 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
TEMMUZ 2006
|
TIBBİ BİYOLOJİ, 18(7):32-37, 2006
İnfertilitenin genetik temelleri |
Dr. Ülkü Özbey, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Yüce, Prof. Dr. Halit Elyas
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı |
|
|
İnfertilite; çiftlerin çocuk sahibi olmayı istemelerine ve düzenli cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen en az bir yıl süreyle gebelik elde edememeleridir. İnfertilite çoğu çifti etkileyen medikal bir sorundur. İnfertilite; %35 oranında kadına ait nedenler, %30 oranında da erkeğe ait nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Çiftlerin %20'inde erkek ve kadın faktörü birlikte bulunmakta, %10-15'inde ise infertilite nedeni bilinmemektedir. İdiyopatik erkek infertilitesinin nedeni halen bilinmemekle birlikte vakaların önemli bir kısmında genetik bir defektin varlığı düşünülmektedir. Dişi infertilitesinin nedenleri; yumurtlama problemleri, tubal-peritoneal faktörler, endometriosis ile ilgili problemlerden kaynaklanabilir. Erkeklerde infertilitenin başlıca sebepleri; oligospermi, astenospermi, teratozoospermi ve vakaların %20-25’inde görülen azoospermidir. İnfertilitenin genetik sebepleri; Y kromozom delesyonları, tek gen hastalıkları, multifaktoriyel sebepler ve kromozom anormallikleri olabilmektedir. Genellikle genetik değerlendirme ve danışma, infertil çiftlerin sağlıklı bebek dünyaya getirme şansının artmasına yardımcı olabilmektedir. Genetik danışmanlık; medikal, sosyal, üreme ve her iki ebeveynin genetik geçmişini araştıran durumlarla başlamalıdır. Bu derleme insan infertilitenin sebeplerine özellikle erkek ve kadın infertilitesinin moleküler temeline bir bakış açısı sağlamaktadır.
Anahtar kelimeler: Erkek infertilitesi, Kadın infertilitesi, Y kromozom, Fertilite genleri |
PEDİATRİ, 18(7):38-44, 2006
Down sendromu |
Dr. Mustafa Aydın *, Dr. Nimet Kabakuş *, Dr. Kenan Özcan **, Dr. Erdal Taşkın **, Dr. Ferda Özlü **
* Fırat Üniversitesi ve ** Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları |
|
|
Down sendromu; 21. kromozomda fazla genetik materyal içeren, orta düzeyde MR ve multipl organ sistemlerinin değişik anomalileri ile karekterize genetik bir bozukluktur. Bu sendroma MR, dil ve hafıza problemleri gibi karekteristik fiziksel ve nöro-psikolojik bulgular eşlik eder. Bu bilişsel yetersizliklerin nöro-anatomik temelleri henüz tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Down sendromu riski; farklı maternal yaş dağılımı, prenatal tanı kullanımı, gebeliğin elektif sonlandırılması ve sitogenetik analizler gibi faktörlere bağlı olarak ırk / etnik gruplar arasında farklılıklar gösterebilir |
BESLENME, 18(7):49-55, 2006
Diyet posasının genel ve tıbbi beslenme tedavisindeki yeri ve önemi |
Doç. Dr. Seyit Mercanlıgil, Yrd. Doç. Dr. Gülhan Samur
Hacettepe Universitesi STYO Beslenme ve Diyetetik Bölümü |
|
|
Diyet posası, fiziksel ve fizyolojik fonksiyonları, gastrointestinal yoldaki farklı lokal ve sistemik etkileri nedeni ile beslenmede ve tıbbi beslenme tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Diyet posası, bitkilerin yapısında bulunan selüloz, hemiselüloz, lignin, pektin ve sakızlardan oluşan, genellikle insanlar tarafından sindirilemeyen bileşikler olup selüloz, hemiselüloz, ‚-glukanlar, musilaj ve gum gibi nişasta olmayan polisakkaritleri ve polisakkarit olmayan lignini içermektedir. Diyette posanın bulunması, besin emilimini, sterol metabolizmasını, karbonhidrat ve yağ metabolizmasını, dışkı hacmini ve ağırlığını, kolon fermentasyonunu, barsak yapısını, bariyer fonksiyonunu ve immun fonksiyonu etkiler. Posanın bu fizyolojik etkilerini gösterebilmesi fiziksel özelliklerine bağlıdır. Diyet posanın iki yönlü yararı vardır. Birincisi sağlıklı yaşamın sürdürülmesi ve bazı hastalıklardan (kanser, diyabet, kalp damar hastalıkları gibi) korunma için önemlidir. İkincisi ise, hastalıkların (diyabet, metabolik sendrom, kalp damar hastalıkları vb.) tıbbi beslenme tedavilerinde önemlidir. Günlük posa gereksinimi, yetişkinler için günlük 25-30g veya günlük diyetin her 1000 kkalorisi için 10-13g olarak önerilmektedir. |
İÇ HASTALIKLARI, 18(7):56-60, 2006
Diyabetik hasta eğitimi
Hastaların bilgisi ve metabolik değerleri üzerine etkisi |
Dr. Ahmet Uykaç *, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu **, Prof. Dr. Ümit Karayalçın ***
Türk Diyabet Cemiyeti Antalya Şubesi Başkanı, ** Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı, *** Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı |
|
|
Diyabetik hasta eğitiminin, hastaların bilgi düzeyleri ve metabolik değerlerini nasıl etkilediğini araştırmak amacıyla dünyadaki uygulamalar incelenerek ve diyabet hastalarıyla görüşülerek, gereksinim duyulan bilgi ve beceriler belirlenmiş ve bir diabet hasta eğitim programı hazırlanmıştır. Bir günlük programda yer alan başlıklar “Genel Bilgiler”; “Diyet ve Egzersiz”; “Oral Antidiyabetikler”, “İnsülin ve Hipoglisemi”; “İnsülin Enjeksiyonu”; “Komplikasyonlar ve Ayak Bakımı” idi. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde takip edilen önceden eğitim almamış ardışık 77 hasta eğitim verilmek üzere çalışmaya alındı. Eğitim öncesinde katılımcıların bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla 25 soruluk bir çoktan seçmeli soru sınavı yapıldı. Her sorunun değeri 4 puan olup, toplam 100 puan üzerinden katılımcıların bilgi düzeyleri belirlendi. Aynı zamanda Açlık kan şekeri (AKŞ),Tokluk kan şekeri (TKŞ) ve Hemoglobin A1c (HbA1c) değerleri ölçülerek not edildi. Eğitim programı 3-10 kişilik gruplarda interaktif eğitim yöntemleri, görsel-işitsel cihazlar kullanılarak yürütüldü. İnsülin enjeksiyonu anatomik maketler üzerinde öğretildi. 3 ay sonra ulaşılabilen 68 hastaya (4 Tip I DM; 63 Tip II DM ve 1 bozuk glukoz tolerans testi) aynı sorular sorulup, aynı tetkikler yapıldı ve eğitim öncesine göre bilgi düzeyi skorları ve metabolik parametrelerinde bir değişiklik olup olmadığı incelendi. Katılımcıların bilgi düzeyi skorlarının ortalaması eğitim öncesine (55.2±24.8) göre eğitim sonrasında (62.4±28.4) anlamlı artış gösterdi. Eğitim öncesinde ortalama AKŞ, TKŞ ve HbA1c değerleri sırasıyla 161.8±62.9 mg/dL, 203.6±96.3 mg/dL ve % 7.4±1.9 olup eğitim sonrasında bu değerler sırasıyla 148.9±50.4 mg/dL, 169.0±72.6 mg/dL ve % 7.0 ±1.6’ya geriledi. Sonuçlara dayanarak, uygulanan bir günlük diyabetik hasta eğitim programının etkin ve önerilebilir olduğu düşünülmektedir. |
BİYOFİZİK, 18(7):61-63, 2006
Fizik ve biyolojik bilimlerin buluştuğu bir denklem: “Bernoulli” |
Yrd. Doç. Dr. Tamer Zeren*, Yrd. Doç. Dr. Nuran Ekerbiçer**
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi *Biyofizik ve **Fizyoloji Anabilim Dalı |
|
|
Daniel Bernoulli’nin de bir üyesi olduğu Bernoulli Ailesi, üç jenerasyon boyunca ünlü fizikçi ve matematikçileri içermektedir. Daniel Bernoulli temel bilimlerim metotlarını ailesinden öğrenmiştir. Ayrıca tıp üzerine de çalışmış ve matematik fiziğini bu çalışmalarının üzerine uygulamıştır. Doktora tezi solunum mekaniği üzerinedir. Bu çalışma ilk kez biyolojik bir problemi çözmek için matematik kullanılmıştır.
Daniel Bernoulli’nin sahip olduğu bu multidisipliner eğitim, O’nun Hidrodinamik isimli ünlü çalışmasını yaratmasına ve Bernoulli Denklemi’ni ortaya koymasına yardım etmiştir. Hidrodinamik, akışkanlar mekaniği ve enerjisinin fiziksel temelleri üzerine bir eserdi. Bernoulli Denklemi ise bir boru içinde akmakta olan sıvıdaki basınç, kinetik ve potansiyel enerjiler arasındaki dönüşümlere olan etkileri tanımlar. Bu yasa ile fizyolojik araştırmalar ve kardiovasküler tanı için invazif olmayan bir yöntem ortaya konmuş oldu. |
HALK SAĞLIĞI, 18(7):64-67, 2006
Sağlık çalışanlarında koruyucu lateks eldivenlere bağlı alerji riski |
Yrd. Doç. Dr. Nedime Köşgeroğlu *, Uz. Dr. Ünal Ayrancı **
Osmangazi Üniversitesi Eskişehir Sağlık Yüksek Okulu *, Mediko-Sosyal Merkezi ** |
|
|
Lateks alerjisi, 1990’lı yıllardan günümüze kadar sağlık çalışanları arasında olduğu kadar, endüstride yaygın kullanım alanı olmasından dolayı da önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Centers of Diseases Control and Prevention/CDC)’nin AİDS, Hepatit gibi kan yoluyla ve hasta dışkısı ve idrarı ile bulaşabilen enfeksiyonlardan korunmada eldiven kullanımını önermesi, lateks eldiven kullanımına bağlı alerji insidansını daha da artmıştır.
Balonlar, naylon oyuncaklar, bebek şişe uçları, kauçuk bandlar, yapışkan bandajlar, bebek bezleri, kondomlar gibi 40 binden fazla ürünün lateks içermesi nedeniyle lateksten tam korunma hem sağlık çalışanları hem de diğer sektördekiler için günümüzde mümkün görünmemektedir.
Dolayısı ile koruyucu amaçlı sağlık çalışanlarında basit deri testi ve IgE düzeylerinin belirlenmesi ile latekse allerjen olup-olmadıkları belirlendikten sonra iş dağılımlarının planlanmasında yarar vardır. |
PEDİATRİ, 18(7):68-71, 2006
Çocukluk çağında viral menenjitler
|
Dr. Erdal Taşkın, Dr. Kenan Özcan, Dr. Ferda Özlü
Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Bilim Dalı
|
|
|
Aseptik menenjitler, genellikle viruslara bağlı olmakla birlikte, değişik etkenlere bağlı olarak da gelişebilir. Enteroviruslar tüm vakaların %80’den fazlasından sorumludur. Enfeksiyonun diğer sık nedenleri arasında Arboviruslar ve Herpes virus, yine kabakulak virusu yer almaktadır. Aseptik menenjit kabakulak enfeksiyonun tek belirtisi olabilir. Viruslar dışında aseptik menenjite neden olan diğer etkenler arasında, leptospiralar, mikobakteriler ve kriptokoklarsayılabilir. Viral etkenlerden echovirus, coxsackie virus, herpes simplex virus ve human immundeficiency virus (HIV) gelişmiş ülkelerde ilk sırada yer alırken; poliovirus, kabakulak virusu ve lymphocytic choriomeningitis virus gelişmekte olan ülkelerde daha sıktır. |
MİKROBİYOLOJİ, 18(7):76-83, 2006
Konya bölgesinde farklı yaş gruplarında difteri antikorlarının ELISA yöntemi ile araştırılması |
Uz. Dr. Zeynep Ülker, Uz. Dr. Mehmet Özdemir, Prof. Dr. Bülent Baysal
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Çocuk ölümlerinin önemli bir kısmı, aşı ile önlenebilir enfeksiyon hastalıkları nedeniyle oluşur. C.diphtheriae toplumda epidemiler oluşturabilir. Koruyucu olmayan antikor düzeylerinde bu etken ölümcül hastalıklara yol açar. Bu tür salgınlarda aşılama hayat kurtarıcıdır. Bu çalışmada Konya bölgesindeki Difteri aşılamasının etkinliğini ve koruyuculuğunu araştırmayı amaçladık.
Bu amaçla Konya bölgesindeki yaşları 1-40 arasında değişen sağlıklı 184 kişi çalışmaya dahil edildi. Serum örnekleri 1Ağustos 2003-30 Ekim 2004 tarihleri arasında toplandı. Serolojik çalışma C.diphtheriae için standardize edilmiş ELISA yöntemi ile yapıldı; sonuçlar IU/ml olarak değerlendirildi. Çocuk ve erişkin yaş gruplarının her ikisinde de, serumda C.diphtheriae’ye karşı koruyucu antikor seviyeleri mevcuttu. Bu tür çalışmalar değişik bölgelerdeki difteri seroprevalansını tespit açısından önem taşımaktadır. |
HEMŞİRELİK, 18(7):72-75, 2006
Koroner anjiografi işlemi ve hemşirelik uygulamaları |
Araş. Gör. Seçil Ekiz *, Yrd. Doç. Dr. Fügen Göz **
Kocaeli Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu* ve Dicle Üniversitesi Diyarbakır Atatürk Sağlık Yüksek Okulu **
|
|
| |
SPOR VE TIP
Yüzmenin biyomekaniği ve yaralanmaların önlenmesi, , 18(7):85-90, 2006
Yeni kulaç atma teknikleri ve tıbbi düşünceler |
James N. Johnson, MD; Jason Gauvin, PT, ATC Michael Fredericson, MD
|
|
| |
PGM
Kişisel zafiyetleri olan doktora etkin yaklaşım
-YORUM-, 18(7):17-19, 2006 |
|
|
|
Eyalet Tabip Odaları Birliği (The Federation of State Medical Boards) bilişsel, motor veya algılama becerilerini olumsuz etkileyen bir akıl hastalığı, fiziksel rahatsızlık veya hastalıkları veya madde kötüye kullanımı öyküsü olan, tıbbi uygulamaları makul bir beceri ve güvenirlikle yerine getiremeyen doktoru kişisel zafiyeti olan doktor olarak tanımlamaktadır. |
PGM
Reçeteye tabi ilaçların kullanımı ve kötüye kullanımı, 18(7):20-25, 2006
Risk faktörleri, uyarılar ve korunma stratejileri |
J.Harry Isaacson, MD John A. Hopper, MD Daniel P. Alford, MD, MPH Ted Parran, MD
|
|
|
Denetime tabi maddelerin reçetelendirildiği az, ancak anlamlı sayıda hastada kötüye kullanım olayları saptanmaktadır. Doktorlar, gereksiz risklere neden olmaksızın hastanın rahatsızlığını uygun biçimde giderme arasında bir dengeyi sürdürmeleri gerekir. Birkaç hasta ve doktora ilişkin etmen, reçetelendirilmiş ilaç kötüye kullanım riskini artırmaktadır. Bu etmenlerin bilinmesi ve korunma stratejilerinin uygulanması, doktorların denetime tabi maddeleri güvenli ve etkin biçimde reçetelendirilmesine olanak tanıyabilmektedir. |
PGM
Kumar oynama hastalığı, 18(7):26-31, 2006
Gelecekleri risk altında olan hastalara bu riskli davranıştan uzaklaşmaları konusunda nasıl yardımcı olabiliriz |
Leena M. Sumitra, MD Shannon C. Miller, MD
|
|
|
Kumar oynama hastalığı ciddi toplumsal, ailesel ve bireysel komplikasyonları olan giderek ağırlaşan bir kamu sağlığı sorunudur. Kolayca taranabilen, Adsız Kumarcılar Derneğinin (Gamblers Anonymous) yardımı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla tedavi edilebilir bir tutkudur. Kumar oynama hastalığı madde kullanım bozukluklarına benzemesine rağmen uzun süreli bir tutku olduğu, bilinen bir nörolojik-bilişsel kötüleşme kalıbından yoksun, kontrol altına alınamayan bir içtepki modelini temsil ettiği için, bu rahatsızlık ilerde ideal bir nörobiyolojik araştırma konusu olacaktır. Fizyopatolojik etmenlerin kavranması ve tedavisinde sürekli gelişmelerin olması beklenmektedir. |
PGM
Diyabetik ayak ülserlerinde osteomiyelit, 18(7):45-48, 2006
Erken tanı ampütasyonu engelleyebilir |
Matthew K. Schinabeck, MD John L. Johnson, MD
|
|
|
Birleşik Devletlerde diyabetik ayak osteomiyeliti ciddi bir sorun olup, bu sorun diyabetik hasta topluluğunda saptanan yüksek orandaki alt ekstremite ampütasyonlarından kısmen sorumludur. Biz doktorlar, osteomiyelit nedenli diyabetik ayak ülserli hastaları değerlendirmede yetersiz kalmaktayız. Sıklıkla osteomiyelit belirti ve bulguları mevcut olmayıp, basit laboratuvar testlerine güvenilemez. Sıklıkla, tanı için radyografik görüntüleme tetkiklerine gerek duyulmaktadır.
Ardışık fizik muayeneler ve uygun görüntüleme tekniklerinin bilinçli kullanımı meşgul aile hekimlerine infeksiyonun erken evrelerinde ayak ülserli diyabet hastalarında osteomiyelitin tanı ve tedavisi konusunda yardımcı olabilir. Burada sunulan bilgiler temelinde Şekil 4’teki algoritmayı önermekteyiz. MRG’nin kontrendike olduğu hastalarda ve MRG olanağının bulunmadığı kurumlarda nüklear tıp tetkiklerinin kullanımı düşünülebilir. |
PGM
Böcek sokması alerjisinin tedavisi, 18(7):12-16, 2006
Venom immünoterapisinin tüm ayrıntıları |
|
|
|
Böcek sokmalarına karşı şiddetli, hatta ölümcül reaksiyonlar oluşabilmektedir. Adrenalin, birçok reaksiyonu hızla geri döndürebilmesine rağmen bazı reaksiyonlar birden fazla doz antihistaminik ve sıvı tedavisini gerektirebilmektedir. Bu nedenle, yaygın reaksiyonları olan hastalar için reaksiyonların hemen hemen tümünü önleyen VIT uygulaması düşünülmelidir. |
 |
SENDROM II
TOKSİKOLOJİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|