 |
SENDROM AKTÜEL TIP DERGİSİ
OCAK / ŞUBAT 2010
|
AİLE HEKİMLİĞİ, 22(1):17-20, 2010
|
Prof. Dr. Hakan Yaman
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
Yrd. Doç. Dr. Melahat Akdeniz
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
|
|
|
|
Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı ( KOAH) ve Birinci Basamakta Tedavi Rehberlerinin Kullanımı
Kronik obstrüktif Akciğer hastalığı (KOAH) tüm dünyada sıklığı giderek artan ancak tanısı yeterince erken konulamayan bir hastalıktır. Hastalık kalıcı ve ilerleyici semptomları nedeniyle hastaların yaşam kalitelerini bozarken ülke içinde önemli bir mali yük oluşturmaktadır. Bu hastaların erken tanı alması ve tedavilerinin başlanması hastaların yaşam kalitelerini artıracak ve yaşam sürelerini uzatacaktır. Bu hastalar solunum sistemi semptomları ya da başka nedenlerle birinci basamak sağlık merkezlerine başvurmaktadır. Birinci basamakta çalışan hekimler bu önemli rol oynayabilirler.. IPCRG birinci basamak sağlık merkezleri için solunum yolu hastalıklarının yönetilmesi konusunda rehberler hazırlamıştır. Kronik solunum yolu hastalıklarının ve özellikle KOAH’ın birinci basamak sağlık merkezlerinde bu rehberler yardımıyla tanımlanması ve tedaviye olabildiğince erken başlanması hastaların yaşam kalitelerini sürdürebilmeleri için olumlu bir adım ve maliyet etkin bir uygulama olacaktır. |
KARDİYOLOJİ, 22(1):21-24, 2010
|
Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldız
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı
Yrd. Doç. Dr. Yusuf Sezen
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı
|
|
|
|
LABORATUARDAN KLİNİĞE YAVAŞ KORONER AKIM
Yavaş koroner akım (YKA) aterosklerotik ve fonksiyonel vasküler tutulum ve biyokimyasal bozukluklar ile karakterize klinik bir sendromdur. YKA olgularında epikardiyal koroner arterlerde ve koroner mikrovasküler yatakta ateroskleroz ve disfonksiyon varlığı iyi bilinen bir patofizyolojik mekanizmalardır. Yapılan çalışmalar YKA’a artmış inflamasyon ve oksidatif stresin eşlik ettiğini ortaya koymaktadır. Koroner arter hastalığı, koroner arter hastalığı risk faktörleri, miyokard infarktüsü ve aritmiler ile ilişkisi gösterilmiş olan YKA önemli bir kardiyovasküler morbidite ve mortalite nedenini oluşturmaktadır. YKA tedavisinde statinler ve mibefradil faydalı bulunmuştur. Henüz aydınlatılamamış patofizyolojisi, muhtelif klinik prezantasyonları ve tedavisinde kullanılabilecek potansiyel ajanlarla YKA kardiyovasküler araştırmaların önemli bir parçası olmaya devem edecektir. |
MİKROBİYOLOJİ, 22(1):25-29, 2010
|
Doç. Dr. Oğuz Karabay
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyloji Kliniği
Yrd. Doç. Dr. Nadir Göksügür
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı
|
|
|
|
ERKEK’TE GENİTAL AKINTIYA SİSTEMATİK YAKLAŞIM
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) günümüzde karşılaşılan en yaygın infeksiyon hastalıklarındandır. CYBH her yaş grubundan, sosyal statüden ve ekonmik düzeyden erkek ve kadınları etkilemektedir ve en sık 25 yaş altı grupta görülür. CYBH cinsel aktivite yaşının küçülmesi ve çok eşli ilişkilerin artması nedeni ile daha yaygın hale gelmektedir. CYBH sıklıkla herhangi bir semptoma neden olmaz. Yeterli tedavi ve hastalığın yayılmasının engellenmesi erken tanıya bağlıdır. Erkeklerde en sık üretrit gözlenmekle birlikte farklı klinik tablolar ile şekillenebilir. Bu sunuda erkeklerdeki genital akıntının temel özellikleri sunulmuştur. |
ANATOMİ, 22(1):30-38, 2010
|
Doç. Dr. Cannur Dalçık
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı
|
|
|
|
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KADAVRA FİKSASYONU
“ Kadavra” formalin ile tespit edilmiş ölü insan vücudu için kullanılılan bir terimdir. Ölü insan vücuduna uygulanan ilk tespit (tahnit) yöntemi, insan ruhunun ölümden sonra da hayatını sürdürdüğü inancına dayanan “mumyalama” işlemi olup, bize ilk olarak Mısır’ı hatırlatmaktadır. O döneme ait ölülerin bozulmadan günümüze kadar gelebilmesi, Mısırlıların mumyalama tekniğinde gerçek ustalar olduğunu, tıp ve özellikle anatomi’de ne kadar bilgili olduklarını kanıtlamaktadır. Bu nedenle, Mısırlılar “mumyanın mucidi” olarak kabul edilmektedir. Mısırlıların uyguladığı ve 70 gün süren mumyalama işlemi oldukça karışıktır ve hala daha aydınlatılamamış sırlarla doludur. Bugün günümüze kadar bozulmadan gelen ilk mumyaların, sıcak ve kuru çöl toprağı sayesinde ölü bedeninin suyunu hızla kaybederek kurumasıyla, yani “Doğal Mumyalama” yoluyla korunduğu anlaşılmıştır. Zaman içinde mumyalama tekniği gelişmiş ve Mısırlıların yanı sıra birçok medeniyet tarafından da kullanmıştır.
Günümüzde uygulanan “tahnitleme işlemi”ise iç organlar çıkarılmadan ölü bedeni bütün olarak koruma amaçlı yapılmaktadır. Ölü beden bütün olarak “formalin” adı verilen kimyasal bir madde sayesinde 40-50 yıl korunabilmektedir. Ülkemizde bugün yalnızca Tıp Eğitimi için Anatomi’de ve Adli Tıp’ta kullanılan kadavralar tahnit (tespit = fiksasyon) işlemine tabi tutulmaktadır. Adli Tıp’ta cesedin kısa süreli korunması önemliyken, Anatomi’de ise daha uzun süreli korunması önemlidir. Özellikle parçalama, kesme, organları yerinde görmenin temel olduğu kadavra eğitimi Anatomi’de çok önemli olup, gerçek doku ve organların tüm ayrıntıları ile görülmesine, geleceğin hekim adaylarına daha iyi bir eğitim verilmesine olanak sağlamaktadır.
Kadavra için en uygun tespit solusyonu olarak bilinen formaldehit’in aynı zamanda insan sağlığı için zararlı bir madde olduğu da bilinmektedir. Konsantrasyonuna bağlı olarak göz kızarması ve sulanması, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, mide bulantısı, uyuklama, yorgunluk, kaşıntı, deri döküntüleri gibi allerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Çeşitli deneysel çalışmalar nasofarinks kanserlerine de neden olduğunu kanıtlamıştır.
Bugün, mumyalama tekniğinin eski tarihlerde kaldığı düşünülse bile ‘plastinasyon’ denilen
yeni bir teknik ile ‘modern mumyalar’ olarak tanımlayabileceğimiz mumyalar yapılabilmektedir. Bu teknik ile tüm kadavra veya kadavradan dilimler halinde alınmış anatomik yapılar en iyi şekilde korunabilmekte ve istenilen şekil verilebilmektedir. Üstelik vücudumuzu tehdit edici hiçbir zararlı etki taşımamakta, hatta plastine edilmiş anatomik yapılar eldiven giyilmeksizin çıplak elle bile tutulabilmektedir. Günümüzde, plastinasyon yöntemi ile tespit edilen kadavraların birçok ülkede sergilenmesi sonucunda yeni bir tartışma başlamıştır. Plastinasyon yöntemi bir sanat mı yoksa bilim mi” dir? |
DEONTOLOJİ, 22(1):39-44, 2010
|
Prof. Dr. N. Yasemin Oğuz
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı
|
|
|
|
TIPTA İLETİŞİM BECERİLERİ EĞİTİMİNDE STANDARDİZE HASTA UYGULAMASI: ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DENEYİMİ
Tıp eğitiminin giderek daha önemli bir bölümü durumuna gelmekte olan iletişim becerileri eğitimi, ülkemizde de tıp müfredatı içindeki yerini almaya başlamıştır. Birçok tıp fakültesinde bir-iki saatlik sunum dersi olmaktan çıkıp kendi başına bir mesleksel beceri eğitimi sürecine dönüşen iletişim becerileri eğitiminde birçok eğitim yöntemi kullanılmaktadır. Bu makalede Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başlatılan programın ayrıntılarına değinilecektir.
Program 4 saat teorik 4 saat uygulama olmak üzere Dönem 1 (~300 öğrenci) ve Dönem 2 (~250 öğrenci) öğrencilerine uygulanmıştır. Program uygulanmaya başlanmadan önce, tıp fakültesi öğrencisinin düzeyine, gereksinimlerine ve tıp meslek uygulamasının özelliklerine uygun bir müfredat çalışması yapılmış; eğitici ve öğrenci rehberleri geliştirilmiş; standart sunum ve egzersiz araçları oluşturulmuştur. Daha sonra hazırlanan eğitim programı iki ayrı pilot çalışmayla denenmiş, eksikleri tamamlanmıştır. Tüm bu süreç, gerekli izinlerin alınmasından sonra, video kaydı ile belgelenmiştir. Programın teorik bölümünün başlangıcında ve sonunda öğrencilerden yazılı geribildirim alınmıştır.
Programın ikinci yarısını oluşturan standardize hastayla uygulama aşaması da 4 saatlik bir süre içinde yapılandırılmıştır. Bu süre içinde her öğrenciye bir standardize hasta ile görüşme yapmış ve sonunda hastadan geri bildirim almıştır. Bu süreç video kaydı ile belgelenmiş ve öğrenciye verilmiştir. Bu görüşme kapalı devre izleme sistemi yardımıyla iletişim becerileri grubunun öğretim üyelerinden biri tarafından eş zamanlı olarak izlenmiş ve görüşme sonunda öğrenciye geri bildirim verilmiştir. 2 saat süren bu oturumun ardından öğrenci video kaydını alarak eğitim merkezinden ayrılmıştır. Öğrencinin görüşme kaydının bir kopyası da küçük grup çalışmasında öğrenciye temel iletişim eğitimi vermiş olan öğretim üyesine gönderilmiştir. Uygulamanın ikinci 2 saatlik oturumunda öğrenciler baştaki küçük gruplarda yeniden bir araya gelmiş; video kayıtları sorumlu öğretim üyeleri eşliğinde izlenerek tartışılmıştır. Bu aşamada akran geribildirimi ve öğretim üyelerinin teorik çalışmadaki bilgileri yaşanan deneyimle bağlantılandırdıkları geribildirim süreci yaşanmıştır. |
HEMŞİRELİK, 22(1):45-51, 2010
|
Doç. Dr. Nursan Dede Çınar
Sakarya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Öğretim Elemanı
Prof. Dr. Sevin Altınkaynak
Sakarya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Öğretim Elemanı
|
|
|
|
ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI METABOLİK SENDROM
Metabolik sendrom ; sedanter yaşam tarzı, aşırı şişlmanlık, diyabet, ortalama yaşam süresinin artması ile ilişkili multifaktoriyel bir hastalıktır. Metabolik sendromun erken tanınması ve oluşumunda rol oynayan risk faktörlerinin düzeltilmesi bu hastalığa bağlı morbidite ve mortaliteyi en aza indirmek için gereklidir.
Ülkemizde , kentsel yaşamın yaygınlaşması, sigara ve aşırı şişmanlık metabolik sendromun görülme sıklığını artırmıştır. Bu nedenle sağlık personelinin konu ile ilgili eğitimi ülkemiz için zorunluluktur. |
HEMŞİRELİK, 22(1):52-56, 2010
|
Doç. Dr. Mukadder Mollaoğlu
Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı
Öğr. Gör. Sevil Şahin
Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü
Araş. Gör. Fatma Özkan Tuncay
Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı
Araş. Gör. Tülay Kars Fertelli
Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı
|
|
|
|
UYKU KALİTESİ ve AKADEMİK BAŞARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESi
Bu çalışma Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu öğrencilerinin uyku kalitesi ve akademik başarının incelenmesine yönelik tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hemşirelik Yüksekokulu 2006 – 2007 yılında öğrenim gören toplam 330 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilere ilişkin verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKÖ-Pittsburg Sleep Quality İndex) uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde yüzdelik testi, khi kare testi ve varyans analizi testleri kullanılmıştır. Çalışmada öğrencilerin %70.8’inin uyku kalitesinin kötü olduğu, uyku kalitesi iyi olan öğrencilerin akademik başarılarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda öğrencilerin öncelikle kendileri için rahat bir uyku sağlanmasındaki temel ilkeleri bilmeleri konusunda eğitilmeleri ve üniversitedeki danışman hocaların öğrencilerin uyku örüntüsünü değerlendirme, uyku sorunları ve bu sorunlarla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda etkin danışmanlık ve planlama yapmalarına ilişkin öneriler geliştirilmiştir.
|
|
|