TÜRK PATOLOJİ DERGİSİ

 

Türk Patoloji Dergisi - MAYIS 2007

 

 

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):68-73
Türkiye’de patolojinin gelişimi
Alp USUBÜTÜN, Gökhan GEDİKOĞLU
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
ÖZET
       Otopsi, patoloji biliminin gelişmesinde bir araçtır. Batı dünyasında Rönesans ile yaygınlık kazanmaya başlayan diseksiyon (teşrih) Osmanlı’da ancak 19. yüzyılda yapılabilmiştir. Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi Osmanlı’da tıp eğitiminde diseksiyonun gerekliliğini dile getiren bilinen ilk hekimlerdendir. Ancak Osmanlı’da ilk diseksiyon “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne”nin kuruluşuna da katkıda bulunan Dr. Charles Ambroise Bernard tarafından 1843’de gerçekleştiriyor. 1827’de kurulan ve Osmanlı’da tıp eğitiminin ilk modern aşaması olan Tıphane ve Cerrahhane-i Amire’de patoloji dersi verilmemektedir. Osmanlı’da ilk patoloji dersleri de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne”de verilmeye başlıyor. Almanya’da anatomik patoloji eğitimini tamamlayan Dr. Hamdi Suat (Aknar) İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi anatomik patoloji hocalığı yapıyor ve modern anlamdaki ilk patoloji bölümünü oluşturuyor. “1933 Üniversite Reformu” ile Darülfünun kapatılıyor ve “Üniversite Reform Komisyonu” aracılığıyla Hitler iktidarından kaçan birçok bilim insanına İstanbul Üniversitesi’nde çalışma olanağı sağlanıyor. Dr. Philipp Schwartz hem bu çok sayıdaki saygın bilim insanının ülkemize gelmesine önayak oluyor hem de İstanbul Üniversitesi’nde Patoloji kürsüsünde bir çok ilki gerçekleştiriyor. Patoloji eğitiminde pratik derslerin ağırlığı artıyor, Türkiye’de ilk kez klinikopatolojik toplantılar yapılıyor ve bilimsel otopsiler yaklaşık yılda 1000 sayısına ulaşıyor ve her öğrenci mutlaka bir otopsi izliyor. Türkiye’de patolojinin temellerinin atıldığı günlerden bu yana çok önemli gelişmeler oldu ve bugün ülkemizde dünyadaki gelişmeleri izleyen çok sayıda patoloji bölümü vardır.
Anahtar sözcükler: Patoloji, tarih, otopsi

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):74-81
Radikal prostatektomi materyalleri değerlendirme anketi: Nasıl örnekleniyor? Nasıl rapor ediliyor?

Başak DOĞANAVŞARGİL1, İlke NALBANTOĞLU2, Mine HEKİMGİL1
Ege University Faculty of Medicine, Department of Pathology1, St. John Hospital and Medical Center Department of Pathology2, İZMİR

ÖZET
      
Radikal prostatektomi materyallerinin makroskopik inceleme yöntemleri ve üzerinde durulması gereken prognostik faktörler konusunda görüş ayrılıkları mevcuttur. Çalışmamız patoloji pratiğinin farklı kademelerindeki kişilerin görüşlerini almak amacı ile düzenlenmiş bir anket çalışması niteliğindedir. Katılımcılara kaç yıldır patoloji ile uğraştıkları, çalıştıkları kurumlar, çalıştıkları kurumlarda değerlendirilen yıllık genel biyopsi sayısı ve prostat materyallerinin sayıları yanısıra radikal prostatektomi materyallerini nasıl tespit ettikleri, örnekledikleri ve nasıl rapor ettikleri sorulmuş, yanıtlar güncel literatür bilgileri ışığında tartışılmıştır. Anketi yanıtlayan 103 katılımcının %55’i, yıllık biyopsi sayısı 10000’nin üzerinde olan merkezlerde çalışmaktadır. Bu merkezlerin %20’si üniversite/eğitim hastanesi dışı merkezlerdir. Sonuçlara göre radikal prostatektomi materyalinin tamamının örneklenmesi (%55) ve hacim hesaplaması (%25) yalnızca üniversite hastanelerinde uygulanmaktadır (sırasıyla p<0.001 ve p=0.02). “Tüm lambo kesit” yönteminin kullanılmadığı görülmüştür. Katılımcıların hiçbiri Gleason derecelendirme sistemi dışında bir sistem kullanmamaktadır, %19’u “tersiyer Gleason derecesi” hakkında yorum yapmakta ancak %10’u bunu “üçüncü en sık görülen patern” olarak tanımlarken, %8’i “tümörün %5’inden az en yüksek patern” olarak tanımlamaktadır. Sonuç olarak, Gleason skoru, ekstraprostatik yayılım, veziküla seminalis invazyonu ve cerrahi sınırların durumu gibi prognostik değeri kanıtlanmış özelliklerin tüm katılımcılar tarafından değerlendirildiği ve rapor edildiği; buna karşılık prognostik değeri çok yönlü çalışmalarla kanıtlanması gereken özelliklerin genellikle üniversite mensuplarınca araştırıldığı ve rapor edildiği görülmüştür.
Anahtar sözcükler: Radikal prostatektomi, prognostik faktörler, makroskopik inceleme, anket, Gleason derecelendirmesi

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):82-86
Uterus lipoleiomiyomlarının lipomatöz içeriğinin histogenezi
Filiz BOLAT, Fazilet KAYASELÇUK, Tuba CANPOLAT, Serkan ERKANLI, İlhan TUNCER
Baskent University Faculty of Medicine, Department of Pathology, Gynecology and Obstetrics, ANKARA
ÖZET
     
Düz kas ve yağ dokusundan oluşan uterus tümörleri lipoleiomiyom olarak adlandırılır ve nadiren görülürler. Bu tümörlerin kökeni hala tam olarak anlaşılamamıştır. Bu konuda az sayıda açıklayıcı çalışma vardır. Bu çalışmanın amacı uterus lipoleiomiyomlarındaki yağ hücrelerinin fenotiplerini immünhistokimyasal olarak belirlemek ve kökenlerini tanımlamaktır. Arşivimizde bulunan 10 uterus lipoleiomiyomuna ait doku örneği çalışmaya alındı ve vimentin, desmin ve HMB-45 ekspresyonu açısından immünhistokimyasal olarak incelendi. Çalışmaya alınan hastaların yaşları 31-63 yaş arasında idi (Yaş ortalaması: 53,5±9,9 yıl). Tümörlerin yedisi uterus korpusunda ve intramural yerleşimli idi. İki olgu subserozal ve bir olgu servikal yerleşim göstermekteydi. İncelemeye alınan tüm tümör örnekleri düzensiz düz kas lifleri ve büyük matür yağ hücreleri içermekteydi. Tümörlerdeki matür yağ dokusu oranı %5-95 arasında değişmekteydi. Örneklerde sitolojik atipi ve nekroz izlenmedi. Çalışmamızda yaptığımız immünhistokimyasal incelemede; vimentin ve desmin ile tümör düz kas hücrelerinde ve damarlar çevresindeki immatür mezenkimal hücrelerde belirgin pozitif boyanma saptandı. Tümör örneklerindeki yağ hücrelerinde aynı düzeyde vimentin ekspresyonu, ve zayıf ve değişen oranda desmin reaktivitesi saptandı. Tüm yağ doku hücrelerinde HMB-45 antijeni negatif olarak bulundu. Bununla birlikte, iki olguda iğsi tümör hücreleri HMB-45 ile zayıf pozitif boyanma gösterdi. Damarlar çevresi immatür mezenkimal hücrelerden köken alan ve/veya düz kas hücrelerinin progressif intrasellüler lipid depolaması sonucunda direkt matür yağ dokuya dönüşümü sonucu gelişebilen bu tümörlerin histogenezi immünhistokimyasal bulgulara göre de kompleks yapıdadır.
Anahtar sözcükler: Kadın genital sistemi, histogenez, lipoleiomiyom

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):87-92
Patolojide bir kalite geliştirme programı deneyimi
Alp USUBÜTÜN, Özay GÖKÖZ, Pınar FIRAT, Arzu SUNGUR
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
ÖZET
    Günümüzde kalite kavramı patoloji raporları için de önemli bir parametre haline gelmiştir. Kaliteyi sağlamanın önemli yollarından birisi akredite olmaktır. Bu çalışmada bölümü laboratuar akreditasyonuna hazırlamak amacıyla oluşturulan Kalite Kontrol Komisyonun “College of American Pathologists”in belirlediği “Anatomic Pathology Checklist”i referans alarak 1 yıllık süreyi gözden geçirme, sonuçları önceki dönemlerle karşılaştırma ve bu referansın kullanılabilirliğinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Komisyon checklist’te yer alan 104 başlıktan uygulanabilir 94 başlığı hedef seçti. Ulaşılamayan hedefler ve nedenleri araştırıldı. Bu süreçte “checlist” içinde yer alan kriterler gerçekleştirilmeye çalışıldı, klinisyenlere “Hekim Memnuniyeti Anketi” uygulandı. Rapor hazırlama sürecindeki aksaklıkları saptamak amacıyla sorun kayıt defteri oluşturuldu. Sonuçlar ilk değerlerle karşılaştırılarak sorunlar ve öneriler tartışıldı.
Çalışma sonunda 94 kriterin %87.2’sine ulaşıldığı saptandı. Anket sonuçları ve parametrelerin değerlendirmesine göre bazı sorunlara öncelik tanındı. Patologlara rapor onay verme süreleri her ay bildirildi ve ortalama süre 3.5 güne düştü. Frozen odasının ameliyathaneye taşınmasıyla frozen sonuç verme süresi olguların %63’ünde 20 dakikanın altına indi. Sorun kayıt defteri sorunlara tek tek ve çabuk ulaşarak sorun giderme ya da önleme çalışmalarını hızlandırdı. Histokimya ile immünhistokimya uygulamaları için kontroller oluşturuldu. Karşılanmayan 8 kriter, rapor etme süresi, bölüm içi ve dışı konsültasyon gibi iş gücü ve kişiler arası konsensus gerektiren durumlar ve laboratuvar teknik sorunları ile ilişkiliydi.
Doğru tanı ve tedavi için gerekli verileri içeren patoloji raporu düzenlemek ve akreditasyon sürecine hazırlanmak için kalite kontrol ve kalite güvencesi yöntemlerini kullanmak bir gerekliliktir. Böylelikle çalışma prensipleri düzenlenmekte, sorunlara rahat ulaşılmakta, çözüm önerileri tartışılarak uygulama öncesi döneme oranla olumlu sonuçlar elde edilebilmektedir.
Anahtar sözcükler: Patoloji, kalite kontrol

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):93-97
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 2002-2006 yılları arasında tanı alan sinir sistemi tümörleri
Banu DOĞAN GÜN, Burak BAHADIR, Gamze NUMANOĞLU, Gamze MOCAN KUZEY, Bektaş AÇIKGÖZ , Şükrü Oğuz ÖZDAMAR Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi
Patoloji Anabilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı3, ZONGULDAK
ÖZET
       Bu çalışmada, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı’nda sinir sistemine ait histopatolojik tanı alan olguların dağılımı ile ilgili tanısal ve epidemiyolojik frekans verilerini ortaya koymak amaçlanmıştır.
Ocak 2002-Şubat 2006 yılları arasındaki dönemde tanı alan santral ve periferik sinir sistemine ait tümörlerin patoloji raporları ve hastalara ait klinik bilgiler, dosya bilgileri gözden geçirilerek taranmıştır.
Yaklaşık beş yıllık dönemde sinir sistemine ait tümörlerin oranı %0.51’dir. Davranışlarına göre %55’i benign, %43.5’i malign ve %1.5’i ise “borderline” grupta yer almaktadır. Sinir sistemi tümörlerinin %78.3’ünü santral, %21.7’sini periferik sinir sitemi tümörleri oluşturmaktadır. Santral sinir sistemi tümörlerine ait toplam 54 olgunun %55.6’sı malign, %42.6’sı benign ve %1.8’i “borderline” davranış göstermektedir. Malign olguların %66.7’si erkeklerde, %33.3’ü kadında gözlenmektedir. En sık gözlenen lokalizasyon serebrum (%57.4) olup, bunu sırasıyla hipofiz, serebellum ve medulla spinalis, posterior fossa ve pontoserebellar köşe takip etmektedir. Primer beyin tümörleri içerisinde en sık gözlenen histolojik tipler sırasıyla astrositom (%26.7), hipofiz adenomu (%22.2), meningiom (%17.8) ve diğer tümörlerdir (%33.3). Metastatik tümörler, santral sinir sistemine ait olguların %16.7’sini (9/54) oluşturmaktadır. Çocukluk çağı santral sinir sistemi tümörlerinin oranı %7.4 olup, en sık gözlenen histolojik tip medulloblastomdur (% 50). Periferik sinir sistemi tümörlerinin %80’i erkeklerde, %20’si kadınlarda görülmüştür. Olguların tümü (15/15) benign davranış göstermektedir ve histopatolojik olarak sınıflandırıldığında %46.6’sını nöromlar, %26.7’sini Schwannom’lar ve %26.7’sini nörofibromlar oluşturmaktadır.
Çalışmamızda, sinir sistemine ait histopatolojik tanı alan olguların dağılımına ait tanısal ve epidemiyolojik frekans verileri ortaya konmuş, Batı Karadeniz popülasyonunu temsil etme özelliğinde olan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı’ndan sürekli ve sistematik bir veri akışı örneği oluşturmak hedeflenmiştir.
Anahtar sözcükler: Sinir sitemi, santral sinir sistemi, periferik sinir sistemi, epidemiyoloji

Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):98-102
Adenomatoid tumor of the female genital tract: Report of three cases
Filiz BOLAT1, N. Emrah KOÇER, Nebil BAL, Ümran KÜÇÜKGÖZ
Baskent University Faculty of Medicine, Department of Pathology, Department of Gynecology and Obstetrics, ANKARA
ÖZET
       Kadın genital sisteminde adenomatoid tümör: Üç olgu sunumu
Adenomatoid tümörler en sık olarak kadın ve erkek genital sistemlerinde görülen iyi huylu üreyişlerdir. Bu az rastlanan tümörün mezotelyal hücrelerden köken aldığına dair pek çok immünhistokimyasal ve elektron mikroskopik çalışma mevcut olmakla birlikte, histogenezisi kesin değildir. Bu çalışmada, kadın genital sisteminde saptanmış üç adenomatiod tümör olgusu sunulmakta ve bu tümörün klinik bulguları, kökeni ve immünhistokimyasal profili tartışılmaktadır. Olgulara ait ait parafin bloklarından hazırlanan kesitlere, immünhistokimyasal olarak kalretinin, HBME-1, vimentin, sitokeratin, EMA ve CD31 uygulandı. Hastaların yaşları 40 ile 46 arasında değişmekteydi (ortanca yaş 43,3). Tümörlerden biri uterusta diğer ikisi fallop tüpünde yerleşmişti. Tümörlerin boyutları 0,6-5 cm arasında değişmekteydi. İmmünhistokimyasal olarak tüm tümörlerde sitokeratin, kalretinin, HBME-1 ve vimentin ile yaygın ve kuvvetli pozitiflik izlenirken, EMA ve CD31 negatifti. İmmünhistokimyasal sonuçlar adenomatoid tümörün benign bir mezotelyoma olduğunu savunan teorileri desteklemektedir. İmmünhistokimyasal fenotipler ayırıcı tanıda önemli bir rol oynamaktadır.
Anahtar sözcükler: Adenomatoid tümör, kadın genital sistemi, histogenez

Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):103-106
Uterus-like mass of the ovary
Duygu GÜREL, Burçin TUNA, Kutsal YÖRÜKOĞLU
Dokuz Eylul University, Faculty of Medicine, Department of Pathology, İZMİR
ÖZET
     Ovaryumun uterus benzeri kitlesel lezyonu
Elli dört yaşında kadın hastanın total abdominal histerektomi ve bilateral salfingoooferektomi materyalinde, rastlantısal olarak saptanan sağ ovaryum yerleşimli uterus benzeri kitlesel lezyon sunulmaktadır. Histolojik incelemede lezyonun, tuba epiteline benzer epitel ile döşeli kaviter alanı çevreleyen sirküler yerleşimli kalın düz kas demetlerinden oluştuğu, minyatür bir uterusa benzediği, 7 mm çaplı ve iyi sınırlı olduğu saptanmıştır. Literatürde ovaryum kökenli uterus benzeri kitlesel lezyon olarak tanımlanan 8 olgu yayınlanmıştır. Bu lezyonların gelişiminde konjenital anomali ve metaplazi teorileri öne sürülmüştür. Olgumuzda, uterus kavitesinin tek kornulu oluşu nedeniyle, gelişiminin embriyogenez sürecinde müllerian duktusun füzyon bozukluğuna bağlı konjenital anomali şeklinde geliştiği düşünülmüştür.
Anahtar sözcükler: Uterus benzeri kitle, ovaryum, konjenital anomali

Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):107-110
Duodenal gangliocytic paraganglioma: A case report
Gülşah KAYGUSUZ, Hatice GERMEN, Onur BİRSEN, Kürşat KARADAYI, Hilmi KOCAOĞLU, Esra ERDEN
Ankara University, School of Medicine, Departments of Pathology and Surgery, Section of Surgical Oncology, ANKARA
ÖZET
     Duodenal gangliyositik paragangliyom: Olgu sunumu
Duodenal gangliyositik paragangliyom, karakteristik olarak duodenumun ikinci kısmında görülen ve tipik olarak gastrointestinal kanama ile ortaya çıkan nadir bir tümördür. Cerrahi rezeksiyon sonrası prognoz iyidir, ancak bölgesel lenf nodu metastazı ve rekürrens nadiren görülebilir. Ampulla vateri karsinomu ön tanısı ile 41 yaşındaki erkek hastaya pankreatikoduodenektomi yapıldı. Makroskopik olarak pankreası infiltre etmeyen 2,7 cm uzun çaplı kitle saptandı. Histolojik olarak tümör, epiteloid hücreler, veziküler nükleuslu ve eozinofilik sitoplazmalı gangliyon hücreleri ve fasiküller oluşturan iğsi hücrelerden meydana gelmekteydi. İmmünhistokimyasal olarak tümör hücrelerinde S-100 protein, sitokeratin AE1/AE3 kokteyli, kromogranin A ve sinaptofizin ile boyanma gözlendi. Bölgesel lenf nodu metastazı görülmedi. Bu çalışmada nadir görülen bir tümör olan duodenal gangliyositik paragangliyom olgusu, ayırıcı tanı özellikleri ile tartışıldı.
Anahtar sözcükler: Paragangliyom, gangliyositik, gastrointestinal sistem

Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):111-115
A pigmented calcifying cystic odontogenic tumor
Yasemin ÖZLÜK, Yersu KAPRAN, Ahmet Bülent KATİBOĞLU, Cem TANYEL
Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Department of Pathology, Istanbul University, Istanbul Faculty of Dentistry, Department of Oral Surgery, ISTANBUL
ÖZET
      Pigmentli kalsifiye kistik odontojenik tümör
On altı yaşında bir kadın hastada mandibula yerleşimli pigmentli tipte kalsifiye kistik odontojenik tümör olgusu sunulmaktadır. Kalsifiye kistik odontojenik tümör için tanımlanmış karakteristik histomorfolojik özellikler ve ayrıca pigmentli tipte mevcut melanin ve melanositlerin patogenezi histokimyasal ve immünhistokimyasal veriler eşliğinda tartışılmaktadır.
Anahtar sözcükler: Odontojenik tümör, kalsifiye odontojenik kist, pigment, melanin, melanosit

Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):116-120
Adenomyoepithelioma of the breast misdiagnosed as invasive ductal carcinoma
Sibel BEKTAŞ, Burak BAHADIR, Banu DOĞAN GÜN, Sacide ÇOLAK, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR
Department of Pathology, Zonguldak Karaelmas University, Faculty of Medicine, ZONGULDAK
ÖZET
       İnvaziv duktal karsinom olarak hatalı tanı alan memenin adenomiyoepiteliyoması
Bir başka merkezde invaziv duktal karsinom tanısı alan 34 yaşındaki kadın hastanın total mastektomi ve aksiller lenf nodu diseksiyonunu içeren konsültasyon materyali değerlendirilmiştir. Mastektomi materyalinde saptanan 6,5 cm boyutundaki düzgün sınırlı kitlenin mikroskobik incelemesinde, mikzoid stromada epiteliyal ve myoepiteliyal hücreler ile döşeli tübül yapıları izlenmiş, belirgin düz kas diferansiyasyonu ve bir alanda fibroadenom odağı dikkati çekmiştir. İmmünhistokimyasal olarak, myoepiteliyal ve düz kas diferansiyasyonu izlenen hücrelerde vimentin ve düz kas aktini ile, miyoepiteliyal hücrelerde ise S100 proteini ve epitelyal membrane antijeni ile reaksiyon belirlenmiştir. Lüminal epitelyal hücrelerde epitelyal membran antijeni, pan-sitokeratin (AE1/AE3) ve fokal olarak karsinoembriyonik antijen ile reaksiyon gözlenmiştir. Olguya adenomiyoepiteliyoma tanısı verilmiştir. Adenomiyoepiteliyomayı, malign eşdeğeri ve invaziv duktal karsinomdan ayırt etmek zor olabilir. Ayrıca, benign bir tümör olduğu düşünülse de, rekürrens ve nadiren metastaz yapabilme kapasitesinden dolayı, olgular uzun süre takip edilmelidir.
Anahtar sözcükler: Adenomiyoepiteliyoma, meme, benign, malign

Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):121-124
Megasistis-mikrokolon-intestinal hipoperistalsis sendromu
Özgür EKİNCİ, Hasan Aktuğ ŞİMŞEK, Nuri YİĞİT, Aptullah HAHOLU, Hüseyin BALOĞLU
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Patoloji Servisi2, ANKARA
ÖZET
      Megasistis-mikrokolon-intestinal hipoperistalsis sendromu, otozomal resesif geçişli, nadir görülen, mesanenin mekanik tıkanıklık olmadan ileri derecede genişleme ve kistleşmesi, barsaklarda hipoperistaltizm ve malrotasyon ile karakterli, oldukça kötü prognozlu doğumsal bir sendromdur. İşlevsel tıkanıklık ve mesanede genişlemenin altında nöropatik ve myopatik bozuklukların yattığı düşünülmekte, ancak sendrom heterojen histopatolojik bulgular göstermektedir. Olgumuz intrauterin eksitus sonucu otopsi ile tanı verilen, sendromun tipik özelliklerini gösteren erkek bir fetüstü. Sendromun makroskopik tanısal otopsi bulgularını ve histopatolojik-patofizyolojik ilişkisini yansıtan bir tartışma sunulmuştur.
Anahtar sözcükler: Megasistis, malrotasyon, sendrom, otopsi


Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):132-136
Primer ve nüks piterijiyumlarda mast hücreleri ve anjiyogenezis

Fatma Hüsniye DİLEK, Faruk ÖZTÜRK, Fatma AKTEPE, Samet ERMİŞ, Fatih Mehmet MUTLU
Departments of Pathology and Ophtalmology, Kocatepe University, School of Medicine, AFYON and Department of Ophtalmology, GATA, ANKARA

ÖZET

Piterijiyum limbusun en yaygın, iyi huylu lezyonudur ama patogenezi tam olarak bilinmemektedir. Piterijiyumlar kronik iltihabi infiltrasyona sahip ve damardan zengindir. Mast hücreleri dokularda bulunan, bir çok görevi olan heterojen bir grup hücredir. Mast hücreleri ve ürünlerinin yeni damar oluşumuna neden olabileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada piterijiyum örneklerinde mast hücre sayısı ve fenotipleri ile yeni damar oluşu incelendi ve normal konjonktival doku ile karşılaştırıldı.

Piterijiyum dokuları 32 hastadan eksizyonel biyopsi olarak elde edildi. Olguların 17 tanesi nüks piterijiyum idi. Kontrol olarak aynı göz üst bulbar konjonktiva dokusu örneklendi. Doku kesitleri rutin hematoksilen-eozin, mast hücreleri için toluidin mavisi ile boyandı. İmmunhistokimyasal çalışmalarda endotel ve mast hücre belirleyicisi olarak anti-faktörVIII ilişkili antijen, anti mast hücre triptazı ve kimazı kullanıldı.

Primer veya nüks piterijiyumlarda ortalama mast hücre ve mikrodamar sayısı normal konjonktiva dokusuna göre anlamlı olarak yüksekti. Mikrodamar sayısı ve mast hücre sayısı arasında bir ilişki yoktu. Normal konjonktiva dokusu ile piterijiyumlarda bulunan mast hücreleri arasında fenotipik farklılık yoktu.

Bu çalışma mast hücrelerinin piterijiyumlarda baskın olarak bulunduğunu desteklemektedir. Sonuçlarımız damar oluşumu ve mast hücrelerinin piterijiyumların oluşma ve gelişmesinde bağımsız faktörler olduğunu düşündürmektedir.

Anahtar sözcükler: Anjiogenez, kimaz, triptaz, mast hücresi, piterijiyum


Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):137-142
Kolesistektomilerde örnek sayısının artırılması ile histopatolojik bulguların korelasyonu

Filiz BOLAT, Fazilet KAYASELÇUK, Tarık Zafer NURSAL, Nebil BAL, İlhan TUNCER
Başkent Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı, Başkent Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Başkent Üniversitesi Hastanesi, Patoloji Bölümü, ANKARA

ÖZET

Kronik kolesistit ve kolelitiazis, en sık görülen safra kesesi hastalıklarıdır. Bu lezyonlar, safra kesesinde hiperplastik ve displastik epitelyal lezyonlara eşlik ederler. Rutin patoloji laboratuvarlarında kolesistektomi materyallerinden genellikle üç örnek alınmaktadır. Biz örnek sayısının artırılması ile hiperplazi, metaplazi, displazi sıklığında artış olup olmadığını ve intestinal metaplazi ile displazi arasındaki ilişkiyi araştırdık.

Bu çalışmada 75 kolesistektomi materyali haritalanarak incelendi ve malignite öncüsü epitelyal değişiklikler değerlendirildi. Kronik kolesistit ve kolelitiazis nedeniyle kolesistektomi yapılan olgular 25'erli üç gruba ayrıldı. İlk grupta safra kesesi boyun-gövde ve fundustan birer örnek, ikinci grupta aynı yerlerden ikişer örnek alındı. Son grupta ise safra kesesi haritalanarak materyalin tamamı takibe alındı. Biyopsi spesmenlerine Hemotoksilen- Eosin (HE), müsin profilini belirlemek için histokimyasal olarak nötral müsin, PAS/Alcian Blue (pH 2.5) ve High Iron Diamine (HID) (pH 2.5) boyaları uygulandı. Tüm örneklerde psödopilorik gland metaplazisi, intestinal metaplazi, displazi, hiperplazi ve inflamasyon varlığı ve tipi değerlendirildi.

Safra kesesinde örnekleme sayısında artım ile metaplazi (p<0.001), displazi (p<0.001), epitelyal hiperplazi (p=0.003), inflamasyon (p=0.003) görülme oranlarında artım izlendi. İnflamasyon artıkça metaplazi (p<0.001), epitelyal hiperplazi (p=0.002) görülme oranında artım saptandı. Metaplazi ile displazi arasında istatiksel olarak anlam saptanmadı.

Bu bulgular ışığında, günlük patoloji rutininde en sık karşılaşılan spesimenlerden biri olan kolesistektomi materyallerinde örnekleme sayısının artırılması metaplazi, displazi ve erken karsinom saptama oranlarında ciddi artış sağlayacaktır.

Anahtar sözcükler: Örnek sayısının artırılması, safra kesesi, prekanseröz lezyonlar



Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):143-150
Sekonder over tümörleri: 44 olguluk serinin değerlendirilmesi
Sevgiye KAÇAR ÖZKARA, Deniz FİLİNTE
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, KOCAELİ
ÖZET

      Sekonder over tümörleri, tüm over tümörlerinin %3-8’ini, malign over tümörlerinin %10-30’unu oluşturur. Bu çalışmada Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 10 yıllık sürede tanı alan sekonder over tümörü olgularının histopatolojik özelliklerinin ortaya konması amaçlanmıştır. 1997-2006 yıllarında değerlendirilen sekonder over tümörü tanılı olguların makroskopik, mikroskopik, immünhistokimyasal ve sitopatolojik özellikleri retrospektif olarak yeniden değerlendirildi. Primer odakların belirlenmesine yönelik ek histokimyasal ve immünhistokimyasal çalışmalar yapıldı. Toplanan veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.

Bu sürede toplam 44 sekonder over tümörü tanı almıştır. Olguların yaş ortalaması 52.9’dur. Tümörlerin ortalama çapı 103.7 mm’dir. Primer kaynağın, olguların %50’sinde (22/44) gastrointestinal sistem olduğu saptanmıştır. Bunların 10’u (%22.7) mide kaynaklı taşlı yüzük hücreli karsinom metastazları (Krukenberg tümörü), 9 olgu kolo-rektal (%20.5), 3 olgu (%6.8) ise apendiks adenokarsinomlarının yayılımıdır. Olgularımızın % 27.3’ü ise kadın genital sistem kaynaklıdır. Korpus uteri ile senkronize olarak overde endometrioid karsinom görülen olguların sayısı 6’dır (%13.6). Beş olguda ise (%11.4) korpus uterinin seröz karsinomlarının over tutulumları izlenmiştir. Dört olguda (%9.1) meme karsinomunun overe metastazı, birer olguda (%2.3) sürrenal kortikal ve tuba karsinomlarının over tutulumu izlenirken; 5 olguda (%11.4) primer odak periton yüzeyidir. Olgularımızın %65.9’unda (29/44) tümör bilateral yerleşim gösterirken, tümörlerin bilateral yerleşim oranı ile primer kaynak arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0.015).

Sonuç olarak sekonder over tümörlerinde doğru tanıya, klinik ve ameliyat bulgularının, makroskopik, mikroskopik ve immünhistokimyasal verilerin birlikte değerlendirilmesi ile ulaşılabilir

Anahtar sözcükler: Over, tümör, kanser, sekonder, metastaz



Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):151-159
Çocukluk ve adolesan dönemlerinde görülen over tümörleri: 42 olguda histopatolojik değerlendirme

Sevgiye KAÇAR ÖZKARA, Deniz FİLİNTE
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, KOCAELİ
ÖZET

Çocukluk ve adolesan döneminde görülen jinekolojik tümörlerden en sıklıkla karşımıza çıkan grup over tümörleridir. Fiziksel, hormonal ve immünolojik olarak immatür hastada gelişmeleri, klinik ve histopatolojik özellikleri ve tedavi yaklaşımlarının farklılığı nedeniyle, bu dönemin over tümörleri, erişkinlerde görülenlerden farklılıklar gösterirler. Bu çalışmada, Anabilim Dalımızda son 10 yılda değerlendirilmiş, çocuk ve adolesan over tümörlerinin patolojik özellikleri tartışılmaktadır. 1997-2006 yıllarında değerlendirilen 21 yaşından küçük, over tümörü olgularının makroskopik, mikroskopik, immünohistokimyasal ve sitopatolojik özellikleri yeniden değerlendirildi.

Primer over tümörü tanısı alan 391 olgu içersinde 42 olgu (%9.7) çocuk ve adolesan hastalardır. Serimizde germ hücre tümörleri en yüksek oranda (%54.8) görülürken; epitelyal tümörler %38.1, seks-kord stromal tümörler %7.1 oranındadır. Tüm histopatolojik alt tipler içinde malignite %28.6 oranında saptanırken; epitelyal malign tümör oranımız %4.8’dir. Çocukluk yaş grubunda (16 yaş altı) malignite oranı %31.3; adolesan yaş grubunda (16-21 yaş) %26.9’dur. Çocuk olgularımızda, epitelyal tümör oranımız %18.8 iken, 16 yaş üzerindeki hastalarımızda %50’dir; aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.043). Germ hücre tümörülerin %60.9’u matür kistik teratomlardır. Bu grupta malignite oranı % 39.1’dir. Malign germ hücre tümörü olgularımızın 4’ü saf disgerminom, 3’ü mikst germ hücre tümörü ve 2’si immatür teratomdur. Benign tümörlerde ortalama tümör çapı 92.1 mm, malign olanlarda ise 172.9 mm’dir (p=0.001). Kesit yüzeyi solid olan tümörlerin çoğunluğu maligndir (p=0.002).

Sonuç olarak over kitlelerinde genç hasta grubunda da önemli oranda malignite potansiyelinin bulunması nedeniyle abdominopelvik kitle varlığı, ayrıntılı klinik ve patolojik değerlendirmeyi gerektirir.

Anahtar sözcükler: Çocuk, adolesan, ergenlik, over, tümör, kanser


Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):160-163
Primer renal miksom: Olgu sunumu
Filiz BOLAT, Tahsin TURUNÇ, Fazilet KAYASELÇUK, Şerife ULUSAN, Nebil BAL
Başkent University Faculty of Medicine, Department of Pathology, Urology, Radiology, ANKARA
ÖZET

Miksomlar nadir rastlanılan yumuşak doku tümörleridir, böbrekte oldukça ender görülür ve bugüne kadar literatürde yaklaşık on vaka bildirilmiştir.

Yirmi yedi yaşındaki kadın hasta epigastrik ağrı ve pelvik kitle nedeniyle hastanemize başvurmuştur. Batının manyetik rezonans görüntülemesinde (MRG) sol böbrekte 15x14x7 cm boyutlarında kitle saptandı. Hastaya sol nefrektomi yapıldı. Mikroskopik incelemede tümor, geniş miktarda miksoid materyal içinde dağınık az sayıda iğsi hücrelerden oluşmaktaydı. İmmünhistokimyasal olarak tümör hücrelerinde vimentin pozitif, S-100 protein, epitelyal membran antijen, pansitokeratin ve düz kas aktini negatif bulundu. Bu histopatolojik ve immünhistokimyasal bulgularla olguya ‘renal miksom’ tanısı konuldu.

Bu yazıda sol böbrekte yerleşen ender görülen miksom tanısı alan 27 yaşında kadın hastanın klinik ve histopatolojik bulguları, ayırıcı tanısı ve histogenezi sunulmaktadır.

Anahtar sözcükler: Böbrek, miksoma



Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):164-168
Ovariyen remnant (over kalıntısı) zemininde gelişen müsinöz kistadenom
Pınar UYAR GÖÇÜN
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
ÖZET

Bilateral salpingooforektominin bir komplikasyonu olan overiyen remnant (over kalıntısı) sendromu jinekolojik cerrahi literatüründe artan ilgiyle dikkat çekmektedir. Sendrom, karın ağrısı, ele gelen veya ultrasonla fark edilen pelvik kitle ile kendini gösterir. Nadiren hastalar büyük kitle ile gelirler. Literatürde laparoskopik veya açık cerrahi girişim sonrasında gelişen ovariyen remnant sendromu olguları ve bunların bazılarında benign kist veya karsinom geliştiği bildirilmiştir.

Altmış dokuz yaşında kadın hasta, total abdominal histerektomi ve bilateral salpingooforektomi ameliyatından 25 sene sonra, son 1 yıldır karında büyüyen kitle, karın ağrısı, sık idrara çıkma ve idrar kaçırma yakınmaları ile doktora başvurdu. Klinik ve radyolojik olarak en büyük çapı 35 cm olan mezenterik kist ile uyumlu bulguların saptanması üzerine ameliyat edildi. Patolojik tanısı “Ovariyen remnant zemininde gelişen müsinöz kistadenom” olarak verildi. Beklenenden farklı olarak hastanın endometriyozis, geçirilmiş pelvik veya abdominal cerrahi, pelvik inflamatuvar hastalık, inflamatuvar barsak hastalığı, pelvik adezyon öyküsü yoktu veya gerçekleştirilen ilk total abdominal histerektomi-bilateral salpingooforektomi esnasında cerrahi olarak zorluk yaşanmamıştı. Bu tümör, uluslararası literatürde yayımlanan ovariyen remnantlar arasında en büyük çapta olanıdır.

Daha önceden histerektomi olmuş kadınlarda, karında veya pelviste kitle ya da ağrı yakınması varsa, dikkatlice araştırılmalı ve potansiyel risk faktörleri olmasa bile remnant sendromunun gelişebileceği akılda tutulmalıdır.

Anahtar sözcükler: Müsinöz kistadenom, ovaryan remnant sendromu, pelvik kitle



Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):169-172
Yüzeysel nevüs eksizyonundan sonra gelişen psödomelanom: Olgu sunumu, literatürün gözden geçirilmesi

Beyhan DEMİRHAN, A.Tülin GÜLEÇ, Banu BİLEZİKÇİ, Bülent CELASUN
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Dermatoloji2 Anabilim Dalları, ANKARA

ÖZET

Psödomelanom; benign bir nevüsün yetersiz eksizyonu sonrası gelişen hem dermatoskopik, hem histopatolojik olarak yüzeyel yayılan malign melanomu taklit eden derinin pigmente lezyonudur. Psödomelanomun özelliklerinin bilinmesi gereksiz tedavilerin önlenmesini sağlayacaktır. Bu yazıda, 22 yaşında kadın hastanın karın derisinden kozmetik nedenle 'shave' eksizyon yapılan ben yerinde iki ay sonra gelişen psödomelanom olgusu sunulmaktadır. İlk eksizyon materyali histopatolojik olarak incelenmemişti. Yineleyen pigmente lezyonun dermatoskopi skoru yüksekti. Histopatolojik olarak malign melanomu taklit eden bazı bulgular görüldü. Hastanın öyküsünde inkomplet ben eksizyonu olması, önceki lezyondan arta kalan matür melanositik nevüs hücre yuvalarının görülmesi ve epidermal invazyonun olmaması diğer bulgularla birlikte değerlendirilerek psödomelanom tanısı konuldu.Yazıda psödomelanomun malign melanom ile ayırıcı tanısı yanısıra, psödomelanomun tanınmasının önemi vurgulandı.

Anahtar sözcükler: Melanom, eksizyon, rekürrens


Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):173-176
Servikal epitelde busulfan ve siklofosfamid kemoterapisine bağlı bizar atipi
Özgür EKİNCİ, Işılay Bilge YILMAZ, Ömür ATAOĞLU
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
ÖZET

Yazımızda uterus serviksinde sitoloji ve biyopsi ile ağır epitelyal atipik değişiklikler gösterilen 20 yaşındaki kadın hastayı sunmaktayız. Hasta yakın zamanda akut lenfoblastik lenfoma tanısı almış olup alkilleyici ajanlar ile kemoterapi almıştır. Hastamızda izlenen atipik değişiklikler, konuyla ilgili literatürün de ışığında kullanılan alkilleyici ajanlara bağlanmış olup, bu yazıda ilgili histopatolojik ve sitolojik kriterler tartışılmıştır.

Anahtar sözcükler: Servikal displazi, kemoterapi, busulfan, siklofosfamid


Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):177-180
Prostatik melanozis

Kemal DENİZ, Olgun KONTAŞ, Hacı Ali KAHYA
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Amasya Devlet Hastanesi Patoloji Bölümü, KAYSERİ

ÖZET

Prostatik melanozis nadir görülen ve esas olarak prostat bezinin stromasında melanin yüklü iğsi hücrelerin varlığı ile karakterize bir lezyondur. Kesinlikle benign olan bu lezyon malign melanom gelişimi için öncül değildir. Ancak biyolojik doğası ve klinik davranış farklılıkları nedeniyle melanozisin, primer ve metastatik malign melanom ile ayırıcı tanısı son derece önemlidir. Prostat bezinin pigmentli lezyon spektrumunun bilinmesi, melanositik lezyonların ayırıcı tanısı için gereklidir.

Bu yazıda altmış beş yaşındaki erkek hastada prostat bezinde melanozis olgusu rapor edilmekte ve melanositik lezyonlarla ayırıcı tanısı tartışılmaktadır.     

Anahtar sözcükler: Prostat, melanozis, mavi nevüs


Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):181-186
Nadir görülen histogenezi tartışmalı yumuşak doku tümörleri

Misten DEMİRYONT
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL

ÖZET

Bu makalede, nadir görülen ve histogenezi tartışmalı beş yumuşak doku sarkomunun klinikopatolojik özellikleri özetlendi. Bu tümörler, düşük grade’li fibromiksoid sarkom, akral miksoinflamatuar fibroblastik sarkom, pleomorfik hiyalinize anjiyektatik tümör, yumuşak dokunun ossifiye fibromiksoid tümörü ve anjiyomatoid fibröz histiyositomdur. Bu tümörlerin ortak özellikleri, yumuşak doku tümörleri içerisinde nadir görülmeleri, tanı zorluğu ve yanlış tanılar almaları nedeniyle tedavilerin gecikmesi ve belirsiz biyolojik potansiyel ve bilinmeyen hücre kökenine sahip tümörler olmalarıdır.

Anahtar sözcükler: Yumuşak doku sarkomu, belirsiz histogene

 

 

 

 

 

 


 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker