TÜRK PATOLOJİ DERGİSİ

 

Türk Patoloji Dergisi - OCAK 2006

 

 

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):5-10
c-erb B2 aşırı ekspresyonu ile birlikte östrojen ve progesteron reseptör pozitifliği gösteren invaziv meme karsinomu (66 olguda klinikopatolojik değerlendirme)
Ali BAŞ1, Ekrem YAVUZ1, Sıtkı TUZLALI1, Rıdvan İLHAN1, Oktar ASOĞLU2, Neşe GÜNEY3
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Genel Cerrahi Anabilim Dalı2, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü3
ÖZET
     Çalışmamızda, immünhistokimyasal yöntemle hem hormon reseptörlerinin gösterildiği hem de c-erb B2 aşırı ekspresyonu saptadığımız, invaziv meme karsinomlarının klinikopatolojik özellikleri irdelendi. c-erb B2 aşırı ekspresyonu gösteren invaziv meme karsinomlarının %27.61'inin (66/239), hormon reseptörleri yönünden de immün boyanma gösterdiği saptandı. Hormon reseptörleri, olguların büyük bir bölümünde yüksek derecelerde immünreaksiyon gösterdi. Ortalama hasta yaşı 52,96’ydı; pre ve postmenopozal hastaların sayısı eşitti. Olguların büyük bir bölümünün histolojik tipi invaziv duktal karsinom, derecesi yüksek, evresi ise düşüktü. Klinik takibi yapılan 36 olgudan 8'inde, kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içinde (postoperatif 1-17. ay) lokal nüks ya da uzak metastazlar saptandı. Bulgularımız, hem hormon reseptörü pozitifliği hem de c-erb B2 aşırı ekspresyonu gösteren invaziv meme karsinomlarının premenopozal hastalarda ortaya çıkma olasılığının yüksek olduğunu, nispeten düşük evrede olmalarına rağmen, kötü prognostik özellikler sergilediğini göstermektedir.
      Anahtar sözcükler: İnvaziv meme karsinomu, hormon reseptörleri, c-erb B2, immünhistokimya

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):11-16
   Piterijiyumda mast hücreleri ve farklı iklim şartlarındaki ultraviyole etkisi ilişkisi: 140 olguluk seri çalışma

Nebil BAL1, Fazilet KAYASELÇUK1, Aysel PELİT2, Filiz BOLAT1, Beyhan DEMİRHAN3
Department of Pathology, Başkent University Faculty of Medicine, Adana Teaching and Medical Research Center1, Department of Ophthalmology2, Department of Pathology, Başkent University Faculty of Medicine3

ÖZET
      Bu çalışmada rasgele seçilmiş 140 piterijiyum olgusundaki ve 30 normal konjunktiva dokusundaki histopatolojik bulgular ve mast hücre sayıları karşılaştırılmıştır. Piterijiyum örnekleri Türkiye'deki farklı iklim özelliklerine sahip iki bölgedeki merkezlerden toplanmıştır (Yüksek oranda güneş ışığı alan Adana bölgesi ve nisbeten daha az güneş ışığı alan Ankara bölgesi). Kesitler rutin H&E ile ve mast hücrelerini saptamak için toluidin mavisi ile boyandı. Yüz kırk piterijiyum olgusundaki toplam mast hücre sayısının ortalaması 17,9±8,39 iken kontrol örneklerindeki ortalama mast hücre sayısı 9,23±6,86 idi ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Adana ve Ankara örneklerindeki toplam mast hücre sayısı ortalaması sırasıyla 18,44±8,77 ve 16,51±7,23 olup istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Adana bölgesi örneklerinde (101 olgu) inflamasyon Ankara bölgesi örneklerine (39 olgu) oranla 6 kat daha fazla bulundu ve bu istatistiksel olarak anlamlıydı. Bu bulgu, ultraviyole ışınları etkisinin mast hücre degranülasyonunu arttırması ile ilişkilendirildi. Bu sonuçlar, mast hücrelerinin piterijiyum patogenezini aktif olarak etkilediğine ve meydana gelen değişikliklerin ultraviyoleden başka çok sayıda faktörün direkt veya mast hücreleri aracılığı ile gelişen dolaylı etkilerine bağlı olduğuna ve bunların piterijiyum patogenezinde rol oynadığına işaret etmektedir.
      Anahtar sözcükler: Piterijiyum, mast hücresi, ultraviyole

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):17-20
Tiroid papiller karsinomlarında c-KIT
Oğuz AYDIN, Levent YILDIZ, Mehmet KEFELİ, Canan YÜKSEL, Yurdanur SÜLLÜ
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı
ÖZET
      Bu çalışmada Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nın 1990-2006 yılları arası arşivleri taranarak tespit edilen 91 tiroid papiller karsinom olgusu çalışmaya alındı. Uygun bloklar seçilerek c-kit (CD117) ile immünhistokimyasal çalışma yapıldı. Çalışmaya alınan 91 olgunun 78'i klasik tip, 13'ü foliküler varyanttı. Doksan bir olgunun 76'sında (%83,51) pozitif boyanma saptandı. Olgular histolojik alt tiplerine göre boyanma şiddeti ve yaygınlıkları yönünden değerlendirildi. c-kit, tiroid papiller karsinomlarında hem çevredeki tümör dışı tiroid dokusuna göre hem de klasik tipte foliküler varyanta göre daha şiddetli ve yaygın boyanma gösterdi. Bu sonuçlar c-kit'in tiroid papiller karsinomlarında tanısal ve tedaviye yönelik yeni açılımlar sağlayabileceğini düşündürmektedir.
      Anahtar sözcükler: Tiroid, papiller karsinom, c-kit, CD 117, immünhistokimya

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):21-25
 Endometriyal poliplerde glandüler yapılanmanın tanısal değeri
Özlem ÖZEN1, Aydan KILIÇARSLAN1, Zübeyde ARAT2, Beyhan DEMİRHAN1
Department of Pathology, Baskent University Faculty of Medicine1, Baskent University Faculty of Medicine2
ÖZET
           Küretaj ve biyopsi materyallerinde, endometriyal polip tanısı koymak gerekli tanısal histopatolojik özelliklerin bu örneklerde tam olarak görülememesi nedeniyle güçtür. Histerektomi ve polipektomi örneklerinden elde edilen makroskopik olarak polip ile uyumlu 71 dokunun çeşitli histopatolojik özellikleri, küretaj ve biyopsi materyallerinde tanısal kriter bulmak amacı ile değerlendirildi. Bu özelliklerin sıklığı, hastanın menstruasyon durumu, polibin histopatolojik tipi ve şekli gibi değişkenlerle karşılaştırıldı. Hem premenopozal, hem de postmenopozal kadınlarda en sık görülen histolojik bulgular, kalın duvarlı damarlar ve düzensiz şekilli glandlardır (sırasıyla %91,5 and %97,2). Aynı zamanda, endometriyal glandların yüzey epitelinin uzun eksenine paralel yerleşim göstermesi şeklinde tanımlanan bir başka histolojik özellik değerlendirildi ve 71 endometriyal polibin 33'ünde (%46,4) bu özellik saptandı. Bu özellik premenopozal kadınlarda (%56,4), postmenopozal kadınlardan (%34,3) daha çok görüldü. Ayrıca hiperplastik poliplerde %40,6 oranında izlenirken, fonksiyonel poliplerde bu oran %87.5 idi. Endometriyal poliplerin histopatolojik tanısında kalın duvarlı damarların görülmesi en sık izlenen bulgudur ve rutin küretaj spesmenlerinde paralel dizilim, eğer var ise, tanı için önemli bir ipucu olabilir.
      Anahtar sözcükler: Endometriyal polip, tanısal kriterler, gland, paralel büyüme

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):26-31
Mide adenokarsinomlarında CD44 ve Ki67 ekspresyonu (klinikopatolojik parametrelerle korelasyon)
D. Sema ARICI, Fügen KIVANÇ, Hatice ÖZER, Reyhan EĞİLMEZ, Şahande ELAGÖZ
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı
ÖZET
     CD44 tümör yayılımı ve metastazında önemli olan bir adezyon molekülüdür. Gastrointestinal sistem tümörleri yanı sıra akciğer, serviks, karaciğer gibi farklı organ tümörlerinde CD44 ekspresyon özelliği araştırılmıştır. Araştırmalar sonucunda CD44'ün prognostik değeri ile ilgili farklı veriler elde edilmiştir. Ki67 ise, hücrelerin proliferatif aktivitesini belirleyen ve tümörlerde prognoz hakkında yardımcı olabilen bir belirleyicidir. Bu çalışmada amaç, CD44 ile Ki67'nin mide kanserindeki ekspresyonlarının yanı sıra grade, invazyon derinliği, lenf bezi metastazı ve damar invazyonu gibi klinikopatolojik parametrelerle olan ilişkilerini araştırmaktır. Mide adenokarsinomu tanısı almış 48 dokuya immünhistokimyasal olarak CD44 boyası uygulanmıştır. Klinikopatolojik parametrelerle CD44 ekspresyonu arasında anlamlı ilişki tespit edilmezken, grade arttıkça CD44 ve Ki67 ekspresyonunda artış saptanmıştır. CD44 ve Ki67'nin mide karsinomunun diferansiyasyonunu yorumlamada yardımcı olabilecekleri düşünülmekle birlikte kanserin ilerlemesi ve yayılımında rollerinin olamayabileceği düşünülmüştür. Bununla birlikte CD44 'ün mide karsinomu ilerlemesi ve yayılımındaki rolünü belirlemek için daha fazla çalışmalara gerek vardır.
      Anahtar sözcükler: Mide adenokarsinomu, CD44, Ki67, immünhistokimya

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):32-36
Paratestiküler adenomatoid tümör (Dokuz olguda morfolojik ve immünhistokimyasal inceleme)
Ebru KARAYİĞİT, Özgür METE, Işın KILIÇASLAN, Veli UYSAL
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı
ÖZET
     Skrotal solid kitlelerin hemen tümü malign tümörlerdir. Bunlar arasında mezotelden köken alanlar ise genelde benigndir. Adenomatoid tümörler, mezotel kökenli solid tümörlerin büyük kısmını oluşturmaktadır. Adenomatoid tümör tüm yaş gruplarında görülebilirse de sıklıkla üçüncü ve beşinci dekadda görülür. Tedavisi cerrahi olan bu tümörler tanı zorlukları gösterebilmektedir.
      Adenomatoid tümörler, sıklıkla epididim alt polünde, ender olarak tunika albuginea ve spermatik kordda yerleşir. Tipik epididimal lokalizasyonu ile birlikte adenomatoid tümörler genellikle tanı zorluğu oluşturmasa da özellikle tunika albuginea yerleşimli olanlar seks kord tümörler, benign mezenkimal tümörler ve malign mezotelyoma ile karışabilmektedir. Damar tümörleri de sıklıkla ayırıcı tanı içinde yer almaktadır. Buna ek olarak başlıca iğsi ve taşlı yüzük hücreli alanlardan oluşan adenomatoid tümörler metastatik bir tümörü taklit edebilir. Sonuç olarak, mezotelyal orijinli olduğu bildirilen adenomatoid tümörlerin ayırımında morfolojik bulgulara ek olarak immünhistokimyasal çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.
      Anahtar sözcükler: Adenomatoid tümör, epididim, testis, mezotel

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):37-41
Anorektal malign melanom: Üç olgu sunumu
Damlanur SAKIZ 1, Ayten LİVAOĞLU 2, Tuğba TAŞKIN 1, Tülay BAŞAK 1, Fevziye KABUKÇUOĞLU 1
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Laboratuvarı1, Erzurum Numune Hastanesi Patoloji Laboratuvarı2
ÖZET
    Anorektal yerleşimli malign melanom ender görülen ve agresif seyirli bir tümördür. Bu bölgedeki malignitelerin %0.8-1’ini, tüm malign melanomların ise %0.7’sini oluşturur. Bu tümörlerin anüste çok katlı yassı epitel, transizyonel epitel ve rektumda kolumnar epiteldeki melanositler ya da melanositik proliferasyon zemininde geliştiği düşünülmektedir.
      Bu çalışmada, 2001-2003 yılları arasında rektal kanama yakınması ile hastanemize başvuran sırasıyla 62, 62, 55 yaşlarında bir kadın ve iki erkek üç anorektal malign melanom olgusu incelendi. Olguların rektal biyopsilerinden biri indiferansiye karsinom, diğerleri malign melanom olarak rapor edildi. Tüm olgulara Miles operasyonu uygulandı. Her üç tümör de makroskopik olarak pektinat çizgiye bitişik, yer yer ülsere polipoid kitleler şeklindeydi. Tümörlerin en büyük boyutları sırasıyla 5,5, 6 ve 10 cm idi. Bütün olgularda tümör hücreleri HMB45, S100 proteini ve Melan-A ile immünreaktivite gösterirken, pansitokeratin ile reaksiyon gözlenmedi.
      Anorektal malign melanomun ender görülen bir tümör olması ve morfolojik bulguların indiferansiye karsinom ve mezenkimal tümörlerle karışabilmesi nedeniyle, özellikle endoskopik biyopsilerin değerlendirilmesinde immünhistokimyasal inceleme tanıda yönlendirici olabilir.
      Anahtar sözcükler: Anorektal kanal, malign melanom, ayırıcı tanı

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):42-44
İnguinal lenf düğümünde anjiyomatöz hamartom: Olgu sunumu
Uz. Yurdanur SÜLLÜ1, Seda GÜN1, Nevzat DABAK2, Filiz KARAGÖZ1
Department of Pathology1 and Department of Orthopedics2, Ondokuz Mayis University, Faculty of Medicine
ÖZET
     Anjiomyomatöz hamartom lenf düğümlerinin nadir görülen bir tümörüdür. Bu çalışmada, inguinal lenf düğümünde anjiomyomatöz hamartom saptanan bir olgu sunulmaktadır. Otuz üç yaşında kadın hastada eksizyonel biyopsi ile alınan sağ inguinal kitlenin, makroskopik olarak 4.5 cm çapında, yağ dokusu ile kaplı bir lenf düğümü olduğu saptandı. Mikroskopik incelemede, fibröz zeminde gelişigüzel yerleşmiş kalın duvarlı vasküler yapılar ve arada dağılmış düz kas hücrelerinin lenf düğümü parankiminin yerini alarak hilustan kortekse doğru uzandığı izlendi. Kortekste ince bir kortikal lenfoid doku mevcuttu. Zeminde dağılmış düz kas hücreleri yapılan immünhistokimyasal çalışmada aktin ile pozitif boyandı. Lenf düğümlerinin anjiomiyomatöz hamartomu çok nadir görülmekle birlikte, lenf nodlarının anjiomatöz malign tümörlerinin ayırıcı tanısında önemlidir.
      Anahtar sözcükler: Anjiomyomatöz hamartom, inguinal, lenf düğümü


Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):45-48
Overin oksifilik berrak hücreli karsinomu: Olgu sunumu
Metin AKBULUT1, Esra Canan KELTEN1, Mehmet E. SOYSAL1, S. Ender DÜZCAN1
Department of Pathology1, and Department of Obstetrics and Gynaecology2, Pamukkale University School of Medicine
ÖZET
      Overin berrak hücreli karsinomu nadir ve kolaylıkla tanınabilen, tipik olarak polihedral, hücre sınırları belirgin ve geniş berrak sitoplazmalı, eksantrik nukleuslu hücrelerden oluşan malign tümördür. Endometriozis ile ilişkili olabilirler ve sıklıkla kötü prognozludurlar. Bu makalede overde yaygın metastazları olan bilateral oksifilik tip berrak hücreli karsinom olgusu sunulmakta ve bu ender olarak görülen tümörün ilginç özellikleri ve ayırıcı tanısı kısaca tartışılmaktadır. Sonuç olarak, berrak hücreli karsinomlar, oksifilik hücreler içeren over tümörlerinin ayırıcı tanısında düşünülmesi gereken bir tümör olarak karşımıza çıkmaktadır.
      Anahtar sözcükler: Berrak hücreli karsinom, over, oksifilik tip

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):49-52
Appendiks vermiformis yerleşimli karışık endokrin-ekzokrin karsinom olgusu
Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1, Figen BARUT1, Gürkan KERTİŞ1, Burak BAHADIR1, Ali Uğur EMRE2, Banu Doğan GÜN1
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi2 Anabilim Dalı
ÖZET
      Appendiksin karışık endokrin-ekzokrin karsinomu ender bir tümör olup, adenokarsinom ve (nöro)endokrin tümörün histopatolojik özelliklerini bir arada gösterir. Konvansiyonel (nöro)endokrin tümörden daha agresif seyir gösterdikleri bilinmektedir.
      Karın ağrısı ve ateş yakınmaları olan, akut batın ön tanısı ile operasyona alınan 45 yaşındaki erkek hastaya appendektomi yapılmıştır. Gönderilen materyalde 0.6 cm çapında perfore alan saptanmıştır. Perfore alandan hazırlanan kesitlerde, yüzey epiteli altında, appendiksin tüm katlarını tutan tümöral infiltrasyon izlenmiştir. Bu tümöral infiltrasyonda, desmoplastik stromada, benign görünümlü ve Goblet hücreleri içeren - küçük glandüler yapılar yapan; iri nükleuslu, eozinofilik sitoplazmalı, yuvalanmalar yapma eğiliminde atipik karakterde hücreler izlenmiştir. Tümör dokusunda, müsikarmen ile intra ve ekstrasellüler müsin birikimi saptanmış; 10 büyük büyütme alanında ? 3 mitoz gözlenmiştir.
      İmmünhistokimyasal olarak tümör hücrelerinde, epitelyal membran antijeni, kromogranin-A ve karsinoembriyonik antijen ile yaygın, p53 ile % 5-10 oranında immünreaksiyon belirlenmiştir. Bu bulgularla olguya “karışık endokrin-ekzokrin karsinom” tanısı verilmiştir. Olgumuza, tümörün malignite potansiyeline sahip olması nedeniyle genel vücut taraması ve sonrasında sağ hemikolektomi uygulanmıştır. Operasyon sonrası geçen beş aylık sürede rekürrens ve/veya metastaz saptanmamıştır.
      Olgumuz, ender görülmesi ve malignite kriterlerinin tartışılması açısından sunulmaya değer bulunmuştur.
      Anahtar sözcükler: Appendiks vermiformis, karışık endokrin-ekzokrin karsinom, adenokarsinoid tümör, Goblet hücreli karsinoid

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):53-56
 Sağ el işaret parmak yerleşimli soliter enkondromdan gelişen sekonder kondrosarkom: Olgu sunumu
Peyker DEMİRELİ1, Demet KOCATEPE ÇAVDAR1, Safiye VURAL2, Gülgün YILMAZ OVALI3, Taçkın ÖZALP4
Celal Bayar University, School of Medicine, Department of Pathology1, Department of Pathology, State Hospital2, Celal Bayar University, School of Medicine, Department of Radiodiagnostics3, Orthopedics and Traumatology4
ÖZET
     Benign kıkırdak tümörleri olan enkondromlar, el ve ayakların küçük kemiklerinde yerleşme eğilimindedirler. Soliter lezyonlarda çok ender olan malign transformasyon, multiple endokondromatozislerde soliter lezyonlara göre daha sık görülmektedir.
      Sağ el işaret parmağında yıllardır süren şişlik ve ağrı yakınması olan 70 yaşında kadın hastada kitlenin eksizyonel küretaj materyali tümüyle enkondrom olarak değerlendirilmiştir. Yedi ay sonra aynı yerde nüks eden lezyon nedeniyle uygulanan parmak amputasyonunda tümörün klasik enkondrom alanları da barındıran intermediate grade (Derece II) kondrosarkoma transforme olduğu saptanmıştır.
      El ve ayaklarda yer alan enkondromlar nadiren kondrosarkoma ilerlerler. Bu yerleşim yerlerindeki enkondromlar maligniteyi düşündürecek histolojik ve klinik özellikler taşıdıkları için, benign kıkırdak tümörleriyle kondrosarkomlar arasında histolojik ayrım zordur. Bu nedenle patolojik bulgular kadar radyolojik özellikler de ayırıcı tanıda önemlidir. Bu olgu, yedi ay içinde kondrosarkoma ilerleyen sağ el işaret parmak yerleşimli enkondrom nedeniyle dikkat çekicidir.
      Anahtar sözcükler: Enkondrom, kondrosarkom, el, falanks

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(1):57-60
Toksoplazma gondii lenfadenitinin sitolojik tanısı: Olgu sunumu
Aptullah HAHOLU1, Şükrü YILDIRIM1, Özgür KORU2, Nurittin ARDIÇ3, Hüseyin BALOĞLU1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Patoloji Servis Şefliği1, GATA Askeri Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Parazitoloji Bilim Dalı2, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Servis Şefliği3
ÖZET
        Bu çalışmanın amacı, ince iğne aspirasyonunda intrasitoplazmik bradizoidler içeren histiyositlerin görülmesi ile tanı konan toksoplazma lenfadeniti olgusunu ve lezyonun sitolojik özelliklerini sunmaktır. Üç yaşında kız çocuğu, submandibuler bölgedeki 3 cm. çapında hareketli, hafif derecede ağrılı şişlik nedeniyle hastaneye başvurdu. Kitleden yapılan iğne aspirasyonunun sitolojik incelemesinde, polimorfik lenfoid elemanlar ve histiyositler içeren reaktif lenfoid hiperplazi bulguları saptandı. Papanicolaou boyama ile yapılan incelemede, sitoplazmalarında toksoplazma bradizoidleri ile uyumlu çok sayıda partikül içeren histiyositler görüldü. Serolojik testlerle toksoplazmaya spesifik IgG ve IgM artışı gösterilmemiş olmakla birlikte, sitolojik tanı için kullanılan boyalı lamlardan kazınarak alınan materyalden elde edilen DNA'dan PCR tekniği ile toksoplazma genomuna spesifik sekans varlığı gösterilerek toksoplazma lenfadeniti tanısı desteklendi. Toksoplazma lenfadeniti tanısında ince iğne aspirasyon sitolojisi, özellikle bradizoid içeren histiyositlerin gösterilmesi ile değerli bir yöntemdir. Serolojik testler destekleyici olmasa bile, PCR ile tanı desteklenebilir.
      Anahtar sözcükler: Toksoplazma lenfadeniti, sitoloji

 

 

 

 

 

 


 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker