 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
MART 2005
|
İNFEKSİYON 17(3):38-43, 2005
Gizli hepatit B virüs infeksiyonu |
Uz. Dr. Bahadır Ceylan *, Uz. Dr. Aydın Mazlum **, Dr. Şule Ceylan ***
* SSK İstanbul Eğitim Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği, ** Safa Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği, *** Marmara Üniversitesi Nükleer Tıp Kliniği |
|
|
HBV infeksiyonu serolojik testler ışığında tanımlanabilen değişik klinik gidişler gösteren bir klinik durumdur: Kronik hepatit, sağlıklı taşıyıcı, okült hepatit ve tam iyileşme. Okült hepatit HBsAg negatifken serum ve/veya karaciğer dokusunda HBV DNA' nın gösterilmesiyle tanı konulan bir durumdur. Okült HBV infeksiyonunun mekanizması iyi tanımlanamamış olmakla beraber multifaktoriyel kabul edilir: 1- HBV DNA' nın pre-S/S bölgesinde mutasyon. 2- HBV genomunun konak DNA' sına integrasyonu. 3- Periferik mononükleer hücrelerin HBV ile infeksiyonu. 4- HBV içeren immunkompleksler. 5- Konak immun sisteminin durumu. 6- HCV ile koinfeksiyon. 7- HBV genotipi. Okült hepatitli hastalar kan transfüzyonu ve organ nakliyle infeksiyonu bulaştırabilirler. Çalışmalar HCV RNA pozitif HBsAg negatif hastaların % 22-87' sinin pcr ile HBV DNA pozitif olduğu gösterilmiştir. Kronik HCV infeksiyonu ve okült hepatit B' nin birlikte olduğu hastalarda karaciğer biyopsilerinde ileri derecede fibroz ve sirozu görülme ihtimalinin yüksek olduğu ve interferon ? tedavisine cevabın kötü olduğu bildirilmiştir. Kronik HCV infeksiyonu olup hepatoselüler karsinom gelişen hastaların önemli bir kısmında okült hepatit tesbit edilmiştir. Yine HBsAg negatif fulminan hepatitli hastaların % 0-47' sinde okült hepatit B bulunmuştur. Okült hbv infeksiyonunun özellikle araştırılması gereken durumlar şunlardır: 1- Kronik HCV infeksiyonunun tedavisi sonrası HCV RNA' nın negatifleşmesine rağmen transaminaz yüksekliğinin devam etmesi ve diğer sebeplerlede bunun açıklanamaması. 2- İmmunsupresif tedavi uygulanacak hastalar. 3- Etyolojisi bulunamayan transaminaz artışları ve kriptojenik sirozlar. 4- Tek başına anti-HBc pozitifliği olan organ donörleri. |
|
PEDİATRİ 17(3):43-49, 2005
Mental-motor gelişim ve birinci basamak hekimi |
Araş. Gör. Dr. Ayşe Aksoy *, Prof. Dr. Banu Anlar **, Prof. Dr. Kalbiye Yalaz **
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bölümü **, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bölümü
|
|
|
Çocuğun mental-motor gelişimi genetik özellikler, cinsiyet, kişilik özellikleri, sosyokültürel düzey gibi birçok yapısal ve çevresel faktörler arasındaki etkileşim tarafından belirlenir. Hekimin, özellikle 0-6 yaştaki her çocukta öyküdeki bulguları kendi değerlendirmesi ile birleştirerek ve çocuğun yaşıtları ile karşılaştırma yaparak gelişim basamaklarını değerlendirmesi, bunu yapabilmek için de o yaş çocuğun mental-motor işlevleri hakkında bilgi sahibi olması gerekir.
Gelişim gerilikleri sinir sistemine ait olan ve olmayan pek çok nedenden kaynaklanabilirler. Gelişme geriliklerinde tedavi, etyolojiye yönelik özgül tedavinin yanısıra eğitsel yaklaşımlar ve eşlik eden sorunların tedavisiyle, korunma ise risk altındaki çocukların yakın takip ve eğitimi ve prenatal tanıyla sağlanır. |
ENDOKRİNOLOJİ 17(3):57-61, 2005
Kemik döngüsünü düzenleyen temel mekanizmalar |
Doç. Dr. Aysen Akalın
Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı |
|
|
Kemik yaşam boyunca sürekli değişime uğrayan dinamik bir dokudur. Bu yenilenme sürecinde çeşitli hormonlar, sitokinler, büyüme faktörleri ve adezyon molekülleri rol alır. Osteoblastlar, osteositler, sıra hücreleri ve osteoklastlar yüksek oranda özelleşmiş hücreler olup kemik döngüsünü çok organize bir şekilde düzenlerler. Yıkılan ve yapılan kemik miktarı ve nihai kemik kitlesinin belirlenmesinde bu hücrelerin proliferasyon, diferansiyasyon ve fonksiyonel aktiviteleri yanısıra apoptoz ile ölümleri de kritik önem taşır. |
AİLE HEKİMLİĞİ 17(3):62-68, 2005
Bazı infeksiyon hastalıklarında temas sonrası profilaksi uygulamaları |
Uz. Dr. Ergün Öksüz
Başkent Üniversitesi Medikososyal Sağlık Merkezi Aile Hekimliği |
|
|
Bu yazıda; Hepatit A, Hepatit B, H.influenza tip B, N.meningitidis, Kuduz ve Tetanoz ile temas sonrası uygulamalar derlenmiştir. Daha önce Hepatit A aşısı olmayan ve HAV ile temas etmiş olan kişilere tek doz IM IG (0,02 mL/kg) temastan itibaren ilk iki hafta içinde mümkün olan en kısa sürede uygulanır. HBV ile temas sonrası profilaksi uygulaması; HBsAg pozitif anneden perinatal temas ile doğanlara, HBsAg pozitif kan ile perkutanöz veya mukozal temas etmiş olanlara, HBsAg pozitif kişiyle cinsel temas etmiş olanlara ve akut hepatit B olan bakıcı ile eviçi temas etmiş olan 12 ay altı kişilere yapılır. Hib ile temas sonrası profilaktik tedavide; ev halkı arasında 4 yaş altı çocuk bulunan herkese (gebeler hariç) yaşına bakılmaksızın hemen rifampin profilaksisi verilmelidir. Kuduzda temas sonrası profilaksi; hızlı bir şekilde yara temizliği, HRIG ve kuduz aşısı uygulanması olmak üzere üç önemli bileşene sahiptir. Meningekokal sporadik vakalarla yakın temas eden kişilere antimikrobik kemoprofilaksi uygulanmalıdır. Yakın temas; ev halkı, bakımevi, kreş temasları ve hastanın sekresyonlarıyla direkt teması (öpüşme, ağız ağza suni solunum, endotrakeal entübasyon ve oral inspeksiyon gibi) kapsar. 3 doz primer bağışıklama tamamlanmamış ve 10 yıldan uzun süre önce aşılanmış kişilerin yaralanmalarında yayınlanmış rehberler temas sonrası tetanoz toksoidi uygulanmasını önermektedir. |
KONUK YAZAR 17(3):69-81, 2005
Halitozis |
Dr. Hakan Avsever, Dr. Tuncer Ozen, Yrd. Doç. Dr. Özlem Üçok, Dr. Kemal Karakurumer, Dr. Kaan Orhan
GATA Dişhekimliği Bilimleri Merkezi Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı |
|
|
Halitozis; ağız, burun, sinüs, akciğerler ve farinks gibi içi hava dolu boşluklardan yayılan kötü koku olarak tanımlanmaktadır. Kötü nefes kokusu şikayeti olan hastaların %85'inden fazlasında ağız kökenli bir sebep vardır. Ağız boşluğunda yerleşmiş olan Gr (-) anaerobik bakterilerin sülfür içerikli ürünleri, ağız kokusunun temel nedenlerinden birisidir. Halitozis fizyolojik veya patolojik olabilir. Fizyolojik halitozis; yiyeceklerden, bitkisel ürünlerden, baharatlardan ve soğan, sarımsak gibi çeşitli sebzelerden kaynaklı uçucu, kokulu gazların hematolojik yolla akciğerlere taşınması ve buradan atılmasıyla oluşan bir durumdur. Bu kokular sıklıkla geçici, geri dönüşümlü ve etkili ağız hijyenine cevap verebilen kokulardır. Patolojik halitozis ise; daha şiddetli ve kolaylıkla geri dönüşümü olmayan, genellikle dişeti hastalıkları, diş çürükleri, bölgesel veya sistemik patolojiler sonrasında ortaya çıkan bir durumdur. Spektrometrik ve gaz kromatografik ölçümlerde ağız kokusuna sebep olan uçucu 'volatil' sülfür içerikleri (VSC), hidrojen sülfit (H2S), metilmercaptan (CH3SH) ve dimetilsülfit (CH3)2S olarak saptanmıştır. Tedavi planlamasında ağzın yumuşak dokuları, dişler ve periodontal dokular değerlendirilmelidir. Bütün hatalı restorasyonlar, derin çürük kaviteleri ve pulpa patolojileri hedef olarak alınmalıdır. Aktif periodontal hastalıkların tedavisine öncelik verilmelidir. Kronik ülseratif durumlar, kronik oral kandidiyazis ve ağız kuruluğu gibi hastalıklar tedavi edilmelidir. Herhangi bir spesifik oral patoloji bulunamazsa halitozisin kaynağının dil üzerinde bulunabilecek birikintiler veya sistemik hastalıklar olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. |
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ 17(3):89-93, 2005
Kalp cerrahisinde antibiyotik profilaksisine güncel bir bakış |
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Demirağ, Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı |
|
|
Antibiyotik profilaksisinin kalp ve damar cerrahisinde önemli bir yeri vardır. Kardiyak operasyonlar sırasında önemli mortalite ve morbidite nedeni olan organ çevresi enfeksiyonlarının önlenmesinde antibiyotiklerin rolü oldukça büyüktür. Kardiyo-torasik operasyonlarda profilaktik amaçla ilkin penisilin ve streptomisin kullanılmıştır. Penisilinler, günümüzde de kalp cerrahisinde profilaktik antibiyotik olarak yaygın biçimde kullanılmaktadır. Özellikle, I. ve II. kuşak sefalosporinler, birçok merkez tarafından tercih edilen temel profilaktik ajanlardır.
Doğumsal kalp hastalıklarının cerrahisinde antibiyotik profilaksisi daha da önem kazanmaktadır. Özellikle, yenidoğanlarda bağışıklık dizgesi (immün sistem) erişkinlere göre daha az gelişmiştir. Ayrıca bu ameliyatların bir kısmı, birçok organ gibi bağışıklık dizgesini de olumsuz yönde etkileyen, derin sirkülatuar arrestle yapılmaktadır. İntra-aortik balon pompası gibi hastaya perkutan konulan cihazlar, gecikmiş ekstübasyon, uzun süren kardiyo-pulmoner baypas, sternumun geç kapatılması, yoğun bakımda kalış süresinin uzaması gibi nedenlerde hastaları enfeksiyon yönünden olumsuz etkiler. Bu hastalarda antibiyotik profilaksisi daha da önem kazanmaktadır. Antibiyotikler dışında operasyon salonunun uygun havalandırma şartları, cerrahi aletlerin etkin sterilizasyonu ve her şeyden önemlisi ise cerrahi prensiplere bütünüyle uyan bilinçli personel enfeksiyon riskini azaltmada önemli rol oynarlar. |
NÜKLEER TIP 17(3):94-101, 2005
İyonize radyasyonun biyolojik etkileri |
Dr. Mustafa Yıldız, Fizikçi Ekrem Çiçek
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı |
|
|
Radyoaktif bir dünyada yaşadığımızdan dolayı sürekli iyonize radyasyona maruz kalmaktayız. İyonize radyasyonun organizmadaki biyolojik etkileri direkt yada indirekt mekanizmalar ile olabilir. Akut yada kronik olabilir. Akut etkiler yüksek seviyede radyasyon ile meydana gelir. Kronik etkiler ise kanse oluşumu, genetik etkiler, katarakt yada hipotroidi meydana gelmesi gibi etkilerdir. Bugünkü bilgilerimize göre akut yada kronik etki oluşturabilecek radyasyon düzeyi bilinmemektedir. Ancak diagnostik amaçla kullanılan iyonize radyasyon seviyelerinde herhangi bir biyolojik etki belgelenmemiştir. |
NÖROLOJİ 17(3):102-104, 2005
Gebelik ve serebrovasküler hastalıklar |
As. Dr. İlknur Aydın-Cantürk, As. Dr. Fatma Candan, Klinik Şefi Dr. Nihal Işık, As. Dr. Zahide Yılmaz, As. Dr. Sebatiye Erdoğan, Uz. Dr. Evin Akyüz
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Nöroloji Kliniği |
|
|
Serebrovasküler hastalıklar, gebeliğin nadir fakat korkutucu komplikasyonlarındandır. Bu hastalıkların insidansı, gebelik ve postpartum periodda artmaktadır. Serebrovasküler hastalıklar, gebelikte anne ölümlerinin yaklaşık % 12'sini kapsarlar. Etyolojide çeşitli risk faktörleri suçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gebelik ve postpartum periodda oluşan serebrovasküler hastalıkların özelliklerini ve ilgili risk faktörlerini araştırmaktı.
Ocak 1996 - Haziran 2001 yılları arasında gebeliği bulunan 8 hasta, serebrovasküler hastalık nedeni ile kliniğimize yatırıldı. Hastaların yaş ortalaması 30.1 idi. Yedi hastada iskemik serebrovasküler hastalık mevcut olup bunların üçü venöz infarkttı. Bir hastada ise intraserebral hematom saptandı. 2 hasta gebeliklerinin üçüncü trimestrında iken geri kalan 6 hasta postpartum perioddaydı. Bütün hastalar, hipertansiyon, diabetes mellitus, sigara, hiperlipidemi, ateroskleroz, kalp hastalıkları ve hematolojik hastalıkları içeren risk faktörleri açısından incelendiler.
Çalışmamızda iskemik serebrovasküler hastalıkların daha sık olduğu ve strok zamanlamasının özellikle üçüncü trimestırda ve postpartum periodda arttığı görüldü. |
HEMŞİRELİK 17(3):105-110, 2005
İlaç yönetiminde hemşirenin rolü |
Araş. Gör. Rahşan Çam, Yrd. Doç. Dr. Sakine Memiş
Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu
|
|
|
İlaç uygulamaları, hemşirelik bakımının ve tedavinin temelini oluşturan öğelerden biridir. Sıklıkla yapılan ilaç hataları, yanlış hasta, yanlış doz, ilacı vermeyi unutma, yanlış ilaç, yanlış zaman ve yanlış yoldan verilmesidir.
İlaç hatalarının meydana gelmesinde yetersiz bilgi ve deneyim, sağlık kuruluşlarının yanlış politikaları gibi bir çok faktör söz konusudur.
Bilgi ve deneyimleri yeterli olan hemşirelerde hata oranı oldukça düşüktür. Bu yüzden hemşirelere büyük sorumluluklar düşmektedir. İlaç tedavisi ve uygulamalarında hatalara neden olmamak ve bunun sonucunda hastaya fiziksel, psikolojik, sosyo-ekonomik sorunlar yaşatmamak için ekip çalışmasına gereken önem verilmelidir. |
PGM
Kalp hastalığından korunmaya ilişkin pratik stratejiler, 17(3):17-20, 2005
Kalp sağlığını iyileştiren temel aşamalar |
James L Vacek, MD |
|
|
Sonuç
Bu yönergelerin akılcı olduğu ve mevcut verilerle desteklendiğine inanmaktayım. Bu yönergeler birinci basamak doktorları, kardiyologlar ve çeşitli klinik ortamlardaki hastalarla bire bir etkileşimde bulundukları günlük uygulamaların bir bölümünü oluşturmalıdır. Geleceğe bakıldığında bu yönergelerin yeni bilgiler ve klinik deneyimler ortaya çıktıkça değiştirilmeleri gerektiğini unutmamalıyız. |
PGM
Rutin taramalarda anormal karaciğer test sonuçları, 17(3):21-32, 2005
Nasıl değerlendirelim? Ne zaman biyopsiye gönderelim? |
Mark A. Mallory, MD; Stanley W. Lee, MD; Kris V. Knowledley, MD |
|
|
Sonuç
Birinci basamak doktorları sıklıkla karaciğer testleri normal olmayan hastaları saptayan ilk sağlık mensuplarıdır. Karaciğer test sonuçlarının sürekli anormal çıkması, kuşkulanılan tanıya varmak için kapsamlı anamnez, fizik muayene, ileri kan testleri ve görüntüleme çalışmalarını gerektirmektedir. Kesin tanıyı koyma, hastalığın evre ve derecesini belirlemede karaciğer biyopsisi çok büyük değere sahiptir. Birçok olguda karaciğer hastalığının tedavisine yardımcı olma açısından bir uzmana sevk önem taşır. |
PGM
Akut perikardit, 17(3):33-37, 2005
İnfeksiyonların ve diğer nedenlerin değerlendirme ve tedavisi |
Alicia M. Ross, MD; Susan E. Grauer, MD |
|
|
Sonuç
Akut perikardit tipik olarak klasik göğüs ağrısı, perikart sürtünme sesi ve EKG değişiklikleriyle tanı konan rutin bir hastalıktır. Olguların çoğu idiyopatik ve kendi kendiyle sınırlı bir klinik tablo çizmesine rağmen, pek çok neden göz önüne alınmalıdır. Çok çeşitli laboratuvar değerlendirmesi ve perikardiyosentezin tanısal yararı çok düşük düzeyde olup, invaziv işlemler tedavi amaçlı girişimlerin gerekli olduğu hastalarla kısıtlandırılmalıdır. Tedavi genellikle NSAİİ'ların kullanılması yoluyla semptomların giderilmesine odaklandırılmalı ve hastalar sık görülen komplikasyonlar açısından dikkatlice değerlendirilip takip altına alınmalıdır. |
PGM
HIV tedavisine başlamak, 17(3):50-56, 2005
Zamanlama kritik önem taşır, tartışmalı konular |
Paul A. Volberding, MD |
|
|
Sonuç
Güncel antiretroviral ilaç rejimlerinin kullanımı, prognozu gerçekten çok iyileştirmiştir. Bir zamanlar ölümle sonuçlanan karşı konulamaz ilerlemesinden korkulan HIV infeksiyonu, oldukça kullanışlı ve toksik olmayan ilaç kombinasyonlarıyla tedavi edilebilir kronik bir hastalık haline gelmiştir. Ancak, bu rejimlerin potansiyellerini tam olarak göstermeleri için dikkatlice tasarımlanmaları ve bireyselleştirilmeleri gerekmektedir. Hatalar ciddi sonuçlara, özellikle hızlı direnç gelişimi nedeniyle ilaç etkinliğinin erkenden kaybına yol açabilir. Bu makale, HIV hastalığı tedavisine yalnızca temel bir girişi temsil etmektedir. İlgilenen okuyucu, bu hızla değişen alanda güncel kalabilmek için en son gözden geçirilmiş antiretroviral tedavi kılavuzlarına başvurmaya devam etmelidir. |
PGM
Yaşlılarda tüple beslenme, 17(3):82-88, 2005
Teknik, komplikasyonlar ve sonuç |
T. S. Dharmarajan, MD; D. Unnikrishnan, MD |
|
|
Toplumda daha fazla sayıda hasta fiziksel engelli veya demanslı hale geldiğinden, tüple beslenme giderek artan oranda beceri ve bilgi gerektirmektedir. Doğru ve uygun biçimde kullanıldığında tüple beslenme yararlı olabilir. Ancak, hastalar tolerans ve kom-plikasyonlar açısından izlenmeli ve ağızdan beslenmeye dönüş olasılığı değerlendirilmelidir. İnsanlar, yaşamın zevklerinden biri olan yemek yeme sevincinden mümkün olduğunca alıkonmamalıdır. |
 |
SENDROM II
AKNE TEDAVİSİ |
 |
SENDROM III
GÖĞÜS HASTALIKLARI TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|