 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
KASIM 2006
|
PEDİATRİ, 18(11):35-41, 2006
Çocukluk çağında nöromusküler hastalıklarda tanı yöntemleri |
Dr. İhsan Kafadar *, Dr. Med. Andreas Hahn **
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı ve ** Justus Liebig Universitesi Giessen Almanya Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı |
|
|
Çocukluk çağı nöromuskuler hastalıklarının tanısında elektromiyografi, nörografi, manyetik rezonans tomografi, ultrasonografi, kas biyopsisi ve molekülergenetik yöntemler kullanılan temel tanı yöntemleridir. Bu tetkik yöntemleri ile birlike kas biyopsi örneklerindeki kas hücresini meydana getiren yapıtaşlarına karşı oluşan antikorlarla yapılan immunkimyasal boyama ile de giderek artan oranda miyopatiler ve kas distrofileri sınıflandırılabilmektedir. Moleküler genetik deki son gelişmelerle de birçok kas hastalığındaki gen defektinin gösterilmesi mümkün olmaktadır. Kas biyopsisi nöromusküler hastalıkların birçoğunun tanısında günümüzde artık mutlaka yapılması gerekli olan bir tetkik değildir. Bütün bu modern tanı yöntemlerine rağmen detaylı bir anamnez ve iyi bir fizik muayene çocukluk çağı nöromuskuler hastalıklarının tanısındaki önemini korumaktadır. |
MİKROBİYOLOJİ, 18(11):42-50, 2006
Konya bölgesinde değişik yaş gruplarında boğmaca antikorlarının araştırılması |
Uzm. Dr. Zeynep Ülker, Uzm. Dr. Mehmet Özdemir, Prof. Dr. Bülent Baysal
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı |
|
|
B.pertussis’in neden olduğu boğmaca epidemilere sebep olur. Bu etken yetersiz antikor düzeylerinde ölümcül hastalıklara yol açabilir. Aşılama bu tür salgınlarda hayat kurtarıcıdır. Bu çalışmada Konya bölgesindeki boğmaca aşılamasının etkinliğini değerlendirmek için B.pertussis antikor düzeyi araştırıldı. Yaşları 1-40 arasında değişen sağlıklı 184 kişiden Ağustos 2003-Ekim 2004 tarihleri arasında alınan serum örnekleri çalışıldı. Serolojik ölçüm standardize edilmiş ELISA ile yapıldı; sonuçlar IU/ml olarak değerlendirildi. B.pertussis seroprevalansı için cinsiyet ve yerleşim yeri açısından belirgin bir farklılık yoktu. Yaş arttıkça B.pertussis seropozitivitesi de artmaktaydı. Bu durumun Bordetella enfeksiyonunun ileri yaşlarda geçirilmesine bağlı olduğu düşünüldü. |
JİNEKOLOJİ, 18(11):51-60, 2006
Yardımcı üreme teknolojileri ve bu teknolojilerin uygulanmasından doğan etik sorunlar |
Uzm. Dr. Türkan Örnek |
|
|
Teknik bir disiplin olan tıp, tıbbi teknolojinin son yıllardaki inanılmaz gelişimi ile birlikte bir çok “yeni” durumla karşılaşmakta ve bu süreç yeni etik sorunları da beraberinde getirmektedir. Tıbbın ortaya koyduğu yenilikleri insanın onuru ve değeri açısından bir değerlendirmeden geçirmesi gerekliliği bugün için kaçınılmaz görünmektedir. Kadın Doğum alanında hiç bir buluş tüp bebek kadar şaşırtıcı bir ilerleme sağlamamıştır. Kısırlık tedavisinde IVF-ET (In vitro Fertilizasyon ve Embriyo Transferi) ile başlayan süreç, uygulamanın bütün potansiyel yarar ve riskleriyle günümüze kadar gelmiştir. Bu makalenin amacı dünyada ve ülkemizde son 20 yılda konu ile ilgili olan bitene bakmak, yeni üreme teknolojilerini etik açıdan değerlendirmektir. |
AİLE HEKİMLİĞİ, 18(11):61-64, 2006
Birinci basamak hekimlerinin geriatrik hasta izlemindeki yeri
Geriatrik bakım merkezi örnekleri |
Uz. Dr. Nil Tekin*, Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin**
T.C. Emekli Sandığı İzmir Narlıdere Dinlenme ve Bakımevi*, Yüzüncü Yıl üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı** |
|
|
Bu makalede Türkiye’deki yaşlı bakımının günümüzdeki durumu ve problemleri gözden geçirilmiştir. Yaşlanma dünya ve Türkiye için giderek artan bir olgudur ve ülkelerin yaş grubu kompozisyonuna göre değişiklik göstermektedir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kronik sağlık problemleri olan yaşlı hastalar sık yer almaktadır. Uzmanlık eğitimi sırasında geriatri klinik eğitimi alan aile hekimleri, yaşlılara birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve geriatri merkezlerinde sağlık bakımı sunumunda önemli rol oynayabilirler. Sonuç olarak, bu durum geriatri ve aile hekimliği disiplinlerinin gelişimine yardımcı olacaktır. |
ADLİ TIP, 18(11):65-72, 2006
Hukuk ve tıp etiği açısından organ aktarımlarında beyin ölümü |
Dr. Erhan Büken *, Doç. Dr. Nüket Örnek Büken **
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, ** Hacettepe Üniversitesi Tıp Etiği ve Tarihi Anabilim Dalı |
|
|
Beyin ölümü organ aktarımlarıyla birlikte gündeme gelen nispeten yeni bir klinik kavramdır. Bu kavram yalnız hekimleri değil; hukukçuları, filozofları ve din adamlarını da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü söz konusu olan geniş vicdani ve dini tartışmalara açık olan "insan yaşamının sonu" konusudur.
Beyin ölümü oluşmuş bir hasta ölü mü, yoksa sağ mıdır? "Tüm Beyin" tanımı bakımından yaygın ve dünya ölçüsünde bir görüş birliği olduğunu söyleyebiliriz. Ancak son günlerde Batı literatüründe kimi biyoetikçi, filozof ve teologların beyin ölümü kavramını yeniden sorgulanır hale getirdiklerini görmekteyiz. Sayıca az da olsa kimi bilim insanları da, aşağı merkezler yaşarken yüksek beyin fonksiyonlarında geri dönüşsüz bir kayıp oluşmasını "gerçek ölüm" şeklinde gören anlayışı kabul etmek de zorlanmaktadırlar. Hipokrat andı modern nörolojideki tezatları çözümlemekte yetersizdir. Son yılların tıp bilim ve teknolojisinde meydana gelen hızlı gelişme hekimlerin yeni ahlaki ve vicdani sorumluluklar yüklenmesine yol açacak niteliktedir. Nitekim günümüz tıp dünyasında, organ aktarımları konusunda, biyoetik alanında hararetli tartışmaların olduğu konulardan birisi de "ölümün ve beyin ölümünün tanımı"dır. Biz bu makalede hukuk ve tıp ethiği açısından organ aktarımlarında beyin ölümü kavramını inceledik |
İÇ HASTALIKLARI, 18(11):73-79, 2006
Hasta memnuniyeti, verilen bilgilerin anlama düzeyleri ve etkileyen faktörler |
Araş. Gör. Dr. Ertan Uzun *, Yard. Doç. Dr. Zeynep Dilek-Aydın **, Araş. Gör. Dr. Kasım Demir **, Araş. Gör. Dr. Ali Kutlucan **, Yard. Doç. Dr. A. Nesimi Kişioğlu *, Prof. Dr. M. Tuğrul Sezer
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi * Halk Sağlığı ve ** İç Hastalıkları Anabilim Dalları |
|
|
Sunulan sağlık hizmetinin sonuçlarını izlemek için kullanılan kalite değerlendirmeleri tıbbi çıktılar, maliyet analizleri ve hasta memnuniyeti üzerinden yapılabilir.
Araştırma 01.04.2005 ile 29.04.2005 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniklerinde yapıldı. Polikliniklerde muayene olan 202 hastaya muayene sonrasında yüz yüze görüşme ile anket uygulandı. İç Hastalıkları polikliniklerinden hizmet almış hastaların verilen hizmetlerden memnun olma durumu, hastalıkları ve tedavileri hakkında verilen bilgileri anlama düzeyleri ve verilen hizmetlerle ilgili eleştiri ve önerilerin değerlendirilmesi amaçlandı. Elde edilen veriler SPSS 9.0 istatistik programı ile değerlendirildi.
Araştırma grubunun yaş ortalaması 48.40 ± 1.62 idi ve grubun % 62.9’u kadın, % 37.1’i erkekti. Bir hasta için ortalama muayene süresi 13.33 ± 5.01 dakika ve muayene olmak için ortalama bekleme süresi 112.78 ± 56.33 dakikaydı. İç Hastalıkları polikliniklerinde verilen hizmetlerle ilgili genel memnuniyet düzeyi sorulduğunda çok memnun ve memnun olanların oranı % 98.5’ti. Hastalardan doktorun gösterdiği ilgiyi iyi bulanlar % 93.1, doktorun verdiği bilgiyi yeterli bulanlar ise % 69.3’tü. Hastaların % 69.3’ü poliklinik doktorlarının değişmesinin tedavilerini olumsuz etkilediğini, % 25.7’si muayene ve tetkik sırasında fazla beklediğini, % 10.9’u iç hastalıkları poliklinikleri bekleme salonunun küçük, havalandırmasının ve sandalye sayısının yetersiz olduğunu, % 7.4’ü çıkan tahlillerin iç hastalıkları sekreter masasından sıraya girip alınmasının çok zaman aldığını söyledi. Hastaların % 27.3’ü “muayene olmak için beklenen süre azaltılsın” dedi.
Tek değişken dikkate alınarak yapılan analizlerde hastaların memnun olma durumu ile istatistiksel olarak ilişkili bulunan parametreler; muayene için ortalama bekleme süresi (p=0.006), hasta bekleme salonunun durumu (p=0.000), doktorun hastaya gösterdiği ilgi (p=0.019), doktorun hastaya verdiği bilgi (p=0.014) ve sekreterlerin gösterdiği ilgi (p=0.035) idi. Bu parametreler çok değişkenli lojistik regresyon analizine alındığında, memnun olma durumu ile ilişkisi netleşen tek değişken, muayene için ortalama bekleme süresi (p=0.0078) olarak belirlendi.
Hastaların; hastalık, sağlık durumları ve hastalığın tedavisi ile ilgili verilen bilgileri anlama düzeylerini değerlendiren sorular Likert tipi skala ile hazırlandı. Değerlendirme sonucuna göre tam puan olan 55 üzerinden araştırma grubunun puan ortalaması 40.91 ± 9.47 idi (yeterli anlama oranı % 72.0). Puan ortalamaları, ortaokul ve altı eğitimlilerde 39.58 ± 9.71, lise ve üstü eğitimlilerde 42.30 ± 8.97 puandı. Ortaokul ve altı eğitimliler ile lise ve üstü eğitimliler arasında bilgileri yeterli anlama durumu bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (Independent Samples T Test, p=0.001).
Sonuç olarak hastaların doktorların gösterdiği ilgiden, iyi muayene yapılması ve hastalığının tedavi ediliyor olmasından (sonuç alma), memnun oldukları görüldü. Memnun olma durumunun en önemli belirleyicisi muayene için bekleme süresi iken doktorun verdiği bilgileri anlama durumunu ise eğitim düzeyi, yaş, doktorun verdiği bilgi ve muayene süresinin etkilediği bulundu. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları polikliniğinin tercih edilmesinde ise hastalara daha çok ilgi gösterilmesi ön plandaydı. Hastaların en çok beklentisi muayene için bekleme süresinin kısaltılması idi.
Hastaların tedavisinde uyum ve başarının daha da artmasında, verilen hizmetlerden memnun olma ve verilen bilgileri anlama düzeyleri önemlidir. Doktorlar ve diğer personelin bu amaca yönelik olarak eğitimi için sağlık kurumlarında periyodik hizmet içi eğitim programları düzenlenmelidir. Bu tür çalışmalar yoluyla Tıp Fakültesi İç Hastalıkları polikliniklerinde verilen hizmetlerin kalitesinin daha da artmasına katkıda bulunulmuş olacaktır. |
KONUK YAZAR, 18(11):80-83, 2006
21. yüzyılda ağız bakımı açısından hasta beklentileri
|
Araş. Gör. Dt. Ufuk Sezer, Öğr. Üyesi Dr. Recep Orbak, Araş. Gör. Hatice Yağız
Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Bu makalede 21. yüzyılda değişen hasta beklentilerinin neler olduğu ve bu beklentilerle beraber teknolojik gelişmelerin diş hekimliği uygulamalarını nasıl etkileyeceği incelenmiştir. Hasta yaş ve anlayışlarındaki değişime paralel olarak diş hekimliği uygulamalarında da farklılıklar gözlenecektir. Hastalara hem daha güncel hem de daha kaliteli hizmet verebilmek açısından bu konuyla alakalı değişimler diş hekimleri tarafından yakından takip edilmelidir. |
PEDİATRİ, 18(11):84-88, 2006
Makrodaktili ve proteus sendromu |
Uz. Dr. Özmert M. A. Özdemir, Prof. Dr. Hacer Ergin, Uz. Dr. Ayşegül Sözeri-Özdemir
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
|
|
|
Makrodaktili bir veya daha fazla el ve/veya ayak parmağının konjenital, ancak nonherediter büyüklüğüdür. Proteus sendromu, iskelet sisteminde hemihipertofi, makrodaktili, ekzostoz, deri ve deri altı dokuda pigmenter nevüsler, deri altı tümörleri şeklinde değişken klinik bulgularla gidebilen ve birçok organ sistemini ilgilendiren konjenital bir hamartomatöz sendromdur. Nadir vakalarda, Proteus sendromu akral doku hipertrofisi ile sınırlı olabilir. Vakamız tek elde makrodaktili ile sınırlı Proteus sendromu olup, ayırıcı tanıda makrodaktili ile birlikte diğer hamartomatöz aşırı büyüme ile giden sendromlar tartışılmıştır. |
GENETİK, 18(11):89-90, 2006
Rubinstein-Taybi Sendromu |
Uzm. Dr. Ali Karaman
Erzurum Numune Hastanesi Genetik Bölümü
|
|
|
Rubin stein-Taybi sendromu (RTS) aşağı doğru eğik palpebral aralıklar, geniş baş parmaklar, geniş büyük ayak parmakları, büyüme ve mental retardasyonu içeren karakteristik özelliklere sahip nadir görülen bir sendromdur. Sistemik özellikler; solunum, nörolojik, endokrin, oftalmolojik, kardiak ve işitme sistemlerini içine alır. RTS sporadik tabiattadır ve CREB-binding protein geninin (CREBBP) kodlandığı 16p13.3’deki mikrodelasyonla ilişkilidir.
Bu yazıda nadir görülmesi nedeniyle bir RTS olgusu sunulmuş ve literatür bilgileri gözden geçirilmiştir. |
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ, 18(11):91-92, 2006
VSD tamirini takiben dakron yama kaçağına bağlı yaygın hemoliz |
Yard. Doç. Dr. Mustafa Göz, Doç. Dr. Ömer Çakır, Doç. Dr. Nihal Kılınç *, Prof. Dr. Mehmet Nesimi Eren
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp v Damar Cerrahisi ve * Patoloji Anabilim Dall
|
|
|
Ventriküler septal defektin kapatılmasını takiben yaygın hemoliz nadir görülen bir komplikasyondur. Bu çalışmada, ventriküler septal defekti dakron yama ile kapatıldıktan sonra, 24 saat içinde yaygın hemoliz gelişen, 30 yaşındaki hastayı sunduk. Erken postoperative dönemde kortikosteroid tedavisi etkili oldu. Bu raporda biz erken operasyondan önce kortikosteroid tedavisinin denenebileceğini tartıştık. |
HEMŞİRELİK, 18(11):93-98, 2006
İntrapartum dönemde kanıta dayalı hemşirelik uygulamaları |
Araş. Gör. Dr. Ayla Berkiten-Ergin *, Prof. Dr. Nuran Kömürcü **
Kocaeli Üniversitesi Kocaeli Sağlık Yüksekokulu *, Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Öğretim Üyesi **
|
|
|
Kanıta dayalı uygulama, son yıllarda sağlık alanında yaygın olarak kullanılan bir kavramdır. Bu kavramın hemşirelik alanında da uygulanması ile hemşirelik bakım kalitesi yükselecektir. Bu makalenin amacı; özellikle intrapartum dönemde mevcut kanıt ve uygulamaları inceleyerek, kadın doğum alanındaki hemşirelik uygulamalarının geliştirilmesine ışık tutmaktır. |
SPOR VE TIP, 18(11):100-105, 2006
Bir lise futbol oyuncusunda akut femoral kompartman sendromu,
Uygun önlemlerin alınması gerekliliği |
Daniel W. Golden; Kyle R. Flik, MD; David A. Turner, MD; Bernard R. Bach JR, MD; Jeffrey R. Sawyer, MD
|
|
|
Sporcuların baldırlarında en çok zorlanmayla ilişkili kompartıman sendromu iyice belgelenmiş bir olgudur.Ancak bu 17 yaşında erkek kalecide olduğu gibi futbol oyunu sırasında kalçasına doğrudan darbe yiyen sporcularda travma sonucu kompartıman sendromunun oluşması seyrek görülen bir durumdur. Hasta erken dönemde fasyotomi ve geç dönem yara kapanması ile başarıyla tedavi edilmiştir. Hasta tamamen düzelmiştir. . |
PGM
Metabolik sendrom ve diyabetle giderek artan bağlantısı, 18(11):8-11, 2006
-YORUM- |
R. Cooppan, MBChB, FRCP(C)
|
|
|
Metabolik sendrom hakkında öğrenilmesi gerekenden çok daha fazlası mevcut olmasına rağmen çocuklar ve ergenlerde bile metabolik sendromun ortaya çıktığı gerçeği sorunun oluşumunda yaşam tarzının önemini göstermektedir. Bu nedenle, metabolik sendrom yalnızca sağlık bakımını üstlenenler değil, aynı zamanda anababalar ve toplum da sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve optimal beden ağırlığının sürdürmenin sorumluluğunu taşımaktadır.
Şimdilerde bu konuda pek çok bilgiye sahibiz. Esas zorluk çok stresli ve talepkâr bir dünyada tutum ve davranışları değiştirmektir. |
PGM
Yaşlılarda diyabet tedavisi, 18(11):12-20, 2006
Bu yüksek riskli grupta zorlukların aşılması |
Olga V. Sakharova, MD; Silvio E. Inzucchi, MD
|
|
|
Geriyatrik popülasyonda diyabet tedavisi sıklıkla eşlik eden hastalıklar, değişken işlevsel durum ve öncel polifarmasi ile komplike olmaktadır. Kan şekeri düzeylerini düşürmek için halen değişik tedavi seçenekleri mevcuttur. Hastanın genel 1durumu ve kapasitesine göre tedavinin yoğunluğu bireyselleştirilmelidir. Mümkünse kan şekeri düzeyleri olabildiğince düşürülürken hipoglisemi ve diğer tedaviye bağlı yan etkilerden kaçınmalıdır. |
PGM
Ergenlerde tip 2 diyabet, 18(11):22-27, 2006
Bu büyüyen sorunu tanıma ve tedavi yöntemi |
M. Grace Laurencin, MD, MPH; Ronald Goldschmidt, MD; Lawrence Fisher, PhD
|
|
|
Ergenlerde diyabet ve obezitenin tanımı ve tedavisi doktorlar için zorlayıcı fırsatlar sunmaktadır. Tip 2 diyabetli ergenlere beslenme, egzersiz, psikososyal ve ailesel adaptasyonlara ilişkin yaşam tarzı değişiklikleri ve gerektiğinde farmakolojik tedaviye yardımcı olan ve erişkinlik döneme geçtiklerinde hastaları diyabetik komplikasyonların yıkıcı etkilerinden kurtaran bütünleştirici bir yaklaşım ergenlere sağlıklı ve üretken bir yaşam sürdürmeleri şansını sunmaktadır. |
PGM
Yaşlılarda viral infeksiyonlar, 18(11):28-34, 2006
Herpes zoster, influenza ve RSV tedavisinin zorlukları |
Mazen S. Bader, MD, MPH; David S. McKinsey, MD
|
|
|
Yaşlanmayla birlikte herpes zosterin görülme sıklığı giderek artmaktadır. FDA, bu infeksiyonun tedavisi için asiklovir, valasiklovir ve famsiklovire onay vermiştir. Ancak, basit dozaj rejimleri nedeniyle valasiklovir ve famsiklovir tercih edilmektedir. Yaşlı hastalar, artan şiddetli hastalık komplikasyon riski altında olduklarından antiviral tedavinin hedef kitleleridir. Sakıncası yoksa, herpes zosterli yaşlı hastalarda kortikosteroitlerin kullanılması düşünülebilir. Postherpetik nevraljinin tedavisinde genellikle kombinasyon tedavisi gereklidir.
Gripal infeksiyon yaşlılarda artan morbidite ve mortaliteye neden olan önemli bir kamu sağlığı sorunudur. İnaktive edilmiş virüsle aşılama gripal infeksiyonu kontrolünün temel taşı olup, özellikle azınlık toplumlarda aşılamanın kapsamını optimal düzeye çıkartma gayretleri sürdürülmeli ve takviye edilmelidir. Hızlı antijen saptama testleri gripal infeksiyonun erken tanısına yardımcı olmakta ve semptomların ortaya çıkışından sonraki 48 saat içinde antiviral ajanlarla tedavi kuvvetle önerilmektedir. Yaşlılarda nörolojik yan etkiler, böbrek fonksiyonlarını kontrol etme ve buna göre dozu azaltma gerekliliği amantadin kullanımını kısıtlamaktadır.
RSV hem toplum içinde hem de huzurevlerinde yaşayan yaşlılarda RSV solunum yolu infeksiyonlarının önemli bir nedenidir. Nazofarenks sürüntüsünde viral kültür ve hızlı antijen saptama testi ile RSV infeksiyonu tanısı konabilmektedir. Şimdilerde yaşlı hastalarda destekleyici bakım dışında FDA ‘nın onayladığı herhangi bir tedavi yöntemi yoktur. |
 |
SENDROM II
NÖROPSİKOLOJİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|