 |
SENDROM ÖZEL EK SAYI 6 GASTROENTEROLOJİ
|
GASTROÖZOFAGEAL REFLÜ HASTALIĞI, 20(Özel Ek Sayı 6):5-16, 2008
|
Prof. Dr. Zeynel Mungan
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı |
|
|
Gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) özofageal semptomları ve ekstra- özofageal sendromları ile sık görülen bir sağlık problemidir. Hastaların çoğu hekime gitmeye gerek duymaz ve basit tedbirler yada reçetesiz ilaçlar ile sorunu giderir. Alarm semptomları yada ekstra özofageal sendromların varlığı araştırmayı gerekli kılar. GÖRH ülkemizde sık, ancak genelde hafif seyirlidir. Tedavide proton pompası inhibitörleri (PPİ) başarıyla ve yaygın olarak kullanılmaktadırlar. PPİ semptomları kontrol eder, özofajiti iyileştirir ve komplikasyonların gelişimini engeller. Bu ilaçlar uzun süreli kullanım için genelde güvenlidirler. Laparoskopik fundopliklasyon özellikle tipik semptomların kontrolü için oldukça etkindir. Ancak uzun süreli etkinlikleri konusunda bazı endişeler mevcuttur. Cerrahi tedavi iyi seçilmiş vakalarda deneyimli cerrahlar tarafından uygulanmalıdır.
|
HELICOBACTER PYLORI, 20(Özel Ek Sayı 6):17-23, 2008
|
Prof. Dr. Abdurrahman Kadayıfçı
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı
|
|
|
Helicobacter Pylori Dünyada en yaygın görülen patojendir ve yaklaşık Dünya nüfusunun 2/3’ünde saptanmaktadır. Cografik, etnik ve ırk özellikleri sıklığını etkileyebilir ancak prevalansı esas olarak sosyo-ekonomik kalkınma ile ilişkilidir. Enfeksiyon genellikle erken çocukluk döneminde kazanılır ve esas bulaş yolu gelişmekte olan ülkelerde fekal-oral, gelişmiş ülkelerde gastro-oraldir. Konakçıya ve bakteriye ait çeşitli faktörler (Cag A ve Vac A) gibi, çevresel faktörlerle birlikte bakterinin patojenitesini belirlemektedir. H. pylori klinik olarak en çok peptik ülser oluşumu ve rekürrensinde etkilidir. MALT lenfoma ile ilişkisi de gösterilmiştir, ayrıca mide adenokanseri için bir risk faktörüdür. H. pylori ile fonksiyonel dispepsi arasında net bir ilişki gösterilememiştir. Enfeksiyon endoskopi ve biyopsi gerektiren invazif testlerle (kültür, histoloji, hızlı üreaz testi) veya invazif olmayan testlerle (seroloji, solunum testi, gaita ve idrar antijeni) saptanabilir. Tedavide proton pompa inhibitörü, klaritromisin ve amoksisilinden oluşan üçlü tedavi en yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak artan klaritromisin direnci nedeniyle bu tedavinin ülkemizdeki etkinliği oldukça düşüktür ve alternatif rejimler üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bu nedenle ülkemizde peptik ülser ve MALToma gibi kesin endikasyonlar dışında gelişigüzel eradikasyon tedavisi verilmesi önerilmemektedir.
|
NONSTEROİD-ANTİİNFLAMATUAR İLAÇLAR: GÜVENLİ KULLANIM, 20(Özel Ek Sayı 6):24-30, 2008
|
Prof. Dr. Fatih Beşışık
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı
|
|
|
Aspirin ve nonsteroid anti-inflamatuvar ilaçlar (NSAİİ), aneljezik ve antipiretik etkileri sebebi ile, dünyada en sık kullanılan ilaçlar içerisinde yer alır. Aspirinin kardiyovasküler ve serebrovasküler hastalık tedavisinde de yer bulması bu kullanımı daha da yaygınlaştırmaktadır. Bununla birlikte, NSAİİ kullanımı ciddi gastrointestinal yan etkiler dahil pek çok istenmiyen etkiye yol yol açabilir. COX-2 inhibitörleri ve pek çok nonselektif NSAİİ kardiyak riskler taşır. Bu yazıda, NSAİİ güncel durumu özetlenmiştir
|
GASTROİNTESTİNAL SİSTEM KANAMALARI, 20(Özel Ek Sayı 6):31-40, 2008
|
Uzm. Dr. İbrahim Hakkı Köker* Doç. Dr. Çetin Karaca
Şişli Etfal Hastanesi Gastroenteroloji Servisi, *İç Hastalıkları Uzmanı ve Gastroenteroloji Departmanı Yan Dal Asistanı
|
|
|
Gastrointestinal sistem kanamaları günümüzde acil dahiliye polikliniğine yapılan başvurular arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu nedenle gastrointestinal kanamaya yaklaşımın hekimlerce iyi özümlenmesi ve eldeki imkanların en etkin şekilde kullanılması ile kanamaya ilişkin mortalite oranları belirgin bir düşüş gösterecektir. Bu derlemenin amacı; üst ve alt gastrointestinal kanamalara genel yaklaşım ve etiyolojik faktörlerin irdelenmesi sonrasında etiyolojik faktöre ilişkin tedavi yaklaşımı sunulacaktır.
|
ASİD-PEPTİK HASTALIKLAR VE PROTON POMPASI İNHİBİTÖRLERİ, 20(Özel Ek Sayı 6):41-48, 2008
|
Prof. Dr. Zeynel Mungan
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı
|
|
|
Proton pompası inhibitörleri mide asidini çok güçlü olarak inhibe etmektedirler. Bu nedenle son 15 yılda peptik ülser ve gastroözofageal reflü hastalığı ile non-steroidal antiinflamatuvar ilaçlar ve diğer nedenlere karşı gastroduodenal mukozanın korunması amacı ile kullanımda birinci seçenek olmuşlardır. PPİ’ler arasında önemli farklar yoktur. Esomeprazol diğerlerine göre daha güçlü, rabeprazol ise daha hızlı etkilidir. Pantoprazolün diğer ilaçlar ile etkileşimi söz konusu değildir. Omeprazol gebelikte kontrendikedir, diğerleri ise katerori B’dedirler. Çok az yan etkileri vardır ve genelde uzun süre kullanımiçin güvenli ilaçlardır. |
AKUT GASTROENTERİT, 20(Özel Ek Sayı 6):49-55, 2008
|
Doç. Dr. Şerif Yılmaz
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı
|
|
|
Bulantı ve kusma ile ilişkili ishal, akut gastroenteriti işaret eder. Hastalığın şiddeti hafiften, yaşamı tehdit edici duruma kadar değişebilir. Gelişmiş ülkelerde en sık iş kaybı nedeni iken, gelişmekte olan ülkelerde ölümün önde gelen nedenidir. Birçok viral, bakteriyel ve parazitik etyopatojen tür nedeniyle meydana gelir. Hafif-orta hastalıklı olguların çoğu laboratuar testi gerektirmez. Uygun tedavi ayrıntılı öykü ve değerlendirme ve sıklıkla etyoloji spesifik genel destek tedavisini gerektirir. |
İRRİTABIL BARSAK SENDROMU, 20(Özel Ek Sayı 6):50-65, 2008
|
Prof. Dr. Bülent Sivri
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı |
|
|
İritabıl barsak sendromu karın ağrısı, şişkinlik ve barsak alışkanlığında değişiklik ile karakerize ve sık görülen bir fonksiyonel barsak hastalığıdır.Tüm dünyada erişkin nüfusun yaklaşık % 5-35’ini etklemektedir. Türkiye’den yayınlanmış bazı araştırmaların sonuçlarına göre IBS prevalansı % 5-20’dir. Son yıllarda yapılmış çalışmalarla hastalık patofizyolojisini anlamada önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. IBS tanısında kullanılan Manning kriterleri 1978, Roma I kriterleri 1989 ve Roma II kriterleri ise 1998 yılında yayınlanmıştır. Son olarak tanı ile ilgili Roma II kriterleri kullnılmaya başlanmıştır.IBS tedavisinde geleneksel olarak kullanılan ilaçlar arasında antispazmodikler, kütle oluşturan ajanlar, antidiyareal/laksatif ajanlar ve düşük dozda antidepresanlar yer alır. Geleneksel tedavide kullanılan ajanlar IBS’nin bir semptomuna yönelik olup diğer semptomlar tedavisiz kalmaktadır. Hastaların bir kısmında da her bir semptoma yönelik multi ilaç ile tedavi gerekmektedir. Bu nedenle altta yatan mekanizmaların anlaşılmasına yönelik çalışmaların sonuçları daha etkin ilaçların gelişmesine yol açmaları açısından önemlidirler |
AKUT KARIN AĞRILI HASTAYA YAKLAŞIM, 20(Özel Ek Sayı 6):66-74, 2008
|
Prof. Dr. Sabahattin Kaymakoğlu
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı |
|
|
Akut karın ağrısı sık bir tanısal problemdir. Akut karın ağrısı selim ve kendi kendini sınırlayan basit bir hastalıktan cerrahi girişim gerektiren tablolara kadar geniş bir spektrumda karşımıza çıkabilir. Karın ağrısının değerlendirilmesi hastanın anamnezi, fizik muayenesi, laboratuar testleri ve görüntüleme yöntemleri ile en muhtemel tanıya yönelik bir yaklaşımı gerektirir. Bu yazıda akut karın sendromlu hastaların tanı ve tedavisiyle ilgili yeni yöntemler gözden geçirilmiştir.
|
İNFLAMATUVAR BARSAK HASTALIĞI, 20(Özel Ek Sayı 6):75-88, 2008
|
Doç. Dr. Ülkü Dağlı
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği |
|
|
ÜK ve CH kısmen nadir olmayan hastalıklar olup klasik veya nonspesifik bulgularla başvurabilirler. Her olgu sistematik olarak değerlendirilmelidir. Detaylı öykü (ilaçlar, sigara ve aile), fizik muayene (ekstraintestinal bulgular ve komplikasyonlar), biyopsi ile birlikte endoskopi, selektif mikrobiyolojik ve radyolojik testler benzer hastalıkları dışlayabilir. Hastalık şiddeti, lokalizasyonu ve yaygınlığının değerlendirilmesi tedavi planı için gereklidir. İBH tedavisi hastalık şiddetine ve tedavinin toksisitesine göre değişmektedir. Aminosalisilik asit, hafif-orta derecede İBH’da ilk basamak ilaçlardır. Kortikosteroidler daha aktif olgularda kullanılmaktadır. Antibiyotikler bazı CH’larında faydalıdır. İmmunomodulatörler (AZA, 6-MP) steroid rezistan ve bağımlı olguların tedavisinde rolleri vardır. Biyolojik tedavi diğer tedavilere refrakter olgularda ümit vericidir. |
KOLOREKTAL KANSER ÖNLENEBİLİR Mİ ?, 20(Özel Ek Sayı 6):89-92, 2008
|
Prof. Dr. Hülya Över Hamzaoğlu
Marmara Üniversitesi Hastanesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı
|
|
|
Kolorektal kanserlerin % 90’nından fazlası 5-10 yıl içinde varolan adenomatöz poliplerden gelişmektedirler. Bu yavaş doğal seyir kolon kanserinin erken evrede yakalanabilmesi, hatta kanser gelişmeden endoskopik polipektomi ile önlenmesi olanağını vermektedir. Dünya Sağlık Örgütü 50 yaşın üzerindeki normal popülasonda kolorektal kanser için tarama yapılması önermektedir. Ülkemizdel risk faktörü olmayan normal populasyonun taranması sadece kansere bağlı ölümleri azaltmakla kalmayacak son yıllarda giderek artan kolorektal kanser tedavi maliyetini düşürebilecektir.
|
KONSTİPASYON: MİTLER VE DOGMALAR, 20(Özel Ek Sayı 6):93-102, 2008
|
Uz. Dr. Nalan Ünal1 Uz. Dr. İlker Turan1 Öğr. Üy. Nilay Özkütük2 Prof. Dr. Serhat Bor1
1 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği
2 Ege Üniversitesi Yüksek Hemşirelik Yüksekokulu, Hemşirelikte Öğretim Anabilim Dalı
|
|
|
Konstipasyon Gastroenterolojinin prevalansı en yüksek fakat bilinenlerin en az olduğu konularından birisidir. Konuyla doğrudan ilgilenmeyenler için daha çok başlıklar ve dogmalarla ön plana çıkar. Ülkemizde Ege Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada konstipasyon oranı % 8,3 bulunmuştur (1). Tanımlama farklılıklarından kaynaklanan problemlere çözüm getirmek amacıyla Roma’da yapılan toplantılar ardından önce Roma I ve II, son olarak da Roma III tanı kriterleri ileri sürülmüştür. Tablo 1 (4). Konstipasyon organik ve yapısal nedenlere bağlı olabileceği gibi, sistemik bazı hastalıklara ve ilaç kullanımına sekonder de gelişebilmektedir. Kronik konstipasyon üçe ayrılır: 1. Normal transitli kabızlık 2. Yavaş transitli kabızlık 3. Defekasyon bozuklukları. Fonksiyonel defekasyon bozuklukları (FDB) kabız hastalarda etyolojik nedenlerin yaklaşık %50’sini oluşturur. Defekografi, kolon transit zamanı, balon atma testi, anorektal manometri tanı ve tedavi takibinde kullanılan temel testlerdir. Terapötik yaklaşımlar ve öneriler arasında fiber ve sıvı (eğer dehidratasyon bulgusu varsa) alımının artırılması, özellikle ileri yaşlarda fiziksel aktivitenin artırılması, laksatif ajanlar, biofeedback ve cerrahi tedavi vardır.
