 |
Türk Patoloji Dergisi - EYLÜL 2006
|
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):148-152
Prostatik adenokarsinomlarda nükleer morfometrinin Gleason skoru ile ilişkisi |
Sibel BEKTAŞ1, Banu DOĞAN GÜN1, Burak BAHADIR1, Aydın MUNGAN2, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Üroloji2 Anabilim Dalları, ZONGULDAK |
|
|
Prostat kanseri derecelendirmesinde objektif bir metot yaratmak için kantitatif morfometrik ölçüm yöntemleri denenmektedir. Çalışmamızda, görüntü analiz sistemi kullanılarak prostatik adenokarsinom hücre nükleuslarında morfometrik ölçümler yapılmış, sonuçlar olguların Gleason skorları ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmaya, 40’ı (%74) organ iğne biyopsisi ve 14’ü (%26) prostatektomi materyalinden oluşan 54 prostatik adenokarsinom olgusu dahil edilmiştir. Her bir olgu için adenokarsinom alanlarında, 150 hücre nükleusu seçilerek mikroskopik görüntüleri bilgisayara aktarılmıştır. Görüntü analiz programı ile aynı alanlarda nükleer alan, yuvarlaklık faktörü ve elipslik indeksi otomatik olarak ölçülmüş, Gleason skorları ile ilişkilerini tespit etmek için korelasyon analizi yapılmıştır. Tüm materyaller birlikte değerlendirildiğinde Gleason skoru ve ortalama nükleer alan arasında orta derecede anlamlı ilişki (r: 0.456, p=0.001), organ iğne biyopsisi grubunda ise Gleason skoru ile ortalama nükleer alan arasında çok güçlü derecede anlamlı ilişki (r:0.752, p=0.001) saptanmıştır. Prostatektomi grubunda Gleason skoru ile bu faktörler arasında ilişki tespit edilmemiştir. Sonuç olarak, prostatik adenokarsinomda ortalama nükleer alan değeri, hastalığın patolojik durumunun değerlendirilmesine katkı sağlayabilir.
Anahtar sözcükler: Nükleer morfometri, Gleason skoru, adenokarsinom, prostat |
|
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):153-160
Deri eki tümörlerinde diferansiyasyon: İmmünhistokimyasal inceleme |
Figen BARUT, Banu DOĞAN GÜN, Burak BAHADIR, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR
Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ZONGULDAK
|
|
|
Deri eki neoplazileri, farklı yönlerde diferansiyasyon gösteren nadir tümörlerdir. Çalışmamızda, immünhistokimyasal yöntem ile çeşitli belirleyicilerin ekspresyonu değerlendirilerek deri eki tümörlerinin diferansiyasyon yönlerinin belirlenmesi ve buna göre embriyolojik gelişme özelliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Çalışmamıza 47 deri eki tümör olgusu dahil edilmiştir. Bu 47 olgunun %32’si (n:15) kıl folikülü, %23.4’ü (n:11) sebase bez, %17’si (n:8) apokrin bez ve %27.6’sı (n:13) ekrin bez tümörüdür. ‹mmünhistokimyasal yöntemle CK5-6, CK6, CK7, CK8, CK10, CK19, GCDFP-15, karsinoembriyonik antijen, epitelyal membran antijeni ve S100 protein ekspresyonları araştırıldı.
Çalışma sonucunda, CK5-6 ve CK8 ekspresyonunun kıl folikülü tümörlerinde diğer belirleyicilere göre diferansiyasyon belirlenmesinde daha değerli olduğu anlaşıldı. Sebase bez tümörlerinin tanısında epitelyal membran antijeni ekspresyonunun ön planda olduğu ve beraberinde CK8, CK10 ve karsinoembriyonik antijen gibi belirleyicilerin de tanıda yardımcı olabileceği; apokrin bez tümörlerinde GCDFP-15’e ek olarak CK5-6 ekspresyonunun anlamlı olduğu, ekrin bez tümörlerinde ise karsinoembriyonik antijene ek olarak CK8 pozitifliğinin de diferansiyasyonu belirlemede yardımcı olabileceği; CK6’nın ise tümör gruplarının hepsinde gösterilmesi nedeniyle ayırıcı tanıda yararsız olduğu saptandı.
Anahtar sözcükler: Deri eki tümörleri, diferansiyasyon, immünhistokimya |
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):161-166
Sinovyal sarkom: 82 olguda klinikopatolojik değerlendirme |
Taner AKALIN, Yeşim ERTAN, Gürdeniz SERİN, Gülşen KANDİLOĞLU
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, İZMİR |
|
|
Bu retrospektif çalışmada 21 yıllık periodda bir merkezde değerlendirilmiş, her yaş grubundan ve nispeten geniş sinovyal sarkom hasta grubu çalışılmıştır.
Yaşları 13 ile 75 arasında değişen (ortalama 34 yaş), 42’si kadın, 40’ı erkek hasta değerlendirildi. Tümörlerin en geniş çapları 1,5 ile 24 cm arasında değişiyordu (ortalama 8,5 cm). Tümör yerleşimleri şu şekilde idi; alt ekstremite (53 olgu), üst ekstremite (16 olgu), gövde (7 olgu) ve baş boyun (3 olgu).
Seksen iki olguya ait 136 materyel histolojik olarak değerlendirildi. Bu olguların 58’i monofazik fibröz tip, 18’i bifazik tip ve 6’sı kötü diferansiye tip sinovyal sarkom idi.
İmmünhistokimyasal olarak monofazik fibröz tip ve kötü diferansiye tip sinovyal sarkom olguları (64 olgu) EMA veya sitokeratin ile pozitif idi. Bu olguların 14’ü EMA pozitif sitokeratin negatif iken, altısı sitokeratin pozitif EMA negatif idi.
Kırk üç hastanın ortalama 47 aylık süre ile takibine ulaşıldı. Bu 43 hastanın 12’sinde hastalığa bağlı ölüm, dokuzunda metastatik hastalık, dokuzunda lokal rekürrens gelişti ve 13’ünde (%30) hastalık bulgusu yoktu.
Sonuç olarak sinovyal sarkom agresif bir tümördür ve radyokemoterapiden değişen oranlarda etkilenmektedir. Sinovyal sarkom olgularının çoğu morfolojik ve immünhistokimyasal bulguların (EMA ve sitokeratinin ikisini de uygulayarak) yardımı ile tanınabilirler.
Anahtar sözcükler: Sinovyal sarkom, immünhistokimya, prognoz |
Turkish Journal of Pathology 2006;22(3):167-173
HPV-DNA testing and Ki-67 immunocytochemistry in liquid based cervical cytology in prostitute women |
Esin ATİK1, Barış OTLU2, Meryem ÇETİN3, Devrim TOK4, Rıza DURMAZ5
Department of Pathology, Mustafa Kemal University, Faculty of Medicine1, Department of Microbiology, Inonu University, Faculty of Medicine2, Department of Microbiology, Mustafa Kemal University, Faculty of Medicine3, Department of Obstetric and Gynecology, Mersin University, Faculty of Medicine4, Department of Microbiology, Inonu University, Faculty of Medicine5, HATAY |
|
|
Hayat kadınlarında sıvı bazlı servikal sitolojide HPV-DNA testi ve immünsitokimyasal Ki-67 indeksi
HPV konakçı genlerinde birtakım değişikliklere sebep olur, bu değişiklikler Ki-67 gibi hücre döngüsü ile ilişkili proteinlerin anormal ekspresyonu ile kendini gösteren hücre döngüsü düzensizliklerine yol açar. Ki-67’nin saptanması displazi ve karsinoma ilerleme riski olan HPV enfeksiyonunun taranması ve tanısında rol oynayabilir. Biz genelev kadınlarında bu ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Servikal hücreler PapSpin biriktirme sıvısında toplandı. Her örnekten alınan 1000 µl hücre süspansiyonunun 200 µl’si ile ince tabaka sıvı bazlı sitoloji preparatı hazırlandı ve Papanicolaou ile boyandı. Kalan 800 µl hücre süspansiyonunun 400 µl’si PCR’da HPV-DNA saptanması için kullanıldı Kalan 400 µl hücre süspansiyonunun 50 µl’si immünsitokimya için ince tabaka preparatı hazırlamada kullanıldı. Ki-67 proteini ile antijen boyanması yapıldı. Nükleer boyanma gösteren hücreler immün pozitif olarak kabul edildi. Temsili olarak seçilen bir alandaki hücreler büyük büyütmede (x400) sayıldı ve lamın üzerindeki pozitif hücrelerin oranı hesaplandı. Bu oran pozitif hücre sayısı/1000 şeklinde ifade edilip tüm örneklerin sonuçları kıyaslandı. Çalışma grubunda HPV tip 6 ve 32, kontrol grubunda HPV tip 6 ve 51 saptandı. Ortalama Ki-67 değerleri HPV pozitif ve negatif olgularda sırasıyla 2.7±1.2 ve 3.6±4.1 olarak bulundu. HPV pozitifliği ile sadece nükleer değişiklikler arasında pozitif bir korelasyon saptandı (x2=28.8, p<0.001). Diğer sonuçlarımız istatiksel olarak anlamlı değildi. Lökositoz ile HPV ya da Ki-67 arasında önemli bir ilişki bulunmadı. Ayrıca HPV ile doğum kontrol uygulaması, sigara içimi, tekrarlayan genital enfeksiyon arasında da bir ilişki saptanmadı. HPV tiplerinin prevalansı farklı coğrafi konumlar ve ırklarda serviks kanserinde farklı etyolojileri düşündürmektedir. Bizim sonuçlarımız Ki-67 immünsitokimyasının HPV tip 6, 32 ve 51 için faydalı bir yöntem olmadığını göstermektedir.
Anahtar sözcükler: HPV, Ki-67, ince tabaka sıvı bazlı sitoloji, immünsitokimya |
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):174-180
Piterijiyumda HPV varlığı ve p53 gen mutasyonu: PCR ve immünhistokimyasal çalışma |
Nebil BAL1, Figen DORAN1, Fügen YARKIN2, Özlem BAYRAMOĞLU2, Seyhan VARİNLİ1, İlter VARİNLİ3
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1, Mikrobiyoloji2 ve Göz Hastalıkları3 Anabilim Dalları, ADANA |
|
|
Piterijiyum, bulber konjunktivanın kornea merkezine doğru olan patolojik bir uzantısıdır. Etiyolojisinde fiziksel ve kimyasal ajanlar, p53 gen mutasyonu ve HPV gibi suçlanan pek çok ajan vardır. HPV, piterijiyumda ilk olarak 1994 yılında Varinli ve arkadaşları tarafından gösterilmiştir. Araştırmacılar, HPV'nin konjunktiva epitelinde p53 gen mutasyonuna neden olduğu ve bu mekanizma üzerinden oluşan kontrolsüz çoğalma sonucunda piterijiyumun meydana geldiğini düşünmektedir.
Bu çalışmada, primer ve tekrarlayıcı piterijiyumlarda p53 gen mutasyonu immünhistokimyasal yöntemle, HPV enfeksiyonu varlığı, HPV tip 16 ve 18 alt tiplendirmesi de PCR yöntemi kullanılarak araştırılmıştır.
p53 gen mutasyonu olguların 64'ünde (%88.8) (58 primer, 6 tekrarlayıcı) saptanmıştır. Yirmi altı primer ve 2 tekrarlayıcı olmak üzere toplam 28 piterijiyumda HPV (%38.9) tesbit edilmiş, dört olguda HPV-18, 8 olguda da HPV-16 alt tiplendirmesi yapılabilmiştir.
Elde edilen bu sonuçlar, piterijiyum etiyolojisinde HPV ve p53 gen mutasyonunun önemli bir rolü olduğunu destekler niteliktedir. Etiyolojide var olan olası HPV enfeksiyonu nedeniyle, klinisyenler gelecekte ortaya çıkabilecek maligniteler ve tekrarlayıcı lezyonlar açısından hastaları yakın klinik takipte tutmalıdırlar.
Anahtar sözcükler: Human papilloma virüs, p53, PCR, piterijiyum |
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):181-186
Germ hücreli testis tümörlerinde p53 ve bcl-2 ekspresyonu |
Yurdanur SÜLLÜ, Bedri KANDEMİR, Levent YILDIZ, Filiz KARAGÖZ, Sancar BARIŞ, Oğuz AYDIN
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, SAMSUN |
|
|
Testisin germ hücreli tümörlerinde p53 ve bcl-2 ekspresyonu ile tümörlerin morfolojik ve biyolojik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 1986-2002 yılları arasında germ hücreli testis tümörü tanısı almış 49 adet orşiektomi spesimenine ait kesitler retrospektif olarak incelendi ve sınıflandı. p53 ve bcl-2 ekspresyonunu saptamak amacıyla immünhistokimyasal çalışma yapıldı. Boyanma şiddeti semikantitatif olarak (+) ile (++++) arasında derecelendirildi. Yirmi sekiz seminom olgusunun 24’ünde (%86), 16 seminom dışı germ hücreli tümör olgusunun ise 12’sinde (%75) p53 ekspresyonu saptandı. Bcl-2 ekspresyonu 28 seminom olgusunun 2’sinde (%7), 16 seminom dışı germ hücreli tümör olgusunun 7’sinde (%44) gözlendi.
Seminomlarda %86 ve seminom dışı germ hücreli tümörlerde %75 oranında saptanan p53 ekspresyonu ile %44 oranında gözlenen bcl-2 pozitivitesinin bu tümörlerin gelişimi ve prognozundaki rolünü açıklayabilmek için geniş serilerde, uzun takip süreleri ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar sözcükler: Testis, germ hücreli tümör, p53, bcl-2 |
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):187-191
Karışan patoloji laboratuvar örneklerinin DNA analizi ile kimliklendirilmesi |
Ayşim TUĞ, Cüneyt ELMA
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, ANKARA |
|
|
Formalinle fikse edilmiş, parafine gömülmüş biyopsi örnekleri DNA analizi için önemli kaynaklardır. İki olguda, total tiroidektomi ameliyatında çıkarılan iki doku parçası rutin uygulamaya uygun olarak patoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Ancak patoloji raporunda aynı hastaya ait üç parçanın sonucu verilmiştir. Laboratuvarın incelemesinde iki örneğe nodüler guatr; 3. parçaya ise papiller karsinom tanısı konulmuştur. Uygulanacak tedavi şekillerinin farklılığı nedeniyle söz konusu parçaların aynı hastaya ait olup olmadığının belirlenmesi için doku örnekleri ile hasta arasındaki genetik uyumun araştırılması istenmiştir.
Her bir olay için formaldehit içinde üç adet ve parafine gömülü üç adet olmak üzere toplam altı adet doku parçası ile iki hasta Adli Tıp Anabilim Dalı Laboratuvarına gönderilmiştir. Hastalardan alınan kan örneklerinden ve doku örneklerinden elde edilen DNA profilleri karşılaştırıldığında incelenen 16 gen bölgesi açısından tam bir uyum olduğundan örneklerin hastalara ait olduğu belirlenmiştir. Analizler üç gün içinde tamamlanmış ve sonuç raporları ilgili kliniklere gönderilmiştir.
Anahtar sözcükler: DNA analizi, patoloji, formalin, parafin, adli bilimler |
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):192-195
Primer gastrik koryokarsinom: Olgu sunumu |
Kemal DENİZ, Arzu TAŞDEMİR, Tahir Ercan PATIROĞLU
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, KAYSERİ |
|
|
Primer gastrik koryokarsinom nadir görülen ve yüksek dereceli malign bir tümördür. Kırk dört yaşındaki erkek hasta dış merkezde alınan endoskopik biyopsilerin histolojik incelemesi ile gastrik adenokarsinom tanısı almış ve hastanemize refere edilmiştir. Hastaya total gastrektomi ve omentektomi yapıldı. Gastrektomi spesimeninin histolojik incelemesinde gastrik koryokarsinom tanısı verildi. Postoperatif kemoterapi alan hasta, operasyondan 4 ay sonra kaybedildi.
Anahtar sözcükler: Mide, koryokarsinom |
Turkish Journal of Pathology 2006;22(3):196-199
Breast carcinoma metastatic to nasopharynx |
Şirin BAŞPINAR1, Nilgün KAPUCUOĞLU2, Nermin KARAHAN2, Hasan YASAN3, Hasan Şenol COŞKUN4, Özden ÇANDIR2
Department of Pathology, Egirdir Bone Joint Diseases Treatment and Rehabilitation Hospital1, Department of Pathology, Suleyman Demirel University School of Medicine2, Department of Ear, Nose and Throat, Suleyman Demirel University School of Medicine3, Department of Oncology, Suleyman Demirel University School of Medicine4, ISPARTA |
|
|
Nazofarinkse metastaz yapmış meme karsinomu
Metastatik meme karsinomu baş ve boyun bölgesinde birçok yerde tanımlanmıştır. Bu makalede nazofarinkse metastaz yapan meme invaziv duktal karsinomlu 56 yaşındaki kadın hasta olgusu sunulmuştur. Olguda başlangıçtaki karaciğer metastazını takiben nazofarinks metastazı izlenmiştir. Nazofarinkste metastatik karsinom son derece nadirdir. Bu olgu, meme karsinomunun ikinci belgelenmiş ve ilk kanıtlanmış nazofarinks metastazıdır.
Anahtar sözcükler: Meme karsinomu, nazofarinks, immünhistokimya |
Türk Patoloji Dergisi 2006;22(3):200-204
Overde matür kistik teratom içinde gelişen primer insüler karsinoid tümör ve endometriyal papiller seröz karsinom birlikteliği |
Ayten LİVAOĞLU1, M. Banu YILMAZ2, Ayşim ÖZAĞARI2, Fevziye KABUKÇUOĞLU2
Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Laboratuvarı1, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Laboratuvarı2, TRABZON |
|
|
Overin primer karsinoid tümörleri nadir olup metastatik karsinoid tümörlerden ayrılmalıdır. Uterusun seröz papiller karsinomu ise oldukça agresif bir endometriyal karsinom tipidir. Olgu, 70 yaşında olup, postmenopozal kanama yakınması ile kliniğe başvurmuş, endometriyal küretaj materyali papiller seröz karsinom tanısı almıştır. Total abdominal histerektomi ve bilateral salpingooferekomi materyalinde uterin kavitedeki tümör dışında; sol over 6x4,5x4 cm boyutlarda, multiloküle kistik görünümde olup, kist duvarında 1,5 cm çapında nodül izlenmiştir. Histopatolojik incelemede overde matür kistik teratom içinde gelişen insüler karsinoid tanısı alan olgunun, endometriyal papiller seröz karsinom ile birlikteliği ilginç bulunarak sunulmuştur.
Anahtar sözcükler: Over, endometriyum, karsinoid, seröz papiller karsinom |
|
|