 |
SENDROM AYLIK AKTÜEL TIP DERGİSİ
NİSAN 2007
|
CERRAHİ, 19(4): 32-41, 2007
Anal fissür: Etiyoloji, tanı ve tedavi |
Yrd. Doç. Dr. Sadullah Girgin, Yrd. Doç. Dr. Ercan Gedik, Doç. Dr. Mustafa Aldemir *
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi * Genel Cerrahi ve ** İlk Yardım ve Acil Anabilim Dalları |
|
|
Anal fissür, anal kanal içerisinde dentat hatta kadar longitudinal uzanan ağrılı bir ülserdir. Sağlıklı populasyonda ve özellikle gençlerde morbiditeye neden olan yaygın bir hastalıktır. Uzun yıllar önce tanımlanmış olan bu hastalığın etyopatogenezisi ve tedavisi halen tartışmalıdır. Hastalığın akut formu genellikle medikal tedaviye cevap vermesine rağmen, kronik formunda ise çoğunlukla cerrahiye gereksinim vardır. Kronik anal fissürün etyopatogenezinde rol oynayan İnternal anal sfinkter tonus yüksekliğini azaltmaya yönelik birçok ilaç (Botilismus toksini, Gonyatoksin, Gliseril Trinitrat vb.) ve uygulanan cerrahi yöntemler halen tartışılmaktadır. Bu makalede anal fissürün etyopatogenezisini, tanı yöntemlerini, medikal ve cerrahi tedavi yöntemlerini tartışmayı amaçladık. |
KARDİYOLOJİ, 19(4): 66-74, 2007
Kalp damar hastalığı olan kadın hastaların lipit profilleri üzerine düzenli egzersizin rolü |
Yrd. Doç. Dr. Yonca Biçer *, Dr. Mustafa Yavuzkır **
Fırat Üniversitesi Beden Eğitimi Sağlık Yüksekokulu, ** Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı |
|
|
Bugün, multidisipliner bilimsel bir kavram olarak egzersiz, koroner kalp hastalıkları risk faktörlerinin düzeltilmesi ve stresi kontrol etmek suretiyle yeni bir yaşam tarzı oluşturmada oldukça önem kazanmıştır. Kalp hastalıklarının tedavisinde, fiziksel aktivite önce Amerika'da daha sonra İngiltere'de ve diğer ülkelerde olmak üzere, kullanılması hızla yayılmıştır. Kalp ve damar hastalıkları Türkiye'de ve diğer ülkelerde ölüm ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın sorunlar içindedir. Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırırken, sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırmakta, bunun yanında düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski azalmaktadır. Fiziksel aktivitenin lipid ve lipoprotein profillerinde de değişiklik yaptığı kabul edilmektedir.
Düzenli yapılan aerobik egzersizler ile fonksiyonel kapasitede artış ve parasempatik uyarıda artma sonucu kardiyovasküler otonom kontrolde bir düzelme olmaktadır. Bunun sonucu olarak ileride gelişebilecek koroner ve diğer kardiyovasküler hastalıkların görülme sıklığı önemli oranda azalmaktadır. Rehabilitasyon programı içinde kişilerin kondisyonuna uygun olarak yapılan fiziksel aktivitenin pozitif etkileri gözden geçirilmelidir. Fiziksel aktivite ile miyokard perfüzyonunun iyileşmesi, kollateralizasyonun artması, miyokard iskemisini tetikleyen endotel disfonksiyonlarının düzelmesi, serbest radikal oluşumunun önlenmesi ve antioksidan enzim aktivitelerinin artması gibi olumlu etkiler ile egzersizin uzun sürede kardiyovasküler morbidite ve mortaliteden ölüm oranını azalttığı göz önünde bulundurulmalıdır. |
DERMATOLOJİ, 19(4): 75-77, 2007
Vücutta yaygın koyu renkli plaklar |
Uz. Dr. İlkin Zindancı, Doç. Dr. Mukaddes Kavala, Uz. Dr. Ebru Zemheri *, Uz. Dr. Melek Koç, Uz. Dr. Zafer Türkoğlu, Uz. Dr. Burçe Can, Uz. Dr. Emek Kocatürk
S.B Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji ve Patoloji * Klinikleri |
|
|
Mikozis fungoides en sık rastlanan primer kutanöz T hücreli lenfomadır. Klasik ve atipik formlarda görülebilir. Atrofi, hiperpigmentasyon, hipopigmentasyon ve telanjiektazi ile karakterize Poikiloderma atrofikans vaskulare, mikozis fungoidesin nadir rastlanan varyantlarından biridir.
Burada nadir görülen bu antitenin karakteristik histolojik ve klinik histolojik özelliklerini gösteren 60 yaşından bir kadın hastayı sunuyoruz. |
TIBBİ BİYOLOJİ, 19(4): 78-86, 2007
Cinsiyet farklılaşması ve belirlenmesi |
Dr. Ülkü Özbey, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Yüce
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı |
|
|
Cinsiyet belrlenmesi ve farklılaşması; genetik, gonadal, fenotipik ve psikolojik açıdan cinsiyeti içeren bir olaydır. Cinsiyet farklılaşması genetik ve hormonal kontrol altında embriyoda başlamaktadır. Cinsiyet tayini öncelikle testis tespiti ile olur. İlk olay gonadın farklılaşmasıdır. Birbirini izleyen seksüel farklılaşma hormonal olarak kontrol edilir. İnsanlarda doğumda cinsiyet tayini yapılır. Sonra bireyler, cinsiyet belirlenmesine göre, çocukluk ve puberte dönemindeki döneminde edindiği cinsel kimliğine göre sosyal yaşantısını devam ettirerek büyür. Böylece, seksüel farklılaşama ile ilgili konjenital bozuklukların klinik morfolojisi ve patogenezinin bilinmesi, hermafrodit varyantlarının önceden tespit edilmesine, bu gruptaki hastaların sosyal psikolojik uyumun tam olabilmesi için opere edilmesine yardımcı olacaktır. Cinsiyet farklılaşmasının mekanizması ve cinsiyet kromozomları üzerindeki genler farklı türler arasında değişkenlik gösterebilir. İnsanlar için SRY, Y kromozomu üzerinde testis belirleyici faktördür ve erkek cinsiyet tayini için kaskatı başlatır. Bu gen, SRY’deki aktivitenin yokluğuna ve varlığına bağlı olarak testis veya overler için farklılaşmamış gonadlar ve bipotensiyel farklılaşmaya yol açan bir dizi reaksiyon başlatır. Bir çok otozomal genler erkek ve dişilerde bulunmaktadır, gen aktivasyon yolaklarında testis oluşumu esnasında eksprese olmaktadırlar. Bu genetik kaskadların açıklanması, gonad farklılaşması ve gonad cinsiyet farklılaşmasının altında yatan moleküler mekanizmalarının anlaşılmasında bizlere yardımcı olacaktır. |
HEMŞİRELİK, 19(4): 87-90, 2007
Perineal travmaların kadın sağlığına etkisi |
Dr. F. Deniz Sayıner, Yrd. Doç. Dr. Nebahat Özerdoğan
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu |
|
|
Doğum sırasında sıklıkla görülen perineal travma, doğum sırasında kendiliğinden ya da epizyotomi gibi cerrahi insizyonla genital bölgede oluşan bir yara (hasar) olarak tanımlanabilir. Perineal travma nedeni ile bireylerin sosyal yaşamı, fiziksel, psikolojik durumu, ev, iş ve cinsel yaşamı olumsuz etkilenebilmektedir. Vaginal doğumlarda çok sık olarak uygulanan epizyotomi ve oluşan yırtıklar, kısa ya da uzun dönemde yarattığı olumsuz etkiler nedeni ile kadının ve eşinin cinsel yaşamını etkileyebilir, kadının boşaltım fonksiyonunda geçici ya da uzun süreli bozukluklara neden olabilir, anne bebek etkileşimini geciktirebilir. Perineal travma, ağrılı cinsel ilişki, üriner ve fekal inkontinans, sürekli perineal ağrı gibi uzun dönemde ortaya çıkan sonuçlarıda doğurabilmektedir. Perinesi intakt (sağlam, bozulmamış) olanlarda bu sıkıntıların daha az olduğunu ifade eden araştırmalar vardır. Bu nedenle perinenin bütünlüğünü korumak ve perine kaslarını güçlü tutmak için perine masajı gibi alternatif yöntemler üzerinde durulmalı ve bu yöntemlerin etkinliğini ortaya çıkaran kanıt temelli araştırmalar yapılmalıdır. Ayrıca yerine rutin epizyotominin yerine sınırlandırılmış epizyotominin kullanımı perineal travma sayısını azaltabilir |
CFP
Damlacıklarla bulaşan solunum yolu infeksiyonlarının kontrolü, 19(4): 13-17, 2007
En iyi uygulamalar ve maliyet |
William Hogg, MD, CCFP, FCFP; Patricia Huston, MD, MPH |
|
| |
Grip salgınının kaynağını değiştiremediğimiz gibi zamanlamasını öngöremeyiz. SARS provasından bir şeyler öğrenmeli ve yakında oluşacağı düşünülen bir salgın patlaması için kendimizi hazırlayabiliriz. Birinci basamak sağlık kurumlarında MASKS protokolünü uygulama ve izleme uzun dönemde hastalar ve çalışanların ciddi solunum yolu infeksiyonlarına yakalanmasını önleyecektir. Damlacık saçılması yoluyla virüsleri kapmış hastalara bakan aile doktorları yaşamsal bir role sahip olduğu gibi standart uygulama olarak solunum yolu infeksiyonları kontrol eden uygun önlemleri benimsemeleri gerekir. |
CFP
Kronik bronşit ve toplumdan edinilmiş pnömoninin akut alevlenmelerinin tedavisi, 19(4): 18-25, 2007
Respiratuar florokinolonlar ne derece etkilidir?
|
M. Balter, MD, FRCPC; K. Weiss, MD, MSC, FRCPC
|
|
|
Solunumsal florokinolonlar solunum yolunu infekte eden çeşitli patojenlere karşı mükemmel bir in vitro aktivite göstermektedir. Güncel veriler alt solunum yolu infeksiyonları, özellikle kronik bronşitin akut alevlenmeleri ve toplumdan edinilmiş pnömonide bu ilaçların kullanılmasını desteklemektedir. Birkaç iyi kontrollü klinik çalışma, makrolitler ve beta laktamlara göre solu-numsal florokinolonların daha yüksek klinik etkinlik ve üstün bakteriyolojik eradikasyon oranlarına sahip olduğunu göstermiştir. Giderek artan kanıtlar, yüksek riskli kronik bronşitin akut alevlenmeleri veya toplumdan edinilmiş pnömoni hastalarında ilk seçenek olarak solunumsal florokinolonları desteklemektedir. Güncel kronik bronşitin akut alevlenmeleri ve toplumdan edinilmiş pnömoni tedavi kılavuzlarında belirtilen risk altındaki hastalar için solunumsal florokinolonların dikkatli ve hedeflenmiş kullanımının, iyileşmiş klinik sonuçlara ve sağlık bakım maliyetlerinden daha geniş çaplı tasarruflara katkıda bulunması gerekir. |
CFP
40 ila 49 yaşındaki kadınlara mamografik taramalar önerilmeli mi?, 19(4): 26-31, 2007 |
Isabelle Trop, MD, MPH, FRCPC, Wilber Deck, MD, MSC
|
|
| |
PGM
Sabit dozlu oral kombinasyonların kullanılması, 19(4): 42-46, 2007 |
David SH Bell MB, FRCPC, FRCP (Edin); Kathleen L. Wynee MD, PhD
|
|
|
Tip 2 diyabet tanısı konduğunda oral diyabet tedavisine başlanmalı, diyet ve egzersiz terapisine devam edilmelidir. Oral hipoglisemik ilaçların sabit dozlu kombinasyonu iyileşmiş etkinlik, daha az sayıda yan etki, daha düşük maliyet ve daha iyi hasta uyumu nedeniyle bu evrede ve daha sonra avantaj sağlamaktadır. Maksimal oral tedavi başarısız olduğunda, var olan oral rejime enjektabl inkretin mimetiği veya günde tek doz insülin enjeksiyonu ilave edilmelidir |
PGM
Enjeksiyon tedavisinin ilavesi, 19(4): 47-53, 2007 |
David SH Bell MB, FRCPC, FRCP (Edin); Kathleen L. Wynee MD, PhD
|
|
|
Sentetik eksendin-4 hafif derecede hiperglisemik ve oral tedavinin başarısız olduğu hastalarda insüline bir seçenek olabilir. Aksi halde, insülin tedavisine başlanması gerekir. Maksimal etkinlik için tip 2 diyabet hastalarında birden fazla sayıda insülin enjeksiyonuna gerek olduğunda, insülin, metformin, bir TZD veya her ikisiyle birlikte kullanılmalı, insülin salgılatıcı ilaç kesilmelidir. Geç başlangıçlı tip 1 diyabette beta hücre hasarını yavaşlatmak için tanı konduğu andan itibaren insülin kullanılmalıdır. |
PGM
Tiroid hastalığının birincil tedavisinde radyoaktif yolla görüntüleme, 19(4): 54-57, 2007 |
Sharon Y. Wu, MD; Roy E. Weiss, MD, PhD
|
|
|
Birinci basamak sağlık kurumlarında radyoaktif iyot tutulumu veya bir tiroit taraması endikasyonları az sayıdadır. Hipertiroididen kuşkulanıldığında ilkönce bir duyarlı tirotropin testi istenmelidir. Tirotropin düzeyi düşük veya baskılanmışsa tiroidit ile Graves hipertiroidisinin ayırıcı tanısı net olarak yapılamadığından radyoaktif iyot tutulumu testi uygun olur. Ötiroidide nodüler guatr varlığında habaseti değerlendirmek için ince iğne aspirasyonu en doğru sonuç veren başlangıç testidir. Sıcak nodülde nadiren kanser görüldüğünden, nodüler guatrlı ötiroidili hastada taramanın birincil endikasyonu düşük veya baskılanmış tirotropin düzeyidir. Tiroit kanseri veya konjenital hipotiroidizme rastlandığında bir endokrinoloğa sevk olasılıkla uyulacak en hızlı ve en iyi maliyet-etkinlikli yöntem olmaktadır. |
 |
SENDROM II
PEDİATRİK KARDİYOLOJİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ |
|
|