 |
Türk Patoloji Dergisi - EYLÜL 2007
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):132-136
Primer ve nüks piterijiyumlarda mast hücreleri ve
anjiyogenezis
|
Fatma Hüsniye DİLEK, Faruk ÖZTÜRK, Fatma AKTEPE, Samet ERMİŞ, Fatih Mehmet MUTLU
Departments of Pathology and Ophtalmology, Kocatepe University, School of Medicine, AFYON and Department of Ophtalmology, GATA, ANKARA
|
|
|
Piterijiyum limbusun en yaygın, iyi huylu lezyonudur ama patogenezi tam olarak bilinmemektedir. Piterijiyumlar kronik iltihabi infiltrasyona sahip ve damardan zengindir. Mast hücreleri dokularda bulunan, bir çok görevi olan heterojen bir grup hücredir. Mast hücreleri ve ürünlerinin yeni damar oluşumuna neden olabileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada piterijiyum örneklerinde mast hücre sayısı ve fenotipleri ile yeni damar oluşu incelendi ve normal konjonktival doku ile karşılaştırıldı.
Piterijiyum dokuları 32 hastadan eksizyonel biyopsi olarak elde edildi. Olguların 17 tanesi nüks piterijiyum idi. Kontrol olarak aynı göz üst bulbar konjonktiva dokusu örneklendi. Doku kesitleri rutin hematoksilen-eozin, mast hücreleri için toluidin mavisi ile boyandı. İmmunhistokimyasal çalışmalarda endotel ve mast hücre belirleyicisi olarak anti-faktörVIII ilişkili antijen, anti mast hücre triptazı ve kimazı kullanıldı.
Primer veya nüks piterijiyumlarda ortalama mast hücre ve mikrodamar sayısı normal konjonktiva dokusuna göre anlamlı olarak yüksekti. Mikrodamar sayısı ve mast hücre sayısı arasında bir ilişki yoktu. Normal konjonktiva dokusu ile piterijiyumlarda bulunan mast hücreleri arasında fenotipik farklılık yoktu.
Bu çalışma mast hücrelerinin piterijiyumlarda baskın olarak bulunduğunu desteklemektedir. Sonuçlarımız damar oluşumu ve mast hücrelerinin piterijiyumların oluşma ve gelişmesinde bağımsız faktörler olduğunu düşündürmektedir.
Anahtar sözcükler: Anjiogenez, kimaz, triptaz, mast hücresi, piterijiyum |
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):137-142
Kolesistektomilerde örnek sayısının artırılması ile histopatolojik bulguların korelasyonu
|
Filiz BOLAT, Fazilet KAYASELÇUK, Tarık Zafer NURSAL, Nebil BAL, İlhan TUNCER
Başkent Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı, Başkent Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Başkent Üniversitesi Hastanesi, Patoloji Bölümü, ANKARA
|
|
|
Kronik kolesistit ve kolelitiazis, en sık görülen safra kesesi hastalıklarıdır. Bu lezyonlar, safra kesesinde hiperplastik ve displastik epitelyal lezyonlara eşlik ederler. Rutin patoloji laboratuvarlarında kolesistektomi materyallerinden genellikle üç örnek alınmaktadır. Biz örnek sayısının artırılması ile hiperplazi, metaplazi, displazi sıklığında artış olup olmadığını ve intestinal metaplazi ile displazi arasındaki ilişkiyi araştırdık.
Bu çalışmada 75 kolesistektomi materyali haritalanarak incelendi ve malignite öncüsü epitelyal değişiklikler değerlendirildi. Kronik kolesistit ve kolelitiazis nedeniyle kolesistektomi yapılan olgular 25'erli üç gruba ayrıldı. İlk grupta safra kesesi boyun-gövde ve fundustan birer örnek, ikinci grupta aynı yerlerden ikişer örnek alındı. Son grupta ise safra kesesi haritalanarak materyalin tamamı takibe alındı. Biyopsi spesmenlerine Hemotoksilen- Eosin (HE), müsin profilini belirlemek için histokimyasal olarak nötral müsin, PAS/Alcian Blue (pH 2.5) ve High Iron Diamine (HID) (pH 2.5) boyaları uygulandı. Tüm örneklerde psödopilorik gland metaplazisi, intestinal metaplazi, displazi, hiperplazi ve inflamasyon varlığı ve tipi değerlendirildi.
Safra kesesinde örnekleme sayısında artım ile metaplazi (p<0.001), displazi (p<0.001), epitelyal hiperplazi (p=0.003), inflamasyon (p=0.003) görülme oranlarında artım izlendi. İnflamasyon artıkça metaplazi (p<0.001), epitelyal hiperplazi (p=0.002) görülme oranında artım saptandı. Metaplazi ile displazi arasında istatiksel olarak anlam saptanmadı.
Bu bulgular ışığında, günlük patoloji rutininde en sık karşılaşılan spesimenlerden biri olan kolesistektomi materyallerinde örnekleme sayısının artırılması metaplazi, displazi ve erken karsinom saptama oranlarında ciddi artış sağlayacaktır.
Anahtar sözcükler: Örnek sayısının artırılması, safra kesesi, prekanseröz lezyonlar
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):143-150
Sekonder over tümörleri: 44 olguluk serinin değerlendirilmesi |
Sevgiye KAÇAR ÖZKARA, Deniz FİLİNTE
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, KOCAELİ |
|
|
Sekonder over tümörleri, tüm over tümörlerinin %3-8’ini, malign over tümörlerinin %10-30’unu oluşturur. Bu çalışmada Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 10 yıllık sürede tanı alan sekonder over tümörü olgularının histopatolojik özelliklerinin ortaya konması amaçlanmıştır. 1997-2006 yıllarında değerlendirilen sekonder over tümörü tanılı olguların makroskopik, mikroskopik, immünhistokimyasal ve sitopatolojik özellikleri retrospektif olarak yeniden değerlendirildi. Primer odakların belirlenmesine yönelik ek histokimyasal ve immünhistokimyasal çalışmalar yapıldı. Toplanan veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.
Bu sürede toplam 44 sekonder over tümörü tanı almıştır. Olguların yaş ortalaması 52.9’dur. Tümörlerin ortalama çapı 103.7 mm’dir. Primer kaynağın, olguların %50’sinde (22/44) gastrointestinal sistem olduğu saptanmıştır. Bunların 10’u (%22.7) mide kaynaklı taşlı yüzük hücreli karsinom metastazları (Krukenberg tümörü), 9 olgu kolo-rektal (%20.5), 3 olgu (%6.8) ise apendiks adenokarsinomlarının yayılımıdır. Olgularımızın % 27.3’ü ise kadın genital sistem kaynaklıdır. Korpus uteri ile senkronize olarak overde endometrioid karsinom görülen olguların sayısı 6’dır (%13.6). Beş olguda ise (%11.4) korpus uterinin seröz karsinomlarının over tutulumları izlenmiştir. Dört olguda (%9.1) meme karsinomunun overe metastazı, birer olguda (%2.3) sürrenal kortikal ve tuba karsinomlarının over tutulumu izlenirken; 5 olguda (%11.4) primer odak periton yüzeyidir. Olgularımızın %65.9’unda (29/44) tümör bilateral yerleşim gösterirken, tümörlerin bilateral yerleşim oranı ile primer kaynak arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0.015).
Sonuç olarak sekonder over tümörlerinde doğru tanıya, klinik ve ameliyat bulgularının, makroskopik, mikroskopik ve immünhistokimyasal verilerin birlikte değerlendirilmesi ile ulaşılabilir
Anahtar sözcükler: Over, tümör, kanser, sekonder, metastaz
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):151-159
Çocukluk ve adolesan dönemlerinde görülen over tümörleri: 42 olguda histopatolojik değerlendirme
|
Sevgiye KAÇAR ÖZKARA, Deniz FİLİNTE
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, KOCAELİ |
|
|
Çocukluk ve adolesan döneminde görülen jinekolojik tümörlerden en sıklıkla karşımıza çıkan grup over tümörleridir. Fiziksel, hormonal ve immünolojik olarak immatür hastada gelişmeleri, klinik ve histopatolojik özellikleri ve tedavi yaklaşımlarının farklılığı nedeniyle, bu dönemin over tümörleri, erişkinlerde görülenlerden farklılıklar gösterirler. Bu çalışmada, Anabilim Dalımızda son 10 yılda değerlendirilmiş, çocuk ve adolesan over tümörlerinin patolojik özellikleri tartışılmaktadır. 1997-2006 yıllarında değerlendirilen 21 yaşından küçük, over tümörü olgularının makroskopik, mikroskopik, immünohistokimyasal ve sitopatolojik özellikleri yeniden değerlendirildi.
Primer over tümörü tanısı alan 391 olgu içersinde 42 olgu (%9.7) çocuk ve adolesan hastalardır. Serimizde germ hücre tümörleri en yüksek oranda (%54.8) görülürken; epitelyal tümörler %38.1, seks-kord stromal tümörler %7.1 oranındadır. Tüm histopatolojik alt tipler içinde malignite %28.6 oranında saptanırken; epitelyal malign tümör oranımız %4.8’dir. Çocukluk yaş grubunda (16 yaş altı) malignite oranı %31.3; adolesan yaş grubunda (16-21 yaş) %26.9’dur. Çocuk olgularımızda, epitelyal tümör oranımız %18.8 iken, 16 yaş üzerindeki hastalarımızda %50’dir; aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.043). Germ hücre tümörülerin %60.9’u matür kistik teratomlardır. Bu grupta malignite oranı % 39.1’dir. Malign germ hücre tümörü olgularımızın 4’ü saf disgerminom, 3’ü mikst germ hücre tümörü ve 2’si immatür teratomdur. Benign tümörlerde ortalama tümör çapı 92.1 mm, malign olanlarda ise 172.9 mm’dir (p=0.001). Kesit yüzeyi solid olan tümörlerin çoğunluğu maligndir (p=0.002).
Sonuç olarak over kitlelerinde genç hasta grubunda da önemli oranda malignite potansiyelinin bulunması nedeniyle abdominopelvik kitle varlığı, ayrıntılı klinik ve patolojik değerlendirmeyi gerektirir.
Anahtar sözcükler: Çocuk, adolesan, ergenlik, over, tümör, kanser |
Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):160-163
Primer renal miksom: Olgu sunumu |
Filiz BOLAT, Tahsin TURUNÇ, Fazilet KAYASELÇUK, Şerife ULUSAN, Nebil BAL
Başkent University Faculty of Medicine, Department of Pathology, Urology, Radiology, ANKARA |
|
|
Miksomlar nadir rastlanılan yumuşak doku tümörleridir, böbrekte oldukça ender görülür ve bugüne kadar literatürde yaklaşık on vaka bildirilmiştir.
Yirmi yedi yaşındaki kadın hasta epigastrik ağrı ve pelvik kitle nedeniyle hastanemize başvurmuştur. Batının manyetik rezonans görüntülemesinde (MRG) sol böbrekte 15x14x7 cm boyutlarında kitle saptandı. Hastaya sol nefrektomi yapıldı. Mikroskopik incelemede tümor, geniş miktarda miksoid materyal içinde dağınık az sayıda iğsi hücrelerden oluşmaktaydı. İmmünhistokimyasal olarak tümör hücrelerinde vimentin pozitif, S-100 protein, epitelyal membran antijen, pansitokeratin ve düz kas aktini negatif bulundu. Bu histopatolojik ve immünhistokimyasal bulgularla olguya ‘renal miksom’ tanısı konuldu.
Bu yazıda sol böbrekte yerleşen ender görülen miksom tanısı alan 27 yaşında kadın hastanın klinik ve histopatolojik bulguları, ayırıcı tanısı ve histogenezi sunulmaktadır.
Anahtar sözcükler: Böbrek, miksoma
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):164-168
Ovariyen remnant (over kalıntısı) zemininde gelişen müsinöz kistadenom |
Pınar UYAR GÖÇÜN
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA |
|
|
Bilateral salpingooforektominin bir komplikasyonu olan overiyen remnant (over kalıntısı) sendromu jinekolojik cerrahi literatüründe artan ilgiyle dikkat çekmektedir. Sendrom, karın ağrısı, ele gelen veya ultrasonla fark edilen pelvik kitle ile kendini gösterir. Nadiren hastalar büyük kitle ile gelirler. Literatürde laparoskopik veya açık cerrahi girişim sonrasında gelişen ovariyen remnant sendromu olguları ve bunların bazılarında benign kist veya karsinom geliştiği bildirilmiştir.
Altmış dokuz yaşında kadın hasta, total abdominal histerektomi ve bilateral salpingooforektomi ameliyatından 25 sene sonra, son 1 yıldır karında büyüyen kitle, karın ağrısı, sık idrara çıkma ve idrar kaçırma yakınmaları ile doktora başvurdu. Klinik ve radyolojik olarak en büyük çapı 35 cm olan mezenterik kist ile uyumlu bulguların saptanması üzerine ameliyat edildi. Patolojik tanısı “Ovariyen remnant zemininde gelişen müsinöz kistadenom” olarak verildi. Beklenenden farklı olarak hastanın endometriyozis, geçirilmiş pelvik veya abdominal cerrahi, pelvik inflamatuvar hastalık, inflamatuvar barsak hastalığı, pelvik adezyon öyküsü yoktu veya gerçekleştirilen ilk total abdominal histerektomi-bilateral salpingooforektomi esnasında cerrahi olarak zorluk yaşanmamıştı. Bu tümör, uluslararası literatürde yayımlanan ovariyen remnantlar arasında en büyük çapta olanıdır.
Daha önceden histerektomi olmuş kadınlarda, karında veya pelviste kitle ya da ağrı yakınması varsa, dikkatlice araştırılmalı ve potansiyel risk faktörleri olmasa bile remnant sendromunun gelişebileceği akılda tutulmalıdır.
Anahtar sözcükler: Müsinöz kistadenom, ovaryan remnant sendromu, pelvik kitle
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):169-172
Yüzeysel nevüs eksizyonundan sonra gelişen psödomelanom: Olgu sunumu, literatürün gözden geçirilmesi
|
Beyhan DEMİRHAN, A.Tülin GÜLEÇ, Banu BİLEZİKÇİ, Bülent CELASUN
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji1 ve Dermatoloji2 Anabilim Dalları, ANKARA
|
|
|
Psödomelanom; benign bir nevüsün yetersiz eksizyonu sonrası gelişen hem dermatoskopik, hem histopatolojik olarak yüzeyel yayılan malign melanomu taklit eden derinin pigmente lezyonudur. Psödomelanomun özelliklerinin bilinmesi gereksiz tedavilerin önlenmesini sağlayacaktır. Bu yazıda, 22 yaşında kadın hastanın karın derisinden kozmetik nedenle 'shave' eksizyon yapılan ben yerinde iki ay sonra gelişen psödomelanom olgusu sunulmaktadır. İlk eksizyon materyali histopatolojik olarak incelenmemişti. Yineleyen pigmente lezyonun dermatoskopi skoru yüksekti. Histopatolojik olarak malign melanomu taklit eden bazı bulgular görüldü. Hastanın öyküsünde inkomplet ben eksizyonu olması, önceki lezyondan arta kalan matür melanositik nevüs hücre yuvalarının görülmesi ve epidermal invazyonun olmaması diğer bulgularla birlikte değerlendirilerek psödomelanom tanısı konuldu.Yazıda psödomelanomun malign melanom ile ayırıcı tanısı yanısıra, psödomelanomun tanınmasının önemi vurgulandı.
Anahtar sözcükler: Melanom, eksizyon, rekürrens |
Turkish Journal of Pathology 2007;23(3):173-176
Servikal epitelde busulfan ve siklofosfamid kemoterapisine bağlı bizar atipi |
Özgür EKİNCİ, Işılay Bilge YILMAZ, Ömür ATAOĞLU
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA |
|
|
Yazımızda uterus serviksinde sitoloji ve biyopsi ile ağır epitelyal atipik değişiklikler gösterilen 20 yaşındaki kadın hastayı sunmaktayız. Hasta yakın zamanda akut lenfoblastik lenfoma tanısı almış olup alkilleyici ajanlar ile kemoterapi almıştır. Hastamızda izlenen atipik değişiklikler, konuyla ilgili literatürün de ışığında kullanılan alkilleyici ajanlara bağlanmış olup, bu yazıda ilgili histopatolojik ve sitolojik kriterler tartışılmıştır.
Anahtar sözcükler: Servikal displazi, kemoterapi, busulfan, siklofosfamid |
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):177-180
Prostatik melanozis |
Kemal DENİZ, Olgun KONTAŞ, Hacı Ali KAHYA
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Amasya Devlet Hastanesi Patoloji Bölümü, KAYSERİ
|
|
|
Prostatik melanozis nadir görülen ve esas olarak prostat bezinin stromasında melanin yüklü iğsi hücrelerin varlığı ile karakterize bir lezyondur. Kesinlikle benign olan bu lezyon malign melanom gelişimi için öncül değildir. Ancak biyolojik doğası ve klinik davranış farklılıkları nedeniyle melanozisin, primer ve metastatik malign melanom ile ayırıcı tanısı son derece önemlidir. Prostat bezinin pigmentli lezyon spektrumunun bilinmesi, melanositik lezyonların ayırıcı tanısı için gereklidir.
Bu yazıda altmış beş yaşındaki erkek hastada prostat bezinde melanozis olgusu rapor edilmekte ve melanositik lezyonlarla ayırıcı tanısı tartışılmaktadır.
Anahtar sözcükler: Prostat, melanozis, mavi nevüs |
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(3):181-186
Nadir görülen histogenezi tartışmalı yumuşak doku tümörleri |
Misten DEMİRYONT
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL
|
|
|
Bu makalede, nadir görülen ve histogenezi tartışmalı beş yumuşak doku sarkomunun klinikopatolojik özellikleri özetlendi. Bu tümörler, düşük grade’li fibromiksoid sarkom, akral miksoinflamatuar fibroblastik sarkom, pleomorfik hiyalinize anjiyektatik tümör, yumuşak dokunun ossifiye fibromiksoid tümörü ve anjiyomatoid fibröz histiyositomdur. Bu tümörlerin ortak özellikleri, yumuşak doku tümörleri içerisinde nadir görülmeleri, tanı zorluğu ve yanlış tanılar almaları nedeniyle tedavilerin gecikmesi ve belirsiz biyolojik potansiyel ve bilinmeyen hücre kökenine sahip tümörler olmalarıdır.
Anahtar sözcükler: Yumuşak doku sarkomu, belirsiz histogene |
|
|