 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
OCAK 2006
|
ACİL TIP
Acil servisler ve tükenme sendromu, 18(1): 31-35, 2006 |
Yrd. Doç. Dr. Gürkan Ersoy, Uz. Dr. Ülkümen Rodoplu *, Araş. Gör. Dr. Dilşat Tığlı, Araş. Gör. Dr. Bülent Erbil
Dokuz Eylül Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı ve * Alsancak Devlet Hastanesi Avrupa Acil Tıp Birliği II. Başkanı |
|
|
Burnout (tükenme) kelime olarak kişinin işine karşı heyecanını kaybetmesi, hastalarına, aile bireylerine ve iş arkadaşlarına karşı negatif tutum alması ile karakterize bir tablodur. Acil servis ekibi yoğun çalışma temposu, nöbet sisteminde çalışma, biyoritmlerinde bozulma, zor hastalar, şiddet tehdidi, enfeksiyon bulaşma riski nedeni ile sürekli olarak stres altındadırlar. Bu ve benzer faktörler ekibin bu tabloya girmesi için yeterli sebeplerdir.
Bu yazımızda risk faktörleri, burnout'tan korunma yolları ve tedavi prensipleri ayrıntılı olarak gözden geçirilmiştir. |
|
FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON
Fibromiyalji sendromu, 18(1): 36-40, 2006
Klinik bulgu, tanı kriterleri ve tedavi stratejisi |
Dr. Selma Yazıcı, Dr. Safinaz Ataoğlu
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Fibromiyalji Sendromu yaygın ağrı şikayetleri ve belirli lokalizasyonlardaki "duyarlı noktalar"ın varlığı ile karekterlenen non-inflamatuar bir yumuşak doku romatizmasıdır. Hastaların % 75-95'i kadın olup başlangıç yaşı 30-50 arasıdır. Tek başına görülebildiği gibi bir başka hastalığada eşlik edebilmektedir. Kronik ağrı ve özürlülüğe yol açan tablolar arasında fibromiyalji; görülme sıklığı, iş gücü kaybı, ilaç ve diğer tedavi masrafları yönünden ön sıralarda yer almaktadır. Bu gurup hasta diğer insanlardan daha yüksek oranda hastaneye başvurmakta, daha sık operasyon geçirmektedir. Yıllardır tartışılmakta olan bu hastalığın varlığına yönelik bir çok karşı görüş olsa da Dünya Sağlık Örgütü'nün 1992'de bu hastalığı resmen tanıması, tartışmalara son vermiştir. Fibromiyaljili hasta popülasyonu oldukça hetorejendir, dolayısıyla tedavi stratejileri hasta karekteristiklerine göre seçilmeli ve uyarlanmalıdır. |
MİKROBİYOLOJİ
Kan transfüzyonunun infeksiyöz komplikasyonları, 18(1): 41-50, 2006 |
Araş. Görev. Dr. Sevgi Yılmaz-Hancı*, Uz. Dr. Volkan Hancı**
* Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı ve ** Denizli Özel Sağlık Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği |
|
|
Bazı bakteriyel, parazitik, fungal ve viral ajanlar kan transfüzyonu ile bulaşabilmektedir. Bazı bakterilerin transfüzyon yoluyla bulaştığı ve diğer bazı bakterilerin de potansiyel olarak transfüzyonla bulaşabileceği gösterilmiştir. Kan ürünlerinin bakteriyel kontaminasyonu septik reaksiyonlar gibi ciddi sorunlara neden olmaktadır. Bu gibi reaksiyonlarda daima değil ama sıklıkla dramatik olarak seyretmekte, mortalite % 25 veya üzerinde olmaktadır. Transfüzyonun indüklediği sepsis oranı eritrosit alıcılarında milyonda bir gibi göreceli olarak düşük bir orandadır. Bakteriyel sepsis olguların büyük kısmı trombosit süspansiyonu alıcılarında gözlenmektedir. Bu artmış oran, 20°C'de saklanan bu ürünlerde bakterilerin göreceli olarak hızlı üremesine bağlanmaktadır. Bazı çalışmalar her 10000 transfüzyonda bir septik olay olduğunu desteklerken, bu oranın daha yüksek veya düşük olduğunu belirten yayınlar vardır.
Viral ajanlar saklanan kan ürünlerinde üremek için asemptomatik ancak viremik oldukları döneme ihtiyaç duyarlar. Donör çalışmaları infekte kan transfüzyonu riskini insan immün yetmezlik virüsü (HIV) için 1:500000'in altında, hepatit C virüsü (HCV) için 1:100000, hepatit B virüsü (HBV) içinse 1:70000 olarak belirlemişlerdir. Gelişmiş ülkelerde güvenli kan sağlanması için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Donörün anamnezinin alınması ilk önemli aşamadır. Transfüzyona geçebilen HIV 1/2, insan T hücre lenfoma-lösemi virüsü (HTLV 1/2), HBV, HCV için değişik tipte viral testler korumada ikinci aşamadır. Güvenliğin üçüncü aşaması geliştirilen güncel patojen inaktivite teknolojisidir. Bu teknolojiler ile kan transfüzyonu ile bulaşabilen viral, bakteriyel, fungal, protozoal ve diğer patojenler inaktive edilebilmektedir. Ancak güncel teknoloji ile yeni varyant Creutzfeld-Jakob hastalığı (nvCJD) nedeni de olan prionlar inaktive edilememektedir.
Klinisyenler transfüzyon sonrası infeksiyonlar için dikkatli olmayı hatırlamalıdır. Transfüzyonla ilişkili infeksiyöz komplikasyonları azaltmanın anahtarı, gereksiz ve endikasyonsuz transfüzyondan kaçınmaktır.
Bu derlemede, kan ve kan ürünleri transfüzyonunun infeksiyöz komplikasyonları gözden geçirilmiştir. |
PEDİATRİ
Solunum sinsisyal virüsü, 18(1): 57-60, 2006 |
Dr. Kenan Özcan, Dr. Deniz Pekmezci, Dr. Nazlı A. Özcan
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Solunum Sinsisyal Virusu (RSV; Respiratory Syncytial Virus), bütün dünyada bebek ve çocuklardaki, alt solunum yolu enfeksiyonlarının (ASYE) başlıca sebebidir. En sık rastlanan patojenler S.pneumonia, H.influenza ve RSV' dir. ASYE'nun en önemli nedenlerinden biri olan RSV'nun izolasyon oranı % 30-90 arasında değişmekte olup bu oran bronşiolit vak'alarında % 50-90, pnömoni vak'alarında % 30-60 civarındadır. RSV enfeksiyonlarının çoğu hafif seyirlidir, ancak önceden sağlıklı olan hastaların % 1'i ile risk grubu çocukların (kardiyopulmoner hastalıklı, immün yetmezlikli, prematüre doğanlar) ise en az % 50'sinin hastahaneye yatırılması gerekir. RSV enfeksiyonlarının yayılımını azaltmada en önemli strateji RSV enfeksiyonunun hızlı tanı ve tedavisi ile RSV'nun epidemiyolojisi hakkında sağlık çalışanlarının eğitimidir. |
İÇ HASTALIKLARI
İnsülin direnci ve tip 2 diyabet, 18(1): 61-64, 2006 |
Uz. Dr. M. Eyüp Berdan *, Yrd. Doç. Dr. Sami Öztürk **
GATA İç Hastalıkları Servisi *, GATA Allerjik Hastalıklar Bilim Dalı ** |
|
|
Tip 2 diabet küratif bir tedavisi olmayan, gelişmiş toplumlarda prevelansı giderek artan, sosyal problemler oluşturan önemli bir kronik hastalıktır. Günümüzde gerek sosyal, gerekse de ekonomik açıdan hala önemini korumaktadır. Uygulanan tedavilerin yanında insülin rezistansı da önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsülin rezistansı diabet kontrolünde hastaların karşılaşabileceği önemli klinik sorunlardan bir tanesidir. |
BESLENME
Serebral palsili hastaların beslenmesi, 18(1): 65-69, 2006 |
Prof. Dr. Perihan Arslan, Uzm. Dyt. Nilay Dönmez
Hacettepe Üniversitesi STYO Beslenme ve Diyetetik Bölümü |
|
|
Serebral Palsi (SP); etiyolojisinde hipoksi ve travmanın yanı sıra beslenmeye bağlı prenatal ve perinatal nedenlerle oluşan ve "beyin felci" olarak tanımlanan bir hastalıktır. SP'li hastalarda beslenme şekli; hastalığın lokalize olduğu yer ve hastalığın şiddetine göre (S. Mono, Di, Triplej, hafif; S. Tetrapleji, S. Hemipli, ağır) değişkenlik göstermektedir. SP'li hastalarda beslenmeyi engelleyen sorunların başında; çiğneme-yutma güçlüğü, aspirasyon, kaşığı yeterince kavrayamama ve beslenme esnasında tıkanma gibi oral motor disfonksiyonlar gelmektedir. Yapılan araştırmalarda hastalığın şiddeti arttıkça malnütrisyonun yanı sıra (? % 68, ağırlığı <2.5 persentil) motor fonksiyon yetersizlikleri nedeniyle hastanın besin alımı da olumsuz etkilenmekte ve malnütrisyon daha da ağırlaşmaktadır. Ağır serebral palsili hastaların beslenmesinde genellikle enteral beslenme-gastrostomi ya da daha az invaziv olması nedeniyle Perkutan Endoskopik Gastrostomi (PEG) yoluyla beslenmeleri önerilmektedir. Hastalığın daha ağır seyreden bu türlerinde hasta beslenmesinde, hastanın gereksinimlerinin göz önünde bulundurulmasında, yiyecek seçiminde, aile ve bakıcıların eğitimleri önem taşımaktadır. |
HALK SAĞLIĞI
Kocaeli'de sağlık çalışanlarının prenatal HIV testine ilişkin tercih ve tutumları, 18(1): 70-78, 2006 |
Prof. Dr. Nermin Ersoy, Araş. Gör. Aslıhan Akpınar
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı |
|
|
Prenatal/antenatal sağlık hizmetlerini sunmakta olan sağlık çalışanlarının prenatal ve yeni doğan HIV testine ilişkin tercih ve tutumlarını değerlendirmektir.
Çalışma 2004 yılında Kocaeli'nde 8 hastane, bir doğumevi ile 7 sağlık ocağı ve bir ana çocuk sağlığı merkezinde prenatal/antenatal bakım veren 181 sağlık çalışanı ile yapılmıştır. HIV testi konusunda tercih ve tutumlara ilişkin sorular içeren anket formu, gönüllüler tarafından doldurulmuştur.
% 47.5'i ebe, % 33.1'i hemşire, % 19.3'ü hekim olan katılımcıların yarıya yakını prenatal HIV tarama testinin diğer prenatal testlerle birlikte rutin olarak, diğer çoğunluğu ise zorunlu olarak yapılmasını tercih etmekteydi. Yarıdan fazlası da günlük mesleki uygulamaları sırasında her gebe kadına test önermekteydi. HIV tarama testinin gebe kadınlar için zorunlu olmasını tercih edenlerin çoğu, yeni doğanlar için de zorunlu olmasını tercih etmekteydi. Kişisel özelliklerle ve test bilgisiyle anlamlı fark yaratmayan bu tercih ve tutumlar üzerinde, meslek türü ve çocuk sahibi olmak anlamlı fark yaratmaktadır. Örneğin; hekim ve hemşirelerin yarıdan fazlası daima gebelere HIV testi önermekteyken, ebeler sadece kuşkulandığında gebe kadına test önermeyi tercih etmekteydi. Yeni doğanlara zorunlu HIV testi yapılmasına ise çocuk sahibi olanlara nazaran çocuk sahibi olmayan sağlık çalışanlarının daha fazlası taraftardı. Benzer anlamlılık test sonuçlarının açıklanmasında da gözlenmektedir. Katılımcıların, özellikle ebelerin çoğu açıklamayı önce gebe kadının kendisine yapmayı; cinsel eşe açıklamanın ise doktoruyla birlikte kadın tarafından yapılmasını tercih etmekteydi.
Prenatal/antenatal sağlık hizmetlerinde görevli bulunan sağlık çalışanlarının çoğunun prenatal HIV testi yapılmasında yana olmasının ve tüm gebe kadınlara HIV testi önermesinin, yeni doğanlar için de zorunlu HIV testini tercih etmesinin; geç kalınmadan sağlık çalışanlarına AIDS/HIV testi konusunda etik eğitiminin planlanmasını ve ulusal test politikalarının belirlenmesini gerektirdiği inancındayız. |
KONUK YAZAR
Hastaların diş kliniğine ilk başvurularındaki deneyimleri, 18(1): 86-91, 2006
Önemsedikleri nitelikler ve ağız diş sağlığı hasta tercih ölçeği geliştirilmesi |
Dt. Özlem Yılmaz *, Dr. Ergün Öksüz **
Başkent Üniversitesi Mediko Sosyal Sağlık Merkezi * Diş Hekimliği ve ** Aile Hekimliği Anabilim Dalları
|
|
|
AMAÇ: Bu çalışmada, diş kliniğine başvuran hastaların beklentilerinin belirlenmesi ve bu beklentilerin tespitinde kullanılmak üzere bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM: Bir ön çalışma yapılarak 17 maddelik Ağız Diş Sağlığı Hasta Tercih Ölçeği geliştirilmiştir. Geliştirilen bu ölçeğin, 239 katılımcı ile geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılmıştır.
BULGULAR: Temel bileşenler analizinin yorumlanması üzerine kurulu olarak; hastanın deneyimi, hekime ait faktörler, iletişim, diş ünitesi ve tedavi seçeneklerini içeren beş alanlı bir yapı tanımlanmıştır. Her bir alan için toplam test-tekrar test güvenilirlik katsayıları yüksektir. (r= 0.90-0.96) Yüksek derecede iç tutarlılık gözlenmiştir. (r=0.80) Hasta beklentileri değerlendirildiğinde "Diş hekiminin hastalıkla ilgili bilgilendirmesi" maddesinin hastalar için en yüksek öneme sahip olduğu (ortalama: 3.57±0.69) bulunmuştur.
SONUÇ: Ağız Diş Sağlığı Hasta Tercih Ölçeği, psikometrik olarak geçerli, kısa ve hızlı bir şekilde uygulanma potansiyeline sahip, güvenilirliği (Cronbach alfa > 0.70) yüksek, hastaların diş kliniği ziyaretlerinde beklenti ve önemsedikleri nitelikleri ortaya koyabilecek bir ölçektir.
Hastalarda yüksek düzeyde ağız sağlığı oluşturmanın anahtar kelimeleri hasta motivasyonu ve iletişimdir. |
ACİL TIP
Ciddi mortalite sebebi olan akut karaciğer yetersizliği, 18(1): 96-98, 2006 |
Araş. Gör. Dr. Behçet Al*, Doç. Dr. Cahfer Güloğlu*, Prof. Dr. Yusuf Yağmur**, Doç. Dr. Mustafa Aldemir**, Araş. Gör. Dr. Ayhan Özhasenekler*
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi *Acil Tıp ve **Genel Cerrahi Anabilim Dalları
|
|
|
Akut karaciğer yetmezliği (AKY), karaciğer hastalıklarının az bir kısmını oluşturur. Çok hızlı bir şekilde geniş hikâye, dikkatli fizik muayene ve laboratuar değerlendirme ile tanı konmalı ve benzer tabloyu yapan diğer hastalıklarla ayırıcı tanısı yapılıp hemen müdahale edilmelidir. Aksi takdirde hastada kısa sürede hipotansiyon, hipoglisemi, sepsis, ensefalopati, koagulopati, intrakranial ve gastrointestinal kanamalar gelişir ve hasta kayıp edilebilir. Genellikle bu hastaların ilk tanılarının atlandığı ya da geciktiği için, ilerleyen zamanda karaciğer parankimi azalır ve karaciğer dokusunun bir kısmı kaybolur. Gelişen yeni komplikasyonlarla birlikte multiorgan yetmezliği ortaya çıkar ve bu noktadan sonra da tek kurtarıcı tedavisi olan karaciğer transplantasyon şansını da kaybeder.
Bu makalede sarılık, kusma, halsizlik, konuşma bozukluğu ile hastaneye başvuran 36 yaşındaki bir hastaya ayaktan tedavi verilip evine gönderilmiş. Hasta kısa sürede daha kötü bir tabloya girmiş ve kliniğimize müracaat etmiş. Hepatit B'ye bağlı AKY tanısı ile yatırılmış. Yatışının altıncı gününde ex olmuştur. |
HEMŞİRELİK
Kıyıların ötesindeki hemşirelik, 18(1): 99-101, 2006 |
Dr. Dz. Sağ. Kd. Yzb. Özlem Aslan
Gölcük Deniz Hastanesi Hemşirelik Eğitim Koordinatörü |
|
|
Tarihte hemşirelerin Deniz Kuvvetleri bünyesinde görevler almaları, uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bu alan "Kıyıların Ötesindeki Endüstri" olarak nitelendirilebilir. Kıyıların ötesindeki hemşire, küçük yaralanmalar, morarmalar, deniz anası çarpması sonucu oluşan cilt yaralanmaları, mercan kayalıklarına çarpma sonucu oluşan ayak yaralanmaları, deniz tutması, myokard infarktüsü, stres, kafa travması gibi çeşitli sağlık sorunları olabilen hastalara gerekli yaklaşımlarda bulunmak durumundadır. Bu makalede, hemşirelerin sorumluluk alanları dile getirilmekte ve öneriler sunulmaktadır. |
SPOR VE TIP
Steroid yapısında olmayan antiinflamatuvar ilaçlar ve iskelet-kas sistemi tedavisi, 18(1): 103-108, 2006
Klinik kanıtlar nelerdir? |
Steven D. Stovitz, MD; Robert J. Johnson, MD |
|
|
İskelet-kas sistemi yaralanmalarının inflamatuar özellikte olduğuna inanıldığından genellikle steroit yapısında olmayan entienflamatuar ilaçlar (NSAID'ler) reçetelendirilmektedir. Ancak iyileşme sürecinde inflamasyon gerekli bir öğe olduğundan inflamasyonu azaltmak yara kapanmasını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca tendinit denilen birçok tendon yaralanması gerçekte inflamatuar değil aksine dejeneratif bir süreçtir. İskelet-kas yaralanmalarının fizyopatolojisi ve iyileşmesi birçok tedavi protokolünde NSAID'lerin kullanımını sorgulamaktadır. NSAID'lerin şiddetli yan etkileri olduğundan iskelet-kas yaralanmalarının tedavisinde otomatik olarak ilk seçenek şeklinde verilmemelidir. |
SPOR VE TIP
Sporda ani kardiyak ölümler, 18(1): 109-115, 2006 |
Mutlu Öner *, Doç. Dr. Halis Oğuz **, Yrd. Doç. Dr Turgut Kaplan ***, Hüseyin Ünlü ****
Durağan Sağlık Meslek Lisesi, ** Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi, *** Selçuk Üniversitesi BESYO, **** Melikgazi İlköğretim Okulu |
|
|
Spor sahalarında görülen ani ölümler pek sık karşılaşılmayan, şaşırtıcı ve trajik olaylardır. Bu durum toplumu, spor kamuoyunu ve tıp camiasını sosyal ve psikolojik yönden etkilemektedir. Yoğun efor gerektiren egzersizlerde, hareket sistemi yanında en çok kardiyovasküler sistem etkilenmektedir. Özellikle sigara içen, düzensiz beslenen ve kalıtsal olarak yatkın kişilerde şiddetli egzersizle birlikte ani kardiyak ölüm ortaya çıkmaktadır. Genellikle 35 yaşın altındaki genç sporcularda ani ölüm nedeni genellikle hipertrofik kardiyomiyopati, 35 yaşın üstündeki sporcularda ise koroner arter hastalığıdır. Bunların yanı sıra konjenital (doğuştan) ve sonradan gelişen kalp kası hastalıkları ve anomaliler de ani kardiyak ölümlere yol açabilmektedir. Bu çalışmada, spora bağlı ortaya çıkan kardiyak nedenli ani ölümler, nedenleri ve alınması gereken önlemler tartışıldı. |
PGM
Geçici iskemik ataklarda acil çözüme doğru, 18(1): 14-18, 2006 |
David J. Gladstone, MD, FRCPC |
|
|
GİA'lar akut koroner sendromlar gibi yüksek riskli değişken durumlardır. Bir GİA'tan sonra erken dönemde inme geçirme riski önceleri sanıldığından daha yüksektir. GİA geçirdiğinden kuşkulanılan hastalar hızlı değerlendirme ve tedavi için hemen acil servis veya inme kliniklerine sevk edilmelidir. GİA tedavisine ilişkin bilgi-uygulama açığının üstesinden gelmek ve bu yüksek riskli hasta topluluğuna en uygun tedaviyi uygulamak için çabalarımızı ikiye katlamamız gerekir. |
PGM
Vasküler demans, 18(1): 19-25, 2006
İnme riski ve sekelleri tedavi yaklaşımlarını belirlemektedir |
Sandra E. Black, MD, FRCPC |
|
|
Şimdiye kadar vasküler demans tedavisinin temeli koruyucu ve destekleyici tipte olmuştur. Özgül olarak serebrovasküler hastalık risk faktörlerini kontrol ve yinelenmesini azaltmaya ilişkin stratejiler halen var olan yegane tedavilerdir. Bu stratejiler önemini sürdürmektedir. Doktorların demansa ilişkin kalp-damar sistemi risk faktörlerini saptama açısından uyanık olması ve vasküler demansın ortaya çıkışını önlemek için bu hastaları agresif tedavi etmesi gerekir.
Vasküler demans ve Alzheimer hastalığında altta yatan olağan patolojiler ve vasküler demanstaki kolinerjik defisitlerin varlığı nedeniyle, kolinerjik işlevin güçlendirilmesi vasküler demansın etkin bir tedavi stratejisi olabilir. Bu kırılgan insan topluluğunda burada tanımlanan kolinesteraz inhibitörleriyle yapılan klinik çalışmaların herhangi bir majör güvenirlik veya tolerabilite kaygısı ortaya atmamış olması önemlidir. Vasküler demansın tedavisi için kolinesteraz inhibitörlerinin kullanımına ilişkin ileri araştırmalara gerek vardır. |
PGM
İnmeden korunma, 18(1): 26-30, 2006
Geçici iskemik atağı olan hastanın tedavisini düzenlemek |
Nicolas U. Weir, MD, MSc, MRCP; Andrew M. Demchuk, MD, FRCPC; Alastair M. Buchan, MB, FRCPC; Michael D. Hill, MD, MSc, FRCPC |
|
|
Başlangıçta minör bir inme veya GİA geçirdikten sonra inme riskinin yükseldiği artık iyice anlaşılmış bir konudur. Ancak, bu rahatsızlıkları olan hastaların en iyi tedavisi hakkında daha çok bilgi sahibi olmamız gerekir. MATCH verileri, ilk olaydan hemen sonra başlanılan kısa süreli aspirin ve klopidogrel tedavisinin inmenin yinelenmesini önlemede özellikle etkili olduğu ihtimalini düşündürmektedir. Yakın zamanda büyük arter olayları geçirmiş hastalarda kombinasyon tedavisinin özellikle etkili olduğunu kabul etme nedenlerimiz mevcuttur.
FASTER çalışması bu soruların bir bölümüne yanıt vermeye çalışmada ilk adımı temsil etmektedir. Bu çalışma, gelecekte yürütülecek akut inme olaylarını önleme çalışmaları için bir model oluşturmaktadır. Akut minör inme ve GİA olaylarında yüksek kan basıncının tedavisi, statin kullanımı, kan şekeri düzeylerinin düşürülmesi, cerrahi veya endovasküler girişimlerin zamanlanması rastlantısal yöntemli klinik çalışmalar bağlamında değerlendirilmelidir. |
PGM
Obezite ve fazla kilolardan kurtulmak, 18(1): 79-85, 2006
Küçük çaplı yaşam tarzı değişiklikleri son derece etkili olabilir. |
Christopher B. Ruser, MD; Daniel G. Federman, MD; Susan S, Kashaf, MD |
|
|
Birleşik Devletlerde obezite salgını son onyılda o derece tehlikeli boyutlarda yayılmıştır ki, şimdilerde erişkinlerin çoğu aşırı kilolu veya obezdir. Obeziteyle ölüm oranları ve çok çeşitli önemli tıbbi rahatsızlıkların ilişkisi sağlık bakım, sosyal ve ekonomik maliyetleri sarsmıştır. Tedavi, giderek aşırı kilolu olmayı teşvik eden çevresel ortam bağlamında enerji alımıyla tüketimi arasındaki köklü dengesizliğe yönlendirilmelidir. Bu nedenle, tedavi planlarının yüksek kalorili diyetler, hareketsiz yaşam tarzları ve kilo kayıplarını koruyucu davranışlar gibi obeziteye katkıda bulunan birçok faktöre yönlendirilmesi gerekir. Birinci basamak doktorlarının, istekli hastaları kilo kaybından çok sağlıklı yaşam ve forma girme konusunda motive edip, küçük çaplı değişiklikler yapmalarına yardımcı olmaları gerekir.
|
PGM
Ciddi Pseudomonas aeruginosa infeksiyonları, 18(1): 51-56, 2006
İlaç direnci bilmecesinin çözümü |
Alan R. Hauser, Md, PhD; Padman Sriram, MD |
|
|
Pseudomonas aeruginosa infeksiyonları hastanede yatan hastalarda en sık görülen morbidite ve mortalite nedenidir. Bu infeksiyonların tedavisi bu bakterinin sık kullanılan birçok ilaca içsel ve kazanılmış direnç geliştirmesi nedeniyle zorlaşmaktadır. Bu makalede Dr. Hauser ve Dr. Sriram, optimal tedavi kararları için P. aeruginosa'nın antimikrobiyal ajanların aktivitesine karşı direnme mekanizmalarının dikkatle göz önüne alınmasının gerekli olduğunu ileri sürmekte, ağır P. aeruginosa infeksiyonlarının birçok yönü tartışmalı olmasına rağmen, duyarlılık sonuçları bilinmeden önce ve sonra özgül tedavi seçenekleri önermektedirler.
|
 |
SENDROM II
Menopoz ve Hormon Tedavisi |
 |
SENDROM III
Biyofizik Terimleri Sözlüğü |
|
|