 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
ŞUBAT 2007
|
PEDİATRİ, 19(2):27-36, 2007
Çocukluk çağı lösemilerinde kromozomal bozukluklar |
Uzm. Dr. Mustafa Kömür, Uzm. Dr. Fatih Erbey, Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bayram, Prof. Dr. Atila Tanyeli
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı |
|
|
Kanser hücrelerinde değişik oranlarda farklı kromozom bozuklukları görülebilmektedir. Bu bozukluklar kompleks karyotipik bozukluklar olarak tanımlanmaktadır. Lösemilerde tespit edilen kromozomal bozukluklar tanı, tedavi ve prognoz açısından önemli bilgiler vermektedir. Bu bozukluklardan ALL de en sık t(12;21), t(1;19), t(9;22) ve t(4;11), AML de ise t(15;17), t(8;21) ve inv(16) bulunmaktadır. |
PEDİATRİ, 19(2):37-43, 2007
Çocukluk çağında akut lenfoblastik lösemi |
Uzm. Dr. Fatih Erbey, Uzm. Dr. Mustafa Kömür, Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bayram, Prof. Dr. Atila Tanyeli
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı |
|
|
Akut lenfoblastik lösemi (ALL), adölesan ve çocuklarda en sık görülen malignitedir. Bu yaş grubunda görülen kanserlerin %25 ini, çocukluk çağı lösemilerinin %75 ini ALL oluşturmaktadır. Etiyolojisi henüz tam olarak bilinmemektedir. Modern klinik onkolojinin gerçek başarısı çocukluk çağı ALL tedavisinde elde edilen başarıdır. Öyleki uygulanan yoğun kemoterapi rejimleri ile kür oranları %65 ten %80 lere kadar çıkmıştır.
Bu yazıda çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin epidemiyolojisi, patogenezi, kliniği, tedavi ve prognozu anlatılmıştır |
PEDİATRİ, 19(2):51-53, 2007
Lösemilerde minimal rezidüel hastalık |
Uzm. Dr. Fatih Erbey, Uzm. Dr. Mustafa Kömür, Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bayram, Prof. Dr. Atila Tanyeli
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı |
|
|
Son yıllarda lösemilerin tedavisinde çok önemli gelişmeler olmasına rağmen rölapslar hala önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Hasta klinik ve hematolojik olarak remisyonda kabul edildiği dönemde kemik iliğinde veya vücudun herhangi bir yerinde tespit edilen lösemik hücrelere minimal rezidüel hastalık (MRH) denir. MRH, tedavi süresince ve sonrasında rölaps riski hakkında fikir vermektedir. Ayrıca tedavinin yönlendirilmesinde de önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle kemoterapi sonrasında veya transplantasyon sonrasında rezidüel hücreleri saptayabilen duyarlı yöntemler klinik olarak çok önemlidir. |
İÇ HASTALIKLARI, 19(2):54-59, 2007
Tümör belirteçleri; nerede ve nasıl kullanılır? |
Yrd. Doç. Dr. Edip Uçar *, Doç. Dr. Nevin Yılmaz **
* Mustafa Kemal Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve ** Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı |
|
|
Tümör markerlerinin serum konsantrasyonu tümör türüne göre farklı oranlarda yükselir. Bu markerler her ne kadar tanı sırasında ve prognoz için yardımcı olsa da, asıl amaç primer tedavi sonrası hastalığın takibinde kullanılabilirliğidir. Tümör markerleri hakkındaki diğer bakış açıları bu derlemede tartışılacaktır. |
ANATOMİ, 19(2):60-63, 2007
Postnatal beyin gelişimi |
Uz. Dr. Müjde Uygur, Prof. Dr. Gülgün Kayalıoğlu
Ege Üniversitesi Tıp Fakülesi Anatomi Anabilim Dalı |
|
|
Beynin postnatal gelişmesi yanlızca hacimsel olarak artış şeklinde değil, aynı zamanda yapısal kompleksliğinin de artması şeklinde olur. Beyin maturasyonunda nöronlar arasındaki bağlantıların olağanüstü artar. Postnatal nöral gelişimin seyri birbiriyle çakışan dört farklı işlemle olur. Bunlar, hücre doğumu (nörogenesis), göç (migrasyon), bağlantıların oluşması (sinaps oluşması, hücre ölümleri ve aksonal regresyon) ve myelinizasyondur. Memelilerde bu tür işlemlerin oluş zamanları arasında türler arasında önemli farklılıklar vardır. Tüm memeli türlerinde nöral gelişimin temelinde başlangıçta nöral elementlerin aşırı üretimi, ardından akson kollaterallerinin bazılarının regresyonu ya da nöronların geniş ölçüde eliminasyonu izlenir. Beyin gelişiminde nöronlar yaklaşık 10-18. postmenstruel haftada, nöroglialar ise 15. postmensturel hafta ile 2. postnatal yıl arasında ortaya çıkarlar. Myelin oluşumu hücresel proliferasyondan ve migrasyondan sonra başlar ve erişkinliğe kadar devam eder. |
HEMŞİRELİK, 19(2):78-82, 2007
Koroner arter hastalıklarında risk faktörleri ve birincil korunma |
Yard. Doç. Dr. Nesrin Nural, Öğr. Gör. Sevilay Hindistan
Trabzon Sağlık Yüksekokulu Dahiliye Kliniği |
|
|
Türkiye’de Koroner Arter Hastalıkları (KAH) major ölüm nedeni ve aynı zamanda yükdek morbitide nedenidir. Olumsuz yaşam tarzı (sağlıksız beslenme, sedanter yaşam, stres vb.) diyabet ve obesite sıklığının giderek artması koroner arter hastalığı insidansında artışıda beraberinde getirmiştir. Koroner arter hastalıklarının insidansını azaltmada ya da önlemede KAH’a neden olan risk faktörlerini tanımlamak önemlidir. Kardiovasküler risk faktörlerinin kontrolü ve önlenmesi yaşam sitili motifikasyonuna dayanmaktadır. Burda da doktor ve hemşireye önemli roller düşmektedir. |
ACİL TIP, 19(2):83-85, 2007
Heparine bağlı trombositopeni ve serebrovasküler tromboemboli
|
Dr. Behçet Al *, Dr. Ata Akıl **, Dr. Zuhal Arıtürk **, Dr. Eşref Akıl ***
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi * Acil Tıp, ** Kardiyoloji ve *** Nöroloji Anabilim Dalları
|
|
|
Heparine bağlı trombositopeni (HİT), heparin ve platelet faktör 4 kompleksi ile bu komplekse karşı gelişen antikorların etkileşiminin sonucu oluşmaktadır. Arteryel ve venöz tombo embolilere neden olup hayatı tehdit etmektedir. Tanı, hastanın klinik bulguları ve destekleyen laboratuar sonuçları ile konmaktadır. HİT tanısı konulduğunda heparin tedavisi kesilmelidir. Antikuagulasyon tearpisi olarak günümüzde lepirudin, argatroban danaparoid, bivalurudin ve fondaparinux gibi birçok ilaç kullanılmaktadır. Bu çalışmamızda, unstabil anjina pektorisi olan ve heparin uygulanması sonrası trombositopeni ve serebrovasküler tromboemboli gelişen bir olguyu tartıştık. |
CFP
Amiyotrofik lateral skleroz, 19(2):12-18, 2007
Aile doktorları için güncel bilgiler |
Christen L. Shoesmith, MD, FRCPC; Michael J. Strong, MD, FRCPC
|
|
|
Amiyotrofik lateral skleroz, tipik olarak fokal kas zafiyeti ile başlayan ve eninde sonunda solunum yetersizliğinden ölüme doğru ilerleyen yıkıcı bir nörodejeneratif hastalıktır. ALS’de tam şifa mümkün değilse de, tedavi hem yaşam kalitesi hem de yaşam süresini iyileştirebilmektedir. ALS tedavisi en iyi aile hekimleriyle birlikte multidisipliner ALS kliniklerinde yapılmaktadır. |
CFP
Primum non nocere (önce zarar vermeyeceksin): 19(2):19-24, 2007
Sağlık sistemi acılara katkıda bulunmuş olabilir mi?
Terminal dönemdeki kanser hastalarının bakış açısından ayrıntılı bir çalışma |
Serge Daneault, MD, PHD; Véronique Lussier, PHD; Suzanne Mongeau, PHD; Éveline Hudon, MD; Pierre Paille, PHD; Dominique Dion, MD, MSC; Louise Yelle, MD
|
|
|
Hastaların acıları ve sağlık bakımını üstlenenlerin bunlara yanıtlarından çıkardığımız tablo dört dörtlük olmaktan çok uzaktır. Sağlık bakımını üstlenenlerin düşünceleri yine de eksiktir. Hastaların sözünü ettiği çözümlerin araştırılması kritik önem taşımaktadır. Azalan kaynaklar insani ve destekleyici girişimlerden çok gelişmiş tekniklere yatırım için kullanıldığından, sağlık sistemimizin acıları tetikleyip tetiklemediği sorusu ilginç olacaktır. Acıların fiziksel bileşeninin her zaman baskın olup olmadığını sorabilirdik. Diğer bileşenleri de aynı derecede önemli mi? Herhangi bir rahatlamanın sağlanamadığı ıstırapları tanımlayabilir miyiz? Hastalığın terminal döneminde umuda yer var mı? Bu sorular ileri çalışmaları gerektirdiğine göre, modern tıp eninde sonunda işlevini yerine getirebilir ve hedeflerine ulaşabilir. |
CFP
Obezitenin cerrahi dışı tedavisi, 19(2):25-26, 2007
Kanada Koruyucu Sağlık Bakım Görev Gücü Önerisi |
James Douketis, MD, FRCPC; Christine Macie, MD, FRCPC; Karl Cuddy
|
|
| |
PGM
Kadınlarda akut basit idrar yolu infeksiyonuna ilişkin bir güncelleme, 19(2):64-68, 2007 |
Christopher A. Czaja, MD; Thomas M. Hooton, MD
|
|
|
İdrar yolu infeksiyonları her bakımdan sağlıklı erişkin kadınlarda sık görülen bir sorun olmayı sürdürmektedir. Sıklıkla kullanılan antibiyotiklere karşı giderek artan direnç nedeniyle İYİ tedavisi daha çok zorlaşmaktadır. Yeni antibiyotik tedavileri ve antibiyotik dışı korunma önlemlerinin geliştirilmesi için daha fazla araştırmaya gerek vardır. |
PGM
Kolestatik karaciğer hastalığı, 19(2):69-71, 2007 |
Abhijit S. Bhatia, MD; Anastasios A. Mihas, MD, DMSc
|
|
|
Birçok hastalık süreci kolestaza yol açmasına rağmen erişkinlerde başlıca üç kolestatik hastalık birincil biliyer siroz, birincil sklerozan kolanjit ve kolanjiyokarsinomdur. Birincil biliyer siroz esasen orta yaşlı kadınları etkilemekte olup sıklıkla skleroderma, tiroidit ve Sjogren sendromu gibi çeşitli otoimmün hastalıklarla ilişkilidir. Klinik belirtileri bitkinlik, yaygın pruritus, deride hiperpigmentasyon, ksantelazmalar ve hepatosplenomegaliyi içermektedir.
Diğerleriyle karşılaştırıldığında birincil sklerozan kolanjit bilinmeyen etiyolojili bir kolestatik hastalıktır. Birincil olarak erkeklerde görülmekte olup, genellikle ülseratif kolit gibi bir inflamatuvar bağırsak hastalığıyla ilişkilidir. Birincil sklerozan kolanjit karaciğer içi ve/veya karaciğer dışı safra yollarının fibroobliteratif inflamatuvar harabiyeti ile karakterize olup karaciğer sirozuna ilerlemektedir.
Birincil sklerozan kolanjit hastalarının yaklaşık % 10’unda kolanjiyokarsinom gelişmektedir. Tanı konduğunda artık tedaviyle şifa sağlanamaz. Kolanjiyokarsinomla ilişkili diğer hastalıklar Caroli hastalığı, toryum diokside maruziyet, özellikle Güneydoğu Asya’daki hastaların çeşitli parazit infestasyonları sayılabilir.
Halen hem birincil biliyer siroz hem de son dönem birincil sklerozan kolanjit için karaciğer nakli yaşamı uzatan tek tedavi yöntemidir. Kolanjiyokarsinom esasen hemen hemen mutlaka nakledilen karaciğerde de nüksettiğinden, karaciğer tümörlerinin çoğu için geçerli bir çözüm olan karaciğer naklinin kolanjiyokarsinom tedavisindeki rolü tartışmalıdır. |
PGM
Yeni konjuge meningokok aşısı, 19(2):72-77, 2007 |
Michael E. Pichichero, MD
|
|
|
Konjuge aşı teknolojisi meningokok polisakkarit aşısı kısıtlamalarından birçoğunun üstesinden geldiği görünen yeni dört değerlikli (kuadrivalan) (A, C, Y ve W-135) konjuge aşının gelişmesine yol açmıştır. Konjuge aşının çocuklar, ergenler ve erişkinlerde etkin ve güvenli olduğu kanıtlanmıştır. Birleşik Devletler’de konjuge aşı Ocak 2005 tarihinde ruhsat almıştır. Ulusal sağlık danışmanlığı grupları 11-12 yaş ve 14-15 yaş arası çocukları eşzamanlı hedefleyen evrensel bir aşılanma stratejisini onaylamıştır.
Birleşik Devletler’de 2-10 yaş arası çocuklarda konjuge aşı kullanımının onaylanması için ek bir ruhsat başvurusu yapılmıştır. Bu daha genç grupta kullanılması için halen danışma kurulları en etkili strateji üzerinde çalışmaktadır. Gelecek birkaç yıl içinde meningokok A ve C serotiplerine etkili bir konjuge aşı piyasaya çıkacaktır. |
 |
SENDROM II
FARMASÖTİK KİMYA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|