GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

GÖZTEPE TIP DERGİSİ ARALIK 2009

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 24(4):153-158, 2009
Büyük ve küçük çaplı optik disklerde HRT ve OCT sonuçlarının karşılaştırılması

Mustafa CİVELEKLER (*), Orhan ATEŞ (*

ÖZET

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız glokom tanı ve takibinde en sık olarak kullanılan iki yöntemin (OCT ve HRT) büyük ve küçük çaplı disklerde tanı koymadaki etkinliklerini değerlendirmekti.

Gereç ve Yöntem: Erken evre glokom tanısı alan veya şüpheli değerlendirilen 55 olgunun 55 gözü çalışma kapsamına alındı. HRT II’de bütün hastaları disk alanlarına ? 2.5 mm2 olan büyük disk çaplı ve <2.5 mm2 olan küçük disk çaplı olmak üzere iki gruba ayırdık. Peripapiller RSLT kalınlığını değerlendirmek için Optik koherens tomografi, Stratus OCT kullanıldı.

Bulgular: Büyük disk çapına sahip hasta sayısı 30 iken, küçük disk çapına sahip hasta sayısı 25 idi. Büyük disk çapına sahip grubun yaş ortalaması 68.2±11, küçük disk çapına sahip grubun 63.7±9 idi. Kadın/erkek oranı büyük disk çapı olan hasta grubunda 12/18 iken, küçük disk çapı olan hasta grubunda 9/16 idi. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. Büyük disk grubunda optik disk başı çevresi sinir lifi tabakasının stratus OCT ile elde edilen ortalama, superior, inferior, nazal ve temporal kadranlarda duyarlılık/seçicilik oranı HRT II ile elde edilen global, temporal, temporal-superior, temporal-inferior, nazal, nazal-süperior, nazal-inferior kadranlardan daha düşük olarak saptandı. Benzer şekilde, küçük disk grubunda optik disk başı çevresinin sinir lifi tabakasının stratus OCT ile elde edilen ortalama, superior, inferior, nazal ve temporal kadranlarda duyarlılık/seçicilik oranı HRTII ile elde edilen global, temporal, temporal-supe-rior, temporal-inferior, nazal, nazal-süperior, nazal-inferior kadranlardan daha düşük olarak saptandı.

Çıkarım: Çalışmanın sonucunda hem HRT II hem de OCT ile değerlendirme esnasında disk çapının mutlaka dikkate alınması gerektiği sonucuna varıldı.

Anahtar kelimeler: Optik disk çapı, OCT ve HRT II

Göztepe Tıp Dergisi 24(4):159-163, 2009
Romatoid artritte osteoporoz

Yasemin YUMUŞAKHUYLU, Afitap İÇAĞASIOĞLU, Raife ŞİRİN ALTIĞ, Hatice Şule BAKLACIOĞLU, Sema HALİLOĞLU, Başak BİLİR KAYA, Füsun MORAL OĞUZ (*)

ÖZET

Amaç: Romatoid Artritli (RA) hastalarda osteoporoz (OP) major komorbidite olarak tanınmaktadır. Bu çalışmanın amacı RA’lı hastalarda OP ve OP risk faktörlerini araştırmaktır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi, Romatoloji polikliniğine başvuran, daha önce ACR kriterelerine göre RA tanısı almış olan 54 kadın hasta alındı. Hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar, demografik özellikleri, aldıkları tedaviler, RA süreleri, menopoz durumları, kırık hikayeleri, hastalık aktiviteleri (disease activity score-DAS 28), Health Assessment Questionnaire (HAQ) skorları ve lomber AP ve femur boynu DXA ölçümleri yönünden incelendi.

Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 52.72 (39-67), RA süreleri ortalama 10.20 (1-30) yıl idi. DAS 28 skorları, ilaç kullanımları, RA süreleri, menopoz durumları ve HAQ skorları ile kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçümleri karşılastırıldı. RA süresi ile femur boynu KMY’ndaki düşüklük anlamlı olarak ilişkili bulundu (p<0.05). İlaç kullanımları, menopoz durumları, DAS 28 ve HAQ skorları ile KMY arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı.

Sonuc: RA’li hastalardaki KMY’daki azalma hastalık süresi ile ilişkili olabilir.

Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, osteoporoz, DXA


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):164-167, 2009
Bir ilde yaz dönemi akut ishal sıklığının ve gaytada parazit inceleme sonuçlarının değerlendirilmesi

Hakan TÜZÜN (*), Ferhat COŞKUN (*), Birgül ÖZÇIRPICI (**)

ÖZET

Amaç: 2007 yılı yaz döneminde (Haziran-Temmuz-Ağustos-Eylül) Gaziantep ilinde akut ishal sıklıklarının saptanması ve gaytada parazit inceleme sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından ulusal düzeyde geliştirilen ve yaz dönemi boyunca haftalık olarak veri toplanan “su ve besinlerle bulaşan hastalıklar haftalık surveyans formları” incelenerek; ildeki akut ishal sıklıkları ve gaytada parazit inceleme sonuçları çıkarılmıştır.

Bulgular: 0-59 aylık çocuklarda akut ishal sıklıkları Haziran’da % 4,1, Temmuz’da % 5,2, Ağustos’ta % 7,4, Eylül’de % 4,3 olarak saptanmıştır. 2007 yılında tüm populasyon için akut ishal sıklıkları Haziran’da % 0,8, Temmuz’da % 1,1, Ağustos’ta % 1,5, Eylül’de % 0,9’dur. 2007 yazı boyunca yapılan 12.060 gaytada parazit incelemesinin % 7,6’sında Entemoeba Hiystolitica ve % 1,6’sında Giardia İntestinalis tespit edilmiştir.

Sonuç: Akut ishal sıklıklarının 5 yaş altı çocuklarda erişkinlere göre daha yüksek olması, çocukların su ve besinlerle bulaşan hastalıklara karşı daha duyarlı olmasının yanı sıra, erişkinlerde görülen olgularda sağlık kuruluşu başvurularının düşük olmasına bağlı olabilir.

Anahtar kelimeler: Akut ishal sıklığı, gaytada parazit, entemoeba hiystolitica, giardia intestinalis


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):168-172, 2009
T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2007 yılı servikovajinal smear sonuçlarının retrospektif incelenmesi

Faik Altancan HANLIOĞLU (*), Necdet SÜER (*)

ÖZET

İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nde 01.01.2007-31.12.2007 tarihleri arasındaki tüm servikovajinal smear (6260 adet) sonuçlarının 3535 tanesi (% 56,5’i) Papanicolaou yöntemi ile 2725 tanesi (% 43,5) Bethesda III 2001 sistemi ile değerlendirildi. Median yaş 46’dır. 42-54 yaş grubunda PAP2 sonucu diğer yaş gruplarına göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bethesda III 2001 yöntemi ile değerlendirilen smearlerin 152’sinde epitel hücre anomalisi saptanmıştır. 42-54 yaş arası olgularda LSIL ve AGC-NOS sonuçları, ASC-US ve HSIL sonuçlarından anlamlı şekilde yüksektir. 55 yaş ve üzerinde olan olgularda ASC-US ve HSIL sonuçları, LSIL ve AGC-NOS sonuçlarından anlamlı şekilde yüksektir. En fazla karşılaşılan organizma Trichomonas Vaginalis’tir.

Anahtar kelimeler: Pap smear, Bethesda 2001, ASC-US, tarama


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):173-177, 2009
Tiroit kanseri saptanan hastaların klinik ve patolojik açıdan retrospektif değerlendirilmeleri

İbrahim Ali ÖZEMİR (*) , Bülent GÜRBÜZ (**), Ahmet BAŞKENT (***), Haydar YALMAN (**),
M. Rafet YİĞİTBAŞI (**)

ÖZET

Amaç: Bu çalışmanın amacı çeşitli endikasyonlarla tiroidektomi uygulanmış hastalarda, histopatolojik inceleme sonucunda kanser saptanan olguların klinik bulguları, laboratuvar değerleri ve patoloji sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilip, bu bulgular ışığında uygun cerrahi prosedürlerin ortaya konması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Ocak 2000-2004 tarihleri arasında tiroidektomi uygulanmış 448 hastadan histopatolojik değerlendirme sonucu kanser saptanan 50 (% 11.16) olgu (45 kadın, 5 erkek; ortalama yaş 44.8; dağılım 17-75) çalışmaya alındı. Olgular preoperatif tetkikler ve bulgular, hormonal aktivite, nodüler yapı varlığı ve postoperatif histopatoloji raporları yönünden incelendi.

Bulgular: Hastalarda en sık rastlanan başvuru şikayeti boyunda şişkinlik (% 68) olarak tespit edildi. Tüm hastalara sintigrafi tetkiki ve hormonal testlerin uygulandığı, % 70’inin ötiroidi, % 16’sının aşikar hipertiroidi ve % 14’ünün subklinik hipertiroidi tablosuyla başvurdukları saptandı. Hastaların sintigrafi tetkiklerine bakıldığında % 62’sinin multinodüler yapıda olduğu, % 30’unun tek nodül veya dominant nodüle sahip olduğu görüldü. Histopatoloji sonuclarına göre hastaların 13’ü (% 26) mikrokarsinom olmak üzere 42’sinde (% 84) papiller kanser, 4’ünde (% 8) foliküler kanser, 3’ünde (% 6) medüller kanser, 1’inde (% 2) ise anaplastik kanser tespit edildi.

Tartışma: Tiroit kanseri saptanan hastaların çoğunluğu hormonal olarak ötiroidi olmakla beraber, hipertiroidili hastaların da azımsanamayacak sayıda olduğu (% 30), yine hastaların birçoğunda tiroit bezi multinodüler yapıdayken, % 30’unda tek veya dominant nodül varlığı saptanmıştır. Bu bulgular ışığında; multinodüler yapıda olan veya hipertiroidili olgularda da kanser oranlarının küçümsenemeyecek miktarlarda olduğu unutulmamalıdır. Mikrokarsinom oranlarının yüksekliğini de göz önüne alacak olursak tiroidektomi uygulayacağımız hastalarda uygun cerrahi tedavinin en azından totale yakın tiroidektomi olması gerektiğini düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: Tiroid CA, tiroidektomi, patolojik bulgular


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):178-182, 2009
Multiple skleroz hastalarında genişletilmiş durum özürlülük skalası ile anksiyete depresyon ilişkisi

Hatice Şule BAKLACIOĞLU (*), Afitap İÇAĞASIOĞLU (*), Sema HALİLOĞLU (*), Raife Şirin ÇOBAN (*), Yasemin DEMİR (*), Esma ÖCAL ERİMAN (*), Özge ARICI DÜZ (**),
İlknur AYDIN CANTÜRK (**), Nihal IŞIK (**)

ÖZET

Amaç: Multıple Skleroz (MS) hastalarında demografik özellikler ve fiziksel özürlülük ile anksiyete depresyon ilişkisini araştırmak

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya MS tanısıyla Nöroloji polikliniğinde takip edilen 60 hasta alındı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Genişletilmiş Durum Özürlülük Skalası (EDSS) ile fiziksel özürlülük, Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HAD) ile anksiyete ve depresyon değerlendirildi. Veriler NCSS 2007 paket programı ile değerlendirildi. Sonuçlar anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.

Bulgular: Çalışmaya 38 kadın, 22 erkek hasta katıldı. Hastaların yaş ortalaması 42,15 idi. Hastalık süresi 10 yıl ve daha az olan 37 hasta; 10 yıldan fazla olan 23 hasta vardı. Hastaların nörolojik tiplendirilmesine göre 14’ü sekonder progresif, 34’ü yineleyici,12’si primer proresif ve ilerleyici yineleyici MS idi. Hastaların ortalama EDSS skoru 3,9 idi. EDSS skoru 5 ve daha küçük olan 36; 5’in üstünde olan 24 hasta vardı. Hastaların yaşı, medeni durumu, eğitim durumu, MS tipi, EDSS skorları ile anksiyete depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. Hastalık süresi 10 yıldan fazla olanlarda ve EDSS skoru 5’in üstünde olanlarda depresyon skorları, okur-yazar olmayan grupta anksiyete ve depresyon skorları yüksek bulundu ancak bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Sonuçlar: Çalışmamızda EDSS ile anksiyete depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. MS hastalarında fiziksel özürlülük ile anksiyete depresyon ilişkisini değerlendirebilmek için daha geniş hasta grupları ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, özürlülük, anksiyete, depresyon


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):183-191, 2009
Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda farklı insulin tedavi protokollerinin kilo alımı ile ilişkisi

Ayşe KEFELİ (*), Nail BAMBUL (*), Hilmi ÇİFTÇİ (**), Aytekin OĞUZ (***)

ÖZET

Amaç: Obesite, tip 2 diyabet gelişimini kolaylaştırıcı ve tedavisini zorlaştırıcı bir faktördür. Santral kilo artışı adipoz dokuda artışa, bu da adipokinlerin ve serbest yağ asitlerinin (SYA) artışına ve sonuçta insulin direncine sebep olmaktadır. Oysa ki, iyi glisemik kontrol sağlamak amacıyla oral antidiyabetik (OAD) tedavisinden insulin tedavisine geçilen hastalarda ise kilo artışı gözlenmektedir. Biz bu çalışmamızda farklı insulin tedavilerinin kilo üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ilk kez insulin tedavisi uygulanacak 129 diabetes mellituslu (DM) hasta alındı. İnsulin detemir + kısa etkili analog insulin (aspart) uygulanan gurup 18 kişi, insulin glarjin + kısa etkili analog insulin (lispro) uygulanan gurup 27 kişi, insulin aspart + nötral protamin aspart (NPA) uygulanan gurup 31 kişi ve insulin lispro + nötral protamin lispro (NPL) uygulanan gurup 26 kişi idi. Hastalar 6 ay boyunca izlendi. Tüm hastaların 3. ay ve 6. ayda antropometrik ölçümleri, açlık plasma glikoz (APG) ve hemoglobin A1c (HbA1c) değerleri alındı.

Bulgular: Tüm guruplarda kiloda ve vücut kitle indeksinde (VKİ) anlamlı artış izlendi (p<0.01). Ancak guruplar arasında anlamlı fark görülmedi. APG ve HbA1c değerlerinde 6. ayda başlangıç değerlerine göre anlamlı düşüş gözlendi (p<0.01). Gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi.

Tartışma: Farklı insulin tedavi tedavi protokolleri ile APG ve HbA1c değerlerinde anlamlı düşüş sağlandı ve tüm tedavi guruplarında kilo ve VKİ artışı gözlendi. Kilo artışında, tedavi gurupları arasında fark saptanmadı.

Anahtar kelimeler: Diabetes mellitus, insulin, kilo artımı

Göztepe Tıp Dergisi 24(4):192-194, 2009
Anafilaktik şok ile başvuran spontan karaciğer kist hidatiği rüptürü

Gökhan DEMİRAL (*), Ahmet YILMAZ (*), Alp ÖZÇELİK (*), Mustafa KUŞAK (*), Canan ERENGÜL (**)

ÖZET

Karaciğer kist hidatiği Echinococcus granulosus parazitinin neden olduğu ilerleyici karakterde benign bir hastalık olup yüksek morbidite ve mortaliteyle seyreden kist enfeksiyonu, etraf dokulara bası ve kistin çevre yapılar içerisine rüptürü gibi komplikasyonlara sebep olabilir. Nadiren kistin travmatik veya kendiliğinden rüptürüyle anafilaktik reaksiyon gelişebilir ve ölümle sonuçlanabilir. Anafilaksiye bağlı morbidite ve mortalitenin önlenmesinde zamanında konulan tanı ve uygulanan tedavi bu nedenle çok önemlidir. Kist içeriğinin travma olmaksızın kan dolaşımına geçmesine bağlı anafilaksi gelişmesi oldukça nadir görülür. Eğer cerrahi tedavi uygulanmazsa kist rüptürü ölümle sonuçlanabilir.

Bu olgu sunumunda, anafilaksi ayırıcı tanıları arasında hidatik hastalığın da düşünülmesi gerektiğini vurgulamak için ürtiker ve solunum sıkıntısı ile hastanemiz acil servisine başvuran ve karaciğer kist hidatik rüptürü tanısıyla opere edilen 28 yaşında erkek hasta sunulmaktadır.

Anahtar kelimeler: Hepatik kist hidatik, anafilaktik reaksiyon


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):195-197, 2009
Desmoid tumors of mesentery: Mesenteric fibromatosis

Özgür EKİNCİ (*), Bülent GÜRBÜZ (**), Özlem OKUR (*), M. Rafet YİĞİTBAŞI (***), Haydar YALMAN (****), Çağrı BİLGİÇ (**)

ÖZET

Giriş: Desmoid tümörler çevre dokulara agresif infiltrasyon gösteren fakat metastaz potansiyeli bulunmayan ve yavaş büyüyen derin fibromatoslardır.

Olgu : İnce barsakta mezenterik fibromatosis olan 65 yaşındaki hastaya kitle eksizyonu ile beraber kısmi ince barsak rezeksiyonu uygulandı. Laparotomide yaklaşık 20*20*20 cm boyutlarında kitle gözlendi. Bu kitle ileoçekal valvin yaklaşık 60 cm proksimalinden itibaren 20 cm’lik bir ileum segmentini içermekte idi. Hastanın yaklaşık 10 yıl kadar önce pilor stenozu nedeni ile geçirilmiş bir abdominal operasyon öyküsü mevcuttu. Operasyon öncesi hastaya batın ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi görüntülemeleri yapıldı.
Sonuç: İntraabdominal fibromatozislerde cerrahi rezeksiyon ana tedavi yöntemidir.

Anahttar kelimeler: Desmoid tümör, mezenter, lokal infiltrasyon, intestinal obstruksiyon


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):198-200, 2009
Halitozis ile başvuran çocukta burunda yabancı cisim (pil); kronik kurşun intoksikasyon tehlikesi olabilir mi?

Müferet ERGÜVEN (*), Elif YÜKSEL (**)

ÖZET

Anahtar kelimeler: Yabancı cisim, pil, kurşun zehirlenmesi


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):201-203, 2009
Brusella endokarditli bir olguda AORT kapak replasmanı ile birlikte mitral kapak tamiri

Mustafa GÖZ, Bensu GÜRSOY (*), Abdussemet HAZAR, Deniz DEMİR, Aydemir KOÇARSLAN,
Nihat SÖYLEMEZ (**)

ÖZET

Brusella endokarditi yüksek morbidite ve mortalite ile seyreden bir hastalıktır. Sıklıkla akkiz ya da konjenital primer patoloji, etken mikroorganizmanın kardiyak dokulara invazyonunu kolaylaştırır. Nefes darlığı ve yüksek ateş nedeniyle tanıya yönelik takibi yapılan 43 yaşındaki erkek hastanın çekilen ekokardiyografisinde ileri aort yetmezliği, orta derecede aort darlığı ve ileri mitral yetmezliği tespit edildi. Rose Bengal ve Brusella tüp aglütinasyon pozitif olarak bulundu. Hastaya operasyon öncesi üç hafta antibiyotik tedavisi uygulandı. Operasyonda romatizmal tutulum olan aort kapak üzerinde brusella endokarditi tespit edildi. Mekanik aort kapak replasmanı ile birlikte mitral kapak tamiri uygulandı. Bu çalışmada aktif brusella endokarditli bir olgudaki kapak tamirinin önemini vurgulamayı amaçladık.

Anahtar kelimeler: Brusella endokarditi, mitral kapak tamiri


Göztepe Tıp Dergisi 24(4):204-208, 2009
Sakroiliak kemik metastazı ile tanısı konulan hepatosellüler karsinom

Muhammed KIZILGÜL (**), Elif YORULMAZ (*), Serhat ÖZÇELİK (**), İlyas TUNCER (*),
Tunahan AYAZ (***), Ebru ZEMHERİ (****)

ÖZET

Hepatosellüler karsinoma (HSK) karaciğerin en yaygın primer malign tümörüdür ve tüm dünyada en sık görülen kanserlerden biridir. HSK’un en önemli risk faktörleri siroz, viral hepatitler, alkol kullanımı ve metabolik karaciğer hastalıklarıdır. HSK olguların çoğunda hepatik tutulum ile kendini gösterirken, vakaların çok azında metastatik hastalık izlenir. HSK en çok akciğer, lenf nodu, adrenal glanda metastaz yaparken, kemik tutulumu nadirdir. HSK’nın kemik metastazları genellikle büyük boyutlara ulaşmadan veya patolojik fraktür oluşturmadan semptom vermezler. Bu yazıda nadir metastaz bölgesi olan iliak kemikten yapılan biyopsi ile tanı konulan HSK’lı bir olgu sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Hepatosellüler karsinoma, siroz, kemik metastazı

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker