 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
OCAK 2004
|
ACİL TIP
Rusya'da Hastane Öncesi Acil Sağlık Hizmetleri, 16(1):19-23 |
Yrd. Doç. Dr. Ayhan Özşahin*, Dr. Batur Annayev**
Marmara Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği Bölümü*, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi** |
|
|
Rusya'da bugünkü sağlık sisteminin oluşumunda felsefi ve politik akımlar, sosyoekonomik yapı ve uzun büyük savaşlar etkide bulunmuştur.
03 olan acil çağrı numarası ile farklı düzeylerde acil yardım ambulansı (acil yardım ekibi, uzman ekip) hizmet vermektedir. Bu araçlarda bir hekim, bir veya iki acil tıp eğitimli feldşer (hemşire düzeyi eğitimli) ve bir şoför görev yapmaktadır. Rusya'da acil tıp uzmanlık eğitimi bulunmamaktadır. Çoğu acil hekim, bir yıl genel dallarda intern olarak çalışmıştır.
Acil tıbbi bakım, diğer sağlık hizmetleri içerisinde geçmişte öncü rol oynamıştır. Ancak bugün kalite çok düşmüştür. Hekimlerin çoğunun eğitimi zayıftır. Sistemde kullanılan tıbbi teknoloji, batı ülkelerinin 20-100 yıl gerisinde kalmıştır. |
|
HALK SAĞLIĞI
Doğum Yapan Kadınların Doğum Öncesi Bakım Alma Durumlarının Değerlendirilmesi, 16(1):50-56 |
Doç. Dr. Ferda Özbaşaran, Öğr. Gör. Emre Yanıkkerem
Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu
|
|
|
ARAŞTIRMANIN AMACI: Bu araştırma kesitsel, tanımlayıcı, analitik tipte olup, Manisa Doğumevi ve Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinde 2002 Aralık ayında doğum yapan kadınların doğum öncesi bakım alma durumları ve son gebeliklerini isteme durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
MATERYAL METOD: Sosyodemografik özellikler, doğurganlık öyküsü aile planlaması yöntem kullanımı, gebeliği isteme durumu, aldıkları doğum öncesi bakım hizmeti ile ilgili sorulardan oluşan anket doğum yapmış olan kadınlarda yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Mesai saatlerinde (Pazartesi ve Çarşamba günleri) taburcu olmadan ulaşılabilen 151 kadınla görüşüldü. Veriler SPSS 9.0 istatistik programında değerlendirildi.
BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 25.20±4.96(16-42)'dir. %60'ı ilkokul mezunu,%83.4 ev hanımı, %63.6 çekirdek aile tipinde, %36.4'ü geniş aile, %16.6'sı eşiyle akraba, %50.3'ü normal doğum, %49.7'si sezeryan doğum yapmıştır. Gebeliklerin %14.6'sı hiç istenmemiş,%14.6'sı planlanmamış zamanlama hatası ile doğan bebeklerdir. Kadınların gebeliklerini istememe nedenlerinin başında ekonomik nedenler (%31.8) gelmektedir. Bebeklerin %13.2'si 2500 gr ve altında doğan bebeklerdir. Kadınların %34.4'ü gebelikleri sırasında aile planlaması yöntemi kullanmaktaydılar. Kullanılan aile planlaması yöntemlerinin başında geri çekme gelmektedir. Kadınların %13.5 ile Ria, %13.5 ile hap, %7.9 ile kondom kullanırken gebe kaldıklarını ifade etmişlerdir. Kadınların sadece %49'u yaşamları boyunca herhangi bir aile planlaması yöntemi kullanmışlardır. Kadınların %63.6'sı doğum sonrası kullanacakları aile planlaması yöntemine karar vermişlerdir. Ria kadınlar tarafından en çok tercih edilen yöntemdir(%62.5). Kadınların gebe kaldıklarını fark ettikleri hafta ortalaması 6.50±4.50(2-29)'dur. Kadınların ilk gebelik muayenesini yaptırma ortalaması 10.72±6.61(10-40)'dır. Kadınların günde içtikleri sigara ortalaması ise, 5.32±4.34 (1-20). Gebelik süresince izlenmeyen kadınların oranı %14.6'dır. En çok izlem yaptırılan yer sağlık ocaklarıdır. Izlemler sırasıyla tansiyon ölçümü, ağırlık ölçümü, ÇKS kontrolüdür. En çok eğitim aldıkları konular ise gebelikte beslenme ve tetanoz aşısıdır.
Sonuç : Çalışmamızda kadınların aile planlaması ve prenatal dönem ile ilgili yetersiz bilgiye sahip oldukları bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Prenatal dönem, aile planlaması, istenmeyen gebelik |
DERMATOLOJİ
Diyabetik Nefropatili Bir Hastada Yaygın Kaşıntılı Hiperkeratotik Papüller, 16(1):60-64 |
Doç. Dr. Mukaddes Kavala, Uz. Dr. Hülya Ergin*, Dr. Buket Eskiçırak, Dr. Ö. Emek Kocatürk, Dr. Zafer Türkoğlu
Göztepe SSK Eğitim Hastanesi Dermatoloji Kliniği, * Nefroloji Kliniği |
|
|
Perforan dermatozlar, dermisin bazı komponentlerinin transepidermal eliminasyonu ile karakterize bir grup hastalıktır. Primer ve edinsel perforan dermatozlar olmak üzere iki grupta incelenir. Primer perforan dermatozlar (PPD) idiopatik olup, klinik ve histopatolojileri farklı dört hastalığı içerir: reaktif perforan kollagenoz (RPK), elastozis perforans serpiginoza (EPS), perforan follikülit (PF) ve Kryle hastalığı (KH). Edinsel perforan dermatozlar (EPD), kronik böbrek yetmezliği ve/veya diabetes mellitusu olan hastalarda son yıllarda tanımlanmıştır. Klinik olarak dört klasik perforan dermatozdan herhangi birine benzeyebilir. Gövde ve ekstremitelerde genellikle kaşıntılı, keratozik papüllerle karakterizedir. Lezyonlar skar bırakmadan iyileşir.
Anahtar kelime: Kronik böbrek yetmezliği, diabetes mellitus, edinsel perforan dermatoz |
KONUK YAZAR
Primer İmmünolojik Hastalıkların Oral Bulguları, 16(1):66-73 |
Yrd. Doç. Dr. Özlem Üçok*, Yrd. Doç. Dr. Necdet Doğan**, Doç. Dr. Tuncer Özen*, Yrd. Doç. Dr. Ali İnal***, Dr. H. Hüseyin Yılmaz****, Prof. Dr. Kemal Karakurumer*
GATA Dişhekimliği Bilimleri Merkezi Oral Diagnoz ve Radyoloji *, Ağız Diş Çene Hastalıkları ve Cerrahi AD **, İmmünoloji AD ***, Süleyman Demirel Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji AD **** |
|
|
Primer immünolojik yetmezliklerin birçok ağız bulgusu mevcuttur. Bu hastalıkların klinik seyrinde gözlenen bazı bulgular ağız sağlığının korunmasında da farklı immune hücrelerin rol oynadığının bir göstergesidir. B hücre yetmezliği olan hastalar bakteriyel enfeksiyonlara karşı daha duyarlı iken T hücre yetmezliği olan hastalarda oral kandidiazis ve herpetic enfeksiyonlar sıklıkla görülür. Fagosit yetmezliği olan hastaların bazılarında ise oral kandidiazis ve periodontitis izlenebilir. |
ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON
Dissemine İntravasküler Koagülopati (DİK), 16(1):74-81 |
Uz. Dr. L. Meltem İnce Gül, Doç. Dr. Melek Çelik
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği |
|
|
Dissemine intravasküler koagülasyon (DİK), ciddi hastalıkların hayatı tehdit eden bir komplikasyonudur. Fibrinin intravasküler birikimi ve koagülasyon faktörlerinin tüketimi ile sonuçlanan koagülasyon sisteminin invivo aktivasyonu ile karakterizedir. Klinik olarak DİK şüphesinin varlığı laboratuvar testleri ile doğrulanmak zorundadır. D-dimer ve fibrin(ojen) yıkım ürünlerinin kan düzeylerinin saptanması tanıyı destekleyen en önemli testlerdir. Gerekiyorsa kriyopresipitat, trombosit konsantreleri ve taze donmuş plazma verilerek tüketilen koagülasyon faktörleri yerine konabilir. Kanamaya olan eğilimi arttırmamaları nedeniyle, antitrombin, protein C ve doku faktör yolu inhibitörleri gibi doğal antikoagulan konsantrelerinin kullanımı heparinden daha güvenlidir. Klinik tedavi protokollerinde bir standart olmamasına rağmen, yoğun medikal tedavi ve yüksek kalitede hemşire bakımı DİK'li hastaların iyileşme sürecinde çok önemlidir |
AİLE HEKİMLİĞİ
Birinci Basamak Sunumunda Hekim ve Hastanın Ortak Tıbbi Karara Varması
Konsültasyonun İhmal Edilen Bölümü, 16(1):90-92 |
Yrd. Doç. Dr. Alis Özçakır
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı |
|
|
Tıbbi kararın paylaşımı, günümüzde hekim-hasta ilişkisi sırasında alternatif bir yöntem olarak önerilmektedir. Doktorlar, bu yol hakkında bilgilendirildiği ve hastalar bu tip bir karara varma sürecini tercih ettiğinde hazır oldukları takdirde; hekim-hasta ortaklığı çok daha etkin olacaktır. |
FİZYOLOJİ
Normal ve Lösemik Hematopoez, 16(1):93-99 |
Belkıs Atasever, Serap Erdem Kuruca
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı |
|
|
Hematopoez; pluripotent stem hücreden gelişen kan hücreleri olarak tanımlanır. Stem hücreler, kendini yenileyen ve aynı zamanda bütün hemopoetik hücreleri oluşturabilen klonal hücrelerdir. Bir sitokin olan Lösemi inhibitör faktör; farklılaşmayı engeller ve sinyal iletimin kaskadlarını oluşturan JAK-STAT ya da MAPK' ı aktive eder. Bu nedenle LIF hücrenin kendini yenilemesinde rol oynar. Bununla birlikte, oct-3/4; stem hücrelerin üretiminde bir role sahiptir. Hemopoetik farklılaşma; miyeloid ya da lenfoid yolakları kapsar.
Stem hücreler; transkripsiyon faktörleri vasıtasıyla, fonksiyonları için gerekli olan genleri eksprese ederler. Transkripsiyon faktörleri, hematopoezin kontrolü için çok önemlidirler. Kan hücrelerin üretimi ya da haraplanması arasındaki denge,transkripsiyon faktörleri tarafından kontrol edilir. Transkripsiyon faktörleri arasında kan hücrelerinin farklılaşması için bir rekabet vardır. Özellikle, PU.1 ve GATA-1 arasındaki rekabet, stem hücreden, miyoloid soya yönelmede karar vericidir. GATA-1 ve GATA-2; PU.1' in bağlandığı c-Jun' a bağlanmak için onunla rekabet ederek, PU.1' in fonksiyonunu inhibe eder. C-Jun; PU.1' in fonksiyonu için ko-aktivatördür. PU.1'in fonksiyonu, monosit hücrelerin üretimi için gereklidir.GATA-1 eritroid hücrelerin farklılaşmasında rol oynar. Homeokutu genler hematopoezi düzenler ve Homeodomain (HD) transkripsiyon faktörlerini kodlar.Bu genler; HOX ve HOX olmayan genler olarak 2 sınıfa ayrılırlar.
Lösemi; hemopoetik soya ait olan hücrelerin kontrol edilemeyen proliferasyonudur. Löseminin gelişimi; transkripsiyon faktörlerinin, büyüme faktörlerinin, kinazların, GTP-bağlayan proteinlerin, homeokutu genlerin aşırı ekspresyonu ve tümör baskılayıcı genler gibi genlerin mutasyonlarının birikimi ile olur. Mutasyona uğramış p53'ler ve pRb'ler (retinablastoma) aşırı proliferasyona ve farklılaşmanın bloke olmasına neden olurlar. Çünkü, p53 ve pRb hücre siklusunda DNA' nın haraplanmasını düzenler ve dönüşümsüz hasar durumunda p53, apoptozisi tetikler.Transkripsiyon faktörleri aynı zamanda hücre siklusuna etki eder. C-myc, siklin A1'in ekspresyonuna neden olabilir. c-myc, hücre siklusunu; erken G1 fazında ya da G1/S geçişinde düzenler.
Kromozomal translokasyonlar anormal chimeric genler oluşturur. Bu translokasyonlar; CML'deki Philadeplhia kromozomu gibi yeni kromozomlar oluşmasına neden olur. Transkripsiyon faktörleri füzyon proteinler oluşturur. Bu füzyon proteinler, aynı promotora bağlanan normal transkripsiyon faktörleri ile fonksiyonel olarak rekabet ederler. Bu şekilde transkripsiyon faktörlerinin fonksiyonunu inhibe ederler.Eğer transkripsiyon faktörü; farklılaşmada önemli rol oynuyorsa, onun; M-CSF reseptöründe yer alan AML1'in ekspresyonuna yol açması ile sağlanan farklılaşma inhibe edilebilir. AML1'in füzyon proteinleri tarafından bloke edildiği durumda, hücre M-CSF' ye cevap vermeyebilir. |
ACİL TIP
Toksikolojik Kardiyak Aciller, 16(1):100-108 |
Uz. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik*, Uz. Dr. Nazmiye Koyuncu**, Uz. Dr. Figen Coşkun*, Uz. Dr. Hakan Topaçoğlu***, Dr. Nadir Ulu****, Yrd. Doç. Dr. Özgür Karcıoğlu***
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp AD*, Ankara Bayındır Hastanesi Acil Servis**, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp AD ***, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji AD**** |
|
|
Bütün hastalar için standart ACLS protokolleri kullanılır. Ancak kritik zehirlenme hastalarında en iyi koşullarda sonuç alınmayabilir. Şiddetli zehirlenme hastalarının bakımı bir medical toksikolojist ile acil konsülte edilerek düzenlenebilir. Şiddetli zehirlenme hastalarında gereken alternatif yakınmalar şunları içerir.
- Geleneksel yüksek doz medikasyon
- Özel resüsitasyon ilaçları- kardiyak errest tedavisinde nadir kullanılırlar (amrinon, kalsiyum, esmolol, glukagon, insulin, labetolol, fenilefrin, fizostigmin ve sodium bikarbonat)
- Uzun CPR ve dolaşım destek cihazları gibi cesur yöntemler |
HEMŞİRELİK
Terminal Dönemdeki Hastalara Bakım Veren Hemşirelerin Gözlemleri ve Karşılaştıkları Sorunlar, 16(1):109-115 |
Yük. Hem. Mürüvvet Meriç*, Yrd. Doç. Dr. Ömür Şaylıgil Elçioğlu**
Osmangazi Üniversitesi Eğitim Uygulama Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi*, Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı** |
|
| |
PGM
Pnömokoksik Pnömonide Penisiline Direnç,
Direnç geliştirme potansiyeli düşük antibiyotikler etkin olup daha düşük bir risk taşırlar 16(1):24-30 |
Burke A. Cunha, MD
Dr. Cunha is professor of medicine, State University of New York School of Medicine at Stony Brook, and chief, infectious disease division, Winthrop-University Hospital, Mineola, New York |
|
|
Antibiyotiklere karşı direnç oluşumu dünya çapında potansiyel bir sorun oluşturmaktadır. Toplumdan kazanılmış pnömonide Streptococcus pneumoniae önemli bir kaygı nedenidir. Bakteri suşundaki genetik mutasyonlar yoluyla veya direnç gelişme eşiği yüksek bazı antibiyotiklerin kullanımıyla direnç gelişebilir. Bu yazıda Dr Cunha, antibiyotiğe karşı oluşan direnç, direncin gelişmesiyle birlikte klinik ortamda en uygun tedaviye ilişkin yanlış kanıları irdelemektedir. |
PGM
İmmün Yetersizliği Olan Hastalarda Toplumdan Kazanılmış Pnömoni,
Ayırıcı tanıda fırsatçı infeksiyonları da düşünün 16(1):31-39 |
Sanda Cebular, MD; Susan Lee, MD; Pooja Tolaney, MD; Larry Lutwick, MD
Dr. Cebular is a postdoctoral fellow in infectious diseases, State University of New York-Downstate Medical Center, Brooklyn. Dr Lee is a medical intern, Winthrop-University Hospital, Mineola, New York. Dr Tolaney is a medical resident and Dr Lutwick is professor of medicine, State University of New York-Downstate Medical Center. Dr Lutwick also is director, division of infectious diseases, department of medicine, Veterans Affairs New York Harbor Health Care System (Brooklyn Campus). |
|
|
Toplumdan kazanılmış pnömoni değerlendirmesine alınan immün yetersizliği olan hastalarda ayırıcı tanı yelpazesi çok geniş olabilir. Genel popülasyonda görülen olağan patojenlere ilaveten çok farklı sınıflardan pek çok fırsatçı organizmanın da göz önüne alınması gerekebilir. Burada yazarlar, birinci basamak sağlık hizmetlerinde gözden kaçabilen dört patojene odaklanmayı seçmiştir. Epidemiyoloji, klinik ve tedaviye ilişkin noktalar da vurgulanmıştır. |
PGM
İyileşmeyen Pnömoninin Sorunları
Radyografik iyileşme normlarının bilinmesi önemlidir. 16(1):41-48 |
Andreas Kyprianou, MD; Charles Scott Hall, MD; Rakesh Shah, MD; Alan M. Fein, MD
Dr. Kyprianou is a fellow, Dr Hall is a fellow, Dr Shah is staff physician, and Dr Fein is chief, Center for Pulmonary and Critical Care Medicine, North Shore University Hospital, Manhasset, New York |
|
|
Uygun antibiyotik tedavisine rağmen yavaş iyileşen pnömoni sorunlara neden olabilir. Benzer solunumsal belirti ve bulgular gösteren altta yatan hastalıkların sayısının muazzam boyutlarda olduğu görünmektedir. Pnömoninin radyografik açıdan temizlenmesinin ne kadar zaman sonra gerçekleşebileceğinin henüz bilinememesiyle birlikte, bu etmenler bazen gereksiz tanısal işlemlere yol açmaktadır. Bu makalede yazarlar, iyileşmeyen pnömoninin infeksiyon etkenlerine bağlı olan ve olmayan nedenlerini immün savunma faktörlerini ve sağduyulu değerlendirme yaklaşımlarını gözden geçirmektedir. |
PGM
Senkopun Nedenini Keşfetmek
Belli bir noktaya odaklanmış değerlendirme kılavuzu 16(1):82-89 |
Karen E. Hauer, MD
Dr. Hauer is assistant clinical professor of medicine and director of internal medicine clerkships, University of California, San Francisco, School of Medicine |
|
|
Senkopun pek çok nedeni vardır. En sık görülen nedenleri genellikle iyi huylu olup, yaygın bir değerlendirmeyi gerektirmemesine rağmen kardiyak senkop yüksek nüks ve ölüm oranlarına sahiptir. Bu makalede D. Hauer, en düşük maliyetle en yüksek tanısal yararlılığı sağlamak amacıyla fizik muayene ve elektrokardiyografik bulguların ayrıntılı değerlendirmeyi nasıl yönlendirebileceğini tanımlamaktadır |
 |
SENDROM II
MİGREN |
 |
SENDROM III
NÖROLOJİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|