GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

GÖZTEPE TIP DERGİSİ OCAK 2008

 

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):1-5, 2008
Remifentanil ve deksmedetomidinin trakeal entübasyonlarda oluşan hemodinamik yanıtın kontrolü ve entübasyon kalitesi üzerine etkileri

A. Esra SAĞIROĞLU (**), Aydemir YALMAN (***), Havva SAYHAN (****), Sibel YAŞAR (****), Arzu İTİLLİ (****), Melek ÇELİK (*****)
ÖZET

Çalışmamızda anestezi indüksiyonunda uygulanan remifentanil ile deksmedetomidinin, trakeal entübasyonda oluşan hemodinamik yanıtın kontrolü ve entübasyon kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.

ASA I-II sınıfında normotansif 60 olgu çalışmaya alındı. Başlangıç sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı (SAB, DAB, OAB), kalp atım hızı (KAH) ve periferik oksijen satürasyonu (SpO2) değerleri (t0) kaydedildi. Grup R’de remifentanil 2 µg kg-1 dozunda 2 dk. içinde, Grup D’de deksmedetomidin 1 µg kg-1 dozunda 10 dk. içinde infüze edildi. Ajanların uygulamasından 90 sn sonra 5 mg kg-1 tiyopental sodyum, 0.1 mg kg-1 vekuronyum iv bolus olarak uygulandı, olgularda 90 sn sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Entübasyon şartları modifiye McNeil ve ark. skorlama sistemine göre değerlendirildi. Anestezi idamesi % 1 sevofluran ve N2O-O2 (% 66-34) karışımı ile sağlandı. SAB, DAB, OAB, KAH ve SpO2 ölçümleri, Remifentanil veya deksmedetomidin uygulamasından 60 sn sonra (t1), indüksiyon uygulamasından 60 sn sonra (t2), entübasyondan işleminden 60 sn sonra (t3), entübasyondan 5 dk sonra (t4) olarak tekrarlandı.

Gruplar arasında demografik verilerde farklılık yoktu. İstatistiksel olarak Grup D’nin t2 ve t3 SAB, DAB ve OAB değerleri Grup R’den anlamlı yüksek (p<0.001), Grup D’nin t1 KAH değeri Grup R’den düşük bulundu (p<0.05), Grup R ve Grup D arasında SpO2 ölçümlerinde farklılık saptanmadı (p>0.05). Grup R’de maske ventilasyonunda zorluk oranı Grup D’den, Grup D’de entübasyona refleks harekette 1-2 öksürük görülme oranı Grup R’den anlamlı yüksek bulundu (p<0.05), Grup R ve Grup D arasında çene gevşemesi ve vokal kord pozisyonu oranları açısından farklılık saptanmadı (p>0.05). Grup R’nin toplam entübasyon kalite skorları Grup D’ye göre daha yüksek bulundu (p<0.05).

Sonuç olarak, entübasyon sırasında oluşan hemodinamik yanıtın kontrolünde ve entübasyon kalitesi değerlendirmesinde 2 µg kg-1 remifentanil, 1 µg kg-1 deksmedetomidine göre daha etkili bulundu.

Anahtar kelimeler: Remifentanil, deksmedetomidin, entübasyon, hemodinamik yanıt

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):6-9, 2008
Febril nötropeni olgularında mortaliteyi etkileyen bağımsız değişkenler

Öznur GÖRGEN (*), Sevcan İLERİ (**), Asuman ALTUN (**), Dilek DARKINOĞLU (**), Özlem ASLAN (**), Zehra GÖKMEN (**), Hasan Tahsin KEÇELİGİL (***)

ÖZET

Amaç: Bu çalışmanın amacı febril nötropenili olgularda mortaliteyi belirleyen başvurudaki risk faktörlerini değerlendirmektir.

Gereç ve Yöntem: Bu geriye dönük çalışmaya 2005 ve 2006 yılları arasında hastanemize başvuran ateş ve nötropenisi olan (nötrofil <500/mm3 ve vücut ısısı > 38,5°C) 22 hasta alındı. Bu çalışmada yaş, cinsiyet, ateşin başlangıcından başvuruya kadar geçen süre, altta yatan malignite varlığı, başlangıç mutlak nötrofil sayısı, renal fonksiyon bozukluğu, aminotransferaz düzeylerinde yükselme, etken mikroorganizmanın izole edilmiş olması, infeksiyon yerinin lokalize edilmiş olması, hipotansiyon varlığı ve başlangıçta seçilen antibiyotik rejimi türünün febril nötropenik olgularda mortalite üzerindeki belirleyici etkisini inceledik.

Bulgular: Olguların % 86'sında solid tümör ve kemoterapi öyküsü vardı ve % 14 olgu kemoterapi ile ilişkili değildi. Febril nötropenide mortalite % 13'dü. Renal fonksiyon bozukluğu tek yönlü analizde mortalite ile ilişkiliydi. Ancak çok değişkenli analizde mortaliteyi belirleyen bağımsız değişken bulunamadı.

Sonuç: Her ne kadar febril nötropenik olup ölümle sonuçlanan olgularda renal fonksiyon bozukluğu hayatta kalanlara göre daha sık olsa da mortaliteyi belirleyen bağımsız değişken bulunamamıştır.

Anahtar kelimeler: Febril nötropeni, risk faktörleri, mortalite


Göztepe Tıp Dergisi 22(1):10-14, 2008
Metabolik sendromlu çocukların klinik ve laboratuvar bulguları yönünden değerlendirilmesi

Laliz KADIOĞLU, Feyzullah ÇETİNKAYA, Ayşe PALANDUZ, Nihal MEMİOĞLU, Leyla TELHAN

ÖZET

Bu çalışmada toplumumuzda giderek daha sık görülen bir sağlık sorunu olan metabolik sendromun çocukluk çağındaki bazı klinik ve laboratuvar bulgularının belirlenmesi amaçlanmıştır.

Çalışmaya Ocak 2006-Ocak 2007 tarihleri arasında obesite, hipertansiyon ve hiperlipidemi nedeniyle Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniğine ve Çocuk Endokrinoloji Polikliniğine başvuran çocuklar alınmıştır. Olgular NCEP ATP III kriterlerine göre metabolik sendrom (MS) varlığı açısından değerlendirilmiş ve MS(+) (n:29) ve MS(-) (n:23) olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya alınan olgular metabolik sendromun klinik ve laboratuvar özellikleri açısından değerlendirilmiştir.

Çalışmaya yaşları 0-14 yıl (11.1±3.4) arasında değişen 26’sı erkek ve 26’sı kız olmak üzere 52 çocuk alınmıştır. Çalışmaya alınan olguların % 86’sı obes olarak değerlendirilmiş ve obes olguların % 60’ında metabolik sendrom saptanmıştr. MS(+) grupta ailede inme öyküsü, annede gestasyonel diabetes mellitus istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte MS(-) gruba göre yüksek bulunmuştur. MS(+) ve MS(-) gruplarında C-reaktif protein düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır. MS(+) grupta ferritin ve fibrinojen değerleri MS(-) gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p=0.038, p=0.001). Bu çalışmada metabolik sendromