 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
OCAK 2007
|
TIP TARİHİ 19(1):26-34, 2007
Türk sineması senaryolarındaki hastalık kavramının eleştirel değerlendirilmesi |
Yrd. Doç. Dr. Serap Şahinoğlu
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı |
|
|
Çoğu zaman filmlerin, insanlar arasında ortak bir duyguyu yaşatma, çeşitli olaylar karşısında insan davranışının belirlenmesinde etkili olabilme niteliği taşıyabileceğini söyleyebiliriz. Buradan yola çıkarak filmler aracılığıyla genel izleyiciye hastalık konusunda ne gibi bir mesaj(lar) verildiği, film yönetmenlerinin neleri hastalık olarak gördüğü ve en çok hangi hastalıkları filmlerde kullandığı, toplumun hastalıktan ve tedaviden ne anladığı ve bu konudaki beklentilerinin neler olduğu gibi sorularımıza yanıt arayabiliriz. Bu amaçla, Türkiye’de çevrilmiş filmlerin senaryo özetleri eleştirel olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu inceleme sırasında filmlerde geçen hastalıklar, bunların o tarihsel süreçle uygun olup olmadığı ve o hastalıklarla ilgili toplumsal değer yargısını yansıtıp yansıtmadığı araştırılmıştır. Çalışma Türkiye’de 1996 yılına kadar çekilen tüm film senaryolarını kapsayan, niceliksel bir araştırma olmasının yanı sıra, aynı zamanda Türkiye’deki filmlerde geçen hastalık türleri, toplumun hasta ve hastalığa bakış açısının filmlere nasıl yansıdığını ele alan bir çerçeve çalışma niteliğini de taşımaktadır. |
KARDİYOLOJİ, 19(1):35-38, 2007
Koroner arter hastalığından korunma
Nasıl yapalım? |
Uz. Dr. Ahmet Sekban, Prof. Dr. Nurgül Keser
Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı |
|
|
Koroner arter hastalığı günümüzde mortalite ve morbiditenin en önemli sebeplerinden biridir.Koroner arter hasatlığının %95’inden aterosklerozun sorumlu olduğu ve aterosklerozu hızlandıran bir takım faktörlerin varlığı uzun yıllardan beri bilinmektedir.Risk faktörleri denen bu etmenlerin iyi bilinmesi ve düzeltilebilir olanların normal sınırlara çekilmesi ile hem mortalite hem de morbidite azalmakta, diğer taraftan hastalığın tedavisi ile karşılaştırıldığında maliyet etkinlik açısından oldukça olumlu sonuçlar elde edilmektedir. Bu durumda koruyucu hekimlik koroner arter hastalığı açısından tedavi edici hekimlikten daha ön planda olmalıdır.Hastalık ortaya çıktıktan sonra yapılan koruyucu tedavi ve ilaç dışı yaklaşımlar ise hastanın yaşam kalitesini artırmakta ve mortaliteyi azaltmaktadır. |
AİLE HEKİMLİĞİ, 19(1):39-43, 2007
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı
Epidemiyoloji, risk faktörleri ve sosyoekonomik yükü |
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı |
|
|
KOAH sıklığı giderek artan ve toplumlara ciddi ekonomik ve sosyal yük getiren önlenebilir ve tedavi edilebilir bir halk sağlığı sorunudur. Pek çok ülkede 40 yaş üzeri nüfusun yaklaşık dörtte birinin bilinen ya da bilinmeyen KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir Mevcut KOAH hastalarının ise ancak yarısından azına tanı konabilmektedir. KOAH nedeniyle ölüm oranları ise Avrupa ülkelerinde 100 binde 6’dan100 binde 95’e kadar değişmekte olup, ülkemizde ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer aldığı düşünülmektedir. Yaş, genetik, sosyo ekonomik durum, açık ve kapalı alanlarda hava kirliliği, beslenme gibi çeşitli risk faktörlerinin KOAH gelişimi üzerindeki etkileri araştırılmış olsa da en önemli etken sigara kullanımıdır. Dolayısıyla, KOAH karşıtı mücadele, sigaraya karşı verilecek mücadeleden bağımsız düşünülemez. Ülkemizde KOAH yaygın olarak ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında tanı almakta ve tedavi edilmektedir. KOAH ile ilgili doğrudan tıbbi bakım harcamalarının önemli bir kısmını hastaneye yatma, acil durumlar ya da plan dışı hekim ziyaretleri oluşturmaktadır. Bu da KOAH hastalarının birinci basamakta iyi yönetilmesi halinde doğrudan maliyetlerin düşürülebileceğini göstermektedir. KOAH morbidite ve mortalite oranlarını düşürmenin, mali ve sosyal yükünü azaltmanın yolunu yolu mutlaka birinci basamak hekimlerinin bu hastalığın yönetiminde daha aktif rol almasından geçmektedir ve bunu başarmak için birinci basamakta kullanıma uygun tanı ve tedavi rehberlerine gereksinim vardır. Gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkelerde bu tür rehberlerin solunum hastalıklarının morbidite ve mortalitesini düşürmede etkili olduğu gösterilmiştir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan birinci basamağa yönelik rehberlere KOAH’ın da eklenmesi hastalıkla mücadelede öncelikli hedefler arasında olmalıdır. |
KONUK YAZAR, 19(1):44-47, 2007
Hamilelik ve periodontal hastalıklar |
Dr. Dt. Ufuk Sezer
Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı |
|
|
Özellikle ağız hijyeni kötü olan hastalarda bazı özel durumlar gingival sağlığı etkilemekte ve var olan hastalığı şiddetlendirmektedir. Hamilelikte bu durumlardan biridir. Ayrıca hamile bireylerdeki periodontal hastalıklarla preeklempsi, premature doğum ve düşük doğum ağırlığı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan literatürler mevcuttur. Periodontal hastalıklarda rol alan bazı bakterilerin anneye ait bazı dokularda da var olduğu gösterilmiştir. Hamilelik süresince bu durumların önlenmesinde diş ve tıp hekimlerine önemli roller düşmektedir. |
FİZYOLOJİ, 19(1):48-54, 2007
Leptin ve mide |
Dr. Sevim Ercan
Akdeniz Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu |
|
|
1994’te Zhang ve arkadaşları tarafından keşfedilen, obes (ob) gen ürünü, 16 kDa ağırlığında bir protein olan leptinin besin alımı ve kullanımında rolü olduğu bilinmektedir. Leptin primer olarak adipozitlerden salınmaktadır. Bununla birlikte, plasenta, beyin, iskelet kası, kemik iliği ve mide ek kaynaklar olarak görünmektedir. Vücut ağırlığının düzenlenmesinin yanı sıra, leptin üreme, hemapoetik ve metabolik sistemleri de etkiler. Leptin reseptörleri, akciğer, mide, ince barsak, kalp, beyin, dalak ve kası kapsayan birçok dokuda bulunmaktadır. Sıçan ve insan midesinde de leptinin kendisi ve reseptörlerinin varlığı saptanmıştır. Leptin yeni bir gastrik hormon olarak önemli fizyolojik ve patofizyolojik roller oynayabilir. Gastrik leptinin yemek miktarının kontrolüne katılmasının yanı sıra mukozal koruyucu olduğu da son gözlemlerle desteklenmektedir. |
BESLENME, 19(1):75-80, 2007
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında oluşan beslenme sorunları ve beslenme tedavisi |
Uz. Dr. Güzin Tümör, Doç. Dr. Seyit M. Mercanlıgil *
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Diyetetik Bölümü, * Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü |
|
|
Genellikle, kronik obstrüktif akciğer hastalığı(KOAH) olan hastalarda malnütrisyon gelişir. Malnütrisyonun ağırlık kaybına neden olduğu bilinmektedir.Obezite de bu hastalar için önemli bir sorundur.Bu nedenle,beslenme tedavisi KOAH için önemlidir.KOAH’lı hastalar için yeterli enerji,vitamin,mineral ve 1.5-2g/kg/gün protein alımları önerilmektedir. Ayrıca,düşük karbonhidrat ve yüksek yağ içeren özel bir diyet KOAH’ın akut dönemini kontrol altına almak için yararlı olabilir. |
ANATOMİ, 19(1):81-84, 2007
Gebe sıçanlarda olfaktor epitelinin histomorfometrik olarak incelenmesi
|
Yrd. Doç. Dr. Gül Güven, Dr. Gürsel Ortuğ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi T›p Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı
|
|
|
Bu çalışmada gebe ratların olfaktor epiteli incelemeye alındı. Çalışmada; hamilelik sürecinde, olfaktor epitelde bir değişiklik olup olmadığını araştırmak amaçlandı. Gebe ratlar, bir gece çiftleşme sonrası yapılan vaginal yayma ile tespit edildi. Gebe ratlar, gebeliğin 14.gününde, kardiyak perfüzyona tabi tutuldu. Alınan olfaktor epitel dokuları rutin histolojik takipten geçirildi. Gebe ratlarda olfaktor epitel kalınlığı istatistiksel olarak kontrole göre anlamlı bir artış gösterdi (p< 0,05). Bunun yanında; koku tomurcukları belirgindi. Fakat birim olfaktor epitel uzunluğu başına düşen ortalama koku tomurcuğu sayısı, anlamlı bir fark göstermedi. TEM incelemelerinde; olfaktor reseptör hücrelerin apikal sitoplazmasında mitokondriyon artışı ve destek hücrelerin salgı veziküllerinde artış gözlendi. Sonuç olarak; gebe ratların olfaktor mukozasında bazı histomorfolojik değişiklikler vardır. Bu değişiklikler koku alma duyusunu etkileyebilir ve gebelikteki hormonal değişikliklerle ilgili olabilir. |
HEMŞİRELİK, 19(1):85-90, 2007
Hastanede yatan hastaların öz-bakım gücünün belirlenmesi
Öz-bakım gücünü geliştirmeye yönelik verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi |
Öğr. Gör. Rukiye Aylaz, Öğr. Gör. Hatice Oltuluoğlu, Öğr. Gör. Özkan Ateş, Hemş. Remziye Cici *, Hemş. Güzide Şen *, Doç. Dr. Ayhan Koçak *
İnönü Üniversitesi Malatya Sağlık Yüksekokulu, * İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı
|
|
|
Beyin cerrahi servisinde yatan hastaların öz-bakım güçlerini belirlemek ve öz-bakım bakım gücünü artırmada hemşirenin eğitici rolünün etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır.
Bu araştırma ön test son test kullanılarak yarı deneysel bir çalışmadır. Mayıs- Eylül 2005 tarihlerinde İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi beyin cerrahi servisinde yatan hastalar arasından araştırmaya katılabilme özelliğine sahip ve istekli olan 40 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur.
Verilerin toplanmasında; araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demograŞk özelikleri içeren 16 soru ile “Öz-Bakım Gücü Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi yüzdelik, ortalama, standart sapma, varyans analizi ve t testi ile değerlendirilmiştir.
Eğitim öncesi ÖBGP ortalaması 62.90±14.61 olan hastaların eğitimin sonrasındaki ÖBGP ortalaması 73.90±15.53 olarak belirlenmiştir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t=-3.70, p<0.05).
Beyin cerrahi servisinde yatan hastalara uygulanan hemşirelik bakımı ve eğitimin hastalarda öz-bakım gücünün artmasına, dolayısı ile yaşam kalitesine katkı sağlandığı görüldü. |
ACİL TIP, 19(1):91-93, 2007
Torasik ektopia kordis |
Uz. Dr. Murat Orak, Uz. Dr. Mehmet Üstündağ, Doç. Dr. Cahfer Güloğlu, As. Dr. M. Burak Sayhan, As. Dr. Mahmut Taş
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı
|
|
|
Ektopia Cordis (EC) kalbin göğüs duvarı dışındaki pozisyonda bulunmasıdır. Torasik Ektopia Cordis (TEC) nadir olarak 5,5–7,9 / milyon canlı doğumda bir rapor edilmiştir. EC servikal, servikotorasik ve daha fazla sıklıkla torakoabdominal ve abdominal tiplere ayrılır. TEC komplet ve inkomplet diye sınıflandırılır. Komplet TEC’de kalp perikardiyal örtü ile kaplı olmayıp torasik kavitenin dışında bulunur. İnkomplet TEC’de kalbin pulsasyonları derinin üstünden inspeksiyonla fark edilir. Biz bu çalışmada TEC’li bir olguyu, literatür ışığı altında irdeledik. |
CFP
Yarının aile hekimleri için yayıncılık, 19(1):9-14, 2007 |
Dr. Marie-Thérèse Lussier
|
|
| |
CFP
Kronik pelvis ağrısına yaklaşım, 19(1):15-22, 2007 |
Risa Bordman, MD, CCFP, FCFP; Bethany Jackson, MD, CCFP
|
|
|
AMAÇ: Kronik pelvis ağrısı (KPA) denilen semptom kompleksine pratik bir yaklaşım sunmak. Kronik pelvis ağrısı işlevsel sakatlığa neden olacak derecede şiddetli, tıbbi veya cerrahi tedavi gerektiren, menstrüasyonla ilişkisiz, 6 ay veya daha uzun süren ağrı olarak tanımlanmaktadır.
BİLGİ KAYNAKLARI: 1996 Ocağından 2004 Aralığına kadar MEDLINE, EMBASE ve Cochrane Sistematik Derlemeler Veri Tabanı (Database of Systematic Reviews) taranmıştır.
ANA MESAJ: KPA’da ağrı jinekolojik, ürolojik, gastrointestinal, kas-iskelet sistemi veya psikonörolojik kaynaklı olabilmesine karşın KPA’dan çoğu kez 4 rahatsızlıktan (endometriyoz, adezyonlar, interstisyel sistit ve huzursuz bağırsak sendromu) sorumludur. Aynı hastada birden fazla ağrı kaynağı saptanabilmektedir. Tedavisi altta yatan rahatsızlık, ağrı veya her ikisinin birden tedavisini gerektirir. Ağrı giderimi için narkotik olmayan analjezikler ilk tedavi seçeneğidir. Ağrı döngüsel bir nitelik taşıyorsa hormonal tedaviler yararlıdır. Çevresel faktörleri ele alan tıbbi tedaviyi Şzyoterapi, psikoterapi ve diyet değişiklikleriyle bütünleştiren ve birden fazla uzmanlık alanını içeren bir yaklaşım en iyi sonucu vermektedir.
SONUÇ: Kronik pelvis ağrısı olan hastaların bakımı zorlu ve düş kırıcı olmasına rağmen, aile hekimleri tedavilerini düzenleme ve koordine etme açısından ideal bir konumdadır. |
CFP
Tanınız nedir?, 19(1):23-25, 2007 |
Patricia Ting, MSC, MD; Benjamin Barankin, MD, FRCPC
|
|
|
Otuz yedi yaşındaki bir kadın her iki bacağında birden fazla sayıda atrofik deri alanlarıyla başvurdu. Bu alanlar asemptomatik olduğu gibi “sigara kâğıdı sarılığında” görünüyordu. Yıllardan beri yavaş yavaş oluşmuşlardı. Birkaç yıl kangrenli piyodermi tanısıyla topikal kortikosteroitlerle tedavi edilmişti. |
PGM
Kronik böbrek hastalığı ilerlediğinde, 19(1):55-61, 2007 |
Ari Mosenkis, MD; Deepa Kirk, MD; Jeffrey S. Berns, MD
|
|
|
İlerlemiş kronik böbrek hastalığı veya son dönem böbrek hastalığı olanlar sık sık acil servise ziyaret ve daha sonra hastaneye yatışı gerektiren ciddi bir rahatsızlıkla yaşarlar. Sıklıkla bu hastalarla karşılaşan doktorlar nefroloji eğitimi almamışlardır. İlerlemiş kronik böbrek hastalığı ve son dönem böbrek hastalığı olanların devamlı bakımını üstlenen acil servis doktorları ve nefrolog olmayanların bu rahatsızlıkları olan hastalara mükemmel sağaltım sağlamak için birkaç temel ilkeye uymaları gerekir. |
PGM
Birincil sistemik amiloidoz, 19(1):62-67, 2007 |
Archano Roy, MD; Vivek Roy, MD
|
|
|
Birincil sistemik amiloidoz çok sayıda belirti veren seyrek görülen bir hastalıktır. Diyabet ve hipertansiyon yokluğunda nefrotik sendrom, iskemi, kısıtlayıcı kardiyak defektler, demiyelinizan polinöropatinin saptanmadığı kardiyomiyopati veya açıklanamayan hepatomegalinin doktoru amiloidoz olasılığı konusunda uyarması gerekir.
Amiloidozdan kuşkulanılan hastaların tanısal değerlendirmesindeki başlangıç aşamalar serum ve idrar immün elektroforezi ve immün Şksasyon tetkiklerini içerir. Tanı için doku biyopsisinde (ör. deri altı yağ) amiloit maddesinin gösterilmesi gerekir. Etkili tedavilerin var olması, birincil sistemik amiloidoz hastalarının prognozunu iyileştirmiştir. Etkili tedavi şansını optimal düzeye çıkartmak için erken tanı kritik önem taşır. |
PGM
Parkinson hastalığına kapsamlı bir yaklaşım, 19(1):68-71, 2007 |
|
|
|
Parkinson hastalığının tanı ve tedavisi zorluklarla doludur. Hastaların motor fonksiyonları geniş değişkenliklere maruz kalmaktadır. Ayrıca, motor fonksiyonları ilgilendirmeyen komplikasyonlar motor bozukluklar kadar hatta daha çok güçsüzlendirici olabilmektedir. Motor semptomların giderilmesinde levodopa halen en etkili ilaç olmasına karşın, uzun süreli levodopa kullanımı ağır diskineziler dahil motor komplikasyonların gelişmesiyle ilişkilidir. Bu nedenle, başlangıç tedavisi olarak selegilin veya bir dopamin agonisti tercih edilebilir. Beş yıl içinde veya motor semptomların düzelmesi için gerekli olduğunda karbidopa/levodopa (bir COMT inhibitörüyle birlikte veya yalnız başına) tedaviye ilave edilebilir. Tıbbi tedavi semptomları artık yeterince kontrol altına alamadığında cerrahi girişimin düşünülmesi gerekir. |
PGM
Burun kanamasında tampon uygulaması, 19(1):72-74, 2007 |
|
|
|
Bugün burun kanamasını dindirmek için doktorlar çeşitli nazal tamponlama seçeneklerine sahiptir. Ön loja sünger tampondan, çift balonlu katetere, daha sonraki aşamada Foley kateter ve gazlı bezle tamponlamaya geçiş oldukça basit ardışık bir tedavi yaklaşımıdır. Kanayan damarın (damarların) bağlanması veya embolizasyon gibi ileri tedavi gerektirmeyen burun kanamalarının çoğunda bu teknikler yeterli olmaktadır. |
 |
SENDROM II
GENETİK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|