 |
GÖZTEPE TIP DERGİSİ HAZİRAN 2009
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):52-58, 2009
Anormal uterin kanamalı premenopozal kadınlarda transvaginal ultrasonografi, salin infüzyon sonografi ve histeroskopi sonuçlarının karşılaştırılması
|
Ayşe YİĞİT (*), Kadir GÜZİN (**), Selim AFŞAR (*), Necdet SÜER (***)
|
|
|
Amaç: Anormal uterin kanamalı premenopozal kadınlarda intrakaviter patolojilerin saptanmasında, transvajinal ultrasonografi, salin infüzyon sonografi ve diagnostik histeroskopinin tanısal doğruluklarının karşılaştırılmasını amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Temmuz 2007-Temmuz 2008 tarihleri arasında anormal uterin kanama ile Sağlık Bakanlığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran ve histeroskopi yapılan 35 premenopozal hasta retrospektif araştırma kapsamında değerlendirildi. Bu tarihler arasında anormal uterin kanama nedeniyle opere olan hastaların dosyaları arşivden çıkarıldı. Tüm hastalara pelvik muayene, transvajinal ultrasonografi, salin infüzyon sonografi, diagnostik histeroskopi ve endometrial biopsi yapılmıştı. Transvajinal ultrasonografi, diagnostik histeroskopi ve salin infüzyon sonografi bulguları endometrial biopsi tanıları ile karşılaştırıldı. Sensitivite, spesifite, PPD ve NPD’ler hesaplandı.
Bulgular: Anormal uterin kanaması olan 35 premenopozal hasta değerlendirildi. Araştırma grubunda, ayrıntılı patoloji sonuçlarında premenopozal hastaların %51’inde endometrial patoloji bulunmuştur. TVUSG endometrial biopsi ile karşılaştırıldığında, tüm endometrial patolojileri saptamaktaki sensitivitesi % 61, spesifitesi % 71, PPD % 69, NPD % 63 olarak bulunmuştur. SİS endometrial biopsi ile karşılaştırıldığında tüm endometrial patolojileri saptamaktaki sensitivitesi % 78, spesifitesi % 82, PPD % 82, NPD % 78 olarak bulunmuştur. Diagnostik histeroskopi endometrial biopsi ile karşılaştırıldığında tüm endometrial patolojileri saptamadaki sensitivitesi % 89, spesifitesi % 76, PPD % 80, NPD % 87 olarak bulunmuştur. Histeroskopinin ve salin infüzyon sonografinin intrauterin kavitedeki polip ve submüköz myom gibi anormalliklerin saptanmasında tanısal doğruluğu transvajinal ultrasonografiden daha üstün bulundu.
Sonuç: Premenopozal hastalarda endometrial polip ve submüköz myomların teşhisinde SIS ve histeroskopi yaklaşık olarak eşit tanısal doğruluğa sahiptir. Endometrial patolojilerin değerlendirilmesinde histeroskopi ile endometrial biopsi birlikte yapıldıklarında en yüksek tanısal değer elde edilmiş olur.
Anahtar kelimeler: Transvajinal ultrasonografi, diagnostik histeroskopi, salin infüzyon sonografi, endometrial biopsi
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):59-63, 2009
İstirahat kalp hızı ile koroner arter hastalığı risk indeksi arasındaki ilişki
|
Sude Hatun HATİPOĞLU (*), Ömer Önder SAVAŞ (*), Tevfik Tanju YILMAZER (**), Mehmet Murat SUHER (***)
|
|
|
Amaç: İstirahat kalp hızının hipertansiyon, koroner kalp hastalığı ve diğer sebeplerden oluşan mortalite açısından bir risk faktörü olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda, istirahat kalp hızı ile koroner arter hastalığı risk indeksi arasındaki ilişkiyi saptamak amaçlanmıştır
Gereç ve Yöntem: Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde uygulamakta olduğumuz ABPM (Ambulatuar blood pressure management); Haziran 2008 -Kasım 2008 tarihleri arasında, endikasyon konularak, yatmakta olan 26 hastada kullanıldı ve hastaların 24 saat monitorizasyonları sağlandı. İstirahat kalp hızı ortalamaları ve laboratuar sonuçları kullanılarak Framingham skorlamasına göre koroner arter hastalığı risk indeksleri hesaplandı. Yirmi altı hastanın yaş, istirahat kalp hızı ve koroner arter hastalığı risk indeksi arasındaki fark değerlendirildi.
Bulgular ve Tartışma: İstirahat kalp hızı ile yaş ve koroner arter hastalığı risk indeksi arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Hasta yaşları ile istirahat kalp hızı arasında istatistiksel olarak bir korelasyon saptanmazken ileri yaş ile koroner arter hastalığı risk indeksi arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlıydı.
Anahtar kelimeler: İstirahat kalp hızı, koroner kalp hastalığı, risk indeksi, ABPM |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):64-68, 2009
Nöropati semptomu olmayan Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda EMNG ile nöropati saptanması ve etkileyen faktörler
|
Erim GÜLCAN (*), Demet İLHAN (**), Serdar TOKER (***), Lokman KORAL (*)
|
|
|
Amaç: Duysal ve motor nöropati semptomu bulunmayan tip 2 DM hastalarında EMNG kullanarak nöropati varlığının tespiti ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Gereç ve Yöntem: Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıkları kliniğine başvuran tip 2 DM'li ancak nöropati semptomları bulunmayan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalardan yaş, cinsiyet, diyabet yılı, beden kitle indeksi, bel çevresi elde edildikten sonra 10 saatlik gece açlığını takiben HbA1C, total kolesterol, trigliserid, HDL-K ve LDL-K düzeyleri ölçümü için kan alındı. Elde edilen değerler ki-kare, Kruskal Wallis Test, pearson korelasyonu ve lojistik regresyon analizi değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların kadın erkek oranı: 25/14, yaş ortalamaları: 49±6 idi. Diyabet yaşları 4.4±4.1, beden kitle indeksi: 29.1±3.9, bel çevresi: 96.7±6.8, total kolesterol: 203±29, trigliserid. 171±25, HDL-K: 43±5, LDL-K: 128±25, HbA1C:7,7±1.4 olarak saptandı.
Otuzdokuz hastanın 16'sında EMNG sonucunda duysal tipte nöropati tespit edildi. Yapılan korelasyon analizinde EMNG de nöropati saptanması ile diyabet yaşı, trigliserid düzeyleri ve HbA1C arasında pozitif bir korelasyon bulunurken, HDL-K ile negatif bir kolerasyon tespit edildi. Lojistik regresyon analizinin bir sonucu olarak, nöropatiyi en fazla öngördüren faktörler önem sırasına göre aşağıdaki gibidir: 1. Hipertrigliseri-demi, 2. Yüksek HbA1C, 3. Uzun diyabet süresi, 4. Düşük HDL-K seviyeleri.
Sonuç: Sonuç olarak nöropati ile ilgili semptomları bulunmayan tip 2 DM'li hastalarda kolesterol (özellikle trigliserid) düzeylerinin nöropatinin ortaya çıkmasında etkili bir faktör olabileceği düşünüldü.
Anahtar kelimeler: Semptomsuz diyabetik nöropati, risk faktörleri, EMNG
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):69-72, 2009
Brusellozlu olgularda semptomların süresi ile standart tüp aglütinasyon titreleri, kan kültürlerinde üreme ve lokomotor sistem tutulumu arası ilişkinin irdelenmesi
|
Cem YARDIMCI (*), N. Didem SARI (*), Bahadır CEYLAN (*), Rüchan ULUTÜRK (*), Muzaffer FİNCANCI (*)
|
|
|
Giriş ve Amaç: Bruselloz ülkemizde sık rastlanan bir zoonoz olup klinikte kendini akut, subakut ve kronik formlarda gösterebilir. Brusellozda komplikasyonların kronik formda daha sık olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın amacı brusellozun akut-subakut veya kronik olma durumu ile standart tüp aglütinasyon (STA) titresi yüksekliği, kan kültüründe üreme ve lokomotor sistem tutulumu durumu arasında ilişki olup olmadığının araştırılmasıdır.
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde yatırılarak tedavi edilen brusellozlu olguların dosyaları retrospektif olarak değerlendirilerek kan kültürlerinde üreme olup olmadığı, lokomotor sistem tutulumu olup olmadığı ve STA titreleri öğrenildi. Olgular STA titresine göre ? 1/320 ve < 1/320 olan olgular olarak ikiye ayrıldı. Lomber bölgede ağrısı olan olgular, herhangi bir eklemde artrit veya artraljisi olan olgular ve/veya radyolojik olarak lokomotor sistem tutulumu saptanan olgular lokomotor sistem tutulumu olan olgular olarak kabul edildi. Semptom süresi 8 haftadan küçük olan olgular akut, 8-52 hafta olanlar subakut ve 52 haftadan fazla olanlar kronik bruselloz olarak kabul edildi. Olguların Brusellozun akut-subakut veya kronik olma durumu ile standart tüp aglütinasyon titresi yüksekliği, kan kültüründe üreme ve lokomotor sistem tutulumu arasında ilişki olup olmadığı incelendi.
Bulgular: Çalışmaya ortalama yaşı 45,5 yıl olan 18’i kadın 8’i erkek toplam 26 olgu alındı. Olguların 19’u (% 73) akut -subakut ve 7’si (% 27) kronikti. Oniki (% 46,1) olgunun kan kültüründe brusella üredi. Onaltı (% 61,5) olguda lokomotor sistem tutulumu vardı. Olguların akut-subakut veya kronik olması ile kan kültüründe üreme olması ve lokomotor sistem tutulumu olması arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Kronik olan olgularda akut-subakut olan olgulara göre STA titresi ? 1/320 olan olgu sayısı daha azdı (p>0,05).
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları kronik olgularda STA titrelerinin akut-subakut olgulara göre daha düşük olduğunu ve semptom başlangıç süresi ile lokomotor sistem tutulumu ve kan kültüründe üreme arasında ilişki olmadığını göstermiştir.
Anahtar kelimeler: Bruselloz, standart tüp aglütinasyon testi, kan kültürü, lokomotor sistem
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):73-78, 2009
Tip 2 diabetes mellitus ve yaşam kalitesi: Bir gözden geçirme
|
İlkay ÖZDEMİR (*), Çiçek HOCAOĞLU (**)
|
|
|
Tip 2 Diabetes mellitus, toplumda en sık görülen kronik, metabolik hastalıktır. Dünyada yaklaşık 120 milyon diyabetli hasta bulunmaktadır. Ülkemizde diyabet insidansı % 1,6-2, prevelansı ise % 3,5-5 olarak bildirilmiştir. Tip 2 Diabetes Mellitus‘da yaşam kalitesi hastalığın gidişinin önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu derlemede Diabetes Mellitus’lu hastalarda yaşam kalitesi, epidemiyoloji, klinik sonuçları ve komplikasyonlar literatür bulguları ile tartışıldı.
Anahtar kelimeler: Tip 2 Diabetes Mellitus, yaşam kalitesi, komplikasyonlar
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):79-87, 2009
Yeni keşif nöropeptitlerden: Oreksin
|
Makbule GEZMEN KARADAĞ (*), Prof. Dr. Meral AKSOY (**)
|
|
|
Oreksin A ve oreksin B tekli öncü polipeptit olan ve 130 amino asit içeren pre-pro oreksinden üremektedir. Pre-pro oreksin hipotalamusda ve daha az olmakla birlikte testis ve adrenal bezde bulunmaktadır. Oreksin-A ve oreksin-B ise merkezi sinir siteminde bulunmasının yanı sıra, adrenal bez ve ince bağırsak gibi ekstrahipotalamik bölgelerde de bulunmaktadır. Oreksin-A reseptörü (OX1) hipotalamus ve locus coeruleus ile diğer beyin bölgeleri ve spinal cord’da, Oreksin-B reseptörü (OX2) ise hipotalamus, korteks, spinal cord ve bazı nükleilerde eksprese olmaktadır. Aynı zamanda her iki reseptör de barsaklarda ekspire olmabilmektedir. Oreksinler yeme-içme davranışında, enerji homestazında, uyku/uyanıklık regülasyonunda görev almakla birlikte kardiyovasküler ve nöroendokrin sistem üzerine de etki etmektedirler. Bu yazı, oreksinlerin yerleşimi, farmakolojisi ve fizyolojik olaylardaki rollerini özetlemek amacıyla derlenmiştir.
Anahtar kelimeler: Oreksin, uyku, iştah, beslenme
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):88-91, 2009
30 haftalık gebede fibriller astrositoma nedeni ile sol parietal kraniotomi
|
Erdem ÖZERDEN (*), Hatice YILMAZ (*), Lale TÜRKGELDİ (*), Necdet SÜER (*)
|
|
|
Anahtar kelimeler: Gebe, fibriller astrositoma, kraniotomi
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):92-94, 2009
Caroli hastalığı: Bir olgu sunumu
|
Ali KARAMAN (*), Doğan NASIR BİNİCİ (**), İhsan DORU (***)
|
|
|
Caroli hastalığı karaciğer içi safra yollarının kistik genişlemesi ile karakterize nadir konjenital bir bozukluktur. Caroli hastalığı otozomal resesif olarak geçiş gösterir. Kolanjitis, karaciğer sirozu ve kolanjiyokarsinom potansiyel komplikasyonlarıdır. Magnetik rezonans kolanjiografi (MRKG) Caroli hastalığının tanısında duyarlılığı en yüksek olan metottur. Bu çalışmada, Caroli hastalığı (caroli tip I) tanısı ile 15 yaşında bir kız çocuğunu sunduk.
Anahtar kelimeler: Karaciğer, safra yolları, kistik hastalık, caroli hastalığı
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):95-100, 2009
Rinolitiyazis: Klinik bulgular, tanı, tedavi ve radyolojik bulgular
|
Yunus Feyyat SAKİN (*), Mustafa GEDİK (**)
|
|
|
Rinolit veya burun taşı terimi nazal kavite yerleşimli endojen veya ekzojen bir nidus etrafında tuzların birikmesiyle meydana gelen taşlardır. Nadir görülürler ve uzun süre boyunca tanı konulmazsa nazal obstrüksiyona yol açacak kadar büyüyebilirler. Genellikle burun tıkanıklığı ve kötü kokulu akıntı hastaların doktora esas başvuru sebepleridir. Tanıda nazal endoskopi en önemli yeri tutar. Boyut ve çevre dokularla ilişkisini saptamak amacıyla sinüs grafisi ve bilgisayarlı tomografi istenebilir. Tedavisi cerrahi olarak rinolitin çıkarılmasıdır. Literatür incelendiğinde rinolityazis genelde tek olgular halinde raporlanmıştır. Bu çalışmada rinolityazisi olan 32 yaşındaki hastanın klinik bulguları, tanı, tedavi ve radyolojik açısından incelenerek sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Rinolitiyazis, bilgisayarlı tomografi, nazal kavite |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(2):101-104, 2009
İzole dalak kist hidatiği
|
Gökhan DEMİRAL (*), Bertan KÜÇÜK (*), Fikret AKSOY (*), Oktay YENER (*), Özgür EKİNCİ (**), Canan ERENGÜL (*)
|
|
|
Kist hidatik hastalığı sıklıkla karaciğer ve akciğeri tutan parazitik bir infeksiyondur. Dalak bu hastalıkta nadiren etkilenen organlardan biridir. Splenik hidatik kistin klinik semptomları sıklıkla belirsizdir. Hidatik hastalığın endemik olarak görüldüğü bölgelerde dalakta kistik lezyon saptanması halinde bunun splenik hidatik kist olabileceği hatırlanarak şüphelenilmelidir. Bilgisayarlı tomografi duyarlılığı en yüksek tanısal yöntemdir. Bu nadir görülen hastalıkta tedavide çoğunlukla splenektomi uygulanır. İzole dalak hidatozisi nedeniyle cerrahi uygulanan 42 yaşındaki kadın hastayı sunuyoruz. Aradan geçen 24 ayda ki kontrollerinde herhangi bir problem gözlenmemiştir.
Anahtar kelimeler: Ekinokokkus granülosis, dalak, splenektomi |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|