 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
EKİM 2007
|
ORTOPEDİ, 19(10):31-35, 2007
Skolyoz ve konservatif tedavisi |
As. Dr. Yusuf İyetin, Uzm. Dr. Koray Ünay
SB Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği |
|
|
Vertebral kolonun 10 dereceden fazla açılanmasına skolyoz denir. Skolyozda vertebral kolonda rotasyonda mevcuttur. Vertebral kolonun eğikliği ile beraber kaburga kamburluğu da olabilir. Skolyozu strüktürel ve non-strüktürel olarak iki ana başlık altında sınıflayabiliriz. En sık tipi idiopatik tiptir. Skolyozun değerlendirilmesinde hikaye ve fizik muayene önemlidir. Değerlendirme ve takipte bazı parametreler vardır. Bu parametreler: skolyoz açısının ölçülmesi ( Risser-Ferguson tekniği veya Cobb-Libmann tekniği), skolyozun rotasyonunun ölçülmesi (Nash-Moe tekniği), Risser belirtisi ve Mehta’nın kosta-vertebral açısıdır. Bu parametreler aynı zamanda tedaviyi belirler. Skolyozun konservatif tedavisinin ana başlıkları fizik tedavi ve ortezdir. |
BESLENME, 19(10):43-48, 2007
Sağlık promosyon stratejisi olarak bebek ve okul öncesi çocuklarda fiziksel aktiviteyi artırmak |
Araş. Gör. Mine Yıldırım, Prof. Dr. Gülgün Ersoy
Hacettepe Üniversitesi Sağlık Teknolojisi Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü |
|
|
Yaşam şekli değişiklikleri giderek sedanter davranışları artırmaktadır. Bu sedanter değişiklikler bebeklikten başlayarak çocukları etkilemekte, obez çocuk, genç ve yetişkin nüfusun artmasına neden olmaktadır. Obezitenin önlenmesi temel hedef olmalıdır. Bunun için de çocukluk çağlarında sağlıklı, aktif yaşam alışkanlıklarının kazanılması ve sürdürülmesi gerekmektedir.
Sağlık personelleri, çocuklara sağlıklı bir başlangıç için iyi rol model olan ebeveyn eğitiminde önemli rol oynamaktadır. Özetle; ailelere, eğlenceli, ulaşılabilir, ekonomik, sedanter davranışları azaltan aktiviteler önerilirse obez çocuk sayısı azalacaktır. |
TIBBİ BİYOLOJİ, 19(10):65-70, 2007
Selenyumun insan sağlığı için önemi ve kanseri önlemedeki rolü
|
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı
|
|
|
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) dünya çapında görülme sıklığı giderek artan yaygın ve yeterince tanı konamayan bir hastalıktır. Birinci basamakta hastalığın yönetimine daha saldırgan ve fırsatçı bir yaklaşım benimsemek gerekmektedir. Burada verilen KOAH yönetimine yönelik IPCRG rehberi GOLD rehberleriyle tam bir uyum göstermektedir ve tanı koymak için spirometrenin gerekliliği yanında tedavinin hedeflerini de vurgulamaktadır. İçerisinde şiddetine göre hastalığın sınıflandırması, sigarayı bırakmak da dahil olmak üzere ilaç dışı tedavi, risk faktörlerinden kaçınma, hasta eğitimi, oksijen tedavisi ve farmakolojik tedavi, alevlenmelerin yönetimi, Pulmoner rehabilitasyonun rolü ve KOAH hastalarında izlem ve sürekli bakım gereksinimi konuları yer almaktadır. |
TIBBİ BİYOLOJİ, 19(10):65-70, 2007
Selenyumun insan sağlığı için önemi ve kanseri önlemedeki rolü |
Araş. Gör. Ayşegül Çebi-İlhan, Yrd. Doç. Dr. Gamze Uğurluer *
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve * Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalları
|
|
|
Selenyum (Se) insan sağlığı için gerekli bir iz elementtir. Se ile ilgili son zamanlarda pek çok çalışma yapılmıştır, artan kanıtlar selenyumun bazı kronik hastalıkları önlediğini ve antikanserojen özellikleri olduğunu göstermektedir. Se eksikliğinin kalp damar rahatsızlıkları, sindirim bozuklukları, romatizmal hastalıklar ve kanser gibi çeşitli problemlerle ilişkisi yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Se’un hücre üzerindeki etkileri konsantrasyonuna bağlıdır. Fazla miktarda alındığında bu elementin toksik etkisi bulunmaktadır. Selenoproteinlerin bir parçası olan Se enzimatik ve yapısal rolünün olmasının yanında önemli bir antioksidandır. Selenyum detoksifikasyon enzimlerinden olan glutatyon peroksidazın (GPX) aktif bölgesinde yer alır. |
HALK SAĞLIĞI, 19(10):71-74, 2007
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırma görevlilerinin iş ortamına ilişkin değerlendirme ve beklentileri |
Öğr. Gör. Neriman Aydın, Araş. Gör. Dr. Ferhat Coşkun, Araş. Gör. Dr. Ömer Balcı, Araş. Gör. Dr. Hilal Turan, Araş. Gör. Dr. Devlet Songur, Araş. Gör. Dr. Meltem Akın, Yrd. Doç. Dr. Birgül Özçırpıcı, Prof. Dr. Servet Özgür
|
|
|
Sağlık alanı; yoğun stresler yaşayan hasta bireye hizmet verme güçlüğünün yanı sıra, bu alanda görev yapanların günlük çalışmalarında sık sık stres yaratıcı olaylarla karşı karşıya kalmaları nedeniyle, diğer iş ortamlarından farklılık göstermektedir.
Bu çalışma, Haziran 2006’da Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ihtisas yapmakta olan toplam 261 araştırma görevlisinde yapılmıştır. Araştırma görevlilerinin 226’sına (%86.6) ulaşılmıştır. Hazırlanan anket formu, yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmış, elde edilen veriler bilgisayara kaydedilerek SPSS 13.0 istatistik programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya alınan araştırma görevlilerinin 80’i (%35.4) kadın, 146’sı (%64.6) erkektir. Temel bilimlerde, dahili ve cerrahi bilimlere göre kadın sayısı daha fazladır (¯2=25.6, p=0.000). Araştırmaya alınan araştırma görevlilerinden erkeklerin yaş ortalaması 29.8±3.7, kadınların yaş ortalaması 28.1±2.2 olarak bulunmuştur (t=4.4, p=0.000). Araştırma görevlileri haftada ortalama 78.3±28.1 saat çalışmaktadır. Araştırma görevlilerinin 116’sı (%51.3) mesleği ile ilgili gelecek kaygısı taşımaktadır. Araştırmaya alınan araştırma görevlilerinin 137’si (%60.6) son bir yıl içinde sözel ve/veya fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Çalışma ortamının stresli olması araştırma görevlilerinin 202’si (%26.6) için bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Düşük ücret, araştırma görevlilerinin %80.5’i tarafından stres kaynağı olarak gösterilmiştir. Hekimlerin %30.5’i hastalık bulaşma korkusu taşımaktadır.
Genel fizik koşullardan memnuniyetsizlik, insan sağlığı ile uğraşılan, yoğun dikkat gerektiren hekimlik mesleği için büyük bir risk faktörüdür. Olumsuz koşulların iyileştirilmesi yönünde düzenleme ve çalışmalar yapılabilmesi için araştırma verilerinin yol gösterici olacağı ümit edilmektedir. |
GERİATRİ, 19(10):75-82, 2007
Yaşlılarda üriner kontinansın tanı ve tedavisi |
Doç. Dr. Ahmet Turan Işık, Uz. Dr. Ergün Bozoğlu, Uz. Dr. Mustafa Cankurtaran
GATA Geriatri Bilim Dalı
|
|
|
Üriner inkontinans yaşlıda yaşam kalitesini, psikolojik ve fiziksel sağlığı etkileyen ve sık görülmesine karşın yaşlının ve hekimin ihmal ettiği geriatrik sendromların başında gelmektedir. Üriner ve fekal inkontinans öyküsünün ayrıntılı olarak sorgulanması, üriner inkontinans varlığı ve sebepleri açısından yaşlının gözden geçirilmesi, önlem ve tedavileri içeren stratejilerin oluşturulması geriatrik değerlendirmenin köşe taşlarından biri olmalıdır. Yaşlılara ve yakınlarına inkontinansın şiddeti azaltılabilen ve tedavisi olan bir hastalık olduğu anlatılmalıdır. Bu hedeflere ulaşmak için bir Geriatri uzmanının yönlendirdiği multidisipliner bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. |
NÜKLEER TIP, 19(10):83-85, 2007
Floroziste tüm vücut sintigrafisi bulguları |
Doç. Dr. Mustafa Yıldız, Araş. Gör. Dr. Harun Süslü, Yrd. Doç. Dr. Süreyya Çerçi, Araş. Gör. Dr. Meltem Özbek, Yrd. Doç. Dr. Celal Çerçi *
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp ve * Genel Cerrahi Anabilim Dalları
|
|
|
Endemik iskelet florzisi suda flor birikiminin neden olduğu kronik metabolik bir hastalıktır. Florid kemiklerde birikir ve tüm kemiklerde sertleşmeyi arttırır. Etkilenenlerde kemik ve eklemlerde hipertrofi izlenir. Kemik sintigrafisi kemik hastalığının değerlendirilmesinde klinik inceleme ve genel radyolojik görüntülemelerden daha etkilidir. İskelet florozisli 25 hastanın serum kalsiyum , inorganik fosfor, total alkalen fosfataz, kreatinin ve BUN değerleri analiz edildi ve hastalara tüm vucut kemik sintigrafisi çekildi . Serum kalsiyum , inorganik fosfor, total alkalen fosfataz, kreatinin ve BUN değerleri normal olarak bulunan olguların Tüm vucut kemik sintigrafisinde hastalarda , aksiyal iskelette (% 92), kostakondral eklemlerde (% 80), kalça eklemlerinde (% 72), dizlerde (% 84 ), ayak bileklerinde (% 80), omuzlarda (% 84 ), dirseklerde (% 36) , bileklerde (% 52), ellerde (% 48) ve ayaklarda (% 72) artmış radyoaktivite tutulumu izlendi. Ayrıca kravat sternum işareti (% 64) ve patella işareti (% 60 ) görüldü. 19 hastada (% 76) böbreklerin görüntüsü düşük düzeydeydi. Diğer kemik metabolizma göstergeleri normal olan endemik iskelet florozisli olgularda birçok sintigrafik bulgu tarafımızca tesbit edilmiştir. |
HEMŞİRELİK, 19(10):86-90, 2007
Aile planlaması tutumunun özellikleri, oluşması ve ölçülmesi |
Dr. Özlem Örsal Yrd. Doç. Dr. Nedime Köşgeroğlu
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eskişehir Sağlık Yüksekokulu
|
|
|
Bu çalışmada tutum geliştirmenin dinamiği ve aile planlamasına yönelik gelişen tutumları bilişsel- duyuşsal – davranışsal etkileşim süreci ile ilişkisinin, aile planlamasına yönelik tutumların geliştirmesindeki rolü incelenecektir. Bu amaçla; Tutum nedir?, “Aile planlamasına ilişkin tutumun özellikleri nedir? Aile planlamasına ilişkin tutum nasıl oluşur? Aile planlaması tutumunun bilinmesinin hemşirelik hizmetlerinin sunumundaki katkısı nedir? Aile planlaması tutumu ölçülebilir mi? Aile planlaması tutumunu kısa zamanda doğru ölçebilecek geçerli ve güvenilir araç var mıdır?, Aile planlaması tutum ölçeklerinin özellikleri nelerdir?” soruların cevapları tartışılacaktır. Ve bu konuda günümüze kadar geliştirilen tutum ölçekleri ile ilişkilendirilmiştir. |
PEDİATRİ, 19(10):91-94, 2007
Konjenital diseritropoetik anemi |
Uz. Dr. Fatih Erbey, Uz. Dr. Kenan Özcan, Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bayram, Prof. Dr. Atila Tanyeli
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
|
|
|
Konjenital diseritropoetik anemi (KDA)’ler; refrakter anemi ile ilişkili, inefektif eritropoez, eritroid öncü hücrelerinde çekirdek bozuklukları, birden fazla çekirdek ve karyoreksizin görüldüğü ailesel bozukları içermektedir. KDA’ler morfolojik ve serolojik olarak üç alt gruba ayrılmışlardır. Bu bozuklukla ilgili olarak orta derecedeki anemi; yaşamın erken dönemlerinde veya daha geç dönemlerinde, hatta erişkin döneminde saptanabilmektedirler. Bazı hastalarda talasemi benzeri tablo görülebilir. Bununla birlikte, infant döneminde aneminin oluşması ve ilerlemesi hastalığın bir kanıtı olabilmektedir.
Konjenital diseritropoetik anemi (KDA), nadir görülen herediter refrakter bir anemidir. İnefektif eritropoez, sekonder hemosideroz ve kemik iliğinde multinükleer eritrosit prekürsörlerinde sayıca artış ile karekterizedir. Burada KDA tanısı alan bir hasta sunulmuştur. |
AFP
Folik asitle zorunlu takviye, 19(10):58-62, 2007 |
Mark Lawrence, Lynn Riddell
|
|
|
NTD riskini azaltmak için zorunlu olarak folik asitle zenginleştirme sıklıkla farkına varıldığından çok daha karmaşık ve zorlu bir politik tartışmadır. Trajik koşullar için hepimiz basit çözümler isteriz. Bu politika başlangıçta ne kadar zorlu olursa olsun, potansiyel risklerin potansiyel yararlardan daha fazla olmaması önemlidir. Bu politikayla ilişkili birçok bilimsel ve etik belirsizlik yerine bu politikanın tartışılması hakkında Hipokrat’ın ne söyleyeceğini merak etmekteyiz.
Her yıl engellenmesi öngörülen 26 NTD’li gebelik Avustralya’da tüm NTD’li gebeliklerin % 8’ini temsil etmektedir. Aynı zamanda 20 milyon Avustralyalının yüksek yapay folik asit düzeylerine maruz kalmasının etik ve potansiyel risk kapsamlarının da dikkatle düşünülmesi gerekir Bu konu politika oluşturanlar için güçlü duygular uyandırır, özgün ikilemler ve zorluklarla karşı karşıya bırakır. Trajik bir tıbbi konuyu çözmeye yönelik sağlıklı beslenme yaklaşımını da beraberinde getirir. Bu ayrımın hem etkinlikten ödün veren hem de yarardan çok zarar getiren bir sonuca yol açabilmesinden kaygılanmaktayız. Kaynakları sağlam, hedefe yönelik folik asit takviyesi programının promosyonuyla NTD’li gebeliklerin sayısında daha büyük bir azalma sağlanabilineceğine inanmaktayız.
Avustralya’da beslenmeyle ilgili temel bilgilerin azlığı bilindiğine göre, bu ihtiyatlı davranış gerekliliği çok belirginleşir. Kapsamlı risk-yarar analizlerinin bulguları dahil yeterli bilgiler elde edilene kadar politika kararının geciktirilmesi tedbirli bir davranış olabilir. Zorunlu olarak folik asitle zenginleştirme politikasının Bakanlar Kurulu tarafından onaylanması için yeterli izlem ve değerlendirme esastır. Bu konuyla ilgili birçok bilimsel ve etik ikilemle karşı karşıya gelindiğinde karar verme konumundakilerin daha fazla bilgiyle bu hararetli tartışmaların çözümüne daha ihtiyatlı yaklaşabileceklerine inanmaktayız. |
AFP
Çocukluk çağında kanserden kurtulanların sağlıklı yaşamı, 19(10):63-64, 2007 |
Marina Reeves, Elizabeth Eakin, Sheleigh Lawler, Wendy Demark-Wahnefried
|
|
|
Queensland’da çocukken kanserden kurtulmuş kişilerde yürütülmüş bir çalışmanın sonuçları, çoğunun sebze ve meyve tüketimi, fiziksel aktivite gerekliliklerine ilişkin ulusal kılavuzlara uymadıkları, önemli bir bölümünün aşırı kilolu ve obez olduklarını göstermektedir. Bu kişiler, diyet ve fiziksel aktiviteleri iyileştirmeye yönelik sağlık promosyonlarına çok ilgi gösterdiklerini ifade etmişlerdir. |
AFP
Statin tedavisine ezetimib eklenmesi (EASY çalışması), 19(10):38-42, 2007
Avustralya pratisyen doktorlarının bir değerlendirmesi |
Leon A. Simons, Julie Symons
|
|
|
ARKA PLAN: Bir genel tıp uygulamaları ortamında İlaç Yararları Projesi (Pharmaceutical Benefits Scheme [PBS]) kılavuzlarına uyarak ezetimib mevcut statin monoterapisine eklendiğinde düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C) düzeylerinde ve hedeflenen LDL-C (< 2,5 mmol/L) düzeylerine ulaşan hastaların oranlarında oluşan değişiklikleri değerlendirmiştir. Koroner kalp hastalığı veya PBS koşullarına göre ezetimib alması uygun diabetes mellitus hastaları hedeflenmiştir. Statin tedavisine ek olarak bu hastalar 6 hafta boyunca günde 10 mg ezetimib ile tedavi edilmiştir.
BULGULAR: Yüz otuz hasta tedavi görmüş olmasına karşın etkililik için protokole göre 95 kişilik bir altgrubu inceledik. Düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol % 29 (% 95 güven aralığı : % 25-34 azalma) oranında düşmüş ve hastaların % 70’i (% 95 güven aralığı: % 59-79 azalma) hedef LDL-C (< 2,5 mmol/L) düzeylerine ulaşmıştır. Altı hasta yan etkiler nedeniyle çalışmadan çekilmiştir.
TARTIŞMA: Statine eklenen ezetimib ile Avustralya genel tıp uygulamaları ortamında LDL-C’deki değişiklikler ve hedeflere ulaşma kontrollü klinik çalışmalarda elde edilen bulgularlala büyük ölçüde uyumluydu. |
CFP
Uterus fibroidlerinin embolizasyonu, 19(10):10-15, 2007 |
Antony Raikhlin, Mark Otto Baerlocher, MD, Murray R. Asch, MD, FRCPC
|
|
|
Semptomatik fibroidli kadınlar için UFE’nin klasik cerrahi tedaviye göre etkili ve güvenli bir alternatif olduğu düşünülebilir. ‹lerde gebe kalmak isteyen kadınlarda miyomektomiye alternatif olarak UFE’nin oynadığı rol hâlâ belli değildir. Halen doktorlar histerektomi veya miyomektomi önerilen fibroidli hastaların tümüyle UFE seçeneğini tartışmalıdır. |
CFP
Tanı konamamış göğüs ağrısı tedavisine yaklaşım, 19(10):16-20, 2007 |
Nigel Flook MD CCFP FCFP, Peter Unge MD PHD, Lars Agréus MD PHD, Björn W. Karlson MD PHD Staffan Nilsson MD
|
|
|
Tanı konamamış göğüs ağrısının tedavisi birinci basamak doktorları için çok zor olabilirse de, pahalı araştırmalar veya sevklere en az gereksinmeyle optimal tedavi sunma fırsatı da sağlar. Ardından semptomatik kalp-damar hastalığı özenle araştırılması ve gerekirse atipik GÖRH için klinik değerlendirme tanı konamamış göğüs ağrısı olan hastaların tedavisi için sağlam bir temel oluşturacaktır. |
CFP
Yenidoğanlarda B grubu streptokok infeksiyonunun önlenmesi, 19(10):21-27, 2007
Winnipeg, Man’daki doktorların yaklaşımları |
Gerald Konrad MD AAFP, Susan Hauch MD CCFP, Christy Pylypjuk
|
|
|
Winnipeg’de aile hekimlerinin çoğu, hatta kadın-doğum uzmanlarının daha büyük bir bölümü (sırasıyla % 66 ve % 87) yenidoğan GBS infeksiyonundan korunmak için tüm GBS taşıyıcılarında genel kapsamlı taramalar yapmakta ve antibiyotik profilaksisi uygulamaktadır. Yaklaşımlar göz önüne alındığında, hem aile hekimleri hem de kadın-doğum uzmanları SOGC kılavuzları ve toplumun hasta bakım standartlarından etkilenmektedir.
Aile hekimlerinin kadın-doğum uzmanlarına kıyasla ayrı bir bakış açısından uygulamalarını sürdürdükleri gerçeği ve aile hekimleri perspektiflerine göre doğum öncesi ve obstetrik kılavuzlarının geliştirilmemiş olması genel kapsamlı tarama oranlarında farklılığı yansıtabilmektedir. Hasta tedavisine yaklaşımları hasta merkezli tedaviye dayalı bir ilişkiyi vurgulamaktadır. Aile hekimleri GBS taşıyıcılarına ilişkin doğum öncesi tarama ve genel kapsamlı antibiyotik profilaksisinin olası yarar ve zararlarının tartışılmasına dayanan karar verme mekanizmasına hastanın katılmasını sağlayan kılavuzlara gerek duymaktadır.
Hastaların özellikle yanlış algılamaları olan doktorlarla tartışmalara dayalı karar verme sürecine katıldıkları koşullarda, yenidoğan infeksiyon riskini abartılı değerlendirmenin kılavuzların uygulanmasında rol oynayıp oynamadığı belirlemek için ilave araştırmalara gerek vardır. |
CFP
Uterus arteri embolizasyonuyla fibroidlerin tedavisi sonrası gebelik, 19(10):28-30, 2007 |
Sukhbir S. Singh MD FRCSC, Risa Bordman MD CCFP FCFP, Nicholas Leyland MD MHCM FRCSC
|
|
| |
 |
SENDROM II
KULAK BURUN BOĞAZ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|