GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ

 

www.gkda.org.tr

GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ ARALIK 2007

 

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(4):139-144, 2007
Klinik Çalışma

Endovasküler Cerrahi Uygulanan Abdominal Aorta
Anevrizmalı Hastalarda Anestezi Yönetimi
Seden KOCABAŞ *, Demet YEDİÇOCUKLU *, Şule ÖZBİLGİN **, Fatma Zekiye AŞKAR ***, Hakan POSACIOĞLU

ÖZET

Bu çalışmada, 2004-2007 yıllarında hastanemizde endovasküler cerrahi ile abdominal aorta anevrizması onarımı uygulanan hastalardaki anestezi yönetimimizi ele aldık.

Abdominal aorta anevrizması nedeniyle endovasküler cerrahi  uygulanan  otuz  iki  hastanın yirmi sekizine L3-5 seviyesinden epidural kateter yerleştirildi ve duyusal blok seviyesi T10 olacak şekilde epidural anestezi uygulandı. Rejyonel anestezinin kontrendike olduğu dört hastaya ise genel anestezi uygulandı. Perioperatif dönemde tüm hastaların EKG ve ST segment analizi, invaziv arter basıncı, santral venöz basınç ve oksijen satürasyonu monitorizasyonu sağlandı. Tüm hastalarda nitrogliserin ve sodyum nitroprusid infüzyonları ile kan basıncı gereğinde regüle edildi. Perioperatif döneme ait hemodinamik ve solunumsal parametreler retrospektif olarak kaydedildi.

Hastaların yaşı: 64,7±8,8 yıl, boyu: 168,5±6,2 cm, vücut ağırlığı: 72,5±9,2 kg, girişim süresi: 189,2±27,6 dk ve anestezi süresi: 214±24,9 dk. olarak bulundu (ort±SD). Hastaların cinsiyet dağılımı (K/E): 3/29, ASA skoru (I/II/III): 8/14/10 idi. Hastaların hiçbirinde preoperatif döneme ait koagülopati saptanmadı. Tüm olgularda perioperatif dönemde hemodinamik stabilite sağlandı; girişim sırasında kan veya kan ürünlerinin kullanımı veya vazopresör tedavi gerekli olmadı. Girişim sonrası dönemde beş hastada kan veya kan ürünleri trasfüzyonu gerekli oldu. Alt ekstremitede akut arter tıkanıklığı ve akut böbrek yetmezliği komplikasyonları iki hastada gelişti.

Sonuç olarak, endovasküler cerrahi ile abdominal aorta anevrizması onarımı uygulanan hastalarda cerrahinin süresi, koagülopatinin varlığı ve hasta tercihi göz önüne alınarak anestezi tipine karar verilmelidir.

Anahtar kelimeler: abdominal aorta anevrizması, endovasküler cerrahi, anestezi


GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(4):145-150, 2007
Klinik Çalışma
Açık Kalp Cerrahisi Uygulanan Hastaların Nütrisyon Durumunun Belirlenmesinde
Üç Farklı Tekniğin Karşılaştırılması

Seden KOCABAŞ *, Demet YEDİÇOCUKLU *, Yurday ÇETİN **, Esra YÜKSEL *, Fatma Zekiye AŞKAR ***, Hülya SUNGURTEKİN ***

ÖZET
    
  Çalışmamızda, elektif olarak açık kalp cerrahisi uygulanması planlanan hastaların nütrisyon durumlarının Subjektif Global Değerlendirme, Nütrisyon Risk İndeksi ve Nütrisyon Risk Taraması-2002 yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesi amaçlandı.

Fakültemiz etik kurulunun onayı ve hastaların gönüllü olurunun alınmasını takiben elektif olarak açık kalp cerrahisi uygulanması planlanan yüz on hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların antropometrik ölçümleri (triseps cilt kalınlığı, üst orta kol çevresi, beden kitle indeksi) ve laboratuvar testleri (hemoglobin, hematokrit, lenfosit sayısı, albümin, AST, ALT, HDL, LDL, total kolesterol, C-reaktif protein, üre, kreatinin) kaydedildi. Hastaların nütrisyon durumu Subjektif Global Değerlendirme, Nütrisyon Risk İndeksi ve Nütrisyon Risk Taraması-2002 teknikleri kullanılarak belirlendi. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizinde Cochran Testi ve Mc Nemar testi kullanılarak üç nütrisyon değerlendirme tekniği karşılaştırıldı.

Çalışmaya dahil edilen yüz on hasta her üç teknik ile değerlendirildiğinde Subjektif Global Değerlendirme tekniğine göre on altı hasta, Nütrisyon Risk İndeksi tekniğine göre yirmi yedi hasta ve Nütrisyon Risk Taraması-2002 tekniğine göre ise elli bir hasta malnütrisyonlu olarak belirlendi; malnütrisyonlu hasta sayıları yönünden her üç teknik arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0.05). Her üç teknik ile değerlendirilme sonucunda malnütrisyonlu olduğu saptanan hastaların iyi nütrisyonlu hastalara oranla hastane yatış süresinin uzadığı saptandı (p<0.05). Her üç teknik ile yapılan değerlendirmelerde malnütrisyonu olan ve olmayan hastalar arasında postoperatif komplikasyonlar açısından fark saptanmadı.

Sonuç olarak, açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların nütrisyon durumunun değerlendirilmesinde Subjektif Global Değerlendirme, Nütrisyon Risk İndeksi ve Nütrisyon Risk Taraması-2002 teknikleri kolaylıkla uygulanabilmektedir. Çalışmamızda, açık kalp cerrahisi geçiren hastalarda her üç teknik ile ortaya konan nütrisyon durumu ile postoperatif mortalite ve morbidite arasında herhangi bir ilişki saptanamadı.

Anahtar kelimeler: nütrisyon durumu, subjektif global değerlendirme, nütrisyon risk indeksi, nütrisyon risk taraması-2002


GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(4):151-156, 2007
Klinik Çalışma
Pediyatrik Kalp Cerrahisinde İnfeksiyon İçin Pozitif Olan Preoperatif Laboratuvar Bulgularının Postoperatif Klinik Seyir Üzerine Etkisi Var mı?

Elif A. AKPEK *, Aynur CAMKIRAN *, Sabiha ERCAN OĞUZ *, Aslı DÖNMEZ *, Süleyman ÖZKAN **, Birgül VARAN ***, Kürşad TOKEL **

ÖZET
    
     Bu çalışmanın amacı, pediyatrik kalp cerrahisinde preoperative dönemde enfeksiyon açısından klinik belirti olmadan laboratuvar bulguları pozitif olan hastalarda postoperatif klinik sonuçları araştırmak; laboratuvar tetkikleri normal olan hastalar ile karşılaştırmaktır. Üniversite hastanesinde pediyatrik kalp cerrahisi uygulanan ve iki ay-on iki yaş arası hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Pozitif laboratuvar bulguları olarak yüksek lökosit sayısı (>12,000 uL-1), yüksek C-reaktif protein (CRP) değerleri (>10 mg L-1), veya idrarda lökosit varlığı kabul edildi. Çalışma grubu (Grup ENF, n=37) infeksiyon açısından klinik belirti olmaksızın pozitif laboratuvar bulguları olan hastalar; ve kontrol grubu ise (Grup K, n=37), yaş ve kardiyak patolojileri açısından benzer, ancak enfeksiyon açısından klinik veya laboratuvar bulguları olmayan hastalardan oluşmaktaydı.

Postoperatif dönemde, inotropik tedavi gereksinimi gösteren hasta sayısı, inotropik tedavinin süresi ve çoklu inotropi kullanımı gruplar arasında benzer bulundu. Postoperatif takipte ateşi olan hasta sayısı gruplar arasında benzer, ancak ateş süresi (1.84±1.5 vb. 1.03±0.68 gün, p=0,001) ve iki günden uzun süren ateş görülen hasta sayısı (altı vb. yok, p=0.012) enfeksiyon grubunda daha yüksekti. Mekanik ventilasyon süresi, yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri iki grupta farklı bulunmadı.

Sonuç olarak, bu çalışmanın verileri, pediyatrik kalp cerrahisinde, infeksiyona ilişkin klinik belirtiler olmaksızın preoperatif pozitif laboratuvar bulgularının postoperatif klinik seyire olumsuz bir etkisi olmadığını göstermektedir.

Anahtar kelimeler: pediyatrik kalp cerrahisi, preoperatif enfeksiyon, postoperatif  sonuç


GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(4):157-160, 2007
Klinik Çalışma
Video Yardımlı Torakoskopi (VATS) Ameliyatlarında İntratekal Morfinin Analjezik Etkinliği - Retrospektif Çalışma

Davud YAPICI *, Şebnem ATICI **, Nurcan DORUK **, Türkan ALTUN ***, Ali ÖZDÜLGER ****, Zeliha Ö. ALTUNKAN **, Uğur ORAL

ÖZET
     Kliniğimizde, Ocak-2005 ile Ekim-2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen video yardımlı torakoskopi (VATS) ameliyatlarında, peroperatif uygulanan 0,6 mg intratekal morfin ile intravenöz hasta kontrollü meperidin kullanımının etkinliğinin retrospektif olarak araştırılması amaçlandı.

Hasta dosyaları tarandıktan sonra, VATS uygulanan toplam 71 hastanın 63’ü çalışma kapsamına alındı. İntratekal morfin ve intravenöz Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) ile meperidin uygulanan (Grup M, n=33) ve yalnızca intravenöz HKA meperidin uygulanan (Grup D, n=30) olmak üzere hastalar iki grupta incelendi. İntratekal morfin, anestezi indüksiyonu sonrası, 3 mL volüm ile 0,6 mg dozda L2-4 mesafesinden, meperidin ise, 1 mg mL-1 konsantrasyonda hazırlanan, iv HKA aracılığı ile bolus doz 10 mL ve kilitli kalma süresi 30 dk., 48 saat gidecek şekilde uygulanmıştır. Her iki grupta ameliyat bitiminde intramusküler 75 mg diklofenak yapılmıştır. VAS değerleri: Ekstübasyon sonrası, 2, 8, 12, 24 ve 48. saatlerde hemşire gözlem kâğıtları ve ağrı formları incelenerek saptandı.

Grup M’de, bütün ölçüm zamanlarında VAS skorları, Grup D’ye göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Grup M ile karşılaştırıldığında 1. ve 2. gün meperidin tüketimi, Grup D’de anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla, p<0.001 ve p<0.001). İntratekal morfin uygulanan grupta 33 hastanın 10’unda 1. gün hiç opioid gereksinimi olmadığı saptandı.  Postoperatif, girişimi gerektirecek bir komplikasyon saptanmadı.

Sonuç olarak, VATS öncesi uygulanan 0,6 mg intratekal morfinin, yalnızca iv HKA meperidine göre daha iyi bir analjezi sağladığı, postoperatif meperidin tüketimini azalttığı ve ilave yan etkiye neden olmadan güvenle kullanılabileceği söylenebilir.

Anahtar kelimeler: torakoskopi, intratekal morfin, meperidin


GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(4):161-168, 2007
Klinik Çalışma
Koroner Arter Baypas Cerrahisi Geçiren Hastalarda Deksmedetomidin ve Midazolamın Hemodinami ve Oksijen Profili Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması

Nedim ÖZKAN *, Nursel ŞAHİN ***, Hanife KARAKAYA KABUKÇU ** , Güzide ÇELİKBİLEK *, Tülin AYDOĞDU TİTİZ

ÖZET
     Deksmedetomidin; a2-reseptörlere yüksek afinitesi olan, lipofilik yeni bir a-metilol derivesidir. Santral sinir sisteminde yerleşmiş olan alfa-2 adrenoseptörlerin uyarılması, sedasyona, sempatik deşarjda azalmaya ve kardiyak vagal aktivitede artışa yol açar. Koroner arter baypas cerrahisi geçiren hastalarda deksmedetomidin ve midazolamın hemodinami ve oksijen profili üzerine etkilerinin karşılaştırılmasını amaçladık.

Elektif koroner arter baypas grefleme (KABG) cerrahisi planlanan ASA fiziksel skoru II-III olan, 18-70 yaş arası, toplam 40 hasta, rasgele 20’şer kişilik iki gruba ayrıldılar. Grup D’de; 10 dk. 1 µg kg-1 sa-1 deksmedetomidin infüzyonu yapıldıktan sonra infüzyon hızı 0.2-0.4 µg kg-1 sa-1’e düşürüldü. Grup M’de ise, 0.05-0.07 mg kg-1 midazolam 3 dk. içinde uygulandı ve infüzyon hızı 0.05-0.1 µg kg-1 sa-1 dozuna azaltıldı. Bütün infüzyonlara vücut dışı dolaşım ve postoperatif dönemde de devam edildi.

Kalp atım hızı (KAH), sistolik arter basıncı (SAB), ortalama arter basıncı (OAB), diyastolik arter basıncı (DAB), santral ven basıncı (SVB), pulmoner arter basıncı (PAB), pulmoner arter uç basıncı (PAUB), ortalama pulmoner arter basıncı (OPAB), kalp debisi (KD), strok volüm (SV), periferik vasküler rezistans (PVR), sistemik vasküler rezistans (SVR), periferik oksijen satürasyonu (SpO2), miks venöz oksijen satürasyon değerleri, oksijen sunumu (DO2) ve oksijen tüketimleri (VO2) preoperatif (indüksiyon öncesi), infüzyonun 10. dk.’sında, entübasyon, cilt insizyonu, sternotomi sonrası, baypas öncesi, baypas sonrası, yoğun bakım ünitesine varış, 4. ve 24. saatlerde, ekstübasyon öncesi ve sonrası, 4. ve 24. saatlik dönemlerde kaydedildi.
Midazolam Grubu’nda infüzyon 10. dk.’sı, entübasyon sonu, cilt insizyonu, baypas öncesi ve yoğun bakıma geliş SAB, DAB, OAB değerleri birbirine benzerdi ve Deksmedetomidin Grubu’na (grup D) göre anlamlı derecede düşük bulundu. Oksijen tüketimi her iki grupta benzerdi.

Deksmedetomidin; ameliyat sırasında cerrahi uyaranlarla oluşan sempatik yanıtı baskılamada, intraoperatif ve postoperatif dönemde analjezi ve sedasyon amacıyla güvenle kullanılabilir. Koroner arter baypas grefleme ameliyatu geçiren hastalarda hemodinamik stabilite ve oksijen profili üzerinde olumlu etkilere sahiptir.

Anahtar kelimeler: deksmedetomidin, koroner arter cerrahisi, oksijen sunumu, oksijen tüketimi

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(4):169-171, 2007
Sklerodermalı Hastada Koroner Arter Cerrahisi Sırasında Anestezi Yönetimi

Gülay OK *, Koray ERBÜYÜN *, Demet TOK **, İsmail ÇETİN ***, Hayrettin ŞİRİN

ÖZET

Sistemik sklerozis, vazospazm, intimal proliferasyon, kutanöz ve parankimal fibrozisle beraber izlenen mikrovasküler oklüzif hastalıkla karakterize bir otoimmün bağ doku hastalığıdır. Anesteziyologlar, progresif sistemik sklerozis (PSS)’li hastalarda patogenez, klinik belirtiler, sistemik tutulum ve anestezi yönetimi ile ilgili kararlar hakkında bilgi sahibi olmalıdırlar ve potansiyel riskleri en aza indirgemek için karmaşık patofizyolojik değişiklikleri anlamalıdırlar.

Biz de, koroner arter hastalığı nedeniyle koroner arter baypas greftleme (KABG) yapılan sklerodermalı hastada anestezi uygulamasının özelliklerini anımsatmayı amaçladık.

Anahtar kelimeler: skleroderma, Raynaud Fenomeni, anestezi

 

 

 

 


Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayı
2007
      GKD Eylül 2007
      GKD Haziran 2007
      GKD Mart 2007
2006
      GKD Aralık 2006
      GKD Eylül 2006
      GKD Haziran 2006
      GKD Mart 2006
2005
      GKD Eylül / Aralık 2005
      GKD Haziran 2005
      GKD Mart 2005
2004
      GKD Aralık 2004
      GKD Eylül 2004
      GKD Haziran 2004
      GKD Mart 2004
2003
      GKD Aralık 2003
      GKD Eylül 2003
      GKD Haziran 2003
      GKD Mart 2003

 










Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker