TÜRK PATOLOJİ DERGİSİ

 

Türk Patoloji Dergisi - OCAK 2007

 

 

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):5-15
Merkezi sinir sistemi primer sarkomları: UCSF deneyimi (1985-2005)
Tarık TİHAN1, Ann GRİFFİN2, Sema ÖZUYSAL3
University of California, San Francisco, Department of Pathology, Neuropathology Unit1, University of California, San Francisco, Cancer Center Tumor Registry2, Uludağ University, School of Medicine, Department of Pathology3, SAN FRANSİSCO
ÖZET
      Sarkomlar tüm kanserlerin %2’sinden azını oluşturur ve çok sayıda histolojik tipi içerir. Bu grupta bulunan merkezi sinir sistemi (MSS) primer sarkomları daha da ender tümörlerdir. Primer MSS sarkomlarının klinik özelliklerini irdeleyen yeterli sayıda olgu içeren çalışmanın azlığı nedeniyle, bu konularda deneyim sınırlıdır. Nadir görülen bu tümörlerin özelliklerinin daha iyi tanınması davranışlarının daha iyi belirlenmesinde kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmada UCSF Patoloji Anabilim Dalı ve Kanser Bilgi işlem Merkezi arşivleri taranarak, 1985-2005 yılları arasında tanı konulan veya tedavi edilen tüm primer MSS sarkoma olguları tespit edildi. Metastatik sarkom, kordoma, nöroepitelyal tümörlerin sarkomatoid formları, Ewing sarkomu ve diğer embriyonal sarkomlar çalışma dışı bırakıldı. Çalışmaya hemanjiyoperisitom ve bu tümöre yakınlığı dolayısıyla soliter fibröz tümör olguları da dahil edildi. Karşılaştırma amacı ile aynı dönemde tanı konan ve tedavi edilen tüm kemik ve yumuşak doku sarkomları da saptandı. Patoloji ve klinik verilerin incelenmesi sonucunda, çalışma kriterlerine uyan 43 adet primer MSS sarkomu saptandı. Aynı dönemde tanı ve tedavi gören 1706 primer yumuşak doku sarkomu olgusu tespit edildi. Primer MSS sarkomları içinde 16 hemanjiyoperisitom, 15 kondrosarkom, 3 soliter fibröz tümör, 3 osteosarkom, 2 leiomiyosarkom, 2 başkalaşım göstermeyen sarkom, 1 histiyositik sarkom ve 1 fibrosarkom olgusu bulundu.Bu çalışmada MSS hemanjiyoperisitomu sıklığının yumuşak dokudaki hemangiyoperisitomlara oranla belirgin biçimde fazlalığı dikkati çekti. Ayrıca parasagittal bölgede rastlanan düşük dereceli kondrosarkomların çok yavaş seyirli ve selim davranışları dikkate değer bir gözlem olarak kaydedildi. Sonuç olarak çalışmamız, MSS sarkomlarının daha kapsamlı anlaşılmasında tek merkez kaynaklı serilerin sınırlılığını, çok merkezli ve uzun vadeli çalışmaların gerekliliğini ortaya koymaktadır.
      Anahtar sözcükler: Sarkom, primer, santral sinir sistemi, hemanjiyoperisitom, kondrosarkom

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):16-20
Mesane ürotelyal tümörlerinin tip ve derecelendirmesinde nükleer morfometri

Mehmet KEFELİ, Levent YILDIZ, Oğuz AYDIN, Sancar BARIŞ, Bedri KANDEMİR
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, SAMSUN

ÖZET
          Bu çalışmada görüntü analizi kullanılarak, WHO/ISUP 1998 sınıflamasında yer alan farklı derecelerdeki lezyonların nükleer özellikleri morfometrik olarak değerlendirildi ve kıyaslandı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 2002-2006 yılı arşivinde saptanan, mesane ürotelyal tümör tanılı 56 olgu çalışmaya alındı. Olgular WHO/ISUP 1998’e uygun olarak sınıflandırıldı. Her olguda dijitalize edilen görüntü üzerinde 100-150 çekirdek ile en büyük nükleusa sahip 10 hücre morfometrik incelemeye alındı. Her bir çekirdek için alan (µm2), çevre (µm), form faktör, maksimum ve minimum çap (µm) hesaplandı. Çalışmamızda mesanenin ürotelyal tümörlerinde nükleer morfometrik bulguların WHO/ISUP 1998 sınıflaması ile paralellik gösterdiği saptandı. WHO/ISUP 1998 sınıflamasında derecelendirmede zorluk çekilen olgularda nükleer morfometrik parametrelerin yönlendirici metod olarak kullanılabilirliğinin, prognoza ait verilerin de bulunduğu geniş serilerle yapılacak çalışmalarla desteklenmesine ihtiyaç vardır.
      Anahtar sözcükler: Mesane, ürotelyal tümör, derece, morfometri, WHO/ISUP

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):21-26
Prostat adenokarsinomlarında iğne biyopsileri ve radikal prostatektomi materyallerinin Gleason skoru ve modifiye Gleason skoru açısından karşılaştırılması
Banu DOĞAN GÜN1, Sibel BEKTAŞ1, Burak BAHADIR1, Aydın MUNGAN2, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Üroloji2 Anabilim Dalı, ZONGULDAK
ÖZET
      Prostat adenokarsinomlarında histolojik derece, hastalığın evre ve prognozunu belirlemede önemli bir faktördür. Bu çalışmada iğne biyopsisi ve radikal prostatektomi materyallerinde Gleason ve modifiye Gleason skorlarının tutarlılığını sınamayı amaçladık.
      Adenokarsinom tanısı alan 25 olgunun iğne biyopsisi ve radikal prostatektomi materyalleri değerlendirilmiştir.
      Biyopsi ve radikal prostatektomi örneklerinde ortalama Gleason skoru sırasıyla 6,4 (SS±0,7) ve 6,64 (SS±1,3) iken, bu oran modifiye Gleason skoru için 7,32 (SS±1,43) ve 7,32 (SD±0,98) idi. İğne biyopsisi örneklerindeki Gleason skorunun radikal biyopsi materyali ile tutarlılığı %48 (12/15), yüksek skor verilen olguların oranı %32 (8/25) ve düşük skor verilen olguların oranı %20 (5/25) olarak saptanmıştır. Modifiye Gleason skorlama sistemine göre ise biyopsi örneklerinin radikal materyal ile tutarlılığı %56 (14/25), yüksek skorlama oranı %24 (6/25) ve düşük skorlama oranı %20 (5/25) idi.
      Gleason ve modifiye Gleason skorları, tutarlı olan ve olmayan skorlar açısından istatistiksel olarak karşılaştırıldığında her iki grup arasında fark gözlenmedi (p> 0.05). Her iki skorlama sistemi için iğne biyopsisi örneklerinde yüksek skorlama hatalarının, düşük skorlama hatalarına göre daha fazla olduğu izlendi.
      Bu bulgular modifiye Gleason skorunun, Gleason skoru kadar güvenilebilir ve tekrarlanabilir olduğunu göstermektedir.
      Anahtar sözcükler: Prostat, adenokarsinom, Gleason skoru, modifiye Gleason skoru

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):27-32
Pankreatik ve biliyer lezyonların değerlendirilmesinde endoskopik sitolojinin tanısal önemi
Nilüfer ONAK KANDEMİR1, Banu DOĞAN GÜN1, Sibel BEKTAŞ1, Figen BARUT1, Burak BAHADIR1, Gamze YURDAKAN1, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1, Gamze MOCAN KUZEY2
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji2 Anabilim Dalı, ZONGULDAK
ÖZET
      Biliyer ve pankreatik duktus lezyonlarının değerlendirilmesinde sitolojik tekniklerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Çalışmamızda biliyer darlık oluşturan hastalıkların tanısında sitolojik inceleme yöntemlerinin katkısı, olgulara ait biyopsi tanıları ve klinik takip sonuçları ile birlikte değerlendirilerek sunulmuştur.
      Bu çalışmada Ocak 2005-Aralık 2006 tarihleri arasında, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nde endoskopik retrograt kolanjiyopankreatografi (ERCP) yapılan ve sitoloji örnekleri Patoloji Laboratuvarı’na gönderilen 22 olguya ait 20 biliyer fırçalama ve 2 eksfoliyatif safra sitolojisi materyali ve bu olgulardan 12’sine ait biyopsi materyalleri klinik takip sonuçları eşliğinde değerlendirilmiştir.
      Sitolojik materyallerin 17’si ‘benign’, 3’ü ‘malignite açısından şüpheli’, 2’si ‘malign’ olarak tanı almıştır. Biyopsisi bulunan 12 olgunun sitolojik ve histopatolojik tanıları karşılaştırıldığında; sitolojik olarak benign nitelikte tanı verilen 10 olgudan 6’sında histopatolojik tanı ‘benign’, 4’ünde ‘malign’ olarak rapor edilmiştir. Sitolojik olarak ‘malignite şüphesi’ tanısı alan 2 olguda histopatolojik tanı ‘malign’dir. Yalnızca sitolojik materyal elde edilebilen 10 olgunun sitolojik tanıları ve klinik takip sonuçları karşılaştırıldığında; sitolojik olarak ‘benign’ tanı alan 7 olgudan 5’i klinik ve radyolojik olarak ‘benign striktür’ tanısı ile takip edilmiştir. Sitolojik olarak ‘benign’ tanısı alan 2 olgu, ‘malignite süphesi’ tanısı alan 1 ve ‘malign’ tanısı alan 2 olgu pankreas karsinomu klinik tanısı ile Onkoloji Kliniği’ne yönlendirilmiştir.
      ERCP eşliğinde yapılan sitolojik incelemeler invaziv olmayan ve tanısal açıdan değerli yöntemlerdir. Sitolojik olarak pozitif sonuçlar, biyopsi yapılamayan olgularda güvenle değerlendirilebilirse de negatif sonuçlar maligniteyi dışlamamalıdır.
      Anahtar sözcükler: Biliyer darlık, sitoloji, endoskopik fırça sitolojisi

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):33-37
Kolposkopik biyopsi yapılan 112 hastanın retrospektif incelemesi: Sitolojik bulguların histoloji ile karşılaştırılması
Özgür METE1, Ekrem YAVUZ1, Sıtkı TUZLALI1, Rıdvan İLHAN1, Yasemin ÖZLÜK1, Samet TOPUZ2, Cem İYİBOZKURT2, Altan İPLİKÇİ1
Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Department of Pathology1 and Obstetrics and Gynaecology2, İSTANBUL
ÖZET
        Servikal sitolojide yalancı negatiflik ve pozitiflik oranlarını belirlemek ve yine uyumsuzluk nedenlerini tartışmak amacıyla Papanicolaou smearlerin sonuçları histoloji ile kıyaslanmak istendi. Otuz altı aylık süre içinde, Papanicolaou smearlerinde atipik skuamöz hücreler, benign hücresel değişiklikler ve servikal intraepitelyal neoplazi (I, II ve III) olan, ve kolposkopik biyopsileri olan 112 hastanın tıbbi kayıtları gözden geçirildi. Uyumsuzluk gösteren tüm smear ve histoloji preparatları, uyumsuzluğu belirlemek amacıyla ayrıldı ve gözden geçirildi. Çalışma sonuçlarımıza göre, Papanicolaou smear incelemesinde yalancı negatiflik oranı %5.3 ve yalancı pozitiflik oranı %3.5 olarak saptandı. Bulgularımız daha önceki yayınlara kısmen benzerdir. Vaka sayısının göreceli olarak azlığına rağmen, yalancı negatiflik ve pozitiflik oranlarımız kabul edilebilir düzeydedir. Bölüm içi optimal kalite kontrolü mekanizmasının sağlanması ve uyumsuzlukların nedenlerini saptamak için, histoloji ve sitoloji bulgularının düzenli olarak kıyaslanmasını önermekteyiz.
      Anahtar sözcükler: Pap smear, servikal biyopsi, CIN, kolposkopi

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):38-42
Orofaringeal tularemi lenfadeniti tanısı alan olgularda ince iğne aspirasyon sitolojisi bulguları
Banu DOĞAN GÜN1, Burak BAHADIR1, Güven ÇELEBİ2, Gamze NUMANOĞLU1, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1, Gamze MOCAN KUZEY3
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji2 Anabilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji3 Anabilim Dalı, ZONGULDAK
ÖZET
      Tularemi gram negatif kokobasil olan Francisella tularensis’in etken olduğu zoonal bir hastalıktır. Histopatolojik olarak lenf nodu biyopsisinde tulareminin yol açtığı değişiklikler genel olarak kazeifikasyon nekrozu ile birlikte seyredebilen granülomatöz pürülan lenfadenit şeklinde gözlenmektedir. Tularemi tanısı esas olarak klinik bulguları destekleyen Francisella tularensis’e karşı aglütinasyon gösteren antikorların yüksek seviyelerinin gösterilmesi ile konmaktadır. Bu çalışmada ise serolojik olarak orofaringeal tularemi tanısı alan olguların ince iğne aspirasyon sitolojisi materyallerindeki sitolojik özellikler gözden geçirilerek tularemi tanısında iğne aspirasyonunun değerinin ortaya konulması amaçlandı.
      Klinik ve serolojik olarak tularemi tanısı alan altı hastanın servikal lenf nodu ince iğne aspirasyon sitolojisi sonuçları değerlendirilmiş ve sitomorfolojik özellikleri tanımlanmıştır.
      Altı olgunun tamamında süpüratif inflamasyon bulguları yanı sıra kazeifikasyon nekrozu gözlenirken, ayrıca dördünde epiteloid histiyositler ve multinükleer dev hücreler izlendi.
      Bu bulgular ile klinik ve histopatolojik olarak başta tüberküloz olmak üzere granülomatöz hastalıklar ve diğer bakteriyel lenfadenitler ile ayırıcı tanı yapılmış, ince iğne aspirasyon sitolojisinin tularemi tanısındaki laboratuvar tanı yöntemleri arasındaki yeri değerlendirilmiştir.
      Anahtar sözcükler: Tularemi, ince iğne aspirasyonu, sitoloji

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):43-47
Adrenal kistler: Altı olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
Nebil BAL1, N. Emrah KOÇER1, Ali EZER2, Filiz BOLAT1, Fazilet KAYASELÇUK1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Genel Cerrahi2 Anabilim Dalı, ANKARA
ÖZET
   Adrenal kistler nadir olarak görülen lezyonlardır. Epitelyal kistler, endotelyal kistler, parazitik kistler, psödokistler ve sınıflandırılamayan benign kistler olmak üzere beş farklı histopatolojik alt tipi tanımlanmıştır.
      Bu çalışmada merkezimizde 1999-2007 yılları arasında yapılmış olan 45 olguluk adrenalektomi serisinde yer alan 6 adrenal kist olgusu sunulacaktır. Yapılan hormonal testler normal sonuçlar vermiş ve olgular nonfonksiyone kistler olarak kabul edilmiştir. Histopatolojik incelemede olguların üçü psödokist, ikisi endotelyal kist, biri de parazitik kist (Kist hidatik) olarak saptanmıştır.
      Adrenal kistler, klinik olarak neden olabilecekleri acil klinik tablolar veya insidental maligniteler nedeniyle önem taşımaktadır. Bu nedenle saptanan adrenal kistler uygun şekilde takip edilmeli veya cerrahi olarak rezeke edilmelidir.
      Anahtar sözcükler: Adrenal kist, endotelyal kist, parazitik kist, psödokist

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):48-51
Santral kor hastalığı: Olgu sunumu
Bülent KURT1, Ümit Hıdır ULAŞ2, Ayhan ÖZCAN1, Zeki ODABAŞI2
GATA Patoloji Anabilim Dalı1, GATA Nöroloji Anabilim Dalı2, ANKARA
ÖZET
   Santral kor hastalığı, konjenital miyopatiler grubunda yer alır ve nadir görülen bir nöromüsküler hastalıktır. Yirmi bir yaşında erkek hasta, GATA Nöroloji Anabilim Dalı’na güçsüzlük şikayetiyle müracaat etmiştir. Fizik muayene, elektrofizyolojik incelemeler ve laboratuvar bulguları miyopati düşündürmüş ve kas biyopsisi yapılmıştır. Modifiye Gomori Trikrom ve Nikotinamid Adenin Dinükleotit Tetrazolium Redüktaz boyalı kesitlerde kas liflerinde merkezi yerleşimli halka şekilli alanlar izlenmiştir. Hastaya santral kor hastalığı tanısı konulmuştur. Santral kor hastalığı olan hastaların malign hipertermi gelişimine yatkınlığı bilinmektedir. Santral kor hastalığı tanısı, özel kas laboratuvarı ekipmanları gerektirir. Malign hipertermi hayatı tehdit edilebileceğinden tanı koymak önemlidir.
      Anahtar sözcükler: Santral kor hastalığı, NADH-TR, SDH


Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):52-55
Tuba uterina’da hilus hücreleri; sıradışı bir yerleşim ve endometriyal karsinom ile birliktelik: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
Alp USUBÜTÜN
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
ÖZET
      Endometriyum adenokarsinomu olan bir hastada rastlantısal olarak tuba uterinasında hilus hücreleri saptanan bir olgu sunulmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla olgumuz literatürde tuba uterinasında hilus hücreleri saptanan endometriyum karsinomlu ilk olgu sunumudur. Makroskopik olarak hiç bulgu saptanmamakla beraber, mikroskopik incelemede normal tuba epiteli altında kümeler halinde yayılmış hilus hücreleri görüldü. Ayrıca her iki over hilusunda da yaygın hilus hücreleri vardı. immünhistokimyasal olarak inhibin, kalretinin, Melan A, vimentin pozitif ve EMA, CD99 ise negatif olarak saptandı. Hem mikroskopik hem de immünhistokimyasal bulgular, overin hilus hücreleri ile özdeşti. immünhistokimya over dışı hilus hücrelerini benzerlerinden ayırmak için yararlı bir araç olarak kullanılabilir.
      Anahtar sözcükler: Hilus hücresi, endometriyal karsinom, immünhistokimya, tuba

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(1):56-59
Plevral sıvıda lupus eritematozus (LE) hücresi: Olgu sunumu
Mehmet KEFELi1, İlkser AKPOLAT1, Oğuz UZUN2, Bedri KANDEMiR1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı1, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı2, SAMSUN
ÖZET
        Sistemik lupus eritematozus, klinik belirtileri çok değişken olan, nedeni bilinmeyen otoimmün bir hastalıktır. Plevral ve perikardiyal efüzyonlar sistemik lupus eritematozus hastalarında sık görülür ve bu hastalığın herhangi bir döneminde olabilir. Bu yazıda plevral efüzyonunda lupus eritematozus hücresi saptadığımız ve sistemik lupus eritematozus reaktivasyonu kabul edilen 31 yaşında kadın olgu sunulmuş ve ilgili literatür araştırılmıştır.
      Anahtar sözcükler: Sistemik lupus eritematozus, lupus eritematozus hücresi, plevral efüzyon

 

 

 

 

 

 


 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker