SENDROM

 

SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
EKİM 2005

 

 

İÇ HASTALIKLARI
Sepsis tedavisinde yeni stratejiler, 17(10): 43-50, 2005
Dr. Murat Pınar, M. İlkin Naharcı
GATA İç Hastalıkları Anabilim Dalı
ÖZET
       Sepsis ve beraberindeki sistemik inflamatuar yanıt sendromu (SIRS) geniş bir klinik spektrum sunar. Sepsisin SIRS'tan ayırımında kan kültüründe bakteri üremesinin gösterilmesi gereklidir. Günümüzde sepsis ve sistemik inflamatuar yanıt sendromunun (SIRS), inflamatuar cevap regülasyonunda yetersizlik ile birlikte olduğu düşünülmektedir. Bu olayın nedeni halen anlaşılamamıştır. Son yıllarda organ destek sistemlerinde ilerleyen teknolojiye ve bu teknoloji sayesinde sepsis fizyopatolojisinin daha da iyi aydınlanmasına rağmen yoğun bakım ünitelerindeki (YBÜ) hastalarda önde gelen mortalite nedeni olmaya devam etmektedir. SIRS ve sepsis sendromunun mortalitesi %30-70 arasındadır. Son yıllarda spesifik inflamatuar mediatörleri bloke etmeyi hedefleyen çoğu çalışma başarısız olmuştur. Ancak APC (aktıve protein-C) ağır sepsis vakalarının tedavisi için bir dönüm noktası olarak ortaya çıkmıştır. HMGB1 (yüksek mobilitesi olan grup B1 protein), makrofaj migratuar inhibitör faktörü (MIF), C5a ve apoptosis inhibitörleri ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir. Biz bu yazımızda sepsis tedavisindeki gelecekteki tedavi stratejileri ile ilgili bilgiler aktarmaya çalıştık. .

JİNEKOLOJİ
Embriyo araştırmaları ve tıp etiği, 17(10): 51-56, 2005

Yard. Doç. Dr. Mehmet Cıncık *, Yard. Doç. Dr. Belgin Selam **, Doç. Dr. Adnan Ataç ***, Yard. Doç. Dr. Münire Erman Akar ****
GATA Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi, ** Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı *** GATA Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı, **** Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı

ÖZET
       Üremeye yardımcı tekniklerle elde edilen ve embriyo transferi sonrasında kalan fazla embriyolar üzerinde araştırmalar hakkındaki etik konular tüm dünyada tartışmalıdır. Son yıllarda bilimdeki gelişmelerin, üremeye yardımcı tekniklere getirdiği kök hücre, insan somatik hücre nükleus transferi (klonlama), preimplantasyon genetik tanı gibi yeni yaklaşımlar etik tartışmaların boyutunu genişletmiştir. Yazımız embriyo araştırmalarının amaçlarını, embriyo kriyoprezervasyonunu ve değişik ülkelerdeki embriyo araştırmalarındaki düzenlemeleri özetlemektedir. Yazı aynı zamanda kök hücre araştırmasına etik yaklaşım, klonlama ve preimplantasyon genetik tanıdan bahsetmektedir. Son olarak da yazı, Türkiye'de bu konularla ilgili etik düzenlemeler ve gelecekteki uygulamalar için önerileri açıklamaktadır.

TIBBİ BİYOLOJİ
Waardenburg sendromu, 17(10): 57-61, 2005
Yrd. Doç. Dr. Fatma Sılan, Uz. Cansu Zafer
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı
ÖZET
       Waardenburg Sendromu, pigmentasyon bozuklukları ve işitme kaybı ile seyreden otozomal dominant bir sendromdur. Sıklığı farklı toplumlarda 1/20.000-40.000 olarak bildirilmiştir. Yüksek penetrans ve değişken ekspresivite gösterir. Klinik bulguları arasında başlıcaları distopia kanthorum; saçta beyaz perçem; kirpiklerde, kaşlarda, deride depigmentasyon; iris heterokromisi, safir mavisi göz rengi ve sensorinöral işitme kaybıdır.
     Genetik ve klinik heterojenitesi yüksek dört ana tip tanımlanmıştır. Bunlardan tip 1 ve 3 distopia kanthorumu olmaları ile tip 2 ve 4 ten ayrılırlar. Benzer klinik bulgular göstermekle birlikte tip 3 te ek olarak extremite anomalileri ve tip 4 te de Hirschsprung hastalığı vardır. WS tip 4 ayrıca otozomal resesif kalıtılması ile diğer üç tipten genetik olarak ayrılır

İNFEKSİYON
Diyabet ve infeksiyon, 17(10): 62-69, 2005
Uz. Öğr. Dr. Esma Yeniiz, Prof. Dr. Şaban Çavuşlu
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Servisi
ÖZET
         Diabetes Mellitus (DM), kan şekerinde yükseklik, karbonhidrat ve lipit metabolizmasında bozuklukla karakterize heterojen bir hastalık grubudur. DM'un insidans ve prevalansı farklı çalışma gruplarında büyük değişiklik gösterir. Batı ülkelerinde genel olarak prevalansı %2-4'tür. Retinopati, nöropati, nefropati ve miyokardial infarktüs ve inme gibi kardiyovasküler komplikasyonları vardır. Bu komplikasyonlar yanında diyabet olgularında infeksiyon görülme riskinin diyabeti olmayanlara göre daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. PMNL'lerin migrasyon, fagositoz, hücre içi öldürme ve kemotaksis özelliklerinde azalma gibi immünolojik defektler diyabetik olgularda bazı infeksiyonların daha sık ve daha ağır geçirilmesine neden olmaktadır. Bu immünolojik defektler yanında, diğer nonimmünolojik, anatomik bazı faktörlerde infeksiyon riskini arttırırlar. Diyabet, asemptomatik bakteriüri, alt ekstremite enfeksiyonları, cerrahi yara enfeksiyonları ve grup B Streptokok enfeksiyonları riskini arttırmaktadır. Diyabetik olgularda influenza ve pnömoni daha öldürücü seyetmektedir. Sistit, piyelonefrit, kandida vulvovajiniti ve sistiti, pnömoni, influenza, kronik bronşit, primer tüberküloz, tüberküloz reaktivasyonu, mukormikoz, malign otitis externa ve Fournier gangreni prevalansı ile diyabet arasında olası bir ilişki olduğu kabul edilmektedir.

PEDİATRİ
Sıkıntılı solunum sendromu, 17(10): 70-77, 2005
Uz. Dr. Kenan Özcan, Uz. Dr. Ercan Tutak, Uz. Dr. Ferda Özlü, Araş. Gör. Dr. Fatih Erbey
Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Yenidoğan Bilim Dalı
ÖZET
      Sürfaktan eksikliği ve akciğerlerin global olarak immatüritesine bağlı olarak ortaya çıkan respiratuvar distrese "respiratuvar distres sendromu" denir. "Hyalen membran hastalığı" ise patolojik bir tanıdır ve sürfaktan eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan alveolar zedelenme ve eksüdasyonlar nedeni ile oluşan hyalen membranlarla karekterizedir. Gebelik yaşı 28 haftadan küçük olan bebeklerin hemen tümünde, 32 haftadan küçüklerin ise büyük çoğunluğunda RDS gelişir.

BESLENME
Metabolik sendrom ve tıbbi beslenme tedavisi, 17(10): 78-82, 2005
Yrd. Doç. Dr. Gülhan Samur
Hacettepe Üniversitesi STYO Beslenme ve Diyetetik Bölümü
ÖZET
    Metabolik sendrom dünyada ve ülkemizde giderek daha fazla sayıda insanı etkileyen önemli bir morbidite nedenidir. Türkiye'de her 8 yetişkinden 3'ünde metabolik sendrom bulunduğu ve kalp hastalarının %53'ünde metabolik sendrom oluşacağı tahmin edilmektedir. Metabolik anormallikler ve kardiovasküler risk faktörlerini kapsayan metabolik sendrom, daha çok insülin duyarlılığı bozulmuş bireylerde ortaya çıkmaktadır. Metabolik sendromu oluşturan başlıca komponentler; insülin direnci, abdominal obesite, yükselmiş kan basıncı ve lipit anormallikleri (artmış plazma trigliserit ve azalmış HDL-kolesterol düzeyleri), hiperüresemia ve bazı bağımsız faktörler (immünolojik, hepatik moleküller) olarak sayılabilir. Metabolik sendrom tanısı konmuş hastalarda primer tedavi; diyet ve egzersiz alışkanlıklarının değiştirilmesine yönelik olmalıdır. Hastalarda bu değişikliklere bağlı olarak gelişen ağırlık kaybı metabolik sendromun tüm bileşenleri üzerinde olumlu etki yapmakta ve aynı zamanda kardiovasküler mortaliteyi azaltmaktadır. Metabolik sendrom, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliği ile önlenebilen veya metabolik sendrom tanısı konduktan sonra tıbbi beslenme tedavisi ve terapatik yaşam tarzı değişiklikleri ile iyileştirilebilen bir sağlık sorunudur. Metabolik sendromda tıbbi beslenme tedavisinin hedefi insülin duyarlılığı iyileştirmek ve insülin direnci ile ilişkili metabolik ve kardiovaskuler bozuklukları önlemek ve/veya düzeltmektir. Tıbbi beslenme tedavisinde doymuş yağların ve rafine karbonhidratların tüketiminin azaltılması, tekli doymamış yağ asitlerinin ve posa içeriği yüksek/glisemik indeksi düşük besinlerin tüketiminin artırılması metabolik bozuklukların ve kardiyo vasküler risk faktörlerinin iyileştirilmesinde temeldir.

AİLE HEKİMLİĞİ
Hasta ve hasta ailesine kötü haberi verme, 17(10): 83-87, 2005
Yrd. Doç. Dr. Alis Özçakır
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
ÖZET
    Bugünlerde doktorlar hastalarının sondönem hastalıkları, ölüm ve ölmekte olan hastalarla giderek daha fazla ilgilenmektedir. Kötü, üzücü ve söylenmesi zor haberleri hastalara iletmek doktor için güç ve rahatsız edici bir görevdir. Kötü haberi vermek beceri ve duyarlılık ister. Bu ileti becerilerini iyileştirmek için sistematik bir yaklaşım doktor için bu süreci kolaylaştırabilir, öngörülebilir ve daha az sıkıcı hale getirir. Bu duyarlı konulara ilişkin mezuniyet öncesi ve sonrası eğitime gerek vardır.

ADLİ TIP
Meslek hastalığı olarak işitme kaybının belirlenmesi, 17(10): 88-91, 2005
Dr. Burcu Eşiyok *, Dr. Hacer Yaşar Teke **, Dr. Bülent Doğan **
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tip Anabilim Dalı
ÖZET
    Sosyal Sigortalar Kurumu Sağlık İşlemleri Tüzüğünde meslek hastalıkları; "Sigortalının çalıştığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici ve sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir" şeklinde tanımlanmaktadır. Meslek hastalıkları içinde değerlendirilmesi en zor gruplardan biri işitme kayıplarıdır. Sanayi iş kollarında çalışan işçilerin çoğu "gürültülü" ortamlarda çalışmaktadır. İş yerindeki gürültü fiziksel nedenlere bağlı meslek hastalığına yol açabilmektedir. Bu çalışmada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na işitme kaybı nedeniyle başvuran ve işitme kaybı nedeniyle iş görmezliğe girdiği tarihin tespiti istenilen olgu tartışılarak mevcut uygulamadaki sıkıntıların belirlenmesi amaçlanmıştır.
     23 yıldır montaj işçisi olarak çalışan 51 yaşında erkek olgunun, işitme kaybı nedeniyle iş görmezliğe girdiği tarihin belirlenebilmesi için muayene edilmiş ve daha önceki sağlık kayıtlarının da bulunduğu mahkeme dosyası incelenmiştir.
     Sonuç:İşyeri çalışanlarının sağlıklarının ve haklarının korunabilmesi için; işe giriş ve periyodik kontrol muayeneleri ihmal edilmemeli, düzenli aralıklarla iş yerlerinde gürültü düzeyi kontrolü yapılarak sonuçlar kayıt altına alınmalıdır.

AİLE HEKİMLİĞİ
Postmenopozal meme kanserinde tamoksifen kullanımı, 17(10): 99-101, 2005
Avantajları, dezavantajları ve sosyal boyutu
Uzm. Dr. Ünal Ayrancı*, Yard. Doç. Nedime Köşgeroğlu**
Osmangazi Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi Aile Hekimi*, Eskişehir Sağlık Yüksek Okulu Cerrahi Kliniği**
 

HEMŞİRELİK
Yoğun bakım ünitelerinde bir sorun: İatrojenik anemi, 17(10): 102-106, 2005
Berna Kızılkaya, Emine İyigün, Sevgi Hatipoğlu
GATA Hemşirelik Yüksekokulu Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Bilim Dalı
ÖZET
     Anemi klinik pratikte sık karşılaşılan bulgulardan biridir. Anemi pesifik bir hastalık değildir, fakat patolojik sürecin bir sonucudur. Yeni laboratuvar testlerinin kullanımının teknolojik gelişim ile birlikte artması, bu testlere kolaylıkla ulaşılabilirlik ve yoğun bakım ünitelerindeki hasta sayısındaki artış hastalardan alınan kan miktarının artmasına neden olmaktadır. Laboratuvar testleri hastanelerde özellikle yenidoğan ve yoğun bakım ünitelerinde kan kaybının önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanı testleri sonucunda YBÜ'lerindeki hastalarda kan kaybına neden olmakta ve bu kaybı azaltmak için iki önlem vardır. Pediatrik tüp kullanılması ve arteriyel kan gazı için miktarın azaltılmasıdır. Mümkün ise birden fazla laboratuvarda çalışılacak testler için tek bir kan tüpüne örnek alınmalı, serum ayrıldıktan sonra her bir laboratuvarlara dağıtılmalıdır.

PGM
Meme kanseri riskini değerlendirme, 17(10): 20-29, 2005
Genetik etmenler her şeyi açıklamaz
Larissa A. Korde, MD, MPH; Kathleen A. Calzone, RN, MSN, APNG; JoAnne Zujewski, MD
ÖZET
     Meme kanseri her yıl 200.000'i aşkın yeni olguyu ilgilendiren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu kanserlerin büyük bir çoğunluğu ailesinde herhangi bir meme kanseri geçmişi olmayan kadınlarda oluşmasına rağmen, küçük fakat anlamlı bir bölümü meme ve over kanseri riskini büyük ölçüde yükselten kalıtsal meme ve over kanseri sendromuyla ilişkilidir. Birinci basamak doktorlarının meme kanseri risk değerlendirmesinde bilgili olmaları, Gail ve Claus modelleri gibi nicel risk değerlendirme testlerini kullanabilmeleri gerekir. Ayrıca, genetik danışmanlık ve testlere sevk edilecek hastaları tanımlayabilmeleri için doktorların meme kanserine ilişkin genetik mutasyonlara neden olan etmenlerden de haberdar olmaları gerekir. Son olarak, doktorların meme kanseri riski artmış hastalara teklif edilebilecek potansiyel risk azaltımı stratejilerini de bilmeleri esastır.

PGM
Erken evre meme kanserinin tedavisi, 17(10): 30-38, 2005
Prognostik faktörler tedavi seçimini yönlendirmektedir
Hamid R. Mirshahidi, MD; Jame Abraham, MD
ÖZET
     Erken evre meme kanserinin tanınması, tedavisi ve prognozu yaygın biçimde araştırılmış ve ilerlemeler kaydedilmiştir. Adjuvan tedavinin yaygın kullanımı ve erken tanı ile erken evre meme kanserinden ölüm oranları giderek azalmaktadır. Gen çalışmaları nüks riski yüksek hastaları tanımlayacak ve tedaviyi buna göre düzenlemede doktorlara yardımcı olacaktır. Öncül lenf düğümü biyopsisine ilişkin yeni bilgiler ve radyoterapideki yeni araştırmalar, lokal tedavilerin yan etkilerinin sınırlandırılmasına yardımcı olacaktır.
     Ayrıca, adjuvan tedavi ortamında taksanların rolü ve yeni aromataz inhibitörlerine ilişkin ortaya çıkan veriler heyecan verici ve yüreklendirici boyuttadır. Güçlü yeni antiemetikler, büyüme faktörleri gibi farklı destekleyici tedavilerin varlığı, kemoterapiyi hastalar için daha dayanılır hale getirmektedir.
     Erken evre meme kanseri tedavisindeki iyileştirmelere rağmen birçok hastada metastatik hastalık gelişecek olduğundan, bu alanda daha fazla araştırma yapmak gerekmektedir.

PGM
Meme kanserinden kurtulanların tedavisi, 17(10): 39-42, 2005
Sağkalım oranlarında artış yeni bir dizi soruna yol açmaktadır
Nicole J. McCarthy, MBBS, MHSc, FRACP
ÖZET
    Meme kanserinden kurtulanlar, hastalıklarının öyküsü, tedavinin bedenleri ve genel iyilik halleri üzerine etkileri ve süregelen nüks riski gibi özgün sağlık kaygılarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Birinci basamak doktoruyla izlem ziyaretleri bu hastaların yüksek kalitede bir yaşam sürdürmelerini kolaylaştırmaya odanlanmış, bilgilendirici ve destekleyici nitelikte olmalıdır.

PGM
Atipik antipsikotiklerin taşıdığı umutlar, 17(10): 92-98, 2005
Daha az sayıda yan etki uyumun ve işlevlerin iyileşmesi anlamına gelir
Leslie Citrome, MD, MPH; Jan Volavka, MD, PhD
ÖZET
     İlk tercih edilen ikinci kuşak antipsikotikler yaygın biçimde kullanılmaktadır. FDA onaylı endikasyonlar şizofrenik ve daha yakın zamanda iki uçlu maniyi içermektedir. Bu ilaçlar, daha düşük ekstrapiramidal yan etkiye neden olma, negatif semptomları, bilişsel işlevleri ve duygudurumu iyileştirme açısından haloperidol gibi birinci kuşak antipsikotiklere göre önemli derecede avantajlıdır. Bireylerarası etkinlik ve tolerabiliteleri değişken olup, hastalarda farklı antipsikotiklerin birçok kez denenmesi olağan bir uygulamadır.
     İkinci kuşak antipsikotiklerin doz sıklığı ve formülasyonları hasta uyumunu iyileştirebilir. Kilo alımı, yeni başlangıçlı tip 2 diyabet ve dislipidemilere ilişkin güncel çalışmalar hastaların bu klinik durumlar için sürekli izlenmesini gerektirmektedir. Kilo artışına (ve sonuçta dislipidemilere) neden olma potansiyelleri farklılık göstermesine rağmen, ikinci kuşak antipsikotikler arasında diyabet riski açısından farklılıkları ölçümlemek o kadar kolay değildir. Bireysel hasta için tedavi seçimini sonuçta ilacın etkinliği belirleyecektir. .

 

SENDROM II

Erişkinler için koruyucu sağlık hizmetleri


SENDROM III

Psikiyatri terimleri sözlüğü


SENDROM IV

SPOR VE TIP DERGİSİ


 

 

 

 

 

 

 


 

Editörden

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

SENDROM ÖZEL EK SAYI BEL AGRISI

SENDROM ÖZEL SAYI GASTROINTESTINAL

SENDROM KOAH ÖZEL SAYI

SENDROM ASTIM ÖZEL SAYI

SENDROM ÖZEL SAYI ( NÖROPATİK AĞRI )

SENDROM ÖZEL SAYI ( ENDOKRİNOLOJİ )

SENDROM EK SAYI ( BAŞAĞRISI )

SENDROM EK SAYI ( YENİDOĞAN )

ARŞİV

      Son Sayı
2011
      Sendrom Mart / Nisan 2011
      Sendrom Ocak / Şubat 2011
2010
      Sendrom Kasim / Aralik 2010
      Sendrom Eylül / Ekim 2010
      Sendrom Temmuz / Ağustos 2010
      Sendrom Mayis / Haziran 2010
      Sendrom Mart / Nisan 2010
      Sendrom Ocak / Şubat 2010
2009
      Sendrom Kasim / Aralik 2009
      Sendrom Eylül / Ekim 2009
      Sendrom Temmuz / Ağustos 2009
      Sendrom Mayis / Haziran 2009
      Sendrom Mart / Nisan 2009
      Sendrom Ocak / Şubat 2009
2008
      Sendrom Kasim / Aralik 2008
      Sendrom Eylül / Ekim 2008
      Sendrom Temmuz / Ağustos 2008
      Sendrom Mayıs / Haziran 2008
      Sendrom Mart / Nisan 2008
      Sendrom Ocak / Şubat 2008
2007
      Sendrom Aralık 2007
      Sendrom Kasım 2007
      Sendrom Ekim 2007
      Sendrom Eylül 2007
      Sendrom Ağustos 2007
      Sendrom Temmuz 2007
      Sendrom Haziran 2007
      Sendrom Mayıs 2007
      Sendrom Nisan 2007
      Sendrom Mart 2007
      Sendrom Şubat 2007
      Sendrom Ocak 2007
2006
      Sendrom Aralık 2006
      Sendrom Kasım 2006
      Sendrom Ekim 2006
      Sendrom Eylül 2006
      Sendrom Ağustos 2006
      Sendrom Temmuz 2006
      Sendrom Haziran 2006
      Sendrom Mayıs 2006
      Sendrom Nisan 2006
      Sendrom Mart 2006
      Sendrom Şubat 2006
      Sendrom Ocak 2006
2005
      Sendrom Aralık 2005
      Sendrom Kasım 2005
      Sendrom Ekim 2005
      Sendrom Eylül 2005
      Sendrom Ağustos 2005
      Sendrom Temmuz 2005
      Sendrom Haziran 2005
      Sendrom Mayıs 2005
      Sendrom Nisan 2005
      Sendrom Mart 2005
      Sendrom Şubat 2005
      Sendrom Ocak 2005
2004
      Sendrom Aralık 2004
      Sendrom Kasım 2004
      Sendrom Ekim 2004
      Sendrom Eylül 2004
      Sendrom Ağustos 2004
      Sendrom Temmuz 2004
      Sendrom Haziran 2004
      Sendrom Mayıs 2004
      Sendrom Nisan 2004
      Sendrom Mart 2004
      Sendrom Şubat 2004
      Sendrom Ocak 2004
2003
      Sendrom Aralık 2003
      Sendrom Kasım 2003
      Sendrom Ekim 2003
      Sendrom Eylül 2003
      Sendrom Ağustos 2003
      Sendrom Temmuz 2003
      Sendrom Haziran 2003
      Sendrom Mayıs 2003
      Sendrom Nisan 2003
      Sendrom Mart 2003
      Sendrom Şubat 2003
      Sendrom Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker