 |
SENDROM AKTÜEL TIP DERGİSİ
TEMMUZ / AĞUSTOS 2010
|
ROMATOLOJİ, 22(4):27-32, 2010
YAYGIN AĞRI
|
Dr. Sevgi Saçlı
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Prof. Dr. Sebahattin Yurdakul
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı
|
|
|
|
Hastahaneye başvuru nedenleri arasında oldukça sık olan yaygın ağrı; kas iskelet sistemi hastalıkları, vaskülitler, viral hastalıklar, neoplaziler, endokrin sistem hastalıkları (hipotiroidi, hiperparatiroidi, osteomalzi, diabetes mellitus), depresyon, ilaçlar, ve santral sinir sistemi hastalıklarına bağlı olabilmektedir. Ayırıcı tanısında anamnez, fizik muayene ve ön tanıya uygun laboratuar testleri kullanılmaktadır.
Yaygın ağrının sık nedeninden biri olan fibromiyalji’nin prevalansı %2-4 arasında değişmektedir. Fizik muayene, ağrılı noktalar dışında tamamen normaldir ve laboratuar olarak da anormallik tespit edilemez. Tedavisinde hasta eğitimi ve egsersizin yanında trisiklik antidepresanlar kullanılır. Analjezikler ve nonsteroid antienflamatuar ilaçlar etkisizdir.
Polimiyalgia romatika; 50 yaş üstünde görülen, ve yaygın ağrıya en sık neden olan enflamatuar romatolojik hastalıktır. Temporal arteritten 2-3 kez sık görülmektedir. Kas güçsüzlüğü yoktur ve proksimal kaslar sıkmakla ağrılıdır. Bu tanı konulurken temporal arterit dışında romatoid artrit, kronik enfeksiyonlar, polimiyozit, amiloidoz, seronegatif spondiloartropati veya neoplazi gibi başka sistemik hastalıklar da dışlanmalıdır.
Temporal arteritlilerin %40-60’ın da polimiyalgia romatika mevcuttur. Erişkinde en sık görülen vaskülitlerden biridir. 50 yaş üstünde görülür. Baş ağrısı (%30-80) analjeziğe dirençlidir, ayrıca hastalar çene kladikasyosu tarifler. Görme kaybı hastaların %20’de görülür, ani gelişir ve geri dönüşsüzdür.Tedaviye biyopsi olmadan başlanabilir fakat tedavinin ilk 2 haftası içinde yapılmalıdır. Hem polimiyalgia romatika hem de temporal arteritin tedavisinde steroid kullanılmaktadır. Her iki hastalık da genellikle yaşam süresini kısaltmaz. |
ROMATOLOJİ, 22(4):33-42, 2010
ROMATOİD ARTRİT
|
Dr. Emre Saygılı
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Dr. Gülen Hatemi
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı
|
|
|
|
Romatoid artrit(RA), bir çok eklemi aynı anda tutabilen, kronik seyirli, etiyolojisi bilinmeyen, sistemik iltihabi bir otoimmün hastalıktır. Toplumdaki sıklığı yaklaşık % 1 civarındadır. Patogenezinde hem hümoral hem de hücresel bağışıklık mekanizmalarının rol oynadığına ilişkin birçok kanıt vardır. Klasik olarak RA, küçük eklemleri tutan simetrik bir poliartrit olarak tanımlansa da omuz, dirsek, diz gibi büyük eklemleri de sık olarak etkilemektedir.En sık ve en erken tutulan eklemler ,metakarpofalengeal (MKP) eklemler, proksimal interfalengeal (PİF) eklemler ve el bileği eklemleridir. Klinik olarak dikkati çeken bulgular daha çok eklemlere ait bulgular olsa da hastalarının yaklaşık % 40’ında hastalıklarının bir döneminde eklem dışı tutulum bulguları görülür. Cilt altı nodülleri, akciğerde interstisyel tutulum ve pulmoner nodüller, erken ateroskleroz ve koroner arter hastalığı, perikardit, keratokonjunktüvitis sika, tuzak nöropatileri, Felty sendromu, romatoid vaskülit, vaskülite bağlı cilt ülserleri ve mononöritis multipleks, amiloidoz ve osteoporoz romatoid artritte ortaya çıkabilen eklem dışı komplikasyonlardır. Romatoid artritli hastaların %85’inde romatoid faktör (RF) olarak adlandırılan bir otoantikor bulunur Son zamanlarda erken RA tanısında romatoid faktörden daha özgül olan anti CCP (anti siklik sitrüllenmiş peptid) antikorlar tanımlanmıştır. Anti CCP varlığı, tanıda yardımcı olması yanında daha ağır ve erozif gidişli bir hastalığa işaret etmesi açısından da önemlidir. RA tedavisinin önemli amacı ağrı ve rahatsızlığın azaltılması, deformite ve eklemlerde işlev kaybının önlenmesidir. Bu yazıda romatoid artritin klinik ve laboratuar bulguları, tanı ve tedavi için anahtar noktalar güncel veriler ışığında özetlenmeye çalışılmıştır. |
ROMATOLOJİ, 22(4):43-51, 2010
ROMATİZMAL HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR
|
Dr. Gülen Hatemi
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı
Prof. Dr. Sebahattin Yurdakul
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı
|
|
|
|
Romatizmal hastalıkların tedavisi sırasında hem hastanın günlük yaşamını etkileyen, ağrı, sabah tutukluğu, hareket kısıtlılığı gibi belirtilerin ortadan kaldırılması hem de eklemlerde kalıcı hasar oluşmasının engellenmesi hedeflenir. Bu hastalarda, ağrıyı ve iltihabı gidermede hızla ama kısa süreli bir etkisi olan nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar ve kortikosteroidlerin yanında yapısal hasarı önleyen hastalık modifiye edici ajanlar da kullanılmaktadır. Nonsteroidal antiinflamatuvar ajanlar kimyasal yapıları ve plazma yarı ömürlerindeki farklılıklar nedeniyle farklı etkiler gösterir. Bu ilaçları kullanırken olası gastrointestinal, renal ve kardiyak sorunlar, ve oral antidiyabetik, antikoagulan, antihipertansif ve diüretik gibi kullanılan diğer ilaçlar göz önünde bulundurularak ilaç seçimi yapılmalıdır. Kortikosteroidler hızlı ve güçlü antiinflamatuvar ve immünsupresif etkileri nedeniyle, özellikle hastalıkların akut dönemlerinde sıklıkla tercih edilir. Uzun dönemde etkili olan ve yapısal hasar gelişmesini önleme amacıyla kullanılan hastalık modifiye edici ajanlar, antimalaryaller (klorokin ve hidroksiklorokin), altın tuzları, D-penisilamin, sulfasalazin ve çeşitli immünsupresiflerdir (metotreksat, leflunomid, azatiyopirin, siklofosfamid, biyolojik ajanlar gibi). Bu derlemede romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar, olası etkileri, yan etkileri ve bu ilaçları kullanırken dikkat edilmesi gereken konular özetlenmiştir
|
ROMATOLOJİ, 22(4):52-63, 2010
SERONEGATİF SPONDİLOARTROPATİLER
|
Dr. Selin Berk
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Prof. Dr. Sebahattin Yurdakul
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatololji Bilim Dalı
|
|
|
|
Seronegatif spondiloartropatiler çoğunlukla aksiyel iskeleti tutan, ancak periferik eklemlerinde, genellikle asimetrik ve oligoartiküler olarak tutulabildiği, Tendon ve ligamentlerin kemiklere yapışma yerlerinde inflamasyon (entesopati) bulunabilen, HLA B27 ile ilişki gösterebilen bir kronik inflamatuar hastalıklar grubudur. Bu grupta ankilozan spondilit, reaktif artrit, psoriatik artrit ve inflamatuar barsak hastalığı ilişkili artrit gibi hastalıklar vardır. Ayrıca bu grup içinde, grubun diğer üyeleriyle benzer klinik, yakınma ve bulguları olan, ancak herhangi bir sınıfa dahil edilemeyen, özellikle hastalığın erken dönemindeki hastalarda, iyi tanımlanmamış spondiloartropatiler de vardır.
Spondiloartropatilerin prevalansı % 0.49- % 1.05 arasındadır. Tedavinin amacı hem ağrı ve inflamasyonunu azaltmak hem de uzun dönemde hastanın mobilite, fonksiyon ve postürünü korumaktır. Egzersiz, çoğu hastada, uygulanan ilaç tedavisi kadar önemlidir. Hastalara yüzüstü yatmaları, bunu yapamazlarsa yastıksız yatmaları, yatağın sert olması solunum hareketleri ve mümkünse yüzme önerilir. Bu yazıda seronegatif spondiloartropatilerin ortak ve birbirinden farklı tarafları, klinik özellikleri ve uygulanan tedavi yöntemleri güncel veriler ışığında özetlenmeye çalışılmıştır. |
CFP, 22(4):64-66, 2010
GEBELİK SIRASINDA AĞRININ TEDAVİSİ
|
Malaika Babb
PharmD
Gideon Koren
MD FRCPC FACMT
Adrienne Einarson
RN
|
|
|
|
Akut ve kronik ağrıda tedavi edici dozlarda kullanılan ilaçların gebelikte oldukça güvenli olduğu görünmektedir. Fetüse riskini en alt düzeye indirmek için özellikle gebeliğin ileri evrelerinde ilaç tedavisi girişimlerine en düşük etkili dozla başlayın ve gebe kadının tıbbi ve ilaç tedavisi öyküsünü dikkatle gözden geçirdikten sonra ağrı kesici seçimi yapın. Olası trombosit karşıtı veya kanama zamanını uzatıcı etkileri nedeniyle gebeliğin 32. haftasından sonra kadınlar NSAİİ’leri kullanmaktan kaçınmalıdır. Gebeliğin ileri evresinde özellikle yüksek dozlarda afyon alkaloitleri ihtiyatla kullanılmalı, bebek, yenidoğan döneminde herhangi bir yoksunluk belirtisi açısından dikkatle gözlenmelidir (yenidoğan yoksunlukj sendromu).
|
HEMŞİRELİK, 22(4):67-71, 2010
CERRAHİ HASTALARINDA AĞRI VE HEMŞİRELİK |
Öğr. Gör. Dr. Özlem Örsal
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu
Yük. Lis. Öğr. Emine Ürkmez
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Cerrahi Hastalıkları Anabilim Dalı
|
|
|
|
İnsan yaşamında çok fazla etkileri olan ağrı, mevcut veya potansiyel doku harabiyetine bağlı, nahoş, duyusal ve emosyonel bir yaşantıdır. Akut postoperatif ağrının tedavisi halen suboptimaldir, olguların yaklaşık %80’i cerrahiden sonra halen orta dereceden ciddiye kadar değişen ağrı duymaktadır. Postoperatif ağrının değerlendirilmesi ve giderilmesinde sağlık ekibi içinde hemşirenin önemli bir rolü vardır. Hemşireler hastalık süreci boyunca hastaya bakım veren kişiler olarak ağrının tanımlanması ve değerlendirilmesinde ideal bir konumdadırlar.
|
|
|