 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
ARALIK 2006
|
NÖROLOJİ, 18(12):26-32, 2006
Spinal hasarlanmalar
İkincil hücresel hasar fizyopatolojisi ve tedaviye etkisi |
Uz. Dr. Mahmut Kerimoğlu*, Uz. Dr. Volkan Hancı**, Uz. Dr. Alaeddin Kerimoğlu***
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Uzmanı*, Sarıkamış Asker Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı**, Sarıkamış Asker Hastanesi, Nöroşirürji Uzmanı*** |
|
|
Spinal kord travmatik hasarlanmaları tipik olarak aksonal hasar ve hücre ölümü sonucu oluşan, değişik düzeylerde fonksyonel kayıpları içerir. Spinal kord yaralanmalarında, hasar oluşumu iki patofizyolojik yol ile tanımlanır. Primer hasarlanma, yaralanma sırasında, kord bütünlüğünün mekanik nedenlere bağlı olarak bozulması sonucu oluşur. Sekonder hasarlanma ise geç dönemde, hücresel ve biyokimyasal süreçlere bağlı olarak hücre ölümü ve doku hasarı sonucu oluşur. Sekonder hasarlanma, hasar merkezinden, primer lez yonun rostral ve kaudaline yayılarak fonksyonel defisiti arttırmaktadır. Sekonder hasar patofizyolojisi, serbest radikal oluşumu, lipid peroksidasyonu, eikosanoid ve prostoglandin oluşumu, proteaz aktivasyonu, glutamat gibi eksitotoksik molekülleri ve intrasellüler kalsiyum artışını içerir. Nöroprotektif strateji sekonder hasarlanma ile oluşan etkilerden korunmayı, dokuların ve fonksyonel kapasite kaybının önlenmesini amaçlar. Günümüzde metilprednizolon akut spinal kord hasarlanması tedavisinde kullanılması güncel olarak kabul edilen tek ilaçtır. Bununla birlikte akut spinal kord hasarlanmasında yüksek doz metilprednizolon kullanımının pek çok riski ve ciddi yan etkileri mevcuttur. Bu nedenle yeni tedavi ajanları araştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu derlemede, spinal hasarlanmalar sonrası oluşan sekonder hasarın fizyopatolojisi ve tedaviye etkisi gözden geçirilmiştir. |
PEDİATRİ, 18(12):33-41, 2006
İnsan vücudu ve krom |
Uzm. Dr. Zeynep Ülker, Uzm. Dr. Mehmet Özdemir, Prof. Dr. Bülent Baysal
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi * Pediatri, ** Acil Tıp Anabilim Dalları ve *** Kimya Bölümü |
|
|
Krom karbonhidrat metabolizmasında rol oynayan önemli bir esansiyel elementtir. Krom, optimal insülin aktivitesinin ve normal glukoz toleransının devam ettirilmesi için gereklidir. Krom eksikliği, yüksek kan glukozu, düşük lipid (yüksek dansiteli lipoprotein HDL) ve insülin seviyeleri ile ilişkilidir. Diyetle yeteri kadar krom alınması durumunda, krom eksikliğine bağlı gelişen iki önemli hastalığa (kardiyovasküler hastalık, diabetes mellitus) karşı koruyucu önlem alınmış olur.
Eser elementler enzim sistemlerinde anahtar rolü oynarlar. Ayrıca mitokondri ve ribozomlar gibi selüler yapıların organizasyonunda, sinirsel iletimde, enzimlerin etkinliğinde, membran geçişinde rol oynarlar. Protein ve nükleik asitlerin yapısında ve korunmasında, ribozomal yapının stabilizasyonunda fonksiyon görürler. Bu elementlerin serum ve doku düzeyindeki yetersizlikleri; enzimlerle yönetilen metabolik olaylarda aktivasyon azalmasına neden olmaktadır.
Krom, basit diffüzyonla en fazla jejunumdan olmak üzere sırasıyla duedenum ve ileumdan absorbe olmaktadır. Krom, emilimini takiben primer olarak ‚ globuline bağlanmaktadır. Sadece küçük bir kısmı, albumin, gamaglobulin, ·-1 ve ·-2 globuline bağlanır. Kromun büyük kısmı, böbrekler, küçük bir kısmı ter, safra, dökülen saç ile atılır. Krom, böbreklerde reabsorbe edilmez.
Erişkinlerde günlük diyetle alınan krom yaklaşık 50-200 mcg/dl dir. Biyolojik materyallerdeki düşük krom konsantrasyonu nedeniyle krom analizi zordur. Düşük konsantrasyonlarda krom analizi için Atomik Absorbsiyon Spektrometre- Grafit Fırın, Kitle Spektrometresi, Nötron Aktivasyon Analizi gibi yöntemler kullanılmaktadır. (+) 3 değerli krom çok düşük toksisiteye sahiptir. Sadece çok yüksek konsantrasyonlarda toksik etkiye sahip olabilir, ancak (+) 6 değerli krom aşırı toksiktir. Krom, normal glukoz toleransının idamesinde için mutlaka gerekli olan bir eser elementdir. |
AİLE HEKİMLİĞİ, 18(12):51-54, 2006
Antioksidan bir vitamin: E vitamini |
Yard. Doç. Dr. Kurtuluş Öngel
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı |
|
|
Antioksidanlar; bir kısmı vücut hücreleri tarafından üretilen, bir kısmı da gıdalarla alınan bir grup kimyasal maddedir. Gıdalarla alınan en önemli antioksidanlar, betakaroten, E ve C vitaminleridir. E-vitamini; yağda eriyen vitaminlerden biridir.
E-vitamininin bol bulunduğu kaynaklar, bitkisel yağlar, badem, kırmızı et, ıspanak, brokoli, muz, marul, tere, kereviz, lahana, mayonez, tereyağı, yumurta, fındık, tahıllar olarak sayılabilir.
Bu vitaminin en önemli görevleri; alyuvar yapımı, kanın pıhtılaşmasının önlenmesi ve bağışıklık sisteminin uyarılmasıdır. Özellikle düşük dansiteli lipoproteini oksidasyondan koruyarak damar sertliğini önler.
Besinlerle alınan E-vitamini miktarı normalde yüksek olduğundan, sağlıklı beslenen kişilerde eksikliğine rastlanmaz. Klinikte kullanıldığı iki önemli indikasyon; yenidoğan ve bebeklerde oluşan hemolitik sendrom ile retrolental fibroplazi profilaksisidir. Eksikliğin klinik belirtisi öncelikle nörolojiktir ve güç kaybı, zayıflama şeklinde ortaya çıkar.
Fazla alınan E-vitamini diğer yağda eriyen vitaminler gibi depolanmadığından fazlalığına genellikle rastlanmaz. Çok yüksek dozda alımlarda bulantı, kusma, ishal, yorgunluk, başağriları ve bazen hipertansiyon yapabilir.
Tedavide; düşük doğum ağırlıklı bebeklerdeki aneminin ve solunum sıkıntısının önlenmesinde yararlıdir. Menapoza girmiş kadınlarda, postmenapozal semptomların hafif şekilde atlatılmasına olanak sağlar. Diabetli hastalarda, diabete bağlı ortaya çıkan komplikasyonları geciktirmektedir. Yeni araştırmalar, Alzheimer hastalığının gidişini yavaşlattığını da göstermiştir. Erkeklerde performans yükseltici olarak da kullanımı önerilmektedir. Vücuttaki normal dışı hücre üremesinin önüne geçerek, tümör oluşumunu engellediği de düşünülmüştür. |
KALP VE DAMAR CERRAHİSİ, 18(12):55-56, 2006
Kronik venöz yetersizlikte eksternal kapak desteğinin kısa ve orta dönem sonuçları |
Yard. Doç. Dr. Atilla Saraç, Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, Dr. Serdar Menekşe, Dr. Nöker Han Erk, Yard. Doç. Dr. Mustafa Kemal Demirağ,
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı |
|
|
Alt extremitelerin toplardamarlarında (vein) kapak yetersizliğine toplumda sık olarak rastlanmaktadır. Bu hastalığın tedavisinde, cerrahiyi de içeren, çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır.
External kapak (valve) desteği uygulaması, yüzeyel ve derin venöz sistemde bulunabilen kapak yetmezliğinin tedavisinde uygulanan cerrahi yöntemlerden biridir. Nisan-2001 ve Temmuz-2003 tarihleri arasındaki dönemde, kliniğimizde, 30 hastaya external kapak desteği işlemi uygulanmıştır.
Bu hastalardan, operasyon öncesinde, esnasında ve sonrasında veriler toplanmıştır. Hepsi, ortalama 18 ay süre ile izlenmişlerdir. Hastaların 27’sinde reflünün düzeldiği görülmüştür.
External kapak desteği uygulamasının kısa ve orta dönemde elde edilen bu sonuçlarının, daha geniş hasta gruplarında yapılacak uzun süreli başka çalışmalarla da desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. |
ANATOMİ, 18(12):64-67, 2006
Corpus callosum’un fonksiyonel anatomisi |
Dr. Müjde Uygur, Prof. Dr. Gülgün Kayalıoğlu
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı |
|
|
Corpus callosum iki serebral yarımküreyi birbirine bağlar ve lateral ventrikülün çatısını oluşturur. Corpus callosum’da bağladığı kortikal alanlarla ilgili olarak callosal liflerin topografik olarak özelleşmiş organizasyonu mevcuttur. Erişkin callosumunda genu prefrontal korteksleri, orta kısım motor, somatosensoriyel ve duyusal korteksleri, splenium temporal, parietal ve occipital (görsel) lifleri taşır. Corpus callosum anatomisi cinsiyetler arasında farklılıklar gösterir. Splenium kısmı kadınlarda erkeklerden daha geniştir. Down sendromu’nda corpus callosum anterior kısımlarının, dikkat eksikliği hiperaktivite hastalığında genu, splenium ve rostrum’un, otizm’de splenium’un normalden küçük olduğu bildirilmiştir. |
HALK SAĞLIĞI, 18(12):68-74, 2006
Ev kazaları ve etkileyen faktörler |
Yard. Doç. Dr. Bülent Kılıç, Araş. Gör. Reci Meseri, Araş. Gör. Yonca Sönmez, Araş. Gör. Canan Kaynak, Yard. Doç. Dr. Yücel Demiral, Doç. Dr. Alp Ergör
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı |
|
|
Bu araştırmanın amacı İzmir ilinde Narlıdere ilçesinde yer alan İnönü sağlık ocağı bölgesinde son 6 ay içinde meydana gelen ev kazaları sıklığını ve bunları etkileyen etmenleri saptamaktır. Araştırma kesitsel ve analitik tiptedir. Araştırmanın yapıldığı bölge çoğunluğu gecekondu tipi evlerden oluşan ve son 3 yıl içinde kooperatifler aracılığı ile toplu yaşam alanlarına sahip olmuş, hızlı nüfus artışına sahip, çeşitli alt yapı sorunları olan ve sürekli göç alan bir yerleşim alanıdır. Nüfusu 2003 yıl ortasında 10,207 kişidir. Araştırma evrenini bölgedeki 1,765 ev oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü olarak 331 ev alınmıştır. Örnek seçimi, ebe bölgelerine göre 5 ayrı tabaka üzerinden ev sayısına orantılı olarak yapılmış, veri toplamaya her tabakadan rasgele seçilen bir sokaktan başlanarak yapılmıştır. Araştırma verileri Mayıs 2003 tarihinde toplanılmış, 326 evde toplam 1332 kişiye ulaşılmıştır. Evlerin %52’si gecekondudur. Evlerin %74’ünde balkon bulunmakta, % 83’ü odun ve kömür sobası ile ısıtılmaktadır. İncelenen 1332 kişinin %28’inin sosyal güvencesi bulunmamaktadır. %24’ü yeşil kartlı, %35’i SSK’lıdır. Araştırma sonucunda son 6 ay içinde ev kazası görülme sıklığı %10.9 olarak saptanmıştır (145 olgu). En sık görülen ev kazası türü kayma-düşmelerdir (%30.3). Daha sonra kesici-delici aletle yaralanma (%29.7), yanıklar (%17.2) ve vurma-çarpmalar gelmektedir (%16.6). Kazalar en çok odalarda (%35.2) olmakta, 2. sırada mutfak gelmektedir (%26.9). En sık yaralanan yer el, kol ve parmaklardır (%51.7). Daha sonra baş-boyun bölgesi (%21.4) ve bacak-ayak gelmektedir (%20.0). Olguların sadece 30’u (%20.7) sağlık kuruluşlarına başvurmuş, bunların da 3 tanesi (%2.1) yatırılarak tedavi görmüştür. Sakat kalma hızı binde 7’dir (9 kişi). Ev kazaları sonucu ölüm ise saptanmamıştır. Ev kazalarını etkileyen faktörlere bakıldığında cinsiyet ve yaş grubunun anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır. Kadınlarda %14.5, erkeklerde % 7.3 oranında ev kazası görülmektedir (p:0.001). Yaş arttıkça kaza sıklığı anlamlı şekilde azalmaktadır. 0-4 yaş grubunda kaza sıklığı %28.8 ile diğer yaş gruplarına göre (%9.2) daha yüksek orandadır (p:0.000). Bazı kaza türleri ise belli yaşlarda yoğunluk kazanmaktadır. 0-4 yaş grubunda kayma, düşme, vurma ve çarpmalar anlamlı bir şekilde daha fazladır (p:0.003). Logistic regresyon sonuçlarına göre yaş, cinsiyet ve evin gecekondu veya apartman olması ev kazası riskini artırmaktadır. 5 yaş altı için OR 4.2 (95% CI 2.6-6.7); kadınlar için OR 2.2 (95% CI 1.5-3.1) ve apartmanlar için OR 1.5’tur (95% CI 1.04-2.2). Kaza nedeni olarak kişiler çoğunlukla yetişkinler için dikkatsizlik, dalgınlık (%37.2) ve çocuklara ilişkin olarak da yaramazlık, oyun (%22.1) gibi nedenleri ileri sürmüşlerdir. Kişilere göre kaza nedeni olarak eve ait fiziksel nedenler ve yetersizlikler ise (eşik, kaygan zemin, merdiven, aydınlatma vb) %26.9 ile ikinci sırayı almıştır. Ev kazalarının Türkiye için önemli ve önlenebilir bir sorun olduğu düşünülmektedir. Özellikle sağlık ocakları tarafından evler ve toplum için var olan risk etmenleri saptanıp gerekli önlemler alınabilir, eğitimler yapılabilir. Ayrıca ev kazalarının saptanabilmesi için gerekli bir sürveyans sistemi de oluşturulmalıdır. |
TIP TARİHİ, 18(12):75-82, 2006
Tıbbın evriminde anatominin yeri ve Andreas Vesalius
|
Doç. Dr. Nüket Örnek-Büken
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Tıp Etiği ve Tarihi Anabilim Dalı
|
|
|
Anatomi tıbbın evriminde en eski branşlarından birisidir. İnsan anatomisi hakkında bilgi sahibi olunmadan önce hastalıkların tanı ve tedavisinden söz etmek oldukça güçtü. Vesalius modern anatominin kurucusudur. 1543 yılında yayınladığı eseri “De Humani Corporis Fabrica” tıp tarihi açısından önemlidir. Böylece tıbbın evriminde anatomi bilimselleşmeye başlamış ve günümüze kadar gelen ilerlemelerin önü açılmıştır. Anatominin tıp tarihi içindeki yeri ve bu bağlamda Andreas Vesalius’un yaşam öyküsü önemli ve ibret vericidir. Tıp tarihinin incelenmesinin bize öğrettiği en önemli şey, bilimsel açıdan kontrol edilmeyen, sorgulanmayan kimi klasik hükümlerin, otoritenin de etkisiyle oldukça sık yanılgıya neden olan pusulalar olduğudur. Vesalius’un yaşam öyküsü bu açıdan oldukça öğreticidir. |
ORTOPEDİ, 18(12):83-87, 2006
Osteoporoz zemininde gelişen kırıklara ve vertebra kompresyon kırıklarına tedavi yaklaşımları |
Op. Dr. Murat Demirel, Op. Dr. Egemen Turhan, Op. Dr. Ali Öztürk
Ankara Bayındır Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği
|
|
|
Osteoporoz daha çok yaşlı kadınları etkileyen en sık görülen metabolik kemik hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine bakıldığında Amerika Birleşik Devletleri’nde postmenapozal kadınların %15’inde, 65 yaşından büyük kadınların ise % 35’inde belirgin osteoporoz olduğu tahmin edilmektedir. Tahminlere göre her yıl 538,000 vertebra, 227,000 kalça, 172,000 Colles kırığı osteoporoza bağlı olarak gelişmektedir.
Nüfus yaşlandıkça osteoporoza bağlı maddi yük hızla artmaktadır. Osteoporoza bağlı kırıkları azaltmak için öncelikle osteoporoz tanısı ve tedavisi uygun olarak yapılmalıdır. Bu yazıda amaçlanan osteoporotik kırıklara yaklaşımı irdelemek ve özellikle omurga osteoporotik kırıklarında güncel gelişmeler olan vertebroplasti ve kifoplasti hakkında bilgi vermektir. |
ANESTEZİYOLOJİ ve REANİMASYON, 18(12):88-91, 2006
Datura stramonium intoksikasyonu |
Araş. Gör. Alparslan Kuş, Doç. Dr. Nur Baykara, Yrd. Doç. Dr. Tülay Hoşten, Prof. Dr. Mine Solak
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Datura stramonium belladon alkoloidleri grubunun bir üyesi olup, özellikle kırsal kesimde halk tarafından ağrı kesici olarak ve astım tedavisinde kullanılmaktadır. Halbuki yüksek dozdaki antikolinerjik içeriği nedeniyle intoksikasyonlara neden olabilir. Datura stramonium intoksikasyonda kuru müköz membranlar, bulanık görme, fotofobi, hipertermi, konfüzyon, ajitasyon, idrar retansiyonu, nöbet geçirme ve koma gözlenebilir. Tedavi; destek tedavisi, gastrointestinal dekontaminasyon ve şiddetli vakalarda fizostigmin verilmesiyle sağlanır |
HEMŞİRELİK, 18(12):92-97, 2006
Sağlık hizmetlerinde olgu yönetimi |
Yard. Doç. Dr. Nuran Tosun, Prof. Dr. Nalan Akbayrak
GATA Hemşirelik Yüksekokulu İç Hastalıkları Hemşireliği Bilim Dalı
|
|
|
Sağlık bakım hizmetlerinde multidisipliner bir sistem olarak vaka yönetiminin major fonksiyonları; sürekli kaliteli bakım sunma yoluyla bireyin/hastanın fonksiyonel durumunu yükseltmek, bakımdaki farklılıkları önlemek, sağlık bakım kaynaklarının uygun kullanımını uygun yatış süresini sağlamak, sağlık bakım harcamalarını düşürmek, hasta ve personel memnuniyetini arttırmaktır. Yurtdışında uygulandığı gibi, ülkemizde de vaka yönetimi için en uygun hizmet verecek profesyonelin hemşire olduğu ve bunun için de kısa süreli bir eğitim programının yeterli olduğu düşünülebilir. |
SPOR VE TIP, 18(12):99-102, 2006
Kreatinin sportif performansa etkileri |
Dr. Serkan İbiş, Dr. Gürkan Yılmaz
|
|
|
Kreatin yüklemesinin performansla olan ilişkisi birçok bilim adamının ilgisini çekmektedir. Bu alanda özellikle uluslar arası literatürde oldukça çalışma yapılmaktadır. Konuyla ilgili literatürün derlenip genel yargının ortaya konması önem taşımaktadır.
Kreatin; arginin, glisinin ve metionin aminoasitlerinde karaciğer ve böbrekte oluşan doğal bir maddedir. Kreatin, vücutta enerji için gerekli olan kreatin fosfata dönüşür. Kreatin ilk kez 1832'de Fransız bilim adamı Chercul tarafından keşfedilmiştir.
Kreatin’in, genel olarak oral yolla ve günde ortalama 20 ile 30 gr., 2-3 hafta diyetle verildiği belirtilmektedir. Kreatin yüklemesinin yan etkisi olarak yalnızca vücut kütlesinde artış gözlenmiştir .
Kreatin yüklemesini takiben, kaslarda toplam kreatin miktarının yüksek olması ATP (Adenin trifosfat)’nin sentezlenmesi için anaerobik glikosize olan ihtiyacın azalmasına neden olmaktadır. Bu nedenden dolayı, yüksek şiddetli egzersizlerde görülen performans artışı, kaslarda daha fazla fosfokreatin bulunmasıyla açıklanabilir.
Kreatin’in, performans üzerindeki etkileri ile ilgili bir çok araştırmada; araştırmacılar, kreatin desteğinin kasların enerjisini arttırdığını, laktik aside karşı tampon görevi yaptığını, yorgunluğu geciktirdiğini, kasların çalışmasını kolaylaştırdığını, toparlanmada olumlu etkisinin olduğunu ve bütün bu olumlu etkilerinden dolayı da anaerobik performans içeren kısa süreli egzersizlerde, sporcu performansını olumlu yönde etkilediğini gözlemiştir. |
SPOR VE TIP, 18(12):103-108, 2006
Egzersizin indüklediği bronkospazmın tanınması, Tedavi bronkospazmın kronik astımdan ayrımına bağlıdır |
Christian L. Hermansen, MD; Jeffrey T. Kirchner, DO
|
|
|
Tedavi bronkospazmın kronik astımdan ayrımına bağlıdır
Egzersizin indüktlediği bronkospazm (EIB) sıklıkla tanı konamamakla birlikte hem amatör hem de seçkin atletleri etkileyen olağan bir sorundur. Egzersiz kronik astımı alevlendirebilmesine rağmen EIB’nin kronik inflamatuar hastalıkla karıştırılmaması gerekir. Bu makalede Dr. Hermansen ve Dr. Kirchner EIB’nin görülme sıklığı, tanısı ve tedavisini gözden geçirmekte, EIB’in kronik astımdan nasıl ayırt edileceğini açıklamaktadır. . |
PGM
Epilepsi tedavisinde yeni bir çağ -YORUM-, 18(12):12-15, 2006
Yönergeler tanı ve tedavideki ilk adımları ele almaktadır |
David B. Matchar, MD; Jay H. Rosenberg, MD; Shelley Carter, RN, MPH
|
|
| |
PGM
Erişkinlerde epilepsi tedavisi, 18(12):16-20, 2006
Tanı kılavuzları
Ulusal Epilepsi Tedavi Paneli |
Louis F. Trost III, MD; Richard C. Wender, MD; Cary C. Suter, MD; Jay H. Rosenberg, MD; Diana I. Brixner, PhD, RPh; Ann Marie Von Worley, RN; Margaret J. Gunter, PhD
|
|
| |
PGM
Erişkinlerde epilepsi tedavisi, 18(12):21-25, 2006
Tanı kılavuzları
Ulusal Epilepsi Tedavi Paneli |
Louis F. Trost III, MD; Richard C. Wender, MD; Cary C. Suter, MD; Jay H. Rosenberg, MD; Diana I. Brixner, PhD, RPh; Ann Marie Von Worley, RN; Margaret J. Gunter, PhD
|
|
| |
PGM
Koroner arter hastalığında perioperatif riski azaltmak için beta blokerlerin kullanılması, 18(12):42-45, 2006
Kalp dışı cerrahi için kalbi koruyucu stratejiler |
Archana Roy, MD; Vivek Roy, MD
|
|
| |
PGM
Çoklu damar hastalığında koroner revaskülarizasyon, 18(12):46-50, 2006
Stent mi cerrahi mi; hangisi daha iyi? |
Francis Q. Almeda, MD; R. Jeffrey Snell, MD
|
|
| |
 |
SENDROM II
SPOR HEKİMLİĞİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|