 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
ARALIK 2004
|
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ, 16(12):39-43, 2004
Kalp hızı ve kardiyovasküler hastalıklardaki önemi |
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Demirağ, Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı |
|
|
Son zamanlarda, kalp hızı, birçok kalp-damar hastalığı açısından potansiyel bir risk faktörü olabileceğinden ötürü yeniden ilgi çekmektedir. Birçok araştırmacı, önceden sahip oldukları verileri yeniden analiz ederek, kalp hızı ile kardiyovasküler risk arasındaki muhtemel ilişkiyi aramaktadır.
Gerçekten, yüksek kalp hızı, kötü kardiyovasküler sonuçların, önemli ve bağımsız bir önbelirteç gibi görünmektedir. Yüksek kalp hızı ve birçok kardiyovasküler olay ve risk faktörü arasında gerçekten bir ilişki söz konusudur.
Bu makale, günlük klinik çalışmamızda kalp hızının önemi üzerinde odaklanmamıza katkı gayesini gütmektedir. |
|
FARMAKOLOJİ, 16(12):44-47, 2004
İlaçlarda biyoeşdeğerlilik ve klinik önemi |
Dr. Nurullah Özdemir, Dr. Murat Yıldırım
Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Biyoeşdeğerlilik, iki ürün, eğer farmasötik eşdeğer yada farmasötik alternatif ise, aynı molar dozda verildiklerinde biyoyararlanımları, etkilerinin hem etkinlik hem de güvenlik bakımından esasta aynı olmasını sağlayacak bir derecede birbirine benzer olması olarak tanımlanmaktadır.
İlaç firmaları tarafından üretilen jenerik ürünlerin sayısının artması beraberinde biyoeşdeğerlilik problemlerini de getirmiştir. Bunun üzerine FDA ve EMEA yayınladıkları biyoeşdeğerlilik kılavuzlarında, patent süresi dolan, üretim yeri değiştirilen, üretiminde biyoyararlanımı etkileyebilecek önemli formülasyon değişiklikleri olan jenerik ilaçların tekrar ruhsatlandırılabilmesi için orijinal ilaca biyoeşdeğerliliğinin kanıtlanması zorunluluğu getirilmiştir. |
HALK SAĞLIĞI, 16(12):48-55, 2004
Sigarayı bırakmada kullanılan farmakolojik ajanlar |
Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı |
|
|
Sigara alışkanlığı yaygın ve ciddi bir sağlık sorunudur. Hekimler bu sorunla mücadelede etkinliklerini arttırabilmek için karşılaştıkları hastalarının sigara kullanıp kullanmadıklarını sorgulamalı, kullananların bırakmasını önermeli ve bıraktırma yöntemlerini bilerek yönlendirici ya da tedavi edici hizmet verebilmelidirler. Sigaranın bıraktırılmasında kullanılan farmakolojik ajanların etkinliği çok sayıda çalışma ile gösterilmiştir. Bunlardan halen kullanımı onaylanmış olanlar nikotin replasman tedavisi ürünleri ve Bupropion HCl'dir. Nikotin replasman tedavisi bant, sakız, sprey, inhaler, sublingual tablet ve pastil formları bulunan ürünler kullanılarak yapılmaktadır. Uygun doz ve sürede kullanıldıklarında tüm ürünlerle olumlu sonuçlar elde edilebilmektedir. Etkinliği arttırmak amacıyla birden fazla NRT ürünü aynı zamanda kullanılabilir. NRT gebelik, laktasyon ve kardiyovasküler problemlerde kullanılmaz. Ancak alternatifiniz sigara içmekse nikotin replasmanı için hiçbir kontrendikasyon yoktur. Sigarayı bıraktırma amacıyla kullanılan ve nikotin içermeyen tek ajan bupropion HCl'dir. Bağımlılığın derecesine göre doz ayarlaması gerektirmez. Uzun dönem sigarasız kalma üzerine etkisi NRT ürünlerinin etkisine benzer. Dirençli olgularda bupropion ve NRT ürünleri kombine edilebilir. Bupropion epileptiklerde ve epilepsi eşiğini düşürmesi olası ilaçlarla birlikte kullanılmaz. Gerek NRT gerekse bupropion tedavisinde görülen yan etkiler hafif ve tolore edilebilir düzeyde olup, genellikle tedavinin bırakılmasını gerektirmez.
Sigarayı bıraktırma tedavisine hekimin ilgisi ve katkısı yoğunlaştıkça sigarasız kalma süreleri ve oranları belirgin olarak artmaktadır. Bu artışa katkıda bulunmak için özellikle birinci basamakta çalışan hekimlerin konuyla ilgili olmaları ve yeterli bilgiyle donanmaları önemlidir. Sigara bıraktırmanın hekimlik uygulamalarına entegre edilmesi, akciğer kanseriyle ve sigarayla ilişkilendirilen diğer hastalıklarla mücadelede önemli bir temel oluşturacaktır. |
MİKROBİYOLOJİ, 16(12):56-60, 2004
İlaca bağlı karaciğer hastalığı
Artritli hastaya yaklaşım |
Uz. Dr. Bahadır Ceylan *, Uz. Dr. Aydın Mazlum **, Uz. Dr. Aslı Çungurlu ***
SSK İstanbul Eğitim Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kliniği *, Safa Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği **, İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Dahiliye Anabilim Dalı *** |
|
|
Bu yazımızın amacı günlük pratik uygulamalarda sık karşılaşılan ve tedavinin gidişini önemli ölçüde etkileyen ilaca bağlı karaciğer hastalıklarına değinmektir.
Karaciğer hasarına yol açan ilaçlar etki mekanizmakarına göre direk ve indirek (idiosinkratik) hepatotoksinler olarak iki gruba ayrılabilirler. Direk hepatotoksinlerin karaciğer hücre hasarına yol açabilmeleri için genellikle mikrozomal enzimlerle reaktif metabolitlere dönüşmesi gerekir. Bu metabolitler elektrofilik olup protein, lipid ve nükleik asitleride içeren makromoleküllerle ve glutatyonla reaksiyona girerler. Proteinlerin tiol gruplarının bu metabolitlerle etkileşmesinin birtakım önemli sonuçları vardır:
1-Aktinin değişik molekülleri arasında disülfür köprülerinin oluşması inaktif aktin yapılarının oluşmasına ve sonuçta hücre ölümüne neden olabilir.
2-Plazma membranı kalsiyum translokaz aktivitesinin azalması hücre içi kalsiyum düzeyini artırarak kalsiyuma bağlı endonükleaz, transglutaminaz ve proteinaz aktivitesini artırır.
3-Mitokondri iç membran geçirgenliği artar.
İndirek hepatotoksinler sitokrom P-450 enzimi ile metabolitlerine dönüştükten sonra proteinlere bağlanır ve bunun sonucunda oluşan yeni molekül immun sistem tarafından yabancı olarak algılanarak immunoallerjik hepatit oluştururlar.
Bazı faktörler hastaların ilaca bağlı karaciğer hasarına bireysel duyarlılığını etkileyebilir. Bu faktörler yaş, cinsiyet, renal yetmezlik, hipoalbuminemi, daha önceden varolan karaciğer hastalığı, başka ilaçların kullanımı, obezite, genetik farklılıklar, beslenme bozukluğu ve HIV infeksiyonu varlığıdır.
İlaca bağlı karaciğer hastalığında görülen histolojik bulgular çok çeşitlidir:
1-Zonal nekroz.
2-Nonspesifik hepatit.
3-Viral hepatit benzeri reaksiyon.
4-Kronik hepatit (otoimmun hepatit benzeri, viral hepatit benzeri).
5-Kolestaz (inflamatuvar kolestaz, noninflamatuvar kolestaz, sklerozan kolanjit).
6-Yağlı karaciğer (mikroveziküler yağlanma, makroveziküler yağlanma, fosfolipidozis)
7-Granulom.
8-fibrozis.
9-Vasküler lezyon (hepatik ven trombozu, venookluzif hastalık, nonsirotik portal hipertansiyon, peliozis hepatis, nodular rejeneratif hiperplazi).
10-Tümör (adenom, hepatoselüler karsinom, anjiosarkom).
Şu durumlarda karaciğer hasarından ilaç kullanımının sorumlu olabileceği düşünülür:
1-İlacın ilk dozunun alınmasından 5-90 gün sonra veya son dozun alınmasından sonra 15 gün içinde hepatotoksisitenin ortaya çıkması.
2-İlacın kesilmesinden sonra 8 gün içinde transaminazlarda en az % 50 düşüş olması.
3-İlaca bağlı karaciğer hasarını düşündürecek ekstrahepatik bulguların olması (döküntü, ateş, eosinofili, mononükleoz benzeri sendrom, kemik ilği baskılanması, vaskülit).
Laboratuar bulguları genellikle diğer karaciğer hasarı sebeplerinin dışlanmasında gereklidir. İlaca spesifik antikorların veya ilaca duyarlı T lenfositlerin gösterilmesi tanıda değerli olmakla birlikte pratikte kullanılmazlar.
Karaciğer hasarının ilaca bağlı olabileceğini gösteren histolojik bulgular şunlardır:
1-Zonal nekroz.
2-Mikroveziküler yağlanma.
3-Eosinofilik infiltrasyon.
4-Kolestaz.
5-Yıkımla giden safra yolu lezyonu.
6-Granulom.
7-Vasküler lezyon.
İlaca bağlı karaciğer hastalığının teşhisi uygun anamnez, fizik muayene, laboratuvar bulguları ve histolojik bulguların varlığı ve ilacın kesilmesiyle mevcut bulguların düzelmesiyle konur.
Bu hastalıkta en önemli tedavi yöntemi sorumlu ilacın kesilmesidir. |
İÇ HASTALIKLARI, 16(12):61-64, 2004
Check-Up: Neyi, kime, ne zaman? |
Dr. Volkan İnal *, Dr. Mehmet Karaduman *, Özgür Kartal *, Yrd. Doç. Dr. Levent Yamanel **
* GATA İç Hastalıkları Anabilim Dalı, ** GATA Dahiliye Yoğun Bakım Kliniği |
|
|
Son yıllarda kendisine check-up yapılmasını isteyerek hekim ve sağlık kuruluşlarına başvuran hasta popülasyonunda büyük bir artış yaşanmıştır. Sözde amacı hastalıklardan korunma olan bu işlem, son zamanlarda bir çok işletme ve yönetici için de bir rutin halini almıştır. Hastaların çoğu için check-up standart bir işlem olsa da, profesyonel sağlık çalışanları için kime, ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği tartışmalı bir konudur. Öykü, fizik muayene ve standart laboratuar testlerini içeren bir modelin geniş topluluklara uygulanmasının maliyet ve iş gücü açısından yükü oldukça yüksektir. Ayrıca bu yöntemin asemptomatik fakat hastalığı olan kişileri bulmada çok da yeterli olmadığı açıktır. Bu derlemede, "check-up" olgusunun önleyici sağlık hizmeti olarak etkinliği, kabul edilen öneriler doğrultusunda değerlendirilmiştir. |
PEDİATRİ, 16(12):65-72, 2004
Çocukluk çağında akut sinüzit ve tedavisi |
Dr. Korhan Birgül, Dr. Pınar Gökmirza Özdemir, Dr. Hasan Önal, Dr. Rengin Şiraneci
SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Çocuk Kliniği |
|
|
Çocukların yılda 6-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği, üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra % 0,5-5 oranında bakteriyal sinüzit geliştiği düşünülürse, sinüzit oldukça sık karşılaşılan bir hastalıktır. Çocuk sinüzitlerindeki etkenler, yaklaşık %30 oranında Streptococcus pneumoniae, %20 oranında tiplendirilmemiş Haemophilus influenzae, % 20 oranında Moraxella Catarrhalis olarak saptanmıştır. Daha az olmak üzere Streptococcus pyogenes ve Staphilokoklara rastlanabilir. Akut sinüzitin tedavisinde ilk seçilecek olan ilaç amoksisilindir. Beta-laktamaz üreten suşlara bağlı infeksiyon düşünüldüğünde Trimetoprim-sülfometaksazol, amoksisilin-klavulonikasit, ampisilin-sulbaktam, ikinci ve üçüncü kuşak sefalosporinler ve makrolid grubu antibiyotikler kullanılabilir. Semptomatik tedavide dekonjestanlar, buhar inhalasyonu ve serum fizyolojik burun damlası kullanılabilir. Cerrahi girişim, medikal tedavi denemelerinden sonra son seçenek olarak yapılabilir. Sinüzitin lokal, orbital ve merkezi sinir sistemi komplikasyonları göreceli olarak seyrektir. Lokal olarak mukozal kalınlaşma ve mukosel, orbital komplikasyonlarından orbital sellülit, intrakranyal olarak menenjit, subdural ve epidural apse görülebilir. |
HALK SAĞLIĞI, 16(12):73-79, 2004
Meme kanserinin erken tanısında kullanılan tarama yöntemleri |
Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu *, Dr. Emel Alimoğlu **, Prof. Dr. Adnan Kabaalioğlu **
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi * ve Radyoloji ** Anabilim Dalları |
|
|
Meme kanseri kadınlardaki en sık ölüm nedenlerinden birisi olup, ölüm oranlarını erken tanıyla azaltmak mümkün olduğu için bir çok ülkede tarama programları geliştirilmiştir. Meme kanseri taramasında kullanılan yöntemler kendi kendine meme muayenesi, hekim tarafından belli aralıklarla yapılan fizik muayene ve mamografidir. Kendi kendine meme muayenesinin ayda bir, hekim tarafından muayenenin 40 yaş öncesi 3 yılda bir, 40 yaş sonrası her yıl yapılması önerilmektedir. Gerek muayene yöntemlerinin gerekse mamografinin tek başına kullanılmasıyla kanserler atlanabildiği için ideal tarama yönteminde muayene ve mamografi bir arada kullanılmalıdır. Meme dokusunun yoğun ve radyasyonun zararlı etkilerine daha duyarlı olması ve meme kanseri sıklığının düşük olması nedeniyle 40 yaş altında mamografi tarama yöntemi olarak kullanılmaz. 40-49 yaş arası yılda veya iki yılda bir, 50 yaş üzeri yılda bir mamografi önerilmekte ve gerekirse ultrasonografi gibi ek tanı yöntemlerine başvurulmaktadır. Ülkemizde de az sayıda kanser tarama merkezinde 40 yaş üzerindeki kadınlara mamografi ile tarama hizmeti verilmeye başlanmıştır.
Radyolog ve klinisyenlerin ortak bir dili kullanmaları amacıyla Amerikan Radyoloji Birliği, tarafından geliştirilen BI-RADS (Breast Imaging and Reporting Data System) sınıflandırması ülkemizde de yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu sınıflandırma, mamografide saptanan bulgular hakkında radyologun yorumunu bildiren altı kategoriden oluşmaktadır ve amacı klinisyenlere yol göstermek, takip stratejilerini belirlemek ve gereksiz biyopsileri en aza indirmektir. Hasta BI-RADS kategorilerinden sadece 4 ve 5'e giriyorsa malignite riski nedeniyle biyopsi söz konusu olmakta, diğerleri rutin taramaya ya da takibe alınmaktadır.
Ülkemizdeki mamografi merkezlerinin sayıca yetersiz olması, mevcut olanlara kolay erişilememesi ve işlemin maliyeti göz önüne alınırsa meme kanserinin erken tanısında KKM ve hekimlerce yapılan fizik muayenenin yaygınlaştırılması önem kazanmaktadır. Klinik deneyimlerimize dayanarak ülkemizde KKM yapan ya da hekime meme muayenesi için başvuran kadın oranının çok düşük olduğunu gözlemlemekte, kadınların bu konuda eğitilmesinde birinci basamak hekimlerinin önemli katkıları olacağını düşünmekteyiz. Meta-analitik çalışmalara göre muayene ile tarama yapmanın mortalite üzerine etkisi kesin olmasa da (8), hekimlerin öykü alırken memeyle ilgili soruları göz ardı etmemesi ve rutin muayene işlemlerinin içerisine memenin de dahil edilmesi halinde çok fazla kitlenin erken dönemde yakalanabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca mamografi merkezlerinin bulunduğu bölgelerde çalışan birinci basamak hekimlerinin, 40 yaş üzerindeki asemptomatik kadınları önerdiğimiz aralıklarla mamografi çekimlerine gönderme konusunda daha aktif rol almasıyla, tarama hizmetlerinden yararlanan ve dolayısıyla erken tanı avantajlarına sahip olan kadın sayısında büyük bir artış olacağına inanmaktayız. |
ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON, 16(12):80-85, 2004
Ekstremite cerrahisinde periferik sinir blokları
Hangi operasyona hangi teknik? |
Uz. Dr. Volkan Hancı, Doç. Dr. Erkan Tomatır
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı |
|
|
Ekstremite cerrahisinde periferik sinir blokları: hangi operasyona hangi teknik?
Periferik sinir bloklarının en önemli üstünlükleri; vital fonksiyonların pek etkilenmemesi, genel anesteziye ilişkin olası havayolu sorunları, postoperatif boğaz ağrısı, bulantı-kusma ve nöraksiyal anesteziye ilişkin üriner retansiyon, postspinal başağrısı ve spinal hematom gibi komplikasyonların görülmemesidir. Periferik sinir bloklarının kullanımını sınırlayan en önemli etmenler ise; zaman alıcı olması, çoğu kez birden fazla sinir bloğu gerekmesi, kesin bir başarı öngörülememesi ve sinir hasarına yol açma kaygısıdır. Günümüzde girişim için ameliyathane dışında ayrı bir odanın kullanılması, uygun iğne ve ajan seçimi, doğru teknik, stimülatör yardımıyla çoklu enjeksiyon, kateterle uzun süreli uygulamalar ve gerektiğinde görüntüleme yöntemlerinden yararlanılması ile sınırlayıcı etmenlerin önemi büyük ölçüde azalmıştır.
Bu derlemede,üst ve alt ekstremitenin değişik cerrahi girişimlerinde kullanılabilecek periferik sinir bloğu teknikleri gözden geçirilmiştir. |
ACİL TIP, 16(12):86-90, 2004
Elektrik çarpmalarında acil yardım prensipleri ve kardiyak monitörizasyon |
Yrd. Doç. Dr. Şahin Aslan *, Uz. Dr. Sezgin Sarıkaya **, Yrd. Doç. Dr. Haşim Olgun ***
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı *, Numune Hastanesi Acil Servisi **, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kardiyoloji Bilim Dalı *** |
|
|
Elektrik yaralanmalarının spektrumu lokal deri yanıklarından ciddi sinir, kas ve vasküler yaralanmalara kadar uzanmaktadır. Yanık ünitelerine kabul edilen hastaların % 3-6'sını elektrik yanıkları oluşturmaktadır. Elektrik yanıklarının klasik olarak düşük ve yüksek voltajlı yaralanmalar olarak iki tipi vardır. Acil servislere başvuran elektrik yaralanmalarının büyük bir bölümünü düşük voltajlı yaralanmalar oluşturmaktır. Aynı zamanda ölümlerin de % 50'sini düşük voltajlı yaralanmalar oluşturmaktadır.
Elektrik çarpmalarının sebep olduğu ölümlerin primer sebebi kardiyak arrestir. Genel olarak düşük voltajlı akımlar ventriküler fibrilasyon, yüksek voltajlı akımlar ise asistoli oluşturmaktadır. Akımın yoğunluğuna ilaveten akımın tipi, izlemiş olduğu yol ve vücut dokularının direnci elektrik çarpmalarının şiddetini etkilemektedir.
Elektrik çarpmalarında ilk yapılması gereken hava yolu, solunum ve dolaşımın değerlendirmesidir. Termal yanık oluşmuşsa uygun bir şekilde tedavi edilmelidir.
Rutin kardiyak monitorizasyon elektrik çarpmalarından sonra geç dönem aritmiler için yapılmalıdır. Rutin kardiyak ritim monitorizasyon uygulamasına başlangıçta anormal EKG bulguları olmayan hastalarda gerek yoktur. |
HEMŞİRELİK, 16(12):91-92, 2004
Meme kanserinin aile ilişkilerine etkileri |
Araş. Gör. Ayşe Okanlı, Yrd. Doç. Dr. Mine Ekinci
Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalı |
|
| |
PGM
Obezitenin değerlendirilmesi, 16(12):14-24, 2004
Kimler obezdir? |
George A. Bray, MD
Dr. Bray is Boyd Professor, Louisiana State University, Pennigton Biomedical Research Center, Baton Rouge. |
|
| |
PGM
Beden ağırlığının kontrolünde geleceğe yönelik öneriler, 16(12):27-32, 2004
Moleküler ve genetik buluşlar yolu açıklamaktadır |
Daniel H. Bessesen, MD
Dr. Bessesen is chief of endocrinology, Denver Health Medical Center. |
|
| |
PGM
Yeni bir biyolojik belirteç olarak C-reaktif protein, 16(12):33-38, 2004
Reaktan ateroskleroz tehlikesini gösterebilir ve kardiyak olayları öngörebilir |
Nader Elgharib, MD; David S. Chi, PhD; Walid Younis, MD; Salim Wehbe, MD; Guha krishnaswamy, MD
Drs. Elgharib, Younis and Wehbe are third-year residents, Dr. Chi is professor and chief of the division of biomedical research, and Dr. Krishnaswamy is professor and chief of the division of allergy and immunology, department of internal medicine, James H. Quillen College of Medicine, East tennesse State University, Johnson City. |
|
| |
 |
SENDROM II
RUTİN PRENATAL BAKIM |
 |
SENDROM III
TOKSİKOLOJİ SÖZLÜĞÜ |
 |
SENDROM IV
SPOR VE TIP DERGİSİ |
|
|