 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
OCAK 2005
|
DEONTOLOJİ, 17(1):41-44, 2005
Hekimlerin ilaç firmalarıyla ilişkileri ve etik |
Dr. Mehmet Karataş
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı |
|
|
İlaç firmaları ilaçlarının tanıtımı için, hekimlere tanıtıcı hediyeler (kalem, çanta, blok not, CD, kitap, dergi, saat, ilaç numunesi vb.) vermekte, yemekli eğitim seminerleri düzenlemekte, hekimlerin kongrelere katılımını sağlamakta, araştırmacı hekimlerin araştırmalarına destek sağlayarak araştırmalarına katkıda bulunmaktadır. Hekimler, verilen hediyeleri sıklıkla kabul etmektedir.
Çoğu hekim, ilaç firmalarının vermiş olduğu hediyelerin, hekimin ilaç tercihi konusundaki yargısını değiştireceği iddialarını ahlakla bağdaştırmamaktadır |
|
CERRAHİ, 17(1):45-51, 2005
Abdominal penetran yaralanmalarda yeni kavramlar |
Dr. Atilla Akova, Dr. Zikret Köseoğlu
Adana Numune ve Eğitim Hastanesi
|
|
|
Bu çalışmada abdominal penetran yaralanmalarda yaralanma mekanizması, yaralanma yeri ve cerrahın mevcut durumlardaki rolü tartışılmıştır. Travma merkezlerinin ülkemizde sayısının artması ve travma ile uğraşan cerrahların eğitiminin sağlanması ile gelecekte travma araştırma ve bakımı daha iyi, hızlı ve daha az masraflı olacaktır. Yeni millenyumda cerrahlar öncekine göre başlangıçta doğru işlemleri uygulayacak, komplikasyonları önceden daha iyi tahmin edecektir. |
İÇ HASTALIKLARI, 17(1):57-61, 2005
Ailesel Akdeniz ateşi
Olgularımız ve literatürün gözden geçirilmesi |
Yrd. Doç. Dr. Serap Demir *, Yrd. Doç. Dr. Semin Fenkçi **, Yrd. Doç. Dr. Tolga Şen ***, Doç. Dr. Nail Erbek ***, Prof. Dr. Çiğdem Gökçe
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı *, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı **, Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı *** |
|
|
Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) rekürren ateş ve serozit atakları ile karakterize otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı hastanemizde tanı alan AAA olgularının özelliklerini tanımlamaktı. Hastane kayıtları retrospektif olarak incelenerek, son bir yılda hastanemizde Tel Hashomer tanı kriterlerine dayanılarak AAA tanısı alan 27 hasta çalışmaya dahil edildi. Olguların 17'si kadın, 10'u erkek olup, yaşları 4 ay ile 49 yaş (ortalama 24.14 yaş) arasında değişmekteydi. Olguların yalnızca 10'unda (%37) AAA yönünden pozitif aile öyküsü mevcuttu. Hastalığın toplam süresi 1 ay ile 26 yıl arasında (ortalama 8.13 yıl) değişmekteydi. Tanıdan önce semptomların süresi 1 ay ile 24 yıl (ortalama 4.6 yıl) arasındaydı. Atak başlangıç yaşı 4 ay ile 44 yıl arasında (ortalama 15.7 yıl) değişmekteydi. Kırkdört ve 31 yaşlarındaki 2 hasta hariç diğer hastaların tümünde semptomlar 30 yaşın altındayken başlamıştı. Ateş ve peritonit en sık görülen semptomlar, M694V ise en sık görülen mutasyondu. AAA, akraba evliliklerinin çok sık görüldüğü Afyon bölgesinde değerlendirilen her hasta için ayırıcı tanıda mutlaka hatırlanmalıdır. |
ANATOMİ, 17(1):67-73, 2005
Musculus papillaris'lerin sol ventrikül geometrisindeki önemi |
Uz. Dr. Davut Özbağ *, Doç. Dr. Yakup Gümüşalan **, Uz. Dr. Ahmet Mete*
Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi * ve Kahramanmaraş Sütçüimam Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalları ** |
|
|
Sol ventriküldeki mitral kapağın kuspislerini destekleyen m.papillaris anterior ve posterior'un uzunluk ve genişliği değişebilir ve bunlar ikiye ayrılmış halde de bulunabilir. M.papillaris anterior myokardial duvarın sternokostal bölgesinden, m.papillaris posterior da diafragmatik bölgesinden yükselir. Chordae tendineae bu kasların çoğunlukla tepesinden ve her kasın apikal üçte birlik kısmından bazen de bu kasın tabanına yakın yerlerinden orijin alabilirler.
Chordae tendineae her m.papillaris'den (anterior ve posterior) çıkar ve her iki kuspise ve buraya komşu olan kommisural alanlara tutunurlar.
M.papillaris anterior'un gövdesi 1-5 arasında karına sahipken aynı şekilde m.papillaris posterior'un gövdesi de 1-4 arasında karına sahip olabilir.
Tek karınlı kaslar konik, meme başı, düz çıkıntılı, yivli, basamaklı, kavisli, meyilli gibi değişik şekillere sahip olabilir. İki karınlı olanlar ise birbirleriyle bağlantılı, paralel, kavisli V, Y veya H şekillerinde olabilirler.
M.papillarislerin sol vemtrikül duvarıyla yapmış olduğu insertio açısı 20-55 arasında değişebilir.
Anulo-papiller mesafenin sürekliliğinin korunması mitral kapak replasmanında çok önemlidir. Mitral apparatusun çıkarılması gereken vakalarda bile bu sürekliliğin korunması zorunludur.
Mitral subvalvular apparatus kalbin sistolik pompa fonksiyonu ve sol ventriküler geometrik modelin bütünlüğünü sağlamak ve devam ettirmek için çok önemlidir. |
HİSTOLOJİ, 17(1):74-80, 2005
Diyabet tedavisinde adacık nakilleri: Geçmiş ve gelecek |
Prof. Dr. Erdal Karaöz, Doç. Dr. Süreyya Karaöz
Kocaeli Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Histoloji-Embriyoloji Bölümü |
|
|
Tip I diyabet, T hücrelerinin aracılık ettiği otoimmün süreçlerin, pankreastaki insülin üreten ??hücrelerini harap etmesi ile gelişir.
Birçok hastalığın tedavisinde organ ve doku transplantasyonları etkin olarak uygulanmaktadır. Son yıllarda, klinik uygulamada daha yaygın ve daha fazla bilgiye sahip olarak, adacık hücre transplantasyonunun etkinliğinde çok belirgin gelişmeler görmekteyiz.
Adacık hücre transplantasyonu, diyabet için, genel olarak kabul edilen bir tedavi olursa, bu tedavinin yaygın olarak uygulanmasını iki faktör sınırlayacaktır. Bunlardab birisi, immünosupresyon diğeri ise düşük maliyette ve yüksek kalitede adacık hücrelerinin temin edilmesidir. Birçok araştırmacı, insanlara transplantasyon için domuz adacık hücrelerini kullanmak için çalışmalarını sürdürmektedir. |
PEDİATRİ, 17(1):86-96, 2005
Probiyotikler ve besin alerjisi |
İnt. Dr. Erol Nargileci, Uz. Dr. Engin Tutar, Uz. Dr. Sebahat Çam, Doç. Dr. Deniz Ertem, Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji ve Beslenme Bilim Dalı |
|
|
Atopik ekzema, allerjik rinit, astım ve besin allerjisi gibi atopik hastalıklar gelişmiş ülkelerde giderek artan biçimde önemli bir sorun haline gelirken, genetik faktörler, hızla artmakta olan hastalık insidansını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Spesifik besinlere karşı olan allerjilerin tedavisindeki ilk koşul, allerjen besinin diyetten çekilerek, hümoral ve hücresel immün yanıtın azaltılmasıdır. Hayati değeri olan besinlere karşı gelişen allerjilerde ise eliminasyon tedavisi yetersiz beslenmeye neden olduğundan besin allerjisinin tedavisinde yeni yaklaşımlara gereksinim duyulmuştur. Geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanan probiyotikler, mikrobiyal dengeyi iyileştirerek hayvan konağı üzerinde yararlı etki gösteren non-patojenik canlı mikrobiyal gıda katkı maddeleridir. Probiyotiklerin besin allerjisindeki rolü Strachan tarafından bir dekat önce ortaya atılan "hijyen hipotezi" 'nin bir uzantısı ile açıklanmaktadır. Hipoteze göre, batı topluluklarında allerji insidansındaki artışın temel nedeni modern hayat tarzı ile birlikte gelen steril çevredeki artışın; giderek artan cansız, işlenmiş ve endüstriyel gıda tüketiminin infantın immün sistemini yeterli düzeyde uyarmamasıdır. Probiyotiklerin besin allerjisindeki işlevleri, immünolojik ve non-immünolojik bariyerlerin güçlendirilerek, immün sistemin normal selim yapılara karşı aşırı reaksiyon eğiliminden uzaklaştırılmasına (tolerans gelişimi) ve potansiyel patojen oluşumlara karşı inflamatuvar yanıt oluşturma yeteneğinin kazandırılmasına yöneliktir. |
HEMŞİRELİK, 17(1):106-108, 2005
Çocuklarda enjeksiyon uygulamalarında dikkat edilmesi gerekenler |
Araş. Gör. Dr. Reva Balcı Akpınar *, Yrd. Doç. Dr. Ayda Çelebioğlu **
* Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı, ** Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Çocuk Sağlığı ve Hemşireliği Anabilim Dalı |
|
|
Çocuklara yapılacak olan ilaç uygulamaları yetişkinlere göre birtakım farklılıklar gösterir. Uygulamadaki temel prensipler yetişkinlerle aynıdır. Çocuklardaki farklılıklar çocuğun yaşına ve fiziksel yapısına uygun kas bölgesinin seçimi, kullanılacak enjektör ve iğnenin seçimi, verilecek ilaç miktarı, iğnenin dokuya giriş açısı gibi konuları içerir. |
PGM
Zayıflama ilaçlarının rolü nedir?, 17(1): 18-27, 2005
Obez hastalardaki yarar ve sakıncalarını tartmak |
Holly R. Wyatt, MD; James O. Hill, PhD |
|
|
Obezite kısa zamanda çözümlenecek kronik medikal bir bozukluk değildir. Doktorlar aşırı kilolu ve obez hastalarına başarıyla yararlı olmaları için mümkün olan eğitim, araçlar ve kaynakların tümüne sahip olmalıdır. Yalnız başına zayıflama ilaçları açıkça çözüm değildir. Seçili hastalarda uzun dönemde kilo kaybını muhafaza etme başarısını artırmak için, hastaların yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte kullanabilecekleri bir araçtır. |
PGM
Obezite cerrahisi, 17(1):28-34, 2005
Doğru hastada işlem etkili olabilir |
Rebecca Mattison, MD; Michael D. Jensen, MD |
|
|
Obezite, çeşitli fizyolojik sistemleri ilgilendiren tıbbi komplikasyonlarla ilişkili kronik bir sağlık sorunudur. Bu obez hastaların bir bölümü geleneksel medikal tedavi ve girişimlerle zayıflamayı başarmaktadır. Bu makalede Dr Mattison ve Dr. Jensen, tıbbi açıdan güçlü zayıflama programlarına yanıt vermeyen ve obezite komplikasyonlarının yüksek ve sürekli bir risk oluşturduğu hastalarda obezite cerrahisi seçeneğini tartışmaktadır. |
PGM
15 dakikalık hasta muayenesinde obezite değerlendirmesi, 17(1):36-40, 2005
Zaman kısıtlamalarına rağmen doktorlar hastalarını etkin bir zayıflama programına alabilirler |
Donald D. Hensrud, MD, MPH |
|
|
Birinci basamak doktorları, günümüzün yoğun klinik uygulama ortamında zaman kısıtlamalarına rağmen obeziteyle savaşmaları için hastalarına çeşitli pratik stratejiler sunabilir. Başarının anahtarları her hastanın özgün sağlık riskleri ve alışkanlıklarına dayanarak bireyselleştirilen bir yöntem oluşturma, çeşitli kaynakların kullanımı (ör., destek grupları, lisanslı diyetisyenler), hastaların zayıflama programlarına etkin biçimde katılmasına olanak tanıyıp onları teşvik etmekten geçmektedir. . |
PGM
Akut sinüzit, 17(1):52-56, 2005
Antibiyotikleri ne zaman önerelim? Ne zaman önermeyelim? |
James E. Leggett, MD |
|
|
Yalnızca orta derecede duyarlılığa sahip bir tanısal ölçütler kümesine dayanarak klinik akut sinüzit tanısı koymak zordur. Radyolojik tetkikler veya antral ponksiyonu gibi ek testler kullanışlı olmayan, pahalı ve birinci basamak tedavi ortamında gereksiz incelemelerdir. Akut sinüzitten kuşkulanılan hastaların çoğunda, radyogramlarda anormal bulgular saptansa bile, antibiyotik tedavisi yararlı değildir. Birinci basamak doktorları uygun tedavi edici önlemleri önermeli ve "her hastalık için bir hap (antibiyotik)"4 isteyen hastaların içini rahatlatmalıdır. Bu konuda doktorlara yardımcı olacak basit tedavi algoritmaları ve hasta bilgilendirme formları mevcuttur. |
PGM
Sirozun primer profilaksisi, 17(1):62-66, 2005
Bir farklılık oluşturabilen halk sağlığı stratejileri |
Hetal A. Karsan, MD; Sergio E. Rojter, MD; Sammy Saab, MD, MPH |
|
|
Yıllar geçtikçe sirozun kaygılanılacak önemli bir kamu sağlığı sorunu olduğu giderek daha fazla açıklığa kavuşmaktadır. Siroz, yaşamlarının en üretken dönemindeki pek çok kişiyi olumsuz etkilemektedir. Sirozun ana nedenleri alkol tüketimi, ilaç enjeksiyonları ve korunmasız cinsel ilişki gibi yaşam tarzı davranışlarıyla ilişkili olduğundan, siroz olgularının büyük bir bölümünün önlenebilir olması sevindirici bir durumdur5. Sirozun kamu sağlığına etkilerini azaltmak için alkolden uzak durmak ve viral hepatit infeksiyonu açısından risk taşıyan davranışlardan kaçınmak gerekir. Ayrıca, hepatit B'ye karşı aşılanmayı özendirmeye odaklanmış birincil korunma stratejilerine gerek vardır. Siroz ulusal çapta acil bir kamu sağlığı önceliği konumuna getirilirse, bu çabalarla hastalıktan korunmada belirgin bir ilerleme kaydedilebilir. |
PGM
Andropoz mu?, 17(1):81-85, 2005
Yaşlanan erkeklerde androjen yetersizliğini tanımak |
Robert S. Tan, MD, MBA; Shou-Jin Pu, MD |
|
|
Birinci basamak doktorları yaşlı hastalarda andropoz sendromunu en iyi değerlendirecek konumda olup, testosteron düzeylerini etkileyebilen pek çok faktörü bilmektedir. Andropozla ilişkili faktörlerden bir bölümü yaşam tarzı alışkanlıkları veya stresten kaynaklandığından, bu hastaların tedavisinde danışmanlık hizmetleri büyük bir rol oynayabilir. Obez erkeklerin bir bölümünde kilo kaybı hipogonadizmi geri döndürebilirse de, bu alanda ayrıntılı araştırmalara gerek vardır. Egzersiz, özellikle ağırlık kaldırma egzersizleri bile yaşlı erkeklerde testosteron düzeylerini yükseltebilir. Andropozun laboratuvar değerlendirmelerine aşırı oranda güvenme bazen abartılı tanılara yol açmıştır. Doktorlar testosteron düzeylerinin durağan olmadığının ve zamanla değiştiğinin bilincinde olmalıdır. Hastayı dikkatle dinlemek optimal tedavinin anahtarıdır. |
 |
SENDROM II
Yetişkinlerde Toplumdan Kazanılmış Pnömoni |
 |
SENDROM III
Kadın Hastalıkları ve Doğum Terimleri Sözlüğü |
|
|