2 ay sonraki iyileşme ileri anlamlı bulundu (p<0.01). fakat gruplar arası fark yoktu (p>0.05). Aktif eklem hareket açıklıkları ve manuel kas gücü değerlendirilmesi her iki grupta da ileri düzeyde iyileşme görüldü (p<0.01) ve gruplar arası fark yoktu (p>0.05). UCLA ve constant skalasındaki artışlar her iki grupta da ileri düzeyde anlamlıydı (p<0.01) ve gruplar arası fark yoktu (p>0.05). Subacromial sıkışma sendromunun tedavisinde ultrason ve mobilizasyonun ağrı, günlük yaşam aktivitesi, eklem hareket açıklığı ve kas gücü üzerine yararlı etkileri saptandı.
Anahtar kelimeler: Subacromial sıkışma sendromu, mobilizasyon, ultrason |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(2):59-62, 2008
Kalkaneal Spur'un (topuk dikeni) lokal kortikosteroid ve anestezik madde enjeksiyonu ile tedavisinin erken ve orta dönem sonuçları |
Serdar TOKER (*), Volkan KILINÇO/LU (**), Melih GÜVEN (***), N. Kemal ÖZKAN (***), Erim GÜLCAN (****), Elif AKSAKALLI (*****), Budak AKMAN (******)
|
|
|
Amaç: Kalkaneal spur (Topuk dikeni) hastalığının lokal kortikostreoid ve lokal anestezik madde karışım enjeksiyonu ile tedavisinin etkinliğini araştırmak.
Materyal ve Metod: Ortopedi ve fizik-tedavi ve rehabilitasyon polikliniklerine topukta ağrı şikayeti ile müracaat eden 28 hastanın (17 kadın, ortalama yaş 45, dağılım 33-72 yıl; 11 erkek ortalama yaş 48, dağılım 29-69 yıl) radyolojik olarak topuk dikeni tespit edilmiş ve ağrı şikayeti yaratan 35 topuğu çalışmaya alındı. Her hastaya poliklinikte, steril şartlar altında plantar fasia'nın kalkaneusa yapışma yerine uyan ve en ağrılı olduğu tespit edilen bölgeden aynı enjektör içinde 2 cc. Depomedrol (metilprednizalon asetat) ve 5 cc. Citanest (Prilokain hidroklorür) enjekte edildi. Hastalar birinci hafta, birinci ve üçüncü aylarda kontrole çağrılarak değerlendirildi.
Bulgular: Elde edilen sonuçlara göre topuk dikeni tedavisinde lokal kortikosteroid ve anestezik madde karışım enjeksiyonu özellikle kısa dönemde etkili bir yöntem olmakla beraber bu etkinlik zaman içinde belirgin şekilde azalmaktadır. Ancak tek enjeksiyon yapılmasına rağmen üçüncü aydaki kontrollerde elde edilen yaklaşık % 80 oranındaki çok iyi ve iyi sonuçlar bu tedavi yönteminin ilaç ve topuk yastığı tedavisinden yeterli yarar görmeyen hastalarda uygulanabileceğini düşündürmektedir.
Sonuçlar: Birinci hafta kontrolünde 28 hastanın 22'si (% 78.5) şikayetlerinin tamamen geçtiğini (çok iyi), üçü (% 10.7) ağrının büyük oranda geçtiğini (iyi), üçü (% 10.7) ise şikayetlerinde bir değişiklik olmadığını (kötü) ifade ettiler. Birinci ayın sonunda iki hasta takipten çıktı ve bu oranlar sırasıyla % 61.5 (16 hasta), % 23 (6 hasta) ve % 15.3 (4 hasta) olarak tespit edildi. Üçüncü ayın sonunda da takipten çıkan iki hasta çıkarıldıktan sonra sonuçlar sırasıyla % 54.1 (13 hasta), % 25 (6 hasta) ve % 20.8 (5 hasta) olarak tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Kalkaneal spur, lokal kortikosteroid enjeksiyonu, topuk ağrısı |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(2):63-65, 2008
Pleomorfik karsinom: Nadir akciğer kanseri olgusu
|
Cemal ÖZÇELİK (*), Alper AVCI (*), Nihal KILINÇ (**), Serdar ONAT
|
|
|
Pleomorfik Karsinomu; nadir bir epitelial tümördür. Tümör içerisinde iğsi(spindle) ve dev(giant) hücrelerin bir arada bulunması durumudur. Tanı için histokimyasal inceleme, hücre bloklaması gerekir. Dünya sağlık örgütünün akciğer kanseri sınıflandırmasına 1999 yılında yeni bir pediküler tip olarak girmiştir. Nadir görülmesi, ileri yaş, erkek cinsiyet hakimiyeti, genelde üst lob tutması, tanı anında en geniş çapının 7cm‘den büyük olması, kötü prognozu tipik klinik özellikleridir. Kliniğimizde sol AC alt lob kitlesi nedeniyle pnömonektomi uygulanan, kitle patlojisi pleomorfik karsinom gelen 63 yaş erkek hastamızı sunmaktayız.
Anahtar kelimeler: Pleomorfik karsinom, akciğer, pnömonektomi |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(2):66-69, 2008
Anoreksiya nevroza tedavisine ekip yaklaşımı
|
Aliye ÖZENOĞLU (*), Armağan ÖZDEMİR (*), Özlem TECER (*), Huriye BALCI (**), Serdal UĞURLU (***), Şansın TÜZÜN (****), Müfit UĞUR
|
|
|
Yeme bozuklukların pek çok organ ve sistemi etkileyen kompleks doğası nedeniyle, optimal değerlendirme ve tedavisi multidisipliner bir ekip yaklaşımı ile olanaklıdır. Bu çalışmada, bir anoreksiya nervoza olgusının tedavisi süresince ekibin rolleri ve tedaviye katkıları irdelenmiştir.
Anahtar kelimeler: Anoreksiya nervoza, ekip yaklaşımı |
|
Göztepe Tıp Dergisi 23(2):70-72, 2008
Porfiri hastalığı ve anestezi
|
Osman ARPAZ (**), Sibel DEVRİM (***), Aydemir YALMAN (****), Melek ÇELİK (*****)
|
|
|
Porfiri, hem biyosentez basamaklarındaki özgül bir enzim eksikliğinden kaynaklanır.
Porfirin sentezinde öncü maddeler ALA ve PBG olup, bu sentez basamaklarındaki bozukluklar sonucu meydana gelen tablo “ Porfiri” olarak adlandırılır.
Akut porfiriler esas olarak karaciğerdeki biyokimyasal işlemleri etkileyen metabolik bozukluklardır. Porfiri hastalığı anestezi yönünden dikkat edilmesi gereken bir hastalık olup, porfiri tanısı almış olan bir hastada nasıl bir anestezi yöntemi kullanılmasının daha güvenli olacağını sunmayı amaçladık.
Anahtar kelimeler: Porfiri, Anestezi, Tiyopental, Propofol
|
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|