|
FEKAL İNKONTİNANS, 20(Özel Ek Sayı 6):103-113, 2008
|
Dr. Ramazan Öztürk
İzmir Asker Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı
|
|
|
Fekal inkontinans fekal içeriğin istem dışı anüsten dışarı çıkması olarak tanımlanır. Bu problem tüm yaş gruplarındaki hastaları etkilemesine rağmen, özellikle kadınlarda ve yaşlılarda daha sık gözlenir. Fekal inkontinans hastaları sosyal ve psikolojik açıdan olumsuz etkileyen, yaşam kalitesini bozan bir problemdir. Bu bölümde fekal inkontinansın fizyopatolojisi, tanı ve tedavisine yönelik güncel yaklaşımlar ele alınmıştır |
SIK GÖRÜLEN ANOREKTAL BÖLGE HASTALIKLARI, 20(Özel Ek Sayı 6):114-120, 2008
|
Dr. Ramazan Öztürk
İzmir Asker Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı
|
|
|
Hemoroid, anal fissür, anorektal apse ve fistül gibi anorektal bölge hastalıkları oldukça sık görülür. Bu hastalıklar genelde hayatı tehdit edecek boyutta problemler oluşturmamalarına karşın önemli rahatsızlık ve morbidite kaynağıdırlar. Ayrıca yaşam kalitesini son derece olumsuz etkilerler. Bu hastalıkların tanısı genelde birinci basamak sağlık hizmeti verilen merkezlerde konur. Ülkemizde hekimler tıp eğitimi esnasında bu rahatsızlıklar ile ilgili kısıtlı eğitim almaktadır. Klasik ders kitaplarında da bu hastalıklara gerektiği kadar yer verilmemektedir. Bu bölümde sık görülen anorektal bölge hastalıkları ve güncel tedavi yaklaşımları ele alınacaktır.
|
HEPATOBİLİYER HASTALIKLARA BİYOŞİMİK YAKLAŞIM, 20(Özel Ek Sayı 6):121-123, 2008
|
Prof. Dr. Atilla Ökten
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı
|
|
|
Hepatobiliyer hastalıkların tanısında kullanılan biyoşimik testlerden, hastalığın ağırlık derecesi, prognozu ve tedavinin değerlendirilmesinde yararlanılır. Bu amaçla kullanılan biyoşimik testler literatür bilgilerinin ışığı altında değerlendirilmiştir.
|
KARACİĞER SİROZU, 20(Özel Ek Sayı 6):124-131, 2008
|
Prof. Dr. Atilla Ökten
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı
|
|
|
Karaciğer sirozu sık rastlanan, ülkemizin önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu nedenle, bu makalede karaciğer sirozunun etyolojisi, patoloji-patogenezi, klinik, biyoşimik bulguları, tanı, tedavi ve komplikasyonlarına güncel bilgilerin ışığı altında değinilmiştir
|
GEBELİKTE VE LAKTASYONDA GASTROİNTESTİNAL SİSTEM PROBLEMLERİNDE İLAÇ KULLANIMI, 20(Özel Ek Sayı 6):132-136, 2008
|
Uzm. Dr. Filiz Akyüz
İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı
|
|
|
Gebelik ve laktasyonda kullanılacak ilaçlar FDA’nın (Food and Drug Administration) hazırladığı sınıflandırmaya göre belirlenmelidir. Bu grup hastalarda “placebo” kontrollü çalışmaların yapılması mümkün olmadığı için insan çalışmalarının hepsi retrospektif gözlemsel çalışmalar veya vaka kontrollü çalışmalar ile vaka takdimlerinden oluşmaktadır. Dolayısı ile kanıt değeri A olan çalışma sayısı çok azdır. Yeni grup ilaçlar ile ilgili verilerde yetersizdir. Genel olarak A ve B sınıfı ilaçlar tercih edilmeli, ancak hasta yararına olacağına inanılan ilaçlar kar-zarar oranları hasta ile konuşularak kullanılabilir. Hasta ilaç kullanımı sırasında gebe kalmış ise takip önerilir, abortus düşünülmemelidir. Özellikle ilaç kullanımı organogenez döneminde ise, fetus kaybedilir veya sağlıklı gebelik devam eder.
|
|
|