 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
EKİM 2006
|
PEDİATRİ, 18(10): 30-37, 2006
Bebek ve çocuklarda kabızlık
Tanı ve tedavi |
Uz. Dr. Sebahat Çam, Stj. Dr. Koray Kurt, Stj. Dr. Nurhan Yazımcı, Stj. Dr. Ali Alkan, Stj. Dr. Güliz Karataş, Uz. Dr. Engin Tutar, Doç. Dr. Deniz Ertem, Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu
Marmara Üniversitesi Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı |
|
|
Konstipasyon en fazla görülen sindirim sistemi yakınmalarından biridir. Çocuklardaki prevalans kesin olarak bilinmemekle birlikte genel pediatri polikliniklerine başvuruların %3’ünü, pediatrik gastroenteroloji konsültasyonlarının %25’ini dışkılama bozuklukları oluşturur. Konstipasyonun evrensel bir tanımı olmamakla birlikte zorlanma ve ağrının eşlik ettiği gecikmiş, seyrek, kuru ve sert dışkılama olarak tanımlanabilir. Dışkılamadaki problemler gerek anatomik, gerekse fizyolojik işleyişteki bozukluktan ileri gelebilir. Fonksiyonel kabızlığı olan çocukların çoğunda tanı ve tedavi için klinik yaklaşım yeterlidir. Organik nedenlere bağlı olan kabızlıkta tedavi nedene yönelik olarak düzenlenmelidir. Fonksiyonel kabızlıkta medikal tedavi, beslenme değişiklikleri ve davranış düzenlenmesi temel tedavi basamaklarıdır. Uygun tedaviye rağmen yanıt alınamayan vakalarda hasta yeniden değerlendirilmeli, ayırıcı tanı tekrar gözden geçirilmeli ve bir pediatrik gastroenteroloji uzmanına danışılmalıdır. |
İÇ HASTALIKLARI, 18(10): 38-45, 2006
Lektin yolu ve mannoz bağlayan lektin |
Doç. Dr. Selim Nalbant, Dr. Abdullah İlhan, Yrd. Doç. Dr. Emrullah Solmazgül, Dr. Burak Şahan
GATA HEH İç Hastalıkları Servisi |
|
|
Kompleman ilk kez 1890’larda tanımlanmıştır. Elli yıl sonra komplemanın o zamanlar kolayca kabul edilmeyen alternatif yol olarak antikora bağımsız yolaklarda bakterilerin yüzeyleri tarafından aktive edilebildiği ileri sürülmüştür. Son zamanlarda üçüncü yolak olan lektin yolağı keşfedilmiştir. Klasik yolak antikor-antijen kompleksleriyle etkinleştirilmiş olup antikor aracılı immünitenin bir majör efektörüdür. Diğer ikisi başka bir deyişle lektin ve alternatif yolaklar doğal bağışıklamada savunma görevini üstlenirler. Lektin yolağı mannoz bağlayıcı lektinler (MBL'ler) ve fikolinlerele karbonhidratların tanınmasını, ilişkin özgün enzimlerin ve MBL-bağlantılı serin proteazların (MASP’ler) ardışık aktivasyonuna katılır. Alternatif yolak spesifik tanımlama moleküllerine gereksinme duymaz.
Karbonhidratı bağlayan proteinlerden olan lektinler çok çeşitli patojeni tanıyarak doğal bağışıklamada önemli bir rol oynarlar. Ancak farklı bir lektin alanını kullanırlar. Bir karbonhidrat tanıtıcı alan MBL ve fikolin eözgü bir fibrinojene benzer alandan sorumludur. Bu iki kollajene benzer lektin patern tanıma reseptörleri olup infeksiyon etkenini tanıdıklarında kendilerine bağlanan serin proteazları olan MASP’lar vasutasıyla lektin-kompleman yolağının aktivasyonunu tetiklerler. Bu derlemede lektin yolağı ve doğal bağışıklamada savunma fonksiyonunda rollerine odaklanmaktayız. |
BESLENME, 18(10): 52-56, 2006
Malnutrisyonun subjektif global değerlendirme yöntemi ile saptanması |
Doç. Dr. Neriman İnanç
Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi |
|
|
Bu çalışma Erciyes Üniversitesi Hastanesinde yatan yetişkin hastaların Subjektif Global Değerlendirme (SGD) yöntemi kullanılarak malnutrisyon durumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Hastalara ait demografik bilgiler anket formlarına hastalar ile yüz yüze görüşme tekniğiyle doldurulmuş, malnutrisyonla ilgili biyokimyasal bulgular hasta dosyalarından elde edilmiştir. Malnutrisyonun ortaya konmasında (SGD) yöntemi kullanılmıştır SGD formuna hastaların diyet hikayeleri, ağırlık değişimleri ve fiziksel aktivite durumları puanlanarak kaydedilmiştir. 0-2 puan aralığı iyi beslenmiş, 2-4 puan aralığı orta düzeyde malnutrisyon, 4-8 puan aralığı ağır malnutrisyon olarak kabul edilmiştir. Yaşları 52.7±16.4 yıl olan 624 hastanın %50.6’sı erkek, %49.4 kadındır. Hastaların %68.4’ünde malnutrisyon saptanmış, bunların %53.5’nin orta, %14.6’nın ciddi malnutrisyonlu oldukları belirlenmiştir. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da malnutrisyon yaşla birlikte artma eğilimi göstermiş (r=0.047, p>0.05) hastalık süresinin uzaması da malnutrisyon oranının da artışa neden olmuştur (r= 0.096, p<0.05). Ortalama vücut ağırlığı iyi beslenmiş hastalarda 71.9±14.2 kg iken, ağır malnutrisyonlu hastalarda 67.9±14.8 kg olarak bulunmuştur (p<0.05). İyi beslenmiş hastaların protein ve albümin düzeylerinin malnutrisyonlu hastalardan yüksek olduğu (p<0.05) belirlenmiştir (sırasıyla protein 7.01±08 g, 6.79±0.9g, albümin 3.92±0.51 ve 3.77±0.59g). Sonuç olarak hastanede yatan hastalarda malnutrisyon oranının yüksek olduğu ve hastaların beslenme durumlarının belirlenmesinin gerekliliği ortaya konmuştur. |
ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ, 18(10): 59-63, 2006
Diyabetik ayak |
Uzm. Dr. Cem Tangay *, Yard. Doç. Dr. Hüsamettin Çakıcı **, Uzm. Dr. Kaya Hüsnü Akan ***
* Düzce Atatürk Devlet Hastanesi, ** AİBÜ İzzet Baysal Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, *** SB İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği |
|
|
Diabetik ayak tüm dünyada morbidite, mortalite, hospitilizasyon ve yarattığı ekonomik yük ile Diabetes mellitus (DM)’in ciddi bir komplikasyonu olup, DM’lu hastaların %15’inde Diabetik ayak görülmektedir.
DM’un 2 tipi mevcut olup Tip I DM daha çok çocukluk ve adolesen dönemde insülin eksikliğine bağlı görülür. Tip II DM ise daha çok erişkinlerde insüline karşı gelişen direnç sonucu oluşmaktadır. Her iki tip arasındaki farklara rağmen oluşan patofizyoloji aynıdır. Her iki tipte de diabetik ayak gözükmektedir. Ayak komplikasyonları hastalığın başladığı yaşa değil, hastalığın süresine bağlıdır.
Uzamış hiperglisemi; hızlanmış periferal ateroskleroz, komplike koroner arter hastalığı, obezite, renal yetmezlik, göz bozuklukları ve periferal nörolojik dejenerasyonlar gibi vücutta birçok ciddi patolojiye sebep olmaktadır. Bunların sonucu olarak yaşam süresini kısaltarak, hayat kalitesini azaltmaktadır. Tıbbi bakım büyük mali yük yaratmaktadır.
Hemoglobin A1c glikoz bağlanmış hemoglobin A miktarını ve diabette oluşan hiperglikolizasyonu göstermektedir. Uzun süreli glikoz kontrolünün değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Son zamanlarda glukoz seviyesinin kontrolleri ile bu komplikasyonlar azalsa da, birçok sebepten glikoz kontrolü pek mümkün olamamakta ve bu komplikasyonların tedavisi halen güncelliğini korumaktadır. |
ACİL YARDIM, 18(10): 64-72, 2006
Toraks travmalarında acil yaklaşım |
Uzm. Dr. Zikret Köseoğlu, Yard. Doç. Dr. Salim Satar *, Araş. Gör. Dr. Akkan Avcı *, Uzm. Dr. Aslıhan Köseoğlu **, Araş. Gör. Dr. Metin Topal *
Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, * Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, ** Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzm. (Serbest) |
|
|
Travma ile ilişkili ölümlerin %25’i toraks travmasına bağlı gerçekleşmektedir. Kaza alanında meydana gelen ölümler kalp, büyük damar, bronş rüptürleri nedeniyle olmaktadır. Hastanede meydana gelen ölümler sıklıkla kalp tamponadı, tansiyon pnömotoraks veya hemotoraks nedeniyle olmaktadır. Bu derlemede biz son çalışmalar ışığında göğüs travmalı hastaya acil yaklaşım konusuna açıklama getirmeye çalıştık. |
ANESTEZİYOLOJİ, 18(10): 73-75, 2006
Plazma norepinefrin konsantrasyonunun radioimmunoassay yöntemiyle tayini |
Araş. Gör. Cengiz Kaya, Yard. Doç. Dr. Ebru Kelsaka, Prof. Dr. Binnur Sarıhasan
Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı |
|
|
Katekolaminler bir grup aromatik aminin (norepinefrin, epinefrin, dopamin ve onların deriveleri) adıdır. Bunlar vücutta tirozin aminoasitinden sentezlenip hormon ve nörotransmiter olarak görev alırlar. Katekolaminlerin vücutta metabolizma, periferik sirkülasyon, vücudun akut ve kronik strese adaptasyonunda önemli rolü vardır. Plazma norepinefrin düzeyini ölçmek için enzimatik, fluorimetrik, likit kromotografik ve radyoimmün yöntemler kullanılabilir. Bu makalede; plazma norepinefrin seviyesinin radyoimmün yöntemi ile tayini gözden geçirilmiştir. |
PEDİATRİ, 18(10): 76-81, 2006
Yeniden anneye bağlanma: Otizmde ilk terapi
|
Dr. Sabiha Keskin
Pediatrist, Pediatrik Nörolog
|
|
|
Anneden kopma anksiyete, depresyon ve içe kapanmaya neden olur. Bu durum öğrenilmiş davranışların ortaya çıkmasını engeller. Tüm bunlar otistik davranış yelpazesi içindedir. Anneden kopma anksiyetesi hiç değilse otistiklerin bir alt grubunda otistik belirtilere yol açıyor ya da mevcut otistik belirtilerin şiddetini artırıyorsa yeniden anneye bağlanmanın sağlanması ile otistik belirtilerin azalması gerekir.
Çalışmaya 17 ve 48 ay arasında değişen yaşlarda (ortalama 30,30 ± 9,17 ay) ve otistik belirtiler gösteren 84 (%93)’ü erkek 6 (%7)’sı kız 90 süt çocuğu dahil edildi. Başvuru değerleri ile 1-7 ay ortalama 3 ay süren Yeniden Anneye Bağlanma girişimleri sonrası çocuklar 18 - 48 aylık olduğunda (ortalama 34 ±9 aylık iken) elde edilen değerler karşılaştırıldı.
Genetik zemin varlığında olsa bile anneye bağlanma mekanizmalarının çevresel faktörlerin katkısı ile örselenmesi halinde, bağlanma mekanizmalarının sürdüğü beynin plastisite yeteneğinin yüksek olduğu 4 yaş altında Yeniden Anneye Bağlanma girişimleri ile anksiyeteyi azaldı, otistik bulgular hafifledi ve kısmen de olsa öğrenilmiş davranışlar ortaya çıktı. |
RADYOLOJİ, 18(10): 82-85, 2006
Mobil böbrek |
Araş. Görev. Şerife Leblebisatan, Doç. Dr. Erol Akgül, Yard. Doç. Dr. Figen Binokay, Doç. Dr. Mehmet İnal
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Mobil, yüzen veya gezen böbrek, veya medial nefropitozis böbreğin mediyale veya abdominal duvar boyunca anteriora ve aşağıya yer değiştirmesi olarak tanımlanmıştır. Mobil böbrek tanısı esas olarak fizik muayene ve supin ve erekt pozisyonlarda yapılan intravenöz ürografi ile konur. Bu çalışmada mobil böbrek tanısı alan bayan hasta fizik muayene, intravenöz ürografi, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi bulguları ile sunulmaktadır. |
HEMŞİRELİK, 18(10): 86-91, 2006
Gebelik döneminde bulantı ve kusmalar neden meydana gelir? |
Araş. Gör. D. Özlem Can-Gürkan, Prof. Dr. Hediye Arslan
Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı
|
|
|
Gebeliğe bağlı bulantı ve kusmalar, ülkeler arasında farklılıklar göstermesine rağmen gebe kadınların %50-90’ında görülen, özellikle erken gebelik dönemlerinde etkili olan ve kadınlarda sıkıntı yaratan bir durumdur. Kadında hem fiziksel hem de psikolojik etkilerin ortaya çıkmasına neden olan, kadının sağlık algılayışını etkileyen, yaşam kalitesini azaltan gebeliğe bağlı bulantı ve kusmalar, gebe kadınların bir çoğunun sağlık profesyonellerinden yardım istemesine neden olur. Gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaların nedeni tam olarak açıklanamamasına rağmen, psikolojik etkenler, gastrointestinal etkenler, plasental gelişim ve hormonal değişimler düşünülen olası hipotezlerdir. Bununla birlikte bir diğer hipoteze göre, bulantı ve kusmaların gebe kadını ve embriyoyu korumaktadır. Sağlık profesyonellerinin gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaların oluşum nedenlerini anlamaları, hastalara tedavi için farklı seçeneklerin sunulmasını sağlayacaktır. |
SPOR VE TIP, 18(10): 94-102, 2006
Spor sahasında optimal bir tıbbi bakım çantası hazırlamak,
Okul içi ve dışı sportif etkinliklere hazırlıklı olmak |
James M. Daniels, MD, MPH; Joel Kary, MD, ATC; Joseph A. Lane, MD
|
|
|
Birinci basamak doktorlarına sıklıkla okullarda atletizm yarışmaları sırasında tıbbi bakım sağlamaları istenir. Ayrıca organize erişkin amatör ligleri ile sosyal tesislerde veya yakın çevredeki parklarda daha az resmi olaylarda da tıbbi bakım vermeleri istenebilir. İlk yardım çantalarını tanımlayan yönergeler sıklıkla kolej ve profesyonel yarışmalara odaklanmıştır. Resmi olmayan sosyal tesislerdeki yarışma alanlarında tıbbi acillerin tedavisi için iyi düşünülmüş eylem planı, gerekli kaynaklar ve donanımın önemi asla küçümsenmemelidir. |
SPOR VE TIP, 18(10): 103-105, 2006
L-karnitinin sportif performansa etkileri, |
Dr. Gürkan Yılmaz, Dr. Serkan İbiş
|
|
|
Karnitin yüklemesinin performansla olan ilişkisi birçok bilim adamının ilgisini çekmektedir. Bu alanda özellikle uluslararası literatürde oldukça fazla çalışma yapılmaktadır. Konuyla ilgili çalışmaların derlenip genel yargıların ortaya konması önem taşımaktadır.
Karnitin ilk kez 1905 yılında keşfedilmiştir. Performansı arttırdığına inanılan karnitin ilk kez Robert Hass tarafından ergojenik öğe olarak önerilmiştir,. Karnitin kelimesi Latince’de et anlamına gelen “carnia” kelimesinden türetilmiştir. Bunun nedeni kırmızı ette ve tavuk etinde yüksek miktarda bulunmasıdır.
Karnitin kullanımı, oral ve şırınga ile enjekte olmak üzere iki şekilde gerçekleşmektedir. İlave karnitin uygulaması, insanlarda 2 ile 6 gram arasında değişen oranlarda günde 2 – 3 kez olmak üzere oral yoldan gerçekleşmektedir. Bir defada üç gram’ dan yüksek dozların oral yoldan alınması karnitin emilimini artırarak 40 – 50 dakika içerisinde plazma karnitin seviyesini etkilemektedir. Karnitin yetersizliğinden kaynaklanan semptomlarından bazıları; kas krampları, kas zayıflığı, demir içeren kas proteininin idrarla kaybıdır. Özellikle soğuk hava koşullarında, semptomlar daha da ağırlaşabilir.
Karnitin egzersiz sırasında enerji kaynağı olarak yağ asitlerinin kullanımını arttırarak kas glikojeninin idareli kullanımını sağlamaktadır. Karnitin alımının, enerji metaboilzmasını düzenleyici etkilerinin olduğu ve laktik asit üretimini azalttığı belirtilmektedir. Yapılan çalışmalarda maksimum oksijen tüketimini bir miktar arttırdığı saptanmış, bu artışın da önemli karşılaşmalardaki sonuçlarda belirleyici olabileceği düşünülmektedir. Karnitin suplemanları teorik olarak kas glikojeninin idareli kullanımını sağlamakta ve dayanıklılık aktivitelerinde performansı arttırmaktadır. |
PGM
Toplumdan edinilmiş pnömonide hasta bakım kılavuzları yarar sağlamakta mı?, 18(10): 14-16, 2006
-YORUM- |
|
|
| |
PGM
Yaşlılarda pnömoni, 18(10): 17-22, 2006
Yeni kategoriler tanı ve tedaviyi daha fazla karmaşıklaştırmaktadır. |
|
|
| |
PGM
Toplumdan edinilmiş pnömonide güncel veriler, 18(10): 23-29, 2006
Yeni patojenler ve tedavide yeni kavramlar |
Lionel A. Mandell, MD, FRCP (C), FRCP (LOND)
|
|
| |
PGM
Atriyal fibrilasyonun tedavisi, 18(10): 46-51, 2006
Güncel uzlaşı nedir? |
Indranill Basu Ray, MD, DNB (Card); E. Kevin Heist, MD, PhD
|
|
| |
 |
SENDROM II
PEDİATRİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|