SENDROM

 

 


SENDROM AKTÜEL TIP DERGİSİ
KASIM / ARALIK 2010

 

PSİKİYATRİ, 22(6):25-29, 2010
CABG TOPARLANMA PERİYODUNDA HASTALARIN RUH SAĞLIĞINA GEREKLİ ÖNEMİ VERİYOR MUYUZ?

Yrd. Doç. Dr. Gülgün Durat
Sakarya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu
Prof. Dr. Nurgül Keser
Sakarya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu

ÖZET
 

Bu derleme fiziksel hastalıkların  ruh sağlığımızı, ruhsal hastalıkların da  bedensel işlevlerimizi etkilediği ve özellikle koroner arter hastalığı(KAH) ve sonrasında CABG geçirmiş olanlarda bu etkilerin daha belirgin olabileceğini hatırlatmak ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak  amacıyla hazırlanmıştır. KAH’da  psikolojik risk faktörleri  hastalığın gelişimini ve prognozunu olumsuz etkilemektedir. Depresyon  tanısı konurken ya da ölçülürken depresyon semptomlarının aynı zamanda  KAH semptomları da olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. KAH’ın bir sonucu  olarak karşımıza çıkan kardiak cerrahi, cerrahi girişimler arasında hem fizyopatolojik, hem de psikopatolojik süreçlerle ilgili, psikiyatrik morbiditenin en yüksek olduğu gruplardan birisidir. Kardiyak cerrahi hastalarında cerrahi girişimin psikiyatrik komplikasyonları, deliryum, nörobilişsel fonksiyonlarda bozulma, psikotik reaksiyonlar, depresyon, anksiyete, cinsel işlev bozuklukları, iş ve evde rol ve üretkenlik sorunları olarak sıralanabilir. Kalp cerrahisinden sonra deliryum görülen hastalarda   halüsinasyon,  delüzyon gibi psikotik semptomların da görüldüğü bildirilmektedir. Psikotik  semptomlar organ bozuklukları ve şok ile bağlantılı olabilirler. Hem CABG sonrası hem de AMI’den sonraki periyotta birçok hastada anksiyete ve depresyon gözlenmiştir. Ameliyat öncesi ve sonrası depresyonun özellikle CABG sonrası dönemlerde fiziksel ve  psikososyal  hastalanma oranını arttırdığı saptanmıştır. CABG’ı takiben hastalarda sadece psikiyatrik değil aynı zamanda  nörolojik komplikasyonlarda sık görülmektedir. Bunlar arasında felç, retina infarktüsü, retina embolizasyonu ve görme keskinliğinde azalma gibi gözle ilgili anormallikler sıralanabilir.CABG’den sonra iyileşme sadece fiziksel faktörleri değil aynı zamanda psikososyal faktörleri de içeren kompleks bir süreçtir.Bu süreçte sosyal ve özellikle aile desteği önem taşımaktadır.Ameliyat öncesi hastanın psikiyatrik yönden hazırlanması, post-op dönemde dikkat edilecek unsurların baştan saptanması, fiziksel ve ruhsal streslerin azaltılması post-op tıbbi ve psikiyatrik komplikasyonları azaltacaktır.


BESLENME, 22(6):30-42, 2010
OBEZİTE: DEĞERLENDIRILMESI, DENETIMI VE TEDAVI YÖNTEMLERI

Dyt. Şule Yıldırım
Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü, Beslenme Bilim Dalı
Prof. Dr. Cahide Yağmur
Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü, Beslenme Bilim Dalı

ÖZET
 

Son yıllarda küresel bir sorun haline gelen obezite, beraberinde getirdiği önemli sağlık problemleriyle artık hastalık olarak tanımlanmaktadır.Obezite, bedenin yağ kitlesinin, yağsız kitleye oranının aşırı artması sonucu boya göre vücut ağırlığın arzu edilen düzeyin üzerine çıkmasıdır.Obezite tek başına klinik bir bozukluk değil, genetik, çevresel ve yaşam biçiminden kaynaklanan kompleks, kronik bir hastalıktır.Kalp hastalığı, diyabet, çeşitli kanser tipleri gibi çok sayıda kronik hastalıkla bağlantılıdır.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ne göre; “Obezite; tüm yaş ve sosyoekonomik durumları etkileyen sosyal ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkaran karmaşık bir durumdur ve gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeleri kapsamaktadır”. Ayrıca sağlık için yapılan harcamalara yönelik veriler, obezitenin pahalı bir sağlık hizmeti gerektirdiğini göstermektedir, bu nedenle vücut ağırlığı denetimini etkileyen faktörleri ve obezitenin ve obeziteyle ilişkili sağlık durumlarının başlangıcını tedavi etme ve önlemede etkili buluşlar geliştirmek önemlidir. Vücut ağırlığı denetiminde kullanılan yaklaşımlar ise dikkatlice değerlendirilmelidir.Obezite ile mücadelede uluslararası ve ulusal düzeyde farklı girişimlerde bulunulmaktadır.Dünyadaki birçok ülke tarafından bu çabalar, farklı strateji ve eylem planları bireylere ulaştırılmaya çalışılmaktadır.Bu derlemede; obezite, değerlendirilmesi, denetimi, tedavi yöntemleri ve tedavide güncel yaklaşımlar ile bu konuda yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar özetlenmeye çalışılmıştır.


BESLENME, 22(6):43-48, 2010
TAMAMLAYICI ve ALTERNATİF TIPLA SAĞLIKLI YAŞAM

Tamamlayıcı Tıp Seçeneği Olarak Beslenme ve Aktivite

Araş. Gör. Burcu Aksoy
Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü
Prof. Dr. Gülgün Ersoy
Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü

ÖZET
 

Tamamlayıcı ve alternatif tıp, İngiltere, Almanya, Amerika ve Avustsralya başta olmak üzere birçok ülkede uygulanmakta olan, beslenme, doğal karışımlar, egzersiz ve sağlığı geliştirdiğine inanılan tekniklerden oluşan tedavi şekilleridir. Tamamlayıcı tıp, geleneksel tıbbı destekleyen, semptomlar azaltıp yaşam kalitesini arttırmayı amaçlayan, alternatif tıp ise geleneksel tıbbın yerine kullanılan tedavilerdir. İlk kez 1960-1970 yılları arasında uygulanmaya başlanan bu tedavilere, önceleri karşı çıkılsa da yapılan çalışmaların sonunda birçok yöntemin yararlılığı kanıtanmış, tamalayıcı ve alternatif tedavi türlerinin hangi sağlık sorunlarında ne şekilde etkili olduğu ve güvenilirliği de araştırılmıştır. Tamamlayıcı ve alternatif yöntemler yerinde ve dğru uygulandığı takdirde, kişilerin ruhen ve bedenen iyilik hallerini sürdürmeye yardımcı olmakta, bireyleri sağlık sorunu ile karşı karşıya kaldıklarında, hastalığın ilerlemesinde tehdit yaratan stresten uzak tutmakta, hastalık durumunda dahi rahatlatıcı bir fiziksel aktivitede bulunmalarını sağlamaktadır.


HALK SAĞLIĞI, 22(6):49-59, 2010
SAĞLIKTA YAŞAM KALİTESİ

Dr. Hakan İstanbulluoğlu
GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Prof. Dr. Süleyman Ceylan
GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Doç. Dr. Recai Oğur
GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı

ÖZET
 

Halk sağlığı ve tıp alanında kullanılan sağlıkta yaşam kalitesi kavramı, bir kişi veya grup tarafından zaman içinde algılanan fiziksel ve ruhsal sağlık anlamına gelmektedir.Doktorlar sağlıkta yaşam kalitesini genellikle, kronik hastalıkların hastalarını günlük yaşamlarında nasıl etkilediğini anlamak için kullanmaktadırlar.Benzer şekilde, sağlık alanında politika belirleyiciler ve halk sağlığı uzmanları da sağlıkta yaşam kalitesini; çeşitli hastalıkların etkilerini tespit etmek ve toplumların kısa ve uzun dönem sağlık ve engellilik durumlarını değerlendirmek için kullanmaktadırlar.Farklı toplumların sağlıkta yaşam kalitesi ölçümlerinin izlenmesi, bu toplumların fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıksız alt gruplarının tanımlanmasını sağlamaktadır.Bu tanımlama sonucunda söz konusu alt grupların sağlık durumlarını iyileştirmek için gerekli tedbirlerin alınması mümkün olmaktadır.


ADLİ TIP, 22(6):60-67, 2010
PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN SUÇ DAVRANIŞI İLE İLİŞKİSİ

Prof. Dr. Oğuz Polat
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı
Int. Dr. Irmak Polat
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

ÖZET
 

Genel olarak toplumlarda, psikiyatrik bozukluğu olan kişilerin önemli ölçüde şiddet uygulama riski taşıdığına dair yaygın bir korku bulunmaktadır.(1) Bu nedenle yıllardan beri psikiyatrik bozukluklar ve suç davranışı birçok bilimsel araştırmaya konu olmuş ve çeşitli ülkelerde çeşitli bilim adamlarınca yapılan çalışmalarda bu ilişki araştırılmıştır. Literatürde ruhsal bozukluklara sahip olan kişilerde suç davranışının genel populasyona göre daha fazla olduğu ve suç davranışına en fazla neden olduğu düşünülen bozuklukların; psikotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, alkol/madde kullanımına bağlı bozukluklar ve çocukluk çağı psikiyatrik bozuklukları olduğu belirtilmektedir.Ancak ruhsal bozukluğu olan tüm bireylere “tehlikeli, potansiyel suçlu, ciddi bir şiddet suçu işleyecek vb.” şeklinde yaklaşmak ve onları etiketlemek doğru olmayacaktır.Ruh hastalarında suç işleme oranını tartışırken, konuşulması gereken esas konu bu oranın neden normal populasyona göre daha yüksek olduğudur.Araştırmalar suç oranının artmasındaki temel nedenin yalnızca bir ruhsal bozukluğa sahip olmanın değil, bu bozuklukların etkili ve yeterli bir biçimde tedavi olamaması görüşünü savunmaktadır.Bu kişilerin tedavilerini yeterli ve etkili kılmak için birtakım noktalara önem verilmesi gerekmektedir. Hastaların yalnızca major psikiyatrik bozukluklar değil diğer ek patolojiler de göz önüne alınarak alt gruplara ayrılması, etiyolojilerin doğru saptanabilmesi, alkol/madde kullanımı kontrolü, tedavi takibinin düzenli yapılması ve hastaların kurum dışına çıktıklarında rehabilitasyona devam edip sosyal işlevsellik kazanmaları bu kişilerin suç işleme oranlarının normal populasyon rakamlarına gelmesinde rol oynayacaktır.


HEMŞİRELİK, 22(6):68-72, 2010
SESSİZ KATİL: HİPERTANSİYON

Öğr. Gör. Nurhan Özpancar
Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu
Prof. Dr. Hatice Bostanoğlu
Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu
Öğr. Gör. Nevin Doğan
Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi

ÖZET
 

Hipertansiyon, kalıcı sakatlık ve ölüm nedeni olan toplumsal bir sorundur.Hipertansiyon zamanında tedavi edilmezse beyin, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için temel bir risk faktörüdür.Hipertansiyon ayrıca ölüm oranlarında artışa neden olan önemli bir hastalıktır. Hastaların büyük bir kısmının kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması, hipertansiyonun önemini artırmaktadır. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin 2003-2004 yılları arasında yaptığı çalışma sonuçlarına göre hipertansiyon prevelansı % 31.8 olarak bildirilmiştir.Bir kez tanı konduktan sonra tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilmekte, dolayısıyla oluşabilecek komplikasyonlar azaltılabilmektedir. Günümüzde kullanılan ilaçlarla kan basıncını kontrol altına almak hastaların neredeyse tamamında mümkündür. Ancak hastaların büyük bir kısmı önerilen tedaviye uymamaktadır.Hastanın ilaçları önerildiği gibi kullanması, önerilen yaşam tarzı değişikliklerini gerçekleştirmesi, hastalığın sürecini izleme, ilaçların ya da hastalığın komplikasyonlarının değerlendirilmesi için düzenli sağlık kontrollerine gelmesi konusunda sağlık ekibi tarafından hasta ve ailesi desteklenmeli, danışmanlık ve gerekli eğitim verilmelidir.

