 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
ŞUBAT 2004
|
BİYOKİMYA
Programlı Hücre Ölümü: Apoptozis, 16(2):14-23, 2004 |
Msc. Tıb. Bio. Özlem Balcı Ekmekçi, Prof. Dr. Orkide Donma, Msc. Tıb. Bio. Hakan Ekmekçi
İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı |
|
|
Programlı Hücre Ölümü: Apoptozis
Apoptozis, organizmanın ihtiyaç duymadığı, biyolojik görevini tamamlamış veya hasarlanmış hücrelerin, zararsız bir biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayan ve genetic olarak kontrol edilen programlı hücre ölümüdür. İnsanlarda ve pekçok canlıda normal intrauterine gelişme ve erişkin yaşamı için hayati önem taşımaktadır. Apoptozis hücre içinden veya dışından gelen ölüm sinyalleri ile başlar. Bu sinyaller iki ana apoptotic yolu devreye sokar. Apoptozis sırasında bir grup proteaz harekete geçerek, DNA kırılmasına, hücre büzüşmesine ve hücre yüzeyinde çıkıntılar oluşmasına neden olur. Apoptotik hücreler, apoptotic cisimlere ayrılarak fagositler ve çevre hücreler tarafından dokudan uzaklaştırılırlar. İnsanlarda apoptotic mekanizmanın bozulması kanser, otoimmun ve nörodejeneratif hastalıkların gelişmesine neden olabilir. Bu hastalıklarda apoptozisi kontrol eden mekanizmaların anlaşılması yeni tedavi çabalarına kapı açabileceği için önemlidir.
Anahtar kelimeler: Apoptozis, kaspaz, ölüm reseptörleri |
|
AİLE HEKİMLİĞİ
Aile Hekimliği Merkezinden Beklentiler, 16(2):59-61, 2004 |
Yrd. Doç. Dr. Mezih Dağdeviren, Yrd. Doç. Dr. E. Melih Şahin, Yrd. Doç. Dr. Zekeriye Aktürk, Uz. Dr. Cahit Özer
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
|
|
|
Aile Hekimliği uzmanlık disiplinin gelişimi uygulama merkezlerinin kurulması ile sürmektedir. Aile hekimliği merkezleri/polikliniklerinin kurulma aşamasında her yenilik gibi doğru ve yeterli tanınma sorunu yaşayabileceği açıktır. Bu çalışma, hedef nüfusun, açılması planlanan aile hekimliği merkezinden beklentilerini görmek ve verilmesi planlanan hizmetlerle ilgili düşüncelerini öğrenmek için yapılmıştır.
Araştırma grubunun aile hekimliği merkezinden ne anladıklarını, ne gibi hizmetler almayı umduklarını ortaya koyacak 28 soruluk bir anket hazırlandı. Bu anket kurum içi resmi yolla hedef kitlemiz olan Trakya üniversitesi Ziraat Fakültesinin tüm çalışanlarına gönderildi. Yanıtlar yine aynı yolla toplandı. Veriler SPSS paket prgramında değerlendirildi. Grupların karşılaştırılmasında ki kare kullanıldı. Anlamlı olarak p<0.05 kabul edildi.
178 katılımcıdan % 21.4 idari personel, % 25.8 asistan, % 13.5 öğretim görevlisi ve okutman, % 39.3 öğretim üyesiydi. Beraber yaşadıkları 246 kişi de eklenirse hedef kitle toplam 424 kişiden oluşmaktaydı. Aile hekimliği merkezinden beklentilen değerlendirildiğinde en çok istenen hizmet periyodik sağlık muayenesiydi (% 84.3). Bunu sırasıyla diş (% 82.6) ve iç hastalıkları (% 80.9) izlemekteydi. En az tercih edilenler ise doğum (% 42.7), gebe takibi (% 46.9) ve aile planlaması hizmetleriydi (% 48.3). 48 kişi (% 27) tüm seçenekleri işaretlemişti. Öğretim üyeleri diğerlerine gore daha fazla laboratuvar hizmetleri, daha az ruh sağlığı hizmetleri istemişlerdi. Erkekler kadınlara gore iç hastalıklarını daha fazla tercih etmekteydiler. Çocuk sahibi olmak aile planlaması, diş, doğum ve röntgeni daha fazla tercih etme nedeni olarak bulundu. Evli olanlar ise bekar olanlara gore daha çok çocuk sağlığı hizmetleri istiyordu. 40 yaş üstündekiler aile planlaması, sağlam çocuk izlemi, çocuk hastalıkları, doğum, gebe takibi, ruh sağlığı ve sevk gibi işlem veya hizmetleri daha az tercih etmekteydiler. Öğretim üyeleri diğer gruplara gore daha belirgin olarak sevk yaptırmak istemekteydi.
Bu çalışma, hedef kitlenin çoğunun görevimiz dışında kalan hizmetler istediğini ortaya koymuştur. Genç bireyler aile hekimliğine daha yakın görünmektedirler. Bu çalışmayla kaliteli bir birinci basamak hizmetine ihtiyaç duyulduğu ancak verilecek hizmetlerin daha iyi tanıtılması gerektiği saptanmıştır. Sonuç olarak hedef nüfusumuz aile hekimliğini iyi tanımıyor olsalar da planlanan merkezden kapsamlı bir hizmet beklemekte ve kaliteli bir birinci basamak hizmetine ihtiyaç duymaktadırlar. |
İÇ HASTALIKLARI
Yaşlılarda Sık Görülen İnfeksiyon Hastalıkları, 16(2):62-70, 2004 |
Dr. A. Turan Işık, Dr. M. Refik Mas, Dr. Bilgin Cömert, Dr. Sedat Yılmaz
GATA İç hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Genel populasyonda, yaşlı populasyon oranı artmaya devam etmektedir. 65 yaş üstü yaş grubu olarak tanımladığımız geriatrik populasyonda birinci basamak savunma sistemindeki çeşitli değişiklikler nedeniyle enfeksiyon riski yüksektir. Ayrıca kronik hastalıklar, beslenme bozukluğu ve immun sistem fonksiyonlarındaki çeşitli aksaklıklar hem enfeksiyon hastalıklarına hem de bu hastalıkların atipik prezentasyonuna neden olur. Altta yatan hastalıklar nazokomiyal enfeksiyon gelişiminde oldukça önemli olmasına rağmen; çeşitli çalışmalarda 60-70 ve daha üzerindeki yaşın nazokomiyal enfeksiyon gelişimi açısından bağımsız risk faktörü olduğu gösterilmiştir. İlginç bir şekilde, yaşlanma enfeksiyonlar için major bir risk faktörü olmakla kalmaz; aynı zamanda enfeksiyonlarda yaşlanma sürecinde önemli olabilirler.
Pnömoni, tüberküloz, üriner sistem enfeksiyonları, menenjit, septik artrit, bası yaraları ve cilt enfeksiyonları, enfektif endokardit, diyare ve bakteriemi bu populasyonda oldukça sık görülen enfeksiyon hastalıklarıdır. Yaşlı bireylerde enfeksiyonlar önemli miktarda mortalite ve morbidite nedeni olabilirler. Bu yaş grubunda, sıklıkla enfeksiyon hastalıklarında gördüğümüz ateş ve beyaz küre yüksekliği olmadan enfeksiyon hastalıklarının olabileceğinin unutulmaması oldukça önemlidir.
Uygulanacak tedavide hastaların komorbit hastalıları ile fonksiyonel ve beslenme durumları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. |
FİZYOLOJİ
Sarımsak ve Antioksidan Etkisi, 16(2):71-76, 2004 |
Yrd. Doç. Dr. Gülizar Atmaca |
|
|
Bu derlemede, sarımsağın bileşimi, bazı sarımsak preparatları, sarımsağın genel etkileri ve sarımsağın antioksidan etkisi gözden geçirilmiştir. Sarımsak hemen her yerde lezzet verici bir ajan, geleneksel bir ilaç ve fizik ve mental sağlığıartırıcı bir fonksiyonel besin maddesi olarak kullanılmaktadır.
Sarımsak ekstrelerindeki temel aktif ajan allicindir, ama birçok başka kimyasal madde izole edilip, incelenmiştir. Sarımsağın terapötik olarak aktif sülfür komponentlerinden bazıları; alliin, allicin, S-allylcysteine, S-allylmercaptocysteine, diallyl sulfide, diallyl disulfide ve diallyl trisulfide. Sarımsak ezildiğinde, kesildiğinde veya çiğnendiğinde, alliin allinaz enzimine maruz kalırve tiosülfinat allicin oluşur. Allicin gibi, oldukça kararsız tiosülfinatlar hızla birçok farklı organosülfür komponentlerine dönüşür.
Sarımsak güçlü antioksidan özelliklere sahiptir ve bazı sarımsak preparatlarının karaciğeri koruyucu, bağışıklığı güçlendirici, anti kanser, ve kimyasalların zararalı etkilerini önleyici etkilerinin olduğu da görülmüştür.Bu gün, çoğu kültürlerde sarımsak hipolipidemik, antiplatelet, antioksidan, ve dolaşım düzenleyici etkileri için tüketilmektedir. |
ACİL TIP
İskemik Kalp Hastalıkları Tanısında Elektrokardiyografi, 16(2):84-88, 2004 |
Doğaç Niyazi Özüçelik, Figen Coşkun |
|
|
İskemik Kalp Hastalıkları Acil Servis'lere göğüs ağrısıyla başvuran hastaların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. İKH tanısında günümüzde bir çok ileri tanı yöntemi kullanılmasına karşılık, en eskilerinden olan EKG halen en yaygın başvurulan tanı testi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat başvuru anındaki ilk 10 dakika içerisinde çekilmesi gereken başlangıç EKG'sinin AMİ'deki tanı değeri ancak % 40-65 kadardır. AMI hastasının % 20-40'ında başlangıç EKG'sinde nondiagnostik değişiklikler ve % 1-10'unda da normal bulgular saptanmıştır. İKH dışında büyük bir hastalık grubunda da EKG değişiklikleri meydana gelmektedir. Bu hastaları ilk karşılayan sağlık görevlilerinden olan Acil Hekimi'nin Başlangıç EKG'sinin AMI tanısını dışlamada yeterli olmadığını, aynı zamanda EKG değişikliği yapan diğer hastalıklarında olabileceğini akıldan çıkarmaması gerekmektedir. |
FARMAKOLOJİ
Diyabette Özofagus ve Alt Özofagus Sfinkterinin Motor Fonksiyon Bozuklukları, 16(2):89-92, 2004 |
Yrd. Doç. Dr. Füruzan Yıldız, Prof. Dr. Tijen Utkan
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı |
|
|
Özofagusun motor fonksiyonu diabetli hastaların çoğunda bozuktur. Periferal veya otomatik nöropatisi olan diabetli hastaların büyük bir kısmında özofagus motilite bozuklukları saptanmıştır. Özofagus ve alt özofagus sfinkterinde diabete bağlı motilite bozuklukları radyografik, manometrik, sineözofagografik ve nükleer sintigrafik yötemlerle saptanmıştır. Gastrointestinal sistemin tamamında olduğu gibi özofagus ve alt özofagus sfinkter motilitesi de ekstensek olarak sempatik ve parasempatik sinir sistemi, intrensek olarak da enteric sinir sistemi taraından yönetilir. Diabetes mellitusa bağlı GİS motlite bozukluklarının etyopatogenezinde intrensek sinir sistemi önemli rol oynamaktadır. Diabetli hastalarda yapılan çalışmalarda, diabette özofagus peristaltizminde azalma, özofagus boşalımında gecikme, tersiyer kontraksiyonların sıklığında artma, sfinkter basıncında azalma, sfinkterin koordine peristaltic dalgalarının amplitüdünde azalma ve sfinkter kontraksiyonları arasındaki sürelerde artış tesbit edilmiştir. |
PEDİATRİ
Aşırı Ağlayan İnfant ve İnfantil Kolikli Bebeğe Yaklaşım, 16(2):93-98, 2004 |
Yrd. Doç. Dr. Hakan Yiğit *, Araşt. Gör. Dr. Fatih Kardaş **, Prof. Dr. Handan Alp ***
Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD *, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD **, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk sağlığı ve Hastalıkları AD *** |
|
|
Ağlama birçok hastalık ve fizyolojik değişikliğin ortak sonucudur. Yapılan çalışmalar ağlamanın, hamilelikte ve doğum sırasında uygun olmayan şartlarla ilgili olabileceğini düşündürse de, bu ilişkiye dair gösterilmiş bir kanıt yoktur. İnfant ağlamasının organik sebeplerinden biri vakaların az bir kısmında saptanan inek sütü whey protein intoleransıdır. Ancak uzamış ağlama periyotları gösteren infantların birçoğunda organik bir bozukluk yoktur. Bu infantlar sağlıklı büyümekte ve gelişmektedirler. Ancak infantlarda saptanan bazı fiziksel hastalıklar ve yapısal anomaliler de ağrıya ve dolayısıyla ağlamaya sebep olabilirler. Üriner sistem enfeksiyonları, akut otitis media, konstipasyon, oral moniliazis, oral ülserler, nazal konjesyon ve daha birçok ağrı sebebi infantlarda uzamış ağlama periyotlarına sebep olabilir. Persistan ve kolik tarzı ağlamanın sebepleri arasında davranışsal faktörler, interaktif faktörler, yanlış anne tutulumu ve bebeklerdeki zor mizaç da sebep olarak suçlanmaktadır. Bu infantların birçoğunda kolik ve ağrının gerçek sebebinin olmaması bu düşünceyi desteklemektedir. |
PEDİATRİ
Dipiron Sonrası Hipotermiye Eğilim, 16(2):99-101, 2004 |
Öğr. Gör. Uz. Dr. İbrahim Bayram, Yrd. Doç. Dr. Faruk İncecik, Araş. Gör. Shafik Dossaji, Yrd. Doç. Dr. Kenan Özcan, Uz. Dr. Oğuz Canan, Araş. Gör. Göksel Leblebisatan, Prof. Dr. Atila Tanyeli
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Vücut ısısı; kış sporlarında, kış aylarında, rüzgarda ıslak olarak kalma veya suya dalış yapıldığında normalin altına düşebilir. Ayrıca kalp hastalıkları, diabetes mellitus, hiper insulinemi, sepsis ve şiddete maruz kalma da hipotermiye eğilim oluşturabilmektedir. Beyin travmaları ve kardiyak operasyonlarda da hipotemi ortaya çıkabilmektedir. Biz burada, vücut ısısının yükselmesi nedeniyle intravenöz yolla uygulanan dipiron sonrası hipotermiye giren iki olguyu sunmak istiyoruz.
Birinci olgu, 13 yaşında kız çocuğu olup, akut lenfoblastik lösemi (ALL-L3) tanısıyla takip ediliyordu. İkinci olgu ise 14 yaşında erkek çocuğu olup, myelodisplastik sendrom sonrası gelişen akut myeloblastik (AML-M7) lösemi tanısıyla izlenmekteydi. Her iki olguda keoterapisi sonrasında febril nötropeni gelişti. Vücut ısıları sırasıyla 39°C ve 38.4°C'ye (aksiller) kadar yükseldi. Bu nedenle yapılan dipiron sonrasında sırasıyla 35.2°C ve 35°C'ye kadar düştü. |
HEMŞİRELİK
Hasta Hemşire İlişkisinde Sözsüz İletişimin Önemi, 16(2):102-104, 2004 |
Araş. Gör. Dr. Reva Balcı Akpınar
Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı |
|
|
İletişimde yüz ifadeleri göz teması ve beden duruşu konuşma kadar önemlidir. Sözsüz iletişim bireyler arasındaki iletişimin önemli bir parçası olarak kullanılır. Etkili iletişim hemşirenin sözsüz iletişim becerilerine de bağlıdır. Hemşireler etkili iletişim kurmayı öğrenir ve geliştirirlerse hastaları daha uyumlu ve işbirlikçi olurlar. |
PGM
Hepatit C Virüsü İnfeksiyonunun Renal Belirtileri, 16(2):24-29, 2004
Karaciğer dışındaki komplikasyonları sıklıkla sessiz seyrettiğinden göz ardı edilmektedir |
Lalitha Bandi, MD, MBBS
Dr. Bandi is a fellow in nephrology, University of Pennsylvania School of Medicine, Philadelphia |
|
|
Hepatit c virüsü (HCV) infeksiyonu kronik aktif hepatit, siroz ve karaciğer yetersizliğine yol açabilir. Ek olarak, böbrek hastalıkları dahil çok çeşitli karaciğer dışı hastalıklarla da ilişkilidir. Kriyoglobülinemili ve/veya yalnız başına membranoproliferatif glomerülonefrit en sık görülen böbrek lezyonudur. Bu makalede Dr. Bandi, hepatit C ve çeşitli tedavi seçenekleriyle ilişkili böbrek hastalığının karakteristiklerini tanımlamaktadır. |
PGM
Kapsamlı Meme Kanseri Taraması, 16(2):30-38, 2004
Programlar şimdilerde bireysel risk değerlendirmesini içermektedir |
Kim Cardenas, MD; Kelly Frisch, MD
Dr. Cardenas is staff physician, department of internal medicine, Regions Hospital, St. Paul, Dr. Frisch is associate program director, University of Minnesota Internal Medicine Residency Program at Regions Hospital, and assistant professor of medicine, University of Minnesota Medical School-Minneapolis. |
|
|
Kapsamlı bir meme kanseri taraması programının, risk değerlendirmesine ilaveten klinik meme muayenesi ve mamografiyi içermesi gerekir. Risk altında olduğu tanımlanan kadınlar bireysel mamografi taramasından ve risk düzeylerine göre düzenlenmiş kanıtlanmış bir korunma programından geçmelidir. Bu makalede Dr. Cardenas ve Dr. Frisch, risk faktörlerini, tarama yöntemlerini ve bireysel risk değerlendirmesini gözden geçirmekte ve daha sonra tümörleri daha erken, daha tedavi edilebilir evrede tanımlama süreciyle bağlantılı olarak bunların nasıl kullanılacağını açıklamaktadır. |
PGM
Kolorektal Kanser Taraması, 16(2):39-45, 2004
Her hasta için uygun testi seçme yönergeleri |
Arthur P. Wineman, MD
Dr. Wineman is clinical associate professor, department of family practice and cummunity health, University of Minnesota Medical School-Mineapolis. |
|
|
Kolorektal kanser için taramanın önemi kanıtlanmış olmasına rağmen her hasta için hangi testin kullanılacağı pek belli değildir. Bu makalede Dr. Wineman, kolorektal kanser riskinin değerlendirilmesini, dışkıda gizli kan testinin fleksibl sigmoidoskopi, çift kontrastlı bariyum lavmanı ve kolonoskopinin avantaj ve dezavantajlarını tartışmaktadır. Düzenli kolon incelemelerini hastalar için daha kabuledilebilir bir hale getirebilen potansiyel tarama yöntemleri de sunulmuştur. |
PGM
Serviks Kanseri Taramasının Güncellenmesi, 16(2):46-52, 2004
Güncel tanısal ve kanıtlara dayalı tedavi protokolleri |
Caroll Ball, MD; Joan E. Madden, MD
Dr. Ball is codirector, University of Minnesota Twin Cities Integrated Residency in Obstetrics, Gynecology and Women's Health, Regions Hospital, St. Paul. Dr. Madden is department head, obstetrics and gynecology, Health Partners Medical Group and Clinics, Minneapolis. |
|
|
Serviks kanserinin gelişmesinde insan papillomavirüsünün (HPV) rolüne ilişkin giderek artan sayıda kanıt, serviks kanserinin profilaksi ve erken tanısı açısından umut vaat etmektedir. Aynı zamanda çalışma kanıtlarına dayalı tanısal teknikler ve tedavi yönergelerindeki önemli gelişmeler de hastalığın şiddet derecesi ve uygun tedavi seçeneklerine ilişkin daha etkili araçlar sunmaktadır. Bu makalede yazarlar, Bethesda Sisteminin 2001 versiyonunu ve Pap sürüntüleri patolojik hastaların tedavisine ilişkin kanıtlara dayalı yeni protokolleri gözden geçirmektedir. |
 |
SENDROM II
Kolorektal Kanser Taraması |
 |
SENDROM III
Nörofizyoloji Terimleri Sözlüğü |
 |
SENDROM IV
SPOR VE TIP DERGİSİ |
|
|