 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
TEMMUZ 2005
|
HEMŞİRELİK
Hemşirelik uygulamalarında teknoloji ve hümanizm, 17(7): 99-103, 2005 |
Doç. Dr. Leyla Khorshid, Araş. Gör. Dr. Yıldız Tulum
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu |
|
|
Günümüzde teknoloji hızla gelişmekte bu gelişmeler tüm bilim dallarını hızla etkilemektedir. Sağlık hizmetlerinin temel yürütücüsü ve sağlık bakımının etkin bir üyesi olan hemşireler de teknolojik değişim ve gelişmelerden büyük oranda etkilenmektedir. Sağlık bakım teknolojisi profesyonel hemşirelerin nasıl davranmaları gerektiğini, uygulama alanlarını ve uygulamalarda kullandıkları araç-gerecin niteliğini etkilemiş, hemşireler gelişen teknolojiyi pek çok hemşirelik uygulamalarında kullanmaya başlamıştır. Diğer alanlarda olduğu gibi hemşirelik alanında da bir çok yararlar getiren teknoloji doğru ve uygun kullanılmadığında pek çok zararı da beraberinde getirmektedir. Teknolojinin avantaj ve dezavantajları arasında göze çarpan önemli noktalardan birisi teknolojinin kullanımı ile birlikte insancıl davranışlardan uzaklaşıldığıdır. Hemşireler, hastalar için insancıllıktan uzak teknolojik dünyayla insanların dünyası arasında bir köprüdür ve hemşirelik uygulamalarında önemli olan teknolojik gelişmelerle insancıllığın akıllıca birleştirilmesidir. |
|
PEDİATRİ
Çocuklarda demir zehirlenmesi, 17(7): 82-85, 2005 |
Yard. Doç. Dr. Faruk İncecik, Yard. Doç. Dr. Özlem Sangün
Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatri Bölümü
|
|
|
Demir zehirlenmesinde, alınan elementer demir miktarının >60 mg/kg' dan fazla olması, semptomların erken başlaması, hiperglisemi (>150 mg/dl), lökositoz (>15,000 mm3) ve direkt karın grafisinde demir preparatlarının saptanması şiddetli toksisite bulgusu olup, şelasyon tedavisi gerektirir. Demir zehirlenmesinde, gastrointestinal sistemin dekontaminasyonu (gastrik lavaj/tüm barsak irrigasyonu), desferoksamin infüzyonu (15 mg/kg/saat), şok ve organ yetmezliklerinin agresif tedavileri kullanılır. Şok, koagulopati, şiddetli metabolik asidoz ve akut karaciğer yetmezliği kötü prognoz kriterleri arasında yer almaktadır. Bizde, çocukluk çağında görülen ve ölüme yol açan demir zehirlenmesinin, klinik, tanı ve tedavi ilkelerini tartışmak istedik. |
PEDİATRİ
Yaygın damariçi pıhtılaşması, 17(7): 49-53, 2005
Yönetimi ve tedavideki tartışmalar |
Doç. Dr. M. Metin Donma*, Prof. Dr. Orkide Donma**, Doç. Dr. Süha Sönmez***
T.C. Sağlık Bakanlığı, Süleymaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları* İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyokimya Uzmanı**, T.C. Sağlık Bakanlığı, Süleymaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı*** |
|
|
Yaygın damariçi pıhtılaşması (YDP) nın prognozu esas olarak altta yatan hastalığa bağlıdır ve bu durum YDP için tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesini daha da güç hale getirmektedir. Düzensiz trombin oluşumu asıl problem olduğu için, bir çok doktor tedavide antikoagulanları kullanmaktadır. Bununla birlikte akut YDP lı hastalarda koagulasyon defekti artık o kadar basit değildir ve kanamalı hastalarda antikoagulanların yararı hakkında bir miktar anlaşmazlık vardır. Tartışmanın büyük bölümünü, kanama döneminde antikoagulan kullanımının kanamayı ağırlaştırıp ağırlaştırmayacağı oluşturmaktadır ve bu konuya açık bir cevap yoktur. Kan ürünlerinin kullanımı konusunda ise, her ne kadar birkaç çalışma kullanımlarını desteklemekte ve birkaç teorik tartışma da kullanılmamaları yönünde ise de, çoğu klinisyen ciddi YDP lı çocukların destekleyici tedavileri için kan ürünlerini kullanmaktadırlar. Amaç, fibrinojen, azalmış koagulasyon faktörleri ve trombositleri yerine koymaktır. Antitrombin III, trombinin en önemli endojen inhibitörüdür ve trombin, plasmin ile koagulasyonun diğer serin proteazlarını inaktive eder. YDP nın tedavisi için bize yol gösteren en önemli ilke tetikleyen hastalığı tanımlamak ve acil bir şekilde yönetmektir. Hemodinamik dengenin en uygun hale getirilmesi, yeterli oksijenlenmenin ve asit baz dengesinin sağlanması için destekleyici tedavinin uygulanması da aynı derecede önemlidir. Bu tedavi şekillerinin uygun bir şekilde kullanılması hakkında henüz bir anlaşma yoktur ve genellikle tedavi kişiye özeldir. Antitrombin, kanama oluşturma riski olmaksızın antienflamatuar cevabı azaltma ve trombini inhibe etme avantajına sahiptir. Devam eden çalışmalar YDP ile igili tartışmalara cevap verecektir. |
KONUK YAZAR
Endodontik infeksiyonun periodontal yara iyileşmesi üzerine etkileri, 17(7): 86-91, 2005 |
Araşt. Gör. Dt. Hatice Yağız*, Araşt. Gör. Dt. Cenk Fatih Çanakçı*
Atatürk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Periodontoloji Anabilim Dalı* |
|
|
Pulpal ve periodontal lezyonun etkileşiminden ortaya çıkan, hem pulpa dokusunu hem de periodontal dokuları içeren lezyonlara, endodontik- periodontal lezyonlar denir. Pulpa dokusu ve periodontal dokular, bakteriler ve bakteri ürünlerinin geçiş gösterebildiği yollar ile birbirleri ile bağlantıdadırlar. Bu geçiş yolları, anatomik yollar ve nonfizyolojik yollar olmak üzere ikiye ayrılır. Endodontik-periodontal lezyonların teşhisi sıklıkla klinisyenler için bir ikilemdir. Bu endodontik-periodontik lezyonların doğru teşhisi tedavi başarısı için kritik bir adımdır. Pulpal patolojinin çeşitli derecelerde periodontal değişikliklere sebep olabildiği deney hayvanlarında ve insanlarda gösterilmektedir. Pulpal hastalık ve periodontal değişiklikler arasında net bir sebep-sonuç ilişkisi öngörülmesine rağmen, periodontal hastalığın pulpa dokusuna etkisi açık değildir ve tartışmalıdır.
Bu makalede, pulpa ve periodontal dokular arası etkileşim yollarından ve endodotic-periodontal lezyonların tanı kriterlerinden kısaca bahsedilmektedir. Ayrıca, pulpanın durumu ve periodontal hastalıklar ve bu hastalıkların tedavileri arasındaki etkileşime dair araştırma bulgulurı ve klinik gözlemler değerlendirildi. |
İÇ HASTALIKLARI
Diyabet ve cerrahi, 17(7): 36-40, 2005 |
Dr. Serap Demir *, Dr. Yavuz Demir **, Dr. Çiğdem Gökçe *
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi * İç Hastalıkları ve ** Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalları |
|
|
Diabetes mellitus olgularında cerrahiye hazırlık diğer hastalara göre önemli farklılıklar gerektirir. Uygun şekilde cerrahiye hazırlanmamış olgularda cerrahi morbidite ve mortalite yüksek olacaktır. Bu makale ile, diabetin cerrahi için yarattığı riskler, anestezi ve cerrahinin metabolizma üzerindeki etkileri ile diabetik bir hastanın cerrahiye hazırlanmasında temel yaklaşımlar ve yeni gelişmeler gözden geçirilmiştir. |
TIBBİ BİYOLOJİ
Miyokard infarktüsünde suçlu anjiotensin dönüştürücü enzim gen polimorfizmi olabilir mi?, 17(7): 63-69, 2005 |
Bio. Dr. Figen Esin-Kayhan *, Bio. Dr. Cenk Sesal *, Prof. Dr. İsmail Peker **
*Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, ** Marmara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü |
|
|
Miyokard infarktüsü ABD'de ve diğer birçok gelişmiş ülkede tüm nedenlere bağlı ölümlerin yaklaşık yarısından sorumludur. Gelişmiş ülkelerde en başta gelen morbidite ve mortalite nedeni miyokard infarktüsü ve koroner arter hastalıklarıdır. Miyokard infarktüsü ve koroner arter hastalıkları erişkin populasyonun hemen hemen yarıdan fazlasını ilgilendiren, genetik ve çevresel faktörlerin bileşkesinden etkilenen, multifaktöriyel hastalıklardandır. Bu hastalıkların tedavi ve önlenmesi çalışmalarının getirdiği maliyet ise 50-100 milyar dolar civarındadır. Son zamanlarda miyokard infarktüsü oluşumundan sorumlu olabilecek bazı genetik risk faktörleri üzerinde çalışmalar artmıştır. Bunların arasında en popüler olanlarından biri Angiotensin Dönüştürücü Enzim (ADE) genindeki I/D polimorfizmi ve miyokard infarktüsünün ilişkisini araştıran çalışmalardır. Genetik ve moleküler biyoloji alanındaki ilerlemeler sayesinde genetik orjinli olabilecek risk faktörlerine yönelik çalışmalar giderek artmaktadır. Miyokard infarktüsü ve koroner arter hastalıklarına yol açan genetik belirteçlerin saptanması, bu hastalıkları önleme ve tedavi çalışmalarında kolaylık sağlayabilecektir. Bu genetik belirteçlerin önceden saptanması durumunda klinik belirtiler ve kardiyovasküler komplikasyonlar ortaya çıkmadan yüksek risk grubundaki kişiler belirlenebilecekler ve uygun tedavi için takibe alınabileceklerdir. Tüm bu çalışmalar ADE gen polimorfizminin kardiyovasküler riskin tahmininde, yüksek risk gruplarındaki hastalara erken ve etkili tedavinin planlanması ve önceden belirlenmesinde ışık tutabileceği düşüncesinden hareketle sürdürülmektedir. |
PEDİATRİ
Gaziantep'te yaşayan çocuklarda hepatit A virüsü seroprevalansı, 17(7): 70-72, 2005 |
Uz. Dr. Yasin Şahin, As. Dr. Derya Aydın *
Gaziantep SSK Bölge Hastanesi Çocuk Kliniği, * Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Hasta populasyonumuzdaki hepatit A seroprevalansını belirlemek için Haziran-Kasım 2004 tarihleri arasında Gaziantep SSK Bölge Hastanesi Çocuk Polikliniği'ne çeşitli nedenlerle başvuran 1-16 yaş arasındaki 392 çocuk araştırma kapsamına alındı. Toplam anti-HAV seropozitifliği %79.33 idi. Yaş gruplarına göre bakıldığında ise 1-5 yaş grubunda %72.15, 6-10 yaş grubunda %85.08 ve 11-16 yaş grubunda ise %85.29 idi. Çalışmamızda elde ettiğimiz seroprevalans değerleri daha önceki çalışma sonuçlarından oldukça yüksekti, bunun muhtemel nedeni ise çalışma yaptığımız bölgede sosyoekonomik düzeyin daha düşük olmasıydı. HAV infeksiyonunun yaşla artması, okul çağında kalabalık ortam, tuvalet hijyeninde yetersizlik ve infekte bireylerle yakın temasın yayılmayı kolaylaştırdığını düşündürmektedir. Bu durumda hepatit A aşılaması için en uygun zaman; anne kaynaklı pasif antikorların kaybolduğu 1. yaş ile okul öncesi eğitimin başladığı 5. yaş arasındaki dönem gibi görünmektedir. |
AİLE HEKİMLİĞİ
Periyodik sağlık muayenesi, 17(7): 75-81, 2005 |
Yrd. Doç. Dr. Yeşim Uncu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı |
|
|
Aile hekimleri hastalarını, hastalık başvuruları dışında sağlıklarının izlenmesi için de periyodik olarak görmelidirler. Periyodik izlemde her hastanın risk değerlendirilmesi yapılmalı ve mevcut hastalıklar ve risk teşkil eden hastalıklara yönelik tarama yöntemleri hasta ile birlikte planlanmalıdır.
Periyodik sağlık muayenelerinin önemli bir diğer bileşeni de rehberlik ve hasta eğitimidir. Sağlıklı yaşam prensipleri; beslenme, egzersiz, zararlı maddelerden ve kazalardan korunma gibi konular hasta görüşmelerinde ele alınmalı, bunlara yönelik alınması gereken tedbirler açısından hastalar bilinçlendirilmelidir.
Aşılama programı her hasta için yapılmalı ve kişilerin çocukluk dönem aşıları gibi erişkin dönem aşıları da mutlaka yapılmalıdır. |
PEDİATRİ
Mil (tığ) batması: Nadir rastlanılan ev kazası, 17(7): 94-95, 2005 |
Araş. Gör. Barbaros Şahin Karagün, Uz. Dr. Kenan Özcan, Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, Araş. Gör. Fatih Erbey
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
|
|
|
Penetran gluteal bölge yaralanmaları, gastrointestinal(Gİ) sistem, genitoüriner sistem, nörolojik (femoral ve siyatik sinirleri) sistemi içeren, multiple organ sistemlerinde yaralanma potansiyeline sahiptir. Bu tür hastalarla karşılaştığımızda hasta yönetimi, tanı ve tedavide izlenecek yol açısından takip edilecek yollara dikkat toplamayı amacıyla olgumuzu yayınlamayı uygun gördük. |
DERMATOLOJİ
Bebeklerde doğal orifisler çevresinde görülen ekzematize lezyonlar, 17(7): 96-98, 2005 |
Uz. Dr. Burçe Can *, Uz. Dr. İlkin Zindancı *, Uz. Dr. Emek Kocatürk *, Doç. Dr. Mukaddes Kavala**
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Dermatoloji Kliniği
|
|
|
Akrodermatitis enteropatika çinko eksikliğine bağlı olarak gelişen ekzematöz deri bulguları ve diyare ile karakterize otozomal resesif geçişli nadir bir hastalıktır. Burada diyarenin eşlik ettiği periorifisyel ve akral vezikülobüllöz ekzematize lezyonları ile akrodermatitis enteropatika tanısı alan ve oral çinko tedavisi ile düzelen bir olgu sunulmaktadır. Kötü progresyonu olan bu herediter hastalık akraba evliliklerinin sık görüldüğü ülkemizde ayrıca önem kazanmaktadır. |
PGM
Metabolik sendromun klinik belirtileri, 17(7): 16-23, 2005
Bu karmaşık klinik sendrom ve ilişkin risk faktörlerinin güncelleştirmesi |
Gregory C. Doelle, MD |
|
|
Metabolik sendrom, insüline direnç ortak paydasına sahip kardiyovasküler risk faktörleri kümesini temsil etmektedir. İnsüline direnç bağımsız bir kardiyovasküler risk faktörü olduğundan, metabolik sendromun diğer belirtileri ortaya çıkmadan çok önce mikrovasküler komplikasyonlara yol açabilir.
Yüksek riskli kişilerin tanımlanmasındaki zorluklar; insüline direncin klinik belirteçlerinin belirlenmesi, yükleme sonrası glikoz ve lipit konsantrasyonlarını bütünleştirme, inflamatuvar, protrombotik ve genetik etmenlerin rolünün daha iyi tanımlanmasını içermektedir. Metabolik sendroma ilişkin risk faktörlerinin daha iyi anlaşılması için, özgül olarak bu sendromu hedefleyen tedavi girişimlerine yönelik çalışmaların yürütülmesi gerekir. |
PGM
İnsüline direnci anlama, 17(7): 24-32, 2005
Klinik açıdan ne anlam taşır? |
William I. Sivitz, MD |
|
|
Diyabet, obezite ve metabolik sendromda genellikle görüldüğü gibi, insüline direncin patogenezi farklı nedenlere bağlı olup henüz çözümlenmemiştir. Birçok molekül defekti insüline direnç oluşmasına yol açabildiği gibi bu durum farklı hücre ve dokularda ortaya çıkabilir. İnsüline direnç ve beta hücre işlevlerinde azalma da tip 2 diyabete yol açan başlıca etmenlerdir. İnsüline direnç de metabolik sendromun diğer öğeleriyle kuvvetle ilişkilidir. İnsüline direncin yalnız başına bu öğelerin bir bölümü veya tümünün birincil nedeni olup olmadığı henüz belli olmamasına rağmen, insüline direnci iyileştiren olağan tedavi stratejileri metabolik sendromun diğer defektlerini de iyileştirdiği gibi damar hastalığı riskini de azaltması gerekir |
PGM
Diyabet hastalarının tedavisinde karşılaşılan yeni sorunlar, 17(7): 33-35, 2005
Birinci basamak doktorları çıkmaza girebilir. |
Robert Spanheimer, MD |
|
|
Son zamanlarda beş birinci basamak doktoruyla diyabetik hastaların tedavisinde amaçlanan hedefleri konuşma fırsatım oldu. Yuvarlak masa tartışmaları sırasında açlık kan şekeri anormalliklerinin (metabolik sendromun tanısal ölçütlerinden biri) tanısında açlık kan şekeri düzeylerini 110 mg/dL (6.12 mmol/L)'den 100 mg/dL (5.55 mmol/L)'e düşürmeye ilişkin yeni önerilerden söz ettim. Doktorların tümü açıkça tedirgin oldu. Bu gerekliliğin "hemen hemen herkesi" kapsamak üzere anormal test sonuçlarının sayısını artıracağı hakkında görüş birliğine varıldı. |
PGM
Diyabetik retinopati, 17(7): 41-48, 2005
Sistemik etmenlerin kontrol altına alınması görme yetisini korur |
Michael Colucciello, MD |
|
|
Diyabetik retinopati Birleşik Devletler'de çalışma çağındaki kişilerde görülen görme kaybının en sık rastlanılan nedenidir. Diyabet hastaları için yılda bir dilate edilmiş pupillalarda yapılan pupila-retina muayeneleri gerekli ve olumlu maliyet etkinliğe sahip değerlendirmelerdir. Oftalmoskopi, bu retinal mikroanjiyopatiye yol açan risk faktörlerinin etkin kontrolüne ilişkin kriterler sunabilir. Rutin muayeneler tanıya ve ilerleyici görme kaybına yol açabilen retinopatinin lokal ve sistemik tedavisine olanak sağlayacaktır.
Birinci basamak doktorları hasta eğitimi, kötü sonlanımlarla (ör., diyabetin, hipertansiyonun ve lipit metabolizması bozukluklarının kontrol altına alınması ve nefropatinin tanınması) ilişkili sistemik faktörlerin tedavisi ve kapsamlı tedavi sunan bir göz doktoru veya tarama ve lokal tedavi için bir retina uzmanına sevk yoluyla diyabetik retinopatiyle ilişkili körlüğün önlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Uygun görüldüğünde, bu körlüğe yol açabilen hastalığın etkisi nedeniyle kısmen görme kaybına uğramış kişilerin görme bozuklukları uzmanı, sosyal hizmet uzmanına veya destek grubuna veya hepsine birden sevk bu hastaların yaşam kalitesini iyileştirebilmektedir. |
PGM
Tinea inkognitoyu tanıma, 17(7): 92-93, 2005
Topikal kortikosteroidler bu mantar hastalığının tipik belirtilerini maskeleyebilir. |
Carrie A. Oklota, MD; Robert T. Brodell, MD |
|
| |
 |
SENDROM II
Erken Doğumun Önlenmesi |
 |
SENDROM III
Endokrinoloji Terimleri Sözlüğü |
|
|