 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
NİSAN 2006
|
TIBBİ BİYOLOJİ
Biyoteknoloji, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve biyogüvenlik, 18(4):43-56, 2006 |
Öğr. Gör. Dr. Ayşe Gaye Tomatır *, Yrd. Doç. Dr. Serap Tutgun-Onrat **
* Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, ** Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bilim Dalı |
|
|
Günümüzde gelişen biyoteknolojiyle birlikte modern biyoteknolojinin de başta tıp ve tarım olmak üzere uygulama alanları genişlemektedir. Bugün, tarımda; Amerika, Arjantin, Kanada, Çin, Güney Afrika ve Avustralya gibi ülkelerde verimi, besleyici özellikleri değiştirilmiş ürünler elde edilmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinden bazılarında ise üretimleri durdurulmuş, giriş izni ve GDO etiketi uygulaması getirilmiştir. Türkiye'de, transgenik ürün geliştirilmemesine rağmen bazı ürünlerde GDO kalıntısına rastlandığı bildirilmektedir. Tarımdaki gen aktarımı uygulamalarına tüketici sağlığı ve çevre açısından gösterilen tepkiler; çeşitli önlemleri ve risk değerlendirme tekniklerini gündeme getirmektedir.Türkiye'de, GDO ürünleri için risk analizleri yapabilecek laboratuvarlar, yetişmiş insan gücü, kontrol ve denetim mekanizmaları ve tüketici bilgilendirilmesi henüz yeterli değildir. Biyogüvenlik Yasası için, "Cartagena Biyogüvenlik Protokolu" gereği Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nca gerekli çalışmalar sürdürülmektedir. Gen teknolojisinin, yarar ve zararlarından; tüketiciler, hükümetler ve araştırmacılar sorumludur. Tüketici hakları gereği bu ürünlere "GDO" etiketi konarak tüketici bilgilendirilmelidir. Bu ürünlerin, Türkiye'ye giriş-çıkışı, üretimi, gıda maddelerinde kullanımı izlenmeli ve denetlenmelidir. |
NÖROŞİRÜRJİ
Posttravmatik siringomiyeli, 18(4):57-62, 2006
Fizyopatoloji, tanı ve tedavi seçenekleri |
Doç. Dr. Selçuk Yılmazlar, Uzm. Dr. Rafet Özay, Yard. Doç. Dr. Bahattin Yakyemez *
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji ve * Radyoloji Anabilim Dalları |
|
|
Posttravmatik siringomiyeli (PTS) omurilik içinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu bir kistin gelişmesini ve ilerleyişini içine alan bir hastalıktır. Klinik olarak travmatik omurilik hasarından aylar-yıllar sonra ortaya çıkabilen duyu ve motor fonksiyonda sinsi bir azalma ile tanınır. Posttravmatik siringomiyeli için cerrahi gerçekleştirmenin ana gerekçesi sakat bırakıcı semptomların ilerlemesini durdurmaktır. Siringomiyelik kavitenin yayılımı siringomiyelinin izole semptomları ve defisitleri için cerrahinin etkinliğinin belirleyici faktörüdür. Bu makalenin amacı posttravmatik siringomiyelinin çeşitli yönlerini değerlendirmek, onun fizyopatolojisini ve cerrahi seçeneklerini tartışmaktır. |
HALK SAĞLIĞI
Algılanan sağlık ile ruhsal sağlık belirlenebilir mi?, 18(4):64-67, 2006 |
Yrd. Doç. Dr. Yeşim Şenol, Öğr. Gör. Dr. Hakan Erengin, Prof. Dr. Mehmet Aktekin
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi ve Halk Sağlığı Anabilim Dalları |
|
|
Amaç: Algılanan sağlık ölçeğinin öğrenci toplumunda ruhsal durumunu belirlemek amacıyla kullanılıp kullanılmayacağını tartışmak.
Yöntem: Araştırma evrenini Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne 1996 yılında kayıt yaptıran öğrenciler oluşturmaktadır. Aynı öğrenciler altı yıl boyunca izlenmişlerdir. Veriler öğrencilerin 2.,3.,4.,5. ve 6. yıllarına aittir. Araştırmada Beck Depression Ölçeği (BDI), Genel Sağlık Skoru (GSSÇ-GHQ-12) ve Spielberger Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) uygulanmıştır.
Bulgular: Altı yıllık süreç içerisinde algılanan sağlığı olumsuz olan tıp fakültesi öğrencileri daha yüksek depresyon, sürekli kaygı puanı ve GSSÇ skoru ortalamasına sahiptir. Örneğin Algılanan sağlık puanları iyi olan öğrencilerin BDI ortalama puanları 1. dalgada (2. yıl) 8,72 (±5,83), 2. dalgada (3, yıl) 9,70 (±8,22), 3. dalgada (4. yıl) 7,03(±6,40), 4. dalgada (5. yıl) 6,68 (±8,62) ve 5. dalga (6, yıl) 5,70 (±6,1) iken, algılanan sağlığı kötü olan öğrencilerin puanları sırasıyla 17,56 (±9,73), 15,3 (±8,77), 14,91 (±10,40), 12,40 (±7,09) ve 12,70 (±10,5) (p<0,001). Benzer eğilim diğer ölçekler için de bulunmuştur.
Sonuç: Algılanan sağlık öğrenci toplumunda genel olarak ruhsal durumu başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Hızlı veri toplama ve değerlendirmede ruhsal sağlığı belirlemek amacıyla güvenilir ve basit bir gösterge olarak algılanan sağlık kullanılabilir. |
PEDİATRİ
Menenjit ve bazı sitokinler, 18(4):68-71, 2006 |
Dr. Erdal Taşkın, Dr. Kenan Özcan, Dr. Ferda Özlü
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı |
|
|
Son otuz yılda hücreler arası iletişimde rol oynayan immün sistem hücrelerinden immünglobulinlerden (Ig) farklı bazı maddelerin daha salındığına dair bazı veriler elde edilmiştir. İmmün sistem hücreleri tarafından salındığı anlaşılan protein yapısındaki bu maddeler daha sonraları "sitokinler" olarak adlandırılmıştır.
Sitokinler, antijen sunumu, kemik iliği farklılaşması, hücre olgunlaşması, adhezyon molekülünün ekspresyonu ve akut faz yanıtlarını kapsamak üzere enflamasyon ve immünitenin hemen her aşamasında etkili olan moleküllerdir.
Sitokinler kaynaklandıkları hücrelere göre: Mononükleer fagosit kökenli (monokinler) veya T lenfosit kökenli (lenfokinler) veya işlevlerinegöre humoral, hücresel, allerjik veya immunosupresif olarak da gruplandırılmaktadırlar. |
BESLENME
Yaşlılarda antioksidan besin öğelerinin immün sistem üzerine etkisi, 18(4):72-78, 2006 |
Doç. Dr. Neslişah Rakıcıoğlu
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi |
|
|
Yaşlanma ile birlikte immün fonksiyonun azaldığı bilinmektedir. Yapılan bilimsel çalışmaların sonucunda yetersiz beslenmenin, yaşlanmaya bağlı immün yanıttaki azalmaya katkıda bulunduğu açık bir şekilde saptanmıştır. Fiziksel, fizyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel birçok faktör yaşlının beslenme durumunu olumsuz etkileyebilmekte ve besin ögelerinin yetersiz tüketimine neden olabilmektedir. Yaşlılarda sıklıkla rastlanılan E vitamini, C vitamini, beta-karoten ve çinko gibi bazı antioksidan besin ögelerinin yetersizliği de immün sistemi olumsuz etkilemektedir. Yaşlanmaya ve yetersiz besin tüketimine bağlı olarak gelişen immün sistemdeki fonksiyon bozukluğu; enfeksiyon hastalıkları, inflamatuvar hastalıklar ve neoplastik hastalıklarda artışa neden olabilmektedir. Bu derleme yazıda, immün yaşlanma ve antioksidan besin ögeleri arasındaki ilişki tartışılmıştır. |
AİLE HEKİMLİĞİ
Yaşam tarzı değişiklikleriyle kanserin önlenmesi, 18(4):79-83, 2006 |
Dr. Gamze Uğurluer*, Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin**
* Van Devlet Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü, ** Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı |
|
|
Kanser önde gelen ölüm nedenlerinden biridir ve pek çok kanıt, sigara, yüksek yağ oranlı beslenme, rafine şekerler ve hareketsizliğin kanser oluşumunda rol oynadığını göstermektedir. Tüm kanserlerin %30-40'ının yaşam tarzı ve diyet alışkanlıklarıyla önlenebileceği tahmin edilmektedir. Bu makalede diyet ve hareketsizliğin, sık görülen kanserler üzerindeki etkisi ve yiyeceklerin kanseri önlemedeki koruyuculuğu gözden geçirilmiştir. Diyet ve egsersiz insülin direnci ve hiperinsülinemiyi indükleyerek kanser oluşumundaki majör faktörler arasında yer alır. Artmış serum insülin seviyeleri primer olarak karaciğeri etkiler, insulin-like growth factor I (IGF-I) artarken, insulin-like growth factor binding protein I (IGFBP-I) azalır ve sonucunda tümör hücre büyümesi uyarılırken apoptoz (programlı hücre ölümü) inhibe olur. Yağ oranı düşük ve lif oranı yüksek nişastalı besinler içeren bir diyet tarzının benimsenmesi ve düzenli egzersiz yapmak insülin direncini kontrol edebilir ve serum faktörlerini etkileyerek pek çok farklı kanserin riskini azaltabilir. . |
FARMAKOLOJİ
Bitkisel ürünler ile ilaçlar arasındaki etkileşimler, 18(4):84-86, 2006 |
Yrd. Doç. Dr. Tuğba Gürpınar
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Son yıllarda bitkisel ürünler alternatif tıbbın bir parçası olarak dünyada giderek daha yaygın kullanılmaktadır. Bu ürünlerin sentetik ilaçlarla birlikte kullanılma ihtimali de giderek artmaktadır. Ancak bitkisel ürünlerle ilaçlar arasında önemli etkileşimler vardır. Bitkilerle ilaçlar arasındaki etkileşimler ilacın farmakolojik ya da toksikolojik etkilerinde artma ya da azalmaya neden olabilir. Bu etkileşimlerin klinik önemi konusunda pekiştiri ve kanıya sahip olmak için daha fazla araştırma gerekmektedir. Hekimler bitkisel ürünlerle ilgili yan etki ve ilaç etkileşimleri konusunda dikkatli olmalı ve tüm hastalarını bu ürünlerin kullanımı konusunda sorgulamalıdırlar. |
PEDİATRİ
Homosistein metabolizması ve hiperhomosisteinemi, 18(4):87-90, 2006 |
Dr. Sebahattin Ertuğrul, Dr. Erdal Yılmaz, Dr. Mustafa Aydın, Dr. Erdal Taşkın, Dr. Kenan Özcan
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları
|
|
|
Homosistein, kükürt içeren ve proteinlerin yapısına katılmayan bir aminoasit olup normal olarak diyetle alınamaz. Metiyonin metabolizması sırasında bir ara ürün olarak oluşmakta ve plazmada % 80-90 albümine bağlı, diğer bir kısmı ise serbest halde bulunmaktadır. Serbest halde bulunan kısım stabil değildir, hemen okside formlarına dönüşmektedir.
Plazma homosistein düzeyleri hem genetik hem de besinsel olarak düzenlenmektedir. Hiperhomosisteineminin oluşumunda yer alan besinsel nedenler arasında homosistein metabolize olmasında kofaktör olarak görev yapan folik asit, vitamin B6 ve vitamin B12 (vit B12)'nin kısmi ya da tam eksikliği sayılabilmektedir. Genetik nedenler arasında homosisteinin metabolizmasında görevli enzimlerin genetik olarak yetersizliği sonucu plazma homosistein düzeylerinin yükselmesi sayılabilmektedir. |
NÖROLOJİ
Yabancı el sendromu, 18(4):91-93, 2006 |
Uzm. Dr. Şevki Şahin, Araş. Gör. Devran Tan, Prof. Dr. Sibel Karşıdağ
T. C. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı
|
|
|
Yabancı el sendromu (YES); elde, amaca yönelik bir hareketin, istemli kontrolden bağımsız olarak ortaya çıkması şeklinde tanımlanır. YES'nun, baskın elde, istemsiz yakalama hareketlerinin görüldüğü 'anterior-motor' alt tipi ile hemisferik ihmal tabloları ile birlikte görülen 'posterior- sensorial' alt tipi olmak üzere iki tipi tanımlanmıştır. Burada sağ eliyle objeleri istemsiz olarak yakalayan ve ileri düzeyde praksi kusurları olan, anterior-motor tip YES tablosu, bir Kortikobazal Ganglionik Dejenerasyon (KBGD) olgusunda sunulmuştur. Olgunun kranial manyetik rezonans görüntüleme (MRG)'sinde, yaygın kortikal atrofi ve periventriküler alanda birkaç adet milimetrik iskemik gliotik alan izlenmiştir. Technetium-99m-hegzametilpropilenaminoksim (Tc-99m-HMPAO) ile işaretli beyin tek foton emisyon bilgisayarlı tomografi (single photon emission computed tomography: SPECT)' sinde ise, sol frontal lobda ve solda belirgin iki yanlı temporo-parietal alanlarda hipoperfüzyon izlenmiştir. Bu makalede olgumuza ait klinik ve radyolojik bulgular temelinde, YES ile ilgili literatürün gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. |
HEMŞİRELİK
Tarihsel gelişim sürecinde hemşirelik imajı, 18(4):94-97, 2006 |
Dr. Sağ. Bnb. Ayfer Üstünsöz
GATA Hemşirelik Yüksekokulu Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği Bilim Dalı
|
|
|
Hemşireliğin toplumsal imajı, mesleğin toplum tarafından nasıl görüldüğünün önemli bir ölçütüdür. Dünyada hemşirelik, toplumsal kargaşanın hakim olduğu orta çağlarda insanların acılarını dindirmek için tanrı adına çabalayan kadınların ilk örgütlenme modellerini ortaya koydukları ve batı ülkelerinde iki bin yıl öncesine dayanan bir gelişim sürecinin çağdaş ürünü olan bir kadın mesleğidir Her meslek grubunda olduğu gibi hemşirelik mesleği de toplumun hemşireliğe bakış açısından ve sağlık hizmetini alacak olan bireylerin beklentilerinden etkilenmektedir. Toplumun hemşirelik rollerini tam olarak bilip bilmemesi de, hemşirelikle ilgili algıyı etkilemektedir. |
SPOR VE TIP
Semptomatik şaklayan kalça, 18(4):100-106, 2006
En üst düzeyde ağrı giderimi için hedefe yönelik tedavi |
Jeremy Idjadi, MD; Robert Meislin, MD
|
|
| |
SPOR VE TIP
Lateral epikondilit (tenisçi dirseği), 18(4):107-109, 2006 |
Dr. Cem Tangay, Dr. Hüsamettin Çakıcı |
|
| |
PGM
Aterojenik dislipidemiye yeni bir yaklaşım, 18(4):22-25, 2006
-YORUM- |
|
|
|
Aterojenik dislipidemi, bir kolesterol taşınma dengesizliğini temsil etmektedir. Sonuçta, damar duvarına daha fazla kolesterol taşınmakta ve daha azı atılmaktadır. Statin tedavisi diyabet hastalarında koroner olay riskini diyabeti olmayan ve tedavi edilmeyen kişi-lerdekine denk düzeylere indirebilir. Aterojenik dislipidemili insüline dirençli hastalarda olumlu bir sonucu gerçekleştirmek için HDL-C düzeyini yükseltmek amacıyla kombinasyon tedavisinin uygulanması gereklidir. |
PGM
Diyabette kolesterolü düşürme, 18(4):26-34, 2006
Yeni kanıtlar, agresif LDL-C hedeflerini desteklemektedir |
|
|
|
İnsülin direncine bağlı lipit bozuklukları için LDL-C düzeylerinin düşürülmesi ve LDL-C, trigliserit ve HDL-C düzeylerinin kombine tedavisi gibi iki tedavi stratejisi uygulanmaktadır. Bir klinik çalışmada, optimal yaklaşım belirlenene kadar lipit düşürücü tedavide birincil olarak LDL-C düzeylerinin baskılanması ve daha özgül ve doğru olarak LDL partiküllerinin sayısının azaltılması hedeflenir.
Diyabet hastalarının büyük bir çoğunluğunda optimal LDL-C düzeylerinin sağlanması ve diğer önemli risk faktörlerinin kontrol altına alınmasına rağmen yüksek riskli diyabet durumunun sürdüğü vurgulanmalıdır. İnsülin direncine bağlı lipoprotein bozuklukları agresif tedaviye rağmen lipit düşürücü ilaçların birlikte kullanılmasını gerektirebilir. Ayrıca, bu hastalar sıklıkla yaşlı ve böbrek işlevleri yetersiz kişiler olduğundan, yüksek bir potansiyel miyopati riski altında olabilirler. Güvenirliği sürdürmek için hem özgül statin ve fibrik asit türevinin hem de uygun dozajların dikkatle seçilmesi gerekir.
Her halde, randomize klinik çalışmaların sonuçları LDL-C düzeylerini özellikle statinlerle düşürmenin çok geniş bir LDL-C yelpazesinde kalbi koruyucu etkiler gösterdiğini kesinlikle kanıtlamıştır. |
PGM
HDL-C'yi hedeflemek, 18(4):35-40, 2006
Kalp-damar olayları riskini azaltmak için düzeyleri yükseltmek |
|
|
|
HDL-C, KKH'nın bilinen bir bağımsız risk faktörü ve önemli bir tedavi hedefidir. HDL-C düzeylerini artırmak için kullanılan az sayıda ilaçtan niyasin ve fibratlar en güçlü etkiyi göstermektedir. Geleceğin ilaçları HDL metabolizmasındaki gelişmelerden yararlanmakta olup, akut koroner olayların kısa dönemli tedavisinde rol oynayabilirler. |
PGM
Prostat kanseri tedavi seçenekleri, 18(4):16-21, 2006
Erken tanı daha çok erkek için daha fazla seçenek demektir. |
|
|
|
Serum PSA testlerinin 1980'lerden beri prostat kanserinin erken klinik tanısı için kullanımı giderek artmış ve artan sayıda prostat kanserine tanı konmasına yol açmıştır. PSA testi artan tedavi seçenekleri için bir katalizör görevi görmektedir.
Geleneksel açık radikal retropubik prostatektomi, laparoskopi veya robot yardımlı yaklaşımla prostatın çıkartılması başka bir rahatsızlığı olmayan sağlıklı erkeklerdeki lokalize hastalığın tercih edilen tedavi seçeneği olmuştur. Kriyocerrahiye ilgi yeniden canlanmıştır. Prostatektomi dışında daha az invaziv bir seçenek arayan erkekler için radyoterapi de geçerli bir alternatiftir. Hastalığın evresine bağlı olarak bazı erkeklere hormon tedavisi veya kombinasyon tedavisi gibi ek tedaviler önerilebilir. |
 |
SENDROM II
Epilepteloji Terimleri Sözlüğü |
|
|