 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
KASIM 2005
|
Boyunluk tipleri ve hastane öncesi acil bakımda uygulanması, 17(11):83-87, 2005 |
Paramedik Ali Ekşi *, Yard. Doç. Dr. Arif Alper Çevik **, Doç. Dr. İlhami Ünlüoğlu ***
Osmangazi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği Programı Öğretim Elemanı*, Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi**, Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği Program Başkanı*** |
|
|
Boyunluklar servikal ortezlerden olup kemiklerin immobilizasyonu, kasların gevşemesi, deformitelerin ve sini basısının önlenmesi için kullanılmaktadır. Anatomik bölgenin işlevsel önemi nedeniyle boyun bölgesi travmalarında immobilizasyon çok önemlidir. Boyunluk boyun omurgasının hareketini kısıtlamakta ve basıyı hafifletmekle birlikte fleksiyon/ekstansiyon, rotasyon veya dışyana eğilme hareketlerini tümüyle önlememektedir. Pek çok tip (yumuşak tip, Philadelphia, sert tip) ve büyüklükte boyunluk vardır. Yerde veya oturan hastalara boyunluk uygulamanın birçok kuralı mevcuttur. Sağlık çalışanları, özellikle hastane öncesi bakım ve acil serviste görev alanlar bunları iyi uygulayabilmek için bu kurallara uymalıdır. Son yıllarda boyunluklar ilk yardım girişimlerinde de kullanılmaktadır. |
|
Topiramat'ın üriner sistem taşları ile ilişkisi, 17(11):70-75, 2005 |
As. Dr. Ü. Özlem Yolcu, Uz. Dr. Canan Kocaman, Uz. Dr. Gülseren Arslan, Uz. Dr. Ender Aksüyek
SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi Pediatri Kliniği
|
|
|
Topiramat, diğer antiepileptiklerden farklı yapıya sahip yeni kuşak bir antikonvülzandır. Bir D-fruktopiranoz derivesidir. Voltaja bağımlı Na+ kanallarını bloke ederek epileptiform deşarjları azaltır, benzodiazepin özelliği olmayan GABA reseptörlerindeki GABA aktivitesini arttırır, glutamat reseptörlerinin AMPA/kainat alt tipini antagonize eder.
Topiramat ayrıca, başlıca asit-baz tampon sisteminde görevli karbondioksit ile suyun birleşmesini katalize eden karbonik anhidraz enzimini inhibe eder. Bu inhibisyon sonucu diüretik etki oluşur, hipokalemi, metabolik asidoz, pCO2 de artma, amonyak retansiyonu ve alkali bir idrara sebeb olur. Metabolik asidoz ve hipokalemi distal renal tubuler asidoz benzeri bir etkidir. Bu durum nedeni ile idrarda en önemli kristalizasyon inhibitörlerinden biri olan sitrat atılımı azalır, kalsiyum atılımı artar. Topiramat, sitrat atılımını azalttığı için üriner sistemde taş oluşma riskini arttırır. Diğer karbonik anhidraz enzim inhibitörlerini kullananlarda, hiperkalsiürisi olanlarda ve nefrakalsinozis yapabilecek ilaçlarla kullanımına dikkat edilmelidir. |
Ayak bileği burkulmaları, tanı ve tedavisi, 17(11):91-96, 2005 |
Op. Dr. Koray Ünay
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği |
|
|
Ayak bileği yaralanmalarında bağ yaralanmaları sıktır. Bu yaralanmalar genellikle spor yaralanmaları ile beraber olur. Ayak bileği burkulmalarına yaklaşımda ve müdahalede önemli farklılıklar bulunur. Özellikle 3. basamak yaralanmalardan sonra hastaların aktivitleri önemli düzeyde kısıtlanır. Ayak bileği yumuşak doku yaralanmalarına yaklaşımın doğruluğu bu konuda bilgili olmaya bağlıdır. |
Nöral tüp defektlerinin gözden geçirilmesi, 17(11):97-101, 2005 |
Uz. Dr. Ali Karaman
Erzurum Numune Hastanesi Genetik Ünitesi |
|
|
İnsan nöral tüp defektleri(NTD) en çok bilinen kongenital defektlerdendir. NTD'i spina bifida, anensefali ve ensefalosel yaygın prevalanslı şiddetli yeni doğan defektleridir. NTD'i genetik sendromun parçası ya da diğer malformasyonlarla birlikte veya isole bir malformasyon şeklinde görülen vertebral kolumnanın ve beyinin konjenital yapısal anomalisidir. İsole NTD'i dünyadaki en sık ikinci major kongenital anomalidir ve gebeliklerin 1000'de 1.4-2'sinde görülür. NTD'i gebeliğin 3. ve 4. haftaları arasında nöral tüpün kapanma yetersizliği sonucuu gelişir. Bu yetersizlik yumuşak doku anomalilerine (spina bifida, lumbal meningosel) sebeb olabilir ya da nöral dokuları (meningomiyelosel, ensefalosel) içerebilir.
NTD'i poligenik bir etiyolojiye sahiptir. NTD'i için yüksek riskli genetik faktörler olarak bilinen birçok gen vardır. Bu genler;metilentetrahidrofolat redüktaz ( MTHFR) geni , çinko geni, PAX aile(p.84) geni, epinefrin-A5 ve integrin alfa-6 genleri, NF-kappa B/I kapa B geni, murin folat bağlayıcı protein-1(Folbp1) geni ve mitokondriyal membran transporter geni (UCP2) dir. Onlardan biri folat metabolizması yolu genlerindeki mutasyonlardır. Vitamin B12 ve folat bağımlı homosistein metabolisması defektleriyle birlikteliği olan bir çok genetik poliforfizm vardır. Genetik faktörlerin yanısıra folik asit gibi etkili bazı besinsel sebebler vardır. Gebelik süresince yeterli folik asit tüketimi NTD'i riskini azaltır. Antiepileptik ilaç valproik asit insanlarda ve hayvanlarda nöral tüp ve iskelet defektlerine sebep olduğu bilinmektedir. Maternal diabet, gebelik obezitesi, hiperinsülinemi ve şeker alınımı NTD'i için yüksek risk ile birliktedir. Bir nöral tüp defektli çocuğu olan ebeveynler geleçek bir gebelikte NTD'inin tekrarlama riskini yükseltir.
Açık NTD'nin tespiti için ultrason ve amniyotik sıvı alfa-fetoprotein (AFAFP) değerleri detaylı diagnostik utrasonografi ile maternal serum alfa-fetoprotein (MSAFP) analizinin birlikte kullanımıyla doğrulanır. Yayınlanmış literatürü gözden geçirdikden sonra bu özet makalede NTD'inin etiyolojisini ve prenatal tanısını tartışmaktayız. |
Kemik fizyolojisinde sitokinlerin yeri, 17(11):63-69, 2005 |
M. İlkin Naharcı, Dr. Murat Pınar
GATA İç Hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Kemik, organik matriksde depolanan amorf kalsiyum fosfat ve hidroksiapatit kristallerinin mineral fazını içeren bir dokudur. Metabolik olarak aktif ve organizedir. Kemiğin iki ana fonksiyonu vardır. Sert iskelete şekil verir ve kalsiyum-fosfat homeostazisinde rol oynar. Kemiğin yeniden yapılanması; iskelet bütünlüğünün, şekil ve kütlesinin sağlanması amacıyla ömür boyu devam eden, iskelet dokusunun rezorbsiyonu ve replasmanı olarak tanımlanmaktadır. Bu süreğen olay sistemik hormonlar ve sitokinler tarafından kontrol edilir ve kalsiyum homeostazisinin bir parçasıdır. Normal, sağlıklı iskelet kütlesinin sağlanması osteoblastlar, oskeoklastlar, kemik rezorbsiyon ve formasyonunu dengede tutan kemik matriks yapıları arasındaki etkileşime bağlıdır. Bu işlemleri regüle eden lokal ve sistemik faktörler vardır. |
Tıbbın düzensiz adımları, 17(11):102-106, 2005 |
Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği Anabilim Dalı |
|
|
Doktorlar hastalarını tedavi için farmakolojik ürünlere gerek duyduğunda doktorlarla ilaç firmaları arasında kaçınılmaz biçimde sıkı bir ilişki vardır. Bu nedenle ilaç firmalarının doktorlar, tıp eğitimi ve hasta tedavisini etkilediğine dair hatırı sayılır kanıtlar vardır. Etik sorunlar doktorların armağanlar, bedava yemekler, sempozyumlara her harcamanın ödendiği yolculuklardan çok daha kritik önemdedir. Bu makalede bu etik sorunlardan bazı örnekler verecek, doktor ile ilaç firması arasındaki ilişkinin etik yönlerini tartışacağız. |
Meme kanserinde endokrin tedavi, 17(11):42-51, 2005 |
Doç. Dr. Şehsuvar Gökgöz
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Meme Birimi |
|
|
Meme kanserinin tedavisinde endokrin terapiler bir yüzyıldan daha fazla zamandır kullanılmaktadır. Son yıllarda östrojenler, androjenler, progestinler antiöstrojenler, aromataz inhibitörleri gonadotropin realising hormon anologları (GnRH) antiprogestinler ve antiandrojenler kullanılan endokrin ajanlar arasında sayılabilir. Bu ajanlardan bazılarının ilerlemiş meme kanserlerinde kullanılması erken meme kanserinde de bunlarla ilgili araştırmalara yol açmıştır:Tamoksifen üzerinde en çok araştırma yapılan ve kullanıldığında hastanın surveyini belirgin olarak olumlu katkıda bulunan bir ilaçtır.Progestinler ve aromataz inhibitörleri üstüne de birkaç çalışma yapılmış ama operabl meme kanserinde bunların kullanımına ilişkin öneri niteliğinde bulgular ortaya konamamıştır. Meme kanserinin tedavisinde endokrin terapilerin kullanımına ilişkin üzerinde çalışılması gereken noktalar şunlardır: Endokrin terapilerin etkilerinin ve bunlara karşı gelişen direncin mekanizmasının anlaşılması. Endokrin anti tümör etkisinin yüksek olduğu ajanların geliştirilmesi endokrin ajanların diğer sitolojik veya endokrin tedavilerle nasıl en etkin biçimde birleştirilebileceğinin tanımlanması ve endokrin ajanların uzun dönemde hastalığı kontrol etmede, önlemedeki etkinliği ve aynı zamanda istenen ve istenmeyen yan etkilerin tanımlanması. |
Meme kanseri ve gebelik, 17(11):58-62, 2005 |
Doç. Dr. Şehsuvar Gökgöz
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Meme Birimi
|
|
|
Meme kanseri ve hamilelik eskiden beri öncelikle anne sağlığının göz önünde bulundurulduğu oldukça karışık bir durumdur. Hamileliği esnasında meme kanseri saptanmış hastalarda minimal fetal riskin korunduğu modifiye radikal mastektomi tercih edilen yöntemdir. Meme koruyucu ameliyatlar (Lumpektomi, kadranektomi) da hamilelik esnasında uygulanabilir, ancak fetüse toksik etkilerinden dolayı lokal tedaviyi tamamlamak üzere yapılacak radyoterapi doğum sonrasına bırakılmalıdır. Hamilelik esnasında meme kanserinin farmakolojik tedavisi konusunda mevcut olan literatürler her ne kadar anektotdan ibaret olsa da kliniğimizden yapılan bir yayındaki verilere göre 2. ve 3. trimestirde meme kanserinin tedavisi için 5 FU, doksurubisin ve siklofosfamid (FAC) oluşan kombinasyon terapisi güvenle kullanılabilir. Terapötik abortusun annenin surveyine bir katkısı olmamakla beraber anne sağlığının tehdit altında durumlarda ve fetal anomalilerin görüldüğü ya da şüphelenildiği durumlarda uygulanabilir. |
Erkek meme kanseri, 17(11):52-57, 2005 |
Doç. Dr. Şehsuvar Gökgöz
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Meme Bir
|
|
|
Meme kanseri olan erkeklerin tedavisi temelde büyük oranda meme kanserli kadınlarınki gibidir. Primer tümörün cerrahi tedavisi mastektomi olmalıdır. Lenf nodu değerlendirilmesi konvansiyonel, aksiller lenf nodu disseksiyonu ile veya kadınlardaki gibi küçük tümör olan seçilmiş vakalarda, sentinel lenf nodu disseksiyonuyla yapılabilir. Adjuvant sistemik tedavi uygulamaları, kadınlardaki koşullar doğrultusunda oluşturulmalıdır. Aksiller lenf nodu tutulumu, tümör boyutu, hormon reseptör durumu ve hastanın genel durumu Adjuvant tedaviyi belirlemedeki önemli noktalardır. Mastektomi sonrası radyoterapinin tedavideki rolü henüz tam belli değildir, ama lokal rekürrens riski yüksek hastalarda radyoterapi uygulanmalıdır. Metastatik kanseri bulunan hastalarda tedavi hormon reseptör durumuna göre belirlenir ve kadınlarınki ile benzerlik gösterir. Birçok erkek hasta hormon reseptör (+) meme kanserine sahip olduğu için, hormonoterapi tedavinin temelini oluşturur, her ne kadar aromataz inhibitörlerinin en son jenerasyonu tamoksifeni kadınlar için tedavinin ilk basamağı olarak gösterse de, yine de tamoksifen tedavideki ilk seçenektir. Erkekler için hormonoterapide ikinci seçenek orşiektomi veya LHRH agonisti ve/veya Antiandrojenlerdir. Antiöstrojen preparatların etkinliğine dair bir yayın olmasa da etki mekanizması ve kadınlardaki etkinliği bu ilacın hormon reseptörü (+) erkek meme kanserinde de etkili olabileceğini düşündürmektedir. Hormon rezistans erkek meme kanserinde benzer kadın hastalarda kullanılan ajanlarla palyatif kemoterapi yeterlidir. |
Modern yara bakım ürünleri, 17(11):107-112, 2005 |
Uz. Dr. Mehmet Altan Kaya, Doç. Dr. Faik Çelik
SSK Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Kliniği |
|
|
Yara iyileşmesi her canlıda bozulanı orijinal haline getirme çabasının bir örneğidir. Akut yaralanmalarda genellikle bu işlem hızlı ve sorunsuzca halledilir, ek hastalıklar varlığı gibi bazı durumlarda ise bu oldukça güç bir işlem haline gelebilir. Bu durumlarda yara bakımı ve tedavisi özellikler gösterir. Klasik bakım yöntemlerinin yetersiz kaldığı bu gibi durumlarda yeni ürünlerin kullanımı iyileşmeyi hızlandırıp, tedaviyi kolaylaştırabilir. Klasik yara bakım yöntemlerinin gelişmiş ülkelerdeki kullanım oranları bu nedenlerle giderek azalırken modern yara bakım ürünlerinin kullanımı giderek artmaktadır. Ülkemizde bu ürünler halen yeterince tanınmamakta ve kullanan kişilerin büyük bir kısmı da uygun biçimde kullanılmamaktadırlar. Bu makalede yara ve yanık bakım ürünleri ve kullanım özelliklerini tanıtmak amaçlanmıştır. |
PGM Romatoid artritte eklem yıkımının kontrolü, 17(11):22-30, 2005
Eklem yıkımını önlemek için hedefe yönelik erken tedavi kritik önem taşımaktadır |
Sakeba N. Issa, MD; Eric M. Ruderman, MD |
|
|
Etkin romatoit artrit tedavisinin püf noktası, erken tanı ve erkenden DMARD tedavisine başlamaktır. Romatoit artriti kesinlikle saptayan herhangi bir tanısal test var olmadığından, uygun tanı klinik, laboratuvar ve radyografik bulguların kombinasyonuna dayanmaktadır. Erken tanı kritik önem taşır. Böylece, erken evrede yoğun tedavi rejimi uygulanarak geridönüşsüz hasar sınırlandırılabilir. Tedavinin ana amaçları, hastalığın ilerlemesini durdurmak ve hastanın işlevlerini sürdürmesini sağlamaktır. |
PGM
Spondiloartropatide güncel tedavi, 17(11):31-37, 2005
NSAID'ler ve DMARD'lerden anti,TNF-a preparatlarına |
Allen P. Anandarajah, MD; Christopher T. Ritchlin, MD |
|
|
Son birkaç yıl içinde spondiloartropati patogenezini anlayışımızda büyük adımlar atılmıştır. Entezit, eklem ve kemikteki normaldışı sinyalleri tanımlamaya yönelik duyarlı görüntüleme yöntemlerinin (ör., manyetik rezonans görüntüleme) gelişmesi ve iyileştirilmiş sınıflandırma ölçütleri erkenden tanı koymayı kolaylaştırmaktadır. En önemlisi, spondiloartropati tedavisinde anti-TNF-a ajanların etkinliğinin çok iyi olduğunun saptanmış olmasıdır. Bu sakat bırakıcı rahatsızlıkları olan hastaların birçoğunda, hastalık seyrinin sürekli kontrol ve modifikasyonu artık mümkün olabilmektedir. |
PGM
Artrit tedavisinde beklentiler giderek artmakta, 17(11):38-41, 2005
Biyolojik yanıt modifikatörleri remisyon sağlayabilir |
Marc D. Cohen, MD |
|
|
Yeni agresif tedaviler, romatoit artrit ve spondiloartropatiler için var olan tedavi stratejilerini geliştirmiştir. Halen sonuçlarda önemli iyileşmeler sağlamak olasıdır. şimdilerde en iyi uygulama, erken tanı ve tedavi ve mümkünse tanının doğrulanması ve DMARD'ler ile tedaviye başlanması için hastayı bir romatoloğa sevk etmektir.
Erken ve agresif tedaviyi teşvik, hastanın yanıtına göre tedaviyi değiştirmek ve toksisiteyi izlemek ve en alt düzeye indirmek için birinci basamak doktorlarıyla romatoloğlar arasındaki etkileşim giderek artan oranda önem kazanmaktadır. Başarılı tedaviden çok şey beklenmektedir. Bu beklentiler, haklı olarak daha öncekilerden daha fazla sayıdadır. Tanı ve tedavi alanında gelecekte olması beklenen gelişmeler çok ümit vericidir. |
PGM
Damariçi kateterlere bağlı İnfeksiyonlar, 17(11):76-82, 2005
Bu ortak düşmanla savaşım stratejileri |
Sarah E. Staughter, MD |
|
|
Çağdaş tıpta damariçi kateterlerin kullanılması gerekir. Ancak, bu kateterler önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Kanıtlara dayalı kateter yerleştirme ve koruma tekniklerine titizlikle uyarak kateter infeksiyonları azaltılabilir. Antiseptik veya antimikrobiyal madde ile kaplı kateterler gibi yeni teknolojiler bazı koşullarda infeksiyonların azaltılması açısından umut verici olmasına rağmen, antibiyotik direnci gelişme potansiyelleri tanımlanmamıştır. Kateter infeksiyonlarının tedavisi kateterin ve mikroorganizmanın tipine, infeksiyonun şiddet derecesine ve hastanın altta yatan karakteristik özelliklerine bağlıdır. Damariçi kateterlerin efektif yönetimi, hastanın güvenliği ve sağlık bakım kaynaklarından tasarruf açısından önemli iyileşmelere yol açmaktadır. |
 |
SENDROM II
Obstrüktif Uyku Apnesinin Tanı ve Tedavisi |
 |
SENDROM III
Üroloji terimleri sözlüğü |
|
|