TÜRK PATOLOJİ DERGİSİ

 

Türk Patoloji Dergisi - MAYIS 2006

 

 

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):68-73
Kafa ve yüz kemiklerinin fibroosseöz lezyonları
Ulviye YALÇINKAYA1, Başak DOĞANAVŞARGİL2, Murat SEZAK2, Fikri ÖZTOP2
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı2, BURSA
ÖZET
     Kafa ve yüz kemiklerinin fibroosseöz lezyonları genellikle yavaş gelişen, klinik olarak agresif seyir gösterebilen benign tümörlerdir. Kemiklerde deformiteye neden olabilen lokal destrüktif karakterdeki bu lezyonlarda, cerrahi olarak tam çıkarılmadıkları taktirde nüks riski yüksektir. Uzun süreli nüks lezyonlarda sarkomatöz dejenerasyonun geliştiği bildirilmektedir. Bu lezyonları sınıflandırmak, tanımak ve tedavi etmek uzun yıllar çeşitli zorluklara neden olmuştur. Maksilla ve mandibula en sık görülen yerleşim yeridir. Çocuklarda ve genç erişkinlerde sık görülürler.
      Bu çalışmada 1976-2004 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda tanı almış 43 olgu ile, 2003-2006 yılları arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda tanı almış 12 olgu incelendi. Olguların yaş ve cins dağılımı, lezyonların yerleşim yeri, lezyonların tipi ve histopatolojik özellikleri ile nüks ve sarkomatöz dejenerasyon gösteren olgular belirtildi.
      Çalışmamızın sonucunda kafa ve yüz kemiklerinin fibroosseöz lezyonlarında spesifik tanıya giderken patolojik kriterlerin yanı sıra, klinikopatolojik korelasyonun ve radyolojik görüntülerin esas alınması gerektiği literatür bulguları eşliğinde bir kez daha vurgulandı.
      Anahtar sözcükler: Kafa ve yüz kemikleri, fibröz displazi, ossifiye fibrom, fibroosseöz lezyonlar

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):74-81
Larinks karsinomlarında immünhistokimyasal p53 ve p63 ekspresyonunun histopatolojik parametreler ile ilişkisi

Şirin BAŞPINAR1, Özden ÇANDIR2, Nilgün KAPUCUOĞLU2, Sema BİRCAN2, Metin ÇİRİŞ2, Nermin KARAHAN2
Department of Pathology, Egirdir Bone and Joint Diseases Treatment and Rehabilitation Hospital1, Department of Pathology, Suleyman Demirel University School of Medicine2, ISPARTA

ÖZET
      Bu çalışmanın amacı larinks skuamöz hücreli karsinomlarının (LSHK) histopatolojik özellikleri ile p53 ve p63 aşırı ekspresyonu arasındaki ilişkiyi araştırmak ve olası prognostik değerini ortaya koymaktır. Bu amaçla 43 larinks karsinomu parafin kesitleri bu proteinler ile immunohistokimyasal olarak boyanarak çalışılmıştır. Olguların %97,7'sinde p53 ekspresyonu saptanmıştır. p53 aşırı ekspresyonu histolojik grade (p=0.001) ve vasküler invazyon (p=0.028) ile anlamlı şekilde ilişkiliyken, diğer histopatolojik parametreler ile arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çalışmamızda larinks karsinomlarının %100'ü p63 ile pozitif boyanma göstermiş, histopatolojik parametreler ile p63 ekspresyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Agresif fenotipe sahip tümörlerin daha yoğun p53 ekspresyonu göstermesi nedeniyle LSHK'sinde p53 ekspresyonunun kötü prognoz göstergesi olabileceğini ileri sürülebilir. Bununla birlikte boyanma paternine göre, p63 ekspresyonu tümör hücrelerinin immatüritesini yansıtabilir. p63 ekspresyonunun LSHK'nin prognozundan ziyade diferansiyasyonu hakkında fikir verebileceği kanısındayız.
      Anahtar sözcükler: Larinks, skuamöz hücreli karsinom, p53, p63, immünhistokimya

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):82-86
Banal melanositik ve displastik nevüsler ile derinin primer melanomlarında immünhistokimyasal matriks metalloproteinaz-2 (MMP-2) ekspresyonu
Banu LEBE, Uğur PABUÇÇUOĞLU, Erdener ÖZER
Dokuz Eylül University, School of Medicine, Department of Pathology, IZMIR
ÖZET
     Matriks metalloproteinazlar malign melanomlar da içinde olmak üzere, değişik türdeki tümörlerin progresyonunda önemli bir rol oynamaktadır. Tip IV kollagenaz olarak da bilinen MMP-2, metalloproteinaz ailesinin bir üyesidir. Bu immünhistokimyasal çalışmanın amacı, banal melanositik ve displastik nevüsler ile derinin primer melanomlarında MMP-2 ifadesinin önemini değerlendirmektir.
      Formalinde fikse edilmiş ve parafine gömülü 21 banal melanositik nevüs, 42 displastik nevüs ve 18 primer deri melanomu bu çalışmaya alınmıştır. MMP-2 antikoru ile immünboyama için standard streptavidin-biotin immünperoksidaz yöntemi kullanılmıştır. Melanositik lezyonlardaki tümöral ve stromal MMP-2 ifadesi semikantitatif olarak skorlanmıştır.
      Banal melanositik nevüs ve displastik nevüslerin stromal ya da melanositik hücrelerinde MMP-2 varlığı saptanmamıştır. On sekiz primer deri malign melanomu olgusunun 11’inde MMP-2 varlığı gözlenmiştir. Beş olguda yalnızca stromal hücrelerde sitoplazmik boyanma varken, 6 olguda hem stromal, hem de melanositik hücrede boyanma saptanmıştır. MMP-2, çok sayıda plazma hücresi ve lenfositleri içeren tümör-stroma bileşkesinde daha yoğun olarak boyanmıştır.
      MMP-2 ekspresyonu, banal melanositik nevüs ve displastik nevüs gibi benign melanositik lezyonların patobiyolojisi ile ilişkili gibi görünmemektedir. Diğer yandan tümör stromasında bulunan, özellikle endotel hücreleri ve fibroblastlar gibi hücreler tarafından eksprese edilen MMP-2’nin, melanoma patobiyolojisinde önemli bir rolü olabilir.
      Anahtar sözcükler: Melanositik nevüs, displastik nevüs, malign melanom, immünhistokimya, MMP-2

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):87-91
Bazoskuamöz karsinomun skuamöz ve bazal hücreli karsinomdan ayırıcı tanısında Ber-EP4 antijeninin kullanımı
Nermin KARAHAN1, Şirin BAŞPINAR2, Mehmet YILDIRIM3, İbrahim BARUT4
Department of Pathology, Suleyman Demirel University School of Medicine1, Department of Pathology, Egirdir Bone Joint Diseases Treatment and Rehabilitation Hospital2, Department of Dermatology, Suleyman Demirel University School of Medicine3, Department of Surgery, Suleyman Demirel University School of Medicine4, ISPARTA
ÖZET
      Derinin bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinomu hematoksilen-eozin boyalı kesitlerde kolaylıkla ayrılabilen tümörlerken, bazoskuamöz karsinom tartışmalı bir antitedir. Çalışmamızın amacı 52 deri tümöründe immünhistokimyasal olarak Ber-EP4 kullanılarak bazal hücreli karsinom ve bazoskuamöz karsinom ayrımını yapmaktır. Derinin 20 bazal hücreli karsinomu, 20 skuamöz hücreli karsinomu, 10 bazoskuamöz karsinomu ve 2 kollüzyon tümörü immünhistokimyasal olarak Ber-EP4 ile boyandı. Bazal hücreli karsinomların tümü Ber-EP4 ile güçlü ve diffüz olarak boyanırken, skuamöz hücreli karsinomlarda boyanma izlenmedi. Bazoskuamöz karsinomlar ise parsiyel boyandı. Sonuçlarımız bazal hücreli karsinom ve bazoskuamöz karsinom ayrımının rutin immünhistokimyasal Ber-EP4 boyanması ile gerçekleşebileceğini öne sürmektedir.
      Anahtar sözcükler: Ber-EP4, bazal hücreli karsinom, bazoskuamöz karsinom, skuamöz hücreli karsinom

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):92-95
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin 2003-2005 yılları sitoloji deneyimi
Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1, Sibel BEKTAŞ1, Figen BARUT1, Burak BAHADIR1, Gamze NUMANOĞLU1, Banu DOĞAN GÜN1, Tulu Emre EKEM1, Neslihan KÖKTEN1, Arzu SÖNMEZ1, Gamze MOCAN KUZEY2
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı2, ZONGULDAK
ÖZET
      Sitoloji, son yıllarda patoloji uygulamalarında giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, kurumumuza gelen sitoloji materyallerinin alınma şekline, gönderildikleri bölümlere, organ sistemlerine ve genel sitomorfolojik tanılarına göre dağılımlarını değerlendirmek amaçlanmıştır.
      Ocak 2003 ile Aralık 2005 tarihleri arasında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Sitopatoloji Laboratuvarı'na gönderilmiş olan 9.043 sitoloji materyali incelenmiştir.
      Toplam 9.043 sitoloji materyalinin %89.9'unu eksfoliyatif sitoloji, %10.1'ini ince iğne aspirasyonu oluşturmaktadır. Eksfoliyatif sitoloji materyallerinin %84'ü Kadın Hastalıkları ve Doğum, ince iğne aspirasyon materyallerinin ise %63'ü İç Hastalıkları Kliniği’nden gönderilmiştir. İnce iğne aspirasyonunda en sık örneklenen organ tiroid iken (%63), eksfoliyatif sitoloji materyalinde serviko-vajinal yaymadır (%82.5). İnce iğne aspirasyon materyallerinin %1.6'sına “malign”, %1.9'una “malignite şüphesi”, %65.8'ine “benign” olarak tanı verilmiş, %30.7'si ise “yetersiz” olarak değerlendirilmiştir. Eksfoliyatif sitoloji materyallerinin %6.4'ü “yetersiz” olup, %0.7'si “malign”, %0.8'i “malignite şüphesi” ve %92.1'i “benign” olarak tanı almıştır.
      Kurumumuza gönderilen sitoloji materyallerinin çoğunluğunu, başta serviko-vajinal yaymalar olmak üzere eksfoliyatif sitoloji oluşturmaktadır. İnce iğne aspirasyonunda tiroid en sık örneklenen organdır ve bu yöntemdeki yüksek “yetersiz” tanı oranı olası yetersiz örnekleme ile ilişkilendirilebilir.
      Anahtar sözcükler: Eksfoliyatif sitoloji, ince iğne aspirasyon sitolojisi

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):96-99
  Laringeal entübasyon sırasında tesadüfi tanı: lingual osseöz polipoid lezyon: osteom veya koristom?
Ertap AKOĞLU1, Esin ATİK2, Sinem KARAZİNCİR3, Şemsettin OKUYUCU1, Çağla ÖZBAKIŞ4, Ali BALCI3, Ramazan GÜMÜŞ1, Şafak DAĞLI1
Mustafa Kemal University Tayfur Ata Sokmen School of Medicine, Departments of Otolaryngology Head and Neck Surgery1, Pathology2, Radiology3, and Anesthesiology and Reanimation4, HATAY
ÖZET
    Yumuşak doku osteomu ender bir durum olup, başlıca dilin arka kısmı olmak üzere baş-boyun bölgesinde görülmeye güçlü bir yatkınlık gösterir. Lingual osteom adı verilen bu durum sıklıkla yakınmasız dışa doğru gelişmiş bir lezyon olarak görülür. Tanısı fizik muayene ya da görüntüleme yöntemleriyle konur.
      Sunduğumuz hasta daha önce tanı almamış, jinekolojik ameliyat öncesi entübasyon sırasında tesadüfen fark edilen bir lingual osteom olgusudur. Elli iki yaşında kadın hastanın jinekolojik cerrahi için genel anestezi alması planlanmıştır. Cerrahi öncesi entübasyon için laringoskopi yapılması esnasında dilin arka kısmında saplı bir kitle görülmüştür. Patogenez ve terminoloji konusu tartışmalı olsa da, tedavi yönteminde seçim cerrahidir. Bu makaledeki amacımız dildeki kemiksi bir lezyonu sunarken, klinik ve histolojik özellikleri dikkate olarak literatürü gözden geçirmek ve patogenezle birlikte terminolojiyi tartışmaktır.
      Anahtar sözcükler: Dil, osteom, entübasyon

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):100-103
Alışılmış bir lenfomanın alışılmışın dışında prezentasyonu: Olgu sunumu
Prostatta küçük lenfositik lenfoma/kronik lenfositik lösemi tutulumu
Mine G. GÜLLÜOĞLU, Işın KILIÇASLAN, Öner DOĞAN, Veli UYSAL
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL
ÖZET
   Üriner sistem obstrüksiyonu semptomları ve yüksek serum prostat spesifik antijen seviyesi ile kliniğe başvuran 74 yaşında bir hastada, prostat iğne biyopsilerinin mikroskopik incelemesinde CD20 ve %30 oranında CD5 immünreaktivitesi gösteren, CD3, CD10, CD43 ve Tdt negatif küçük lenfosit benzeri hücrelerden oluşan diffüz infiltrasyon izlendi. Hematoloji kliniğine sevkedilen hastada yapılan ileri incelemelerde periferik kanda lenfositoz ve yaygın lenfadenopatiler saptandı. Kemik iliği trefin biyopsisinde, prostat biyopsilerinde saptanan infiltratif hücreler ile aynı morfolojik ve immünhistokimyasal özelliklere sahip küçük lenfositik lenfoid hücrelerden oluşan diffüz infiltrasyon mevcuttu. Bu bulgular ile prostat tutulumu yapan küçük lenfositik lenfoma / kronik lenfositik lösemi tanısı kondu.
      Bu olgu sunumunda, küçük lenfositik lenfoma / kronik lenfositik löseminin prostat tutulumunun genel özellikleri üzerinde duralmakta ve prostatın bu tip lezyonlarının ayırıcı tanısında dikkate alınması gereken önemli noktalar irdelenmektedir.
      Anahtar sözcükler: Prostat, lenfoma, lösemi, ayırıcı tanı

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):104-107
Uterusun intravenöz leiomiyomatozisi: Olgu sunumu
Esin ATİK1, Süleyman ALTINTAŞ1, Bülent AKANSU1, Şahin ZETEROĞLU2, Arif GÜNGÖREN2
Department of Pathology1, Department of Obstetrics and Gynecology2, Faculty of Medicine, Mustafa Kemal University, HATAY
ÖZET
        İntravenöz leiomiyomatozis uterus leiomiyomlarının nadir rastlanan bir varyantıdır. Bu tümörler venöz veya lenf damarlarındaki düz kas hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Operasyon öncesi tanı genellikle konulamaz. Tanı postoperatif dönemde makroskopik ve histopatolojik bulgular sonucunda konur. Bu olguların bazılarında vena kava inferior yoluyla sağ kalbe uzanım izlenebilir. Ayrıca benign kistik akciğer metastazlarına rastlandığı da bildirilmiştir. Bu makalede 7 yıldır anormal menstrüel kanama ve pelvik ağrı şikayeti olan, 42 yaşında 3 çocuk sahibi kadın hasta sunulmaktadır. Fizik muayenede uterus sert, ağrılı ve normalden büyüktü. Myomatozis uteri ön tanısı ile hastaya total abdominal histerektomi ve tek taraflı salpingoooferektomi uygulandı. Operasyon esnasında yapılan frozen kesite intravenöz leiomiyom tanısı verildi. Bu olgu sunumunda intravenöz leiomiyomatozis, literatür bilgileri eşliğinde yeniden ele alınarak, tanı sonrası takibinin önemi vurgulanmaktadır.
      Anahtar sözcükler: İntravenöz leiomiyomatozis, leiomiyom, uterus


Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):108-111
Memenin lobüler karsinomunun diffüz gastrik metastazı: Olgu sunumu
Kemal DENİZ, Tahir Ercan PATIROĞLU
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, KAYSERİ
ÖZET
     Altmış beş yaşında kadın hastada, memenin lobüler karsinomunun diffüz gastrik metastazı sunulmaktadır. Hastanın 5 yıl öncesine dayanan mastektomi öyküsü vardı ve son başvurusunda epigastrik yakınmaları ve kilo kaybı mevcuttu. Bilgisayarlı tomografi incelemesinde, midede diffüz duvar kalınlaşması saptandı. Gastrik biyopsi ile metastatik lobüler karsinom tanısı alan hastaya total gastrektomi yapıldı. Histolojik incelemede mide duvarının tüm katlarını tutan tek tek ve hücre kordonları şeklinde dizilim gösteren neoplastik infiltrasyon görüldü. Bu ender antitenin tanısal güçlükleri ve histolojik özellikleri tartışıldı.
      Anahtar sözcükler: Mide, metastaz, invaziv lobüler karsinom

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):112-114
Erişkin Wilms tümörü: Olgu sunumu
Mehmet KEFELİ1, Levent YILDIZ1, Filiz KARAGÖZ1, Recep BÜYÜKALPELLİ2
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Üroloji2 Anabilim Dalı, SAMSUN
ÖZET
      Wilms tümörü veya nefroblastom çocukluk çağının en sık görülen böbrek tümörüdür. Erişkinlerde oldukça ender görülür. Bugüne kadar literatürde saptadığımız kadarıyla 300'den az olgu bildirilmiştir. Bu yazıda sağ böbrekte yerleşen ender görülen Wilms tümörü tanısı alan 29 yaşında erkek hastanın klinik ve histopatolojik bulguları sunulmaktadır.
      Anahtar sözcükler: Wilms tümörü, nefroblastom, erişkin

Türk Patoloji Dergisi 2006;22(2):115-140
Biyomedikal Dergilere Gönderilen Makalelerin Uyması Gereken Standartlar: Biyomedikal Yayınların Yazımı ve Baskıya Hazırlanması Şubat 2006'da güncellenmiştir
Uluslararası Tıp Dergileri Editörleri Kurulu
(Uniform Requirements for Manuscripts Submitted to Biomedical Journals: Writing and Editing for Biomedical Publication- Updated February 2006- International Committee of Medical Journal Editors)
Çevirenler: Burak BAHADIR, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ZONGULDAK
 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker