 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
EYLÜL 2004
|
PEDİATRİ, 16(9):18-20
EEC sendromu |
Yrd. Doç. Dr. Ayhan Söğüt*, Doç. Dr. Hülya Kayserili, Uz. Dr. Turgut Tükel, Prof. Dr. Memnune Yüksel-Apak
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi*, İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Genetik Bilim Dalı |
|
|
EEC sendromu ektodermal displazi, distal ekstremite anomalisi, yarık dudak-damak ve lakrimal kanal anomalileri ile karakterize, düşük penetrans ve değişken ekspresivite ile giden otozomal dominant geçişli bir hastalıktır. Bu sendromun ektodermal parçasını saç, diş, deri ve tırnak anomalileri oluşturmaktadır. Saçlar seyrek, açık renkli ve kurudur. Kaşlar ve kirpikler sıklıkla yoktur. Dişlerde mine hipoplazisi, hipodonti ve anodonti olabilir. Tırnaklar ince ve köprülü olabilir. Deri genellikle kuru ve el içlerinde hiperkeratoz vardır. Değişken derecede hipohidroz görülür. Gözyaşı kanalı anomalileri yaygındır. Sorumlu gen 3q27'de yer alan p63 genidir.
Bu yazıda EEC sendromu tanısı kesinleşmiş bir olguyu, nadir görülen bu sendromun özelliklerini tartışmak amacıyla irdeledik.
Anahtar Kelimeler: EEC sendromu, ektrodaktili, ektodermal displazi. |
|
İÇ HASTALIKLARI, 16(9):33-42
Atrial fibrilasyon tedavisi: Hız/ritim |
Dr. Volkan İnal, Yrd. Doç. Dr. Levent Yamanel, Prof. Dr. Yavuz Baykal
GATA İç Hastalıkları Anabilim Dalı
|
|
|
Atrial fibrilasyon klinik uygulamada en sık karşılaşılan aritmi olup, ritim bozukluğu nedeniyle hastaneye yatırılanların 1/3'i ve hastaneden çıkışta kardiyak ritim bozuklukları arasında en sık rastlanan tanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Atrial fibrilasyon yaşam kalitesini düşüren semptomlarının yanı sıra, sistemik emboli, hemodinamik bozukluk, taşikardiye bağlı miyopati gibi komplikasyonlara yol açmaktadır. Atrial fibrilasyonlu hastalarda ölüm oranı normal sinüs ritminde olanlara göre iki kat daha fazla bulunmuştur. Ortaya çıkan 6 inmeden biri atrial fibrilasyona bağlıdır. Atrial fibrilasyonda uygulanan tedavi yöntemleri; ritim kontrolü ve idamesi (elektrik veya farmakolojik kardiyoversiyon, pace maker, ablasyon, antiaritmikler), hız kontrolü (beta blokerler, kalsiyum kanal blokerleri, digital), ve yeterli düzeyde antikoagülasyonun sağlanması olarak sınıflandırabilir. Sinüs ritmi sağlanması ve idamesinin avantajları; semptomların giderilmesi, egzersiz toleransının arttırılması, emboli riskinin azaltılması ve dolayısıyla kronik antikoagülasyona gerek kalmaması, kardiyomiyopatinin önlenmesi, hayat kalitesinin ve yaşam süresinin iyileştirilmesidir. Bunun yanında atrial fibrilasyonun devam etmesine göz yumarak ventriküler hızın kontrolünün sağlanması, ritim kontrolüne göre daha güvenli ve daha az yan etkisi olan ilaçların kullanımına olanak tanımakta, fakat sürekli antikoagülasyon gerektirmektedir. Atrial fibrillasyonda hız ve ritim kontrolünü karşılaştıran bu güne kadar yapılmış olan dört büyük çalışma AFFIRM, RACE, PIAF ve STAF çalışmaları olup; bu çalışmalarda ritim kontrolünün hız kontrolüne göre primer son hedefler açısından bir üstünlüğü gösterilememiştir.
Anahtar kelimeler: atrial fibrillasyon, tedavi, hız kontrolü, ritim kontrolü. |
JİNEKOLOJİ, 16(9):43-47
Menopozun seksüel aktiviteye etkisi |
Prof. Dr. Arif Kökçü Dr. Mehmet B. Çetinkaya
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı |
|
|
Günümüzde, özellikle gelişmiş ülkelerde kadınların ortlama yaşam süresi oldukça yükselmiş olup, yaşamlarının en az üçte birini veya yarısını postmenopozal dönemde geçirmektedirler. Menopozal yaşa gelmiş bir kadın, genelde sosyal sorunlarını büyük ölçüde çözmüş olan bir kadındır. Menopozal dönemdeki kadınların en az yarısı seksüel olarak inaktiftir. Kalan yarısında ise aktivite ileri derece düşüktür. Halbuki, ileri yaş kadınlar bile şartlar uygun olduğu takdirde seksüel olarak aktif olabilmektedirler. Bir kadının yaşamının bu kadar büyük kısmını seksüel inaktif olarak geçirmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durum göz önüne alınarak, menopoz dönemindeki bir kadında, genel sağlık problemlerinin yanında seksüel sağlık problemlerine de eğilmek bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Postmenopozal dönemde estrojen ve androjen replasmanı bu sorunu büyük ölçüde çözmektedir. |
FARMAKOLOJİ, 16(9):48-55
İnflamasyon ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçların etki mekanizması |
Dr. Erol Akpınar, Yard. Doç. Dr. Günnur Özbakış-Dengiz
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı |
|
|
İnflamasyon; travma, enfeksiyöz ajanlar ve onların toksik ürünleri, kimyasal maddeler, sıcak- soğuk gibi fiziksel etkenler, immun cevap ve iskemi gibi uyaranların başlattığı ve dokuya zarar veren etkenin ortadan kaldırılıp, dokunun onarımını hedef alan fizyopatolojik bir süreçtir. İnflamasyonun önemli komponentleri; Hemodinamik değişiklikler, Polimorfonükleerlökosit infiltrasyonu ve İnflamatuvar mediyatörlerinin salgılanmasıdır. Non steroidal antiinflamatuvar ilaçların etki mekanizması henüz tam olarak kesinlik kazanmasa da, lökosit aktivasyonunun ve inflamatuvar mediyatörlerin salgılanmasının inhibisyonu bu olayda önemli rol oynar. |
PEDİATRİ, 16(9):62-68
Güncel bilgiler ışığında çölyak hastalığı |
Uz. Dr. Gökhan Timur, Yrd. Doç. Dr. Neslihan Mungal-Önenli
Çukurova Ünivensitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Çölyak hastalığı ve gluten sensitive enteropati olarak da bilinen Çölyak Sprue, buğday gluteni veya prinç ve arpa proteinlerinin sindirimi sonrası ince barsak mukozasında hasarlanma ile sonuçlanan malabsorbsiyonla karakterizedir. Son bir kaç dekadda, Çölyak hastalığı epidemiyolojik, patojenik ve klinik açılardan daha iyi anlaşılmıştır. Genel popülasyonda yapılan serolojik çalışmalar Avrupa'da gerçek çölyak hstalığı prevalansı çnceki raporlara gore daha yüksektir. Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Cemiyetinin yaptığı çok merkezli bir çalışmada çölyak hastalığının sıklığının 1:1000 olduğu bildirilmiştir. Tedavi yaşam boyunca semptomların kontrolü ve şimdiki ve uzun dönemdeki komplikasyonların önlenmesi için gluten alımının önlenmesidir. |
TIP TARİHİ, 16(9):69-72
Hekim-hasta iletişimi ve Deontoloji-Tıp etiği-Tıp tarihi dersinin önemi |
Dr. Nükhet Örnek-Büken
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji-Tıp Tarihi Anabilim Dalı |
|
|
Tarihsel açıdan hekimler tıpkı hukukçular, din adamları ve askerler gibi Avrupa'da ve diğer toplumlarda üstün pozisyonlara sahip olmuşlardır. Bu meslek gruplarından hizmet alanlar ise, bu kişilerin doğruluk, güvenilirlik, insancıllık gibi özelliklere sahip olmalarını beklemişlerdir. Günümüzde hekimler hala, etik dürüstlüklerini genel olarak, eski Yunan'da yaşamış hekim Hipokrat tarafından geliştirilmiş olan Hipokrat yemininin değişik versiyonlarına dayandırmaktadırlar. Hem ilk, hem de sonradan geliştirilen pek çok formlarında bu yemin; hekimlerin hastalarına tıbbi durumları hakkında bilgi vermesini, hekimin yardımını isteyen kişiye ne amaçla ve nasıl bir tedavi uygulayacağı hakkında açıklama yapmasını yasaklıyordu. Hekimlerin seçkin statüleri, tıbbın kendisini bir sanattan bir teknik disipline dönüştürdüğü ve bilimin de yaygın bir prestij kazandığı 18. ve 19. yüzyıllarda daha da artmıştır. Daha yakın zamanlarda, insanların eşitliği ve sosyal demokrasi kavramları otoritenin geleneksel kaynaklarına sorgusuz itaati zayıflığa uğrattı. Bilimi ve mesleklerini uygulayanların ve eğitimli meslek sahiplerinin statüleri; artık onları yaptıklarını açıklamak ya da haklı göstermek zorunluluğunda bıraktı. Hekimler artık ne sosyal bakımdan ne de zeka bakımından üstün tutulmamaktadır. Yaşadıkları toplumların doğal liderleri de değildirler; eşit katılımcılardır. Tıbbi paternalizm yıllar içinde itibar kaybetti, hastalar eşit yetişkinler ve kendilerini ilgilendiren sağlıklarına ilişkin kararlarda temel karar vericiler olarak hekimlerden ve diğer sağlık elemanlarından bu haklarının gözetilmesini ve savunulmasını talep ettiler. |
HALK SAĞLIĞI, 16(9):73-77
Acil kontrasepsiyon |
Öğr. Gör. Emre Yanıkkerem
Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksek Okulu |
|
|
12 saat arayla iki doz kullanılan kombine oral kontraseptifleri içeren yüzpe rejimi acil kontrasepsiyonda kullanılan standart bir methoddur. Bu yöntemin istenmeyen/planlanmayan gebelikleri %74 oranında önleyebildiği fakat kusma ve bulantı gibi yan etkilerinin olabilmektedir. Son çalışmalar mifepriston ve levanorgestrolün yüzpe rejimine göre daha etkili olabileceğini göstermektedir. 10 mg Mifepriston tabletleri Türkiye'de bulunmamaktadır.
1.5 mg'lık tek doz levonorgestrol, 12 saat arayla verilen iki doz 0.75 mg levonorgestrole yada 10 mg'lık mifepristona göre daha etkilidir. Rahim içi araç uygulaması acil kontrasepsiyon methotlarından en etkilisi olmakla birlikte, gebelikleri %90'nın üzerinde önlemektedir. Ancak, pelvik enflamatuar hastalık riski taşıyan kadınlar için uygun bir yöntem olmayabilir. Son 10 yılda acil kontrasepsiyonun farkında olunsa da bazı ülkelerde hala yetersiz bilgi bulunmaktadır. Acil kontrasepsiyon kullanımını geliştirmeye gereksinim bulunmaktadır.
Anahtar kelimeler: acil kontrasepsiyon, yüzpe rejimi, mifepriston, levonorgestrol |
AİLE HEKİMLİĞİ, 16(9):78-81
Akupunktur ile tedavi seçiminde rol oynayan demografik faktörler ve hastaların tutumları |
Dr. M. Mümtaz Mazıcıoğlu, Biyoistatistik Uz. Ahmet Öztürk *, Dr. Gül Ünsal
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, SSYB Kayseri Sağlık Meslek Yüksek Okulu * |
|
|
Alternatif tedavi seçeneklerinden akupunktur tedavisi ülkemizde bir tedavi seçeneği olarak bilinmesine rağmen yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bu çalışmada gönüllü olarak akupunktur tedavisi almak üzere başvuran heterojen bir grupta hastaların bu tedaviden beklentileri, hemen tedavi sonrası memnuniyet düzeyleri ve demografik yapıları belirlenmeye çalışılmıştır.
Genel bir duyurudan sonra tedavi olmak amacıyla başvuran herkes çalışmaya dahil edildi. Bu hasta grubuna tedavi öncesi beklentileri soruldu. Tedavi aldıktan hemen sonra ise memnuniyet düzeyleri visüel analog skala ile belirlendi. Çalışmaya alınan 347 hastanın 195'i (%56,2) tedavi sonrası değerlendirmeye katıldı. Bunlardan 101'i (%29,1) aldıkları tedaviden memnun olduklarını belirttiler. Visüel analog skala ile tedavi sonrasında değerlendirme yapılan 178 kişinin (%51,3) ağrı ya da şikayetlerinde azalma olduğu görüldü. Hastaların akupunktur tedavisi sonrası şikayetlerinde azalma olacağına dair beklentileri yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslek ve aylık gelir düzeyi açısından logistik regresyon anlizi ile değerlendirildiğinde önemli bir farklılık görülmedi.
Sonuç olarak hasta ya da sağlam kişilerin akupunktur tedavisi alma konusundaki istekli oldukları ve bunun demografik özellikler açısından farklılık göstermediği sonucuna varıldı.
Anahtar sözcükler: Akupuntur, hastaların tutumları, tamamlayıcı ve alternatif tıp |
ACİL TIP, 16(9):82-84
Üniversite sağlık ünitesine başvuran hasta profili |
Dr. Feridun Fazıl Engin *, Yrd. Doç. Dr. Başar Cander **
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Sağlık Ünitesi * ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı ** |
|
|
Amaç : Üniversitemiz bünyesinde bulunan ve üniversitemiz öğrencileri, personel ve personel yakınlarına sağlık hizmeti sunan sağlık ünitemize başvuran hasta profilini inceleyerek bu ünitelerin fonksiyonlarını değerlendirmek
Gereç-Yöntem : 01.01.2003-19.09.2003 tarihleri arasında 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık, Kültür, Spor Dairesi Sağlık Ünitesine başvuran toplam 7389 hasta başvuru nedenleri, 3 aylık periyotlarda hasta sayısının dağılımı, yapılan değerlendirme sonucunda konulan teşhisler ve gerekli görülen spesifik branş sevkleri açısından retrospektif olarak incelendi.
Bulgular : Başvuran hastalar üniversite öğrencileri, personeli ve personel yakınlarından oluşmaktaydı. En çok hastanın Mart-Mayıs döneminde başvurduğu tespit edildi(3201 hasta). Başvuran hastaların % 24.72si (1827 hasta) tıp fakültesi hastanesinin değişik bölümlerine sevk edildi.En çok sek edilen bölümler dahiliye ve göz poliklinikleri oldu .(275 hasta % 15.05)Tedavisi sağlık ünitesinde düzenlenen hastaların en çok üst solunum yolları infeksiyonu teşhisi konulan hastalar olduğu tespit edildi (3654 hasta = % 6 5.6) Bunu alt solunum yolu infeksiyonları, sefalji ve depresyon takip etmekteydi. Hirşutizm şikayetiyle başvuran hastaların sayısının da belirgin olarak Türkiye ortalamasının üstünde olduğu tespit edildi (141 hasta= % 2.5)
Sonuç : Sağlık ünitemize başvuran hastaların çoğu üst ve alt solunum yolları enfeksiyonu bulunan hastalardır. Başvuran hasta profili 1. basamak sağlık hizmetlerini gerektirmektedir.
Anahtar kelimeler : Üniversite sağlık sistemi, hasta profili |
HEMŞİRELİK, 16(9):85-89
Multipl sklerozlu hastalarda semptomatik tedavi |
Öğr. Gör. Zeynep Kurtuluş Doç. Dr. Rukiye Pınar
Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı |
|
|
Ülkemizde kesin sayısı bilinmemekle birlikte 30 - 35 bin Multiple Skleroz'lu (MS) hasta bulunduğu tahmin edilmektedir. MS klinik durumuna göre farklı şekillerde sınıflandırılır. Hastaların çoğunda alevlenmeler ile akut nörolojik yetersizlik ataklarını remisyonun izlediği formda ortaya çıkar. İlerleyen kronikleşme sürecinde akut ataklar azalır veya tamamen kaybolur. MS'de tedavi stratejileri atakların tedavisi, semptom yönetimi, hastalık uyumu, rehabilitasyon, psikolojik destek olarak beş genel kategoriye ayrılır. MS'te semptomlar primer, sekonder ve tersiyer olarak ayrılsa da çoğu zaman birbirleri ile içiçedir. Kesin tedavisi henüz mümkün olmayan bu hastalık, ancak iyi bir bakım, birey ve aile eğitimi ile etkili semptom yönetimi sağlanırsa komplikasyonlar azaltılabilir, yaşam süresi ve kalitesi arttırılabilir. Bu nedenle hastalar direkt hastalığa bağlı semptomlar ve bu semptomlara bağlı komplikasyonları da içerecek şekilde tüm boyutları ile ele alınarak değerlendirilmelidir. Bu makalede MS'li hastaların en fazla deneyimledikleri sorunlar ve bunları yönetme stratejileri sunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: MS, semptom, semptom yönetim stratejileri |
PGM
Kalça kırıklarından korunma, 16(9):21-26
Riski azaltabilen ilaç tedavileri ve yaşam biçimi modifikasyonları |
Justus J. Fiechtner, MD, MPH
Dr. Fiechtner is associate professor, College of Human and Osteopathic Medicine, Michigan State University, East Lansing. |
|
|
Tedavi stratejilerinin kombinasyonuyla osteoporotik kalça kırığı riski azaltılabilir. Bifosfonat, kalsiyum katkıları, yeterli D vitamini alımı, egzersiz ve hastanın çevresindeki tehlikelere uygun önlemler alma kalça kırığına ilişkin morbidite ve mortalite sıklığını anlamlı derecede azaltabilir. Bu makalede Dr. Fiechtner, farmakolojik olmayan koruyucu önlemleri, çeşitli ilaç tedavilerini ve bu tedavilerin etkinliğini ölçümleyen yolları tartışmaktadır. |
PGM
Osteoporozda laboratuvar çalışmaları, 16(9):27-32
Maliyet-etkinliği en olumlu testler hangileridir |
Carolyn Crandall, MD
Dr. Crandall is associate professor of medicine, David Geffen School of Medicine at University of California, Los Angeles. |
|
|
Kısmen yeni tanı konmuş olguların laboratuvar değerlendirmelerine özgü rehberlerin bulunmaması nedeniyle, osteoporozun ikincil nedenlerinin farkına sıklıkla varılmamaktadır. Menopozun kemik yoğunluğu üzerine etkisi iyice incelenmiş olmasına rağmen, diğer katkısal etmenler bilinmemektedir. Bu makalede Dr.Crandall, osteoporoz tanısından sonraki laboratuvar çalışmalarındaki çelişkileri tartışmakta ve maliyet-etkinliği olumlu bir yaklaşım önermektedir. |
PGM
Nedeni bilinmeyen ateş, 16(9):56-61
Bu tanısal ikileme stratejik bir yaklaşım |
Kamal Amin, MD; Carol A. Kauffman, MD
Dr. Amin is a fellow, infectious diseases division, University of Michigan Medical Center, Ann Arbor. Dr. Kauffman is professor of internal medicine, University of Michigan Medical School, and chief, infectious diseases division, Veterans Affairs Ann Arbor Healthcare System |
|
|
Tanısal araç ve tekniklerdeki güncel ilerlemelere rağmen nedeni bilinmeyen ateş (NBA) zor bir klinik sorun olmayı sürdürmektedir. Birinci basamak doktorları sıklıkla bir NBA olgusunu ilk gören kişiler olduklarından, bu sorunu başlangıçta karşılamaya yönelik en iyi strateji ve adımları bilmeleri önemlidir. Burada Dr. Amin ve Kauffman, erişkinlerde bellibaşlı NBA nedenlerini gözden geçirmekte ve bir tanı koymaya yardımcı olan laboratuvar ve radyolojik testlere derinlemesine bir yaklaşımı tanımlamaktadır. Tanısal araç ve tekniklerdeki güncel ilerlemelere rağmen nedeni bilinmeyen ateş (NBA) zor bir klinik sorun olmayı sürdürmektedir. Birinci basamak doktorları sıklıkla bir NBA olgusunu ilk gören kişiler olduklarından, bu sorunu başlangıçta karşılamaya yönelik en iyi strateji ve adımları bilmeleri önemlidir. Burada Dr. Amin ve Kauffman, erişkinlerde bellibaşlı NBA nedenlerini gözden geçirmekte ve bir tanı koymaya yardımcı olan laboratuvar ve radyolojik testlere derinlemesine bir yaklaşımı tanımlamaktadır. |
 |
SENDROM II
Erişkin ve Çocuklarda Viral Üst Solunum Yolu İnfeksiyonu (VÜSYİ) |
 |
SENDROM III
Göz Terimleri Sözlüğü |
|
|