 

 


 

Editörden

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

SENDROM ÖZEL EK SAYI BEL AGRISI

SENDROM ÖZEL SAYI GASTROINTESTINAL

SENDROM KOAH ÖZEL SAYI

SENDROM ASTIM ÖZEL SAYI

SENDROM ÖZEL SAYI ( NÖROPATİK AĞRI )

SENDROM ÖZEL SAYI ( ENDOKRİNOLOJİ )

SENDROM EK SAYI ( BAŞAĞRISI )

SENDROM EK SAYI ( YENİDOĞAN )

ARŞİV

      Son Sayı
2011
      Sendrom Mayis / Haziran 2011
      Sendrom Mart / Nisan 2011
      Sendrom Ocak / Şubat 2011
2010
      Sendrom Kasim / Aralik 2010
      Sendrom Eylül / Ekim 2010
      Sendrom Temmuz / Ağustos 2010
      Sendrom Mayis / Haziran 2010
      Sendrom Mart / Nisan 2010
      Sendrom Ocak / Şubat 2010
2009
      Sendrom Kasim / Aralik 2009
      Sendrom Eylül / Ekim 2009
      Sendrom Temmuz / Ağustos 2009
      Sendrom Mayis / Haziran 2009
      Sendrom Mart / Nisan 2009
      Sendrom Ocak / Şubat 2009
2008
      Sendrom Kasim / Aralik 2008
      Sendrom Eylül / Ekim 2008
      Sendrom Temmuz / Ağustos 2008
      Sendrom Mayıs / Haziran 2008
      Sendrom Mart / Nisan 2008
      Sendrom Ocak / Şubat 2008
2007
      Sendrom Aralık 2007
      Sendrom Kasım 2007
      Sendrom Ekim 2007
      Sendrom Eylül 2007
      Sendrom Ağustos 2007
      Sendrom Temmuz 2007
      Sendrom Haziran 2007
      Sendrom Mayıs 2007
      Sendrom Nisan 2007
      Sendrom Mart 2007
      Sendrom Şubat 2007
      Sendrom Ocak 2007
2006
      Sendrom Aralık 2006
      Sendrom Kasım 2006
      Sendrom Ekim 2006
      Sendrom Eylül 2006
      Sendrom Ağustos 2006
      Sendrom Temmuz 2006
      Sendrom Haziran 2006
      Sendrom Mayıs 2006
      Sendrom Nisan 2006
      Sendrom Mart 2006
      Sendrom Şubat 2006
      Sendrom Ocak 2006
2005
      Sendrom Aralık 2005
      Sendrom Kasım 2005
      Sendrom Ekim 2005
      Sendrom Eylül 2005
      Sendrom Ağustos 2005
      Sendrom Temmuz 2005
      Sendrom Haziran 2005
      Sendrom Mayıs 2005
      Sendrom Nisan 2005
      Sendrom Mart 2005
      Sendrom Şubat 2005
      Sendrom Ocak 2005
2004
      Sendrom Aralık 2004
      Sendrom Kasım 2004
      Sendrom Ekim 2004
      Sendrom Eylül 2004
      Sendrom Ağustos 2004
      Sendrom Temmuz 2004
      Sendrom Haziran 2004
      Sendrom Mayıs 2004
      Sendrom Nisan 2004
      Sendrom Mart 2004
      Sendrom Şubat 2004
      Sendrom Ocak 2004
2003
      Sendrom Aralık 2003
      Sendrom Kasım 2003
      Sendrom Ekim 2003
      Sendrom Eylül 2003
      Sendrom Ağustos 2003
      Sendrom Temmuz 2003
      Sendrom Haziran 2003
      Sendrom Mayıs 2003
      Sendrom Nisan 2003
      Sendrom Mart 2003
      Sendrom Şubat 2003
      Sendrom Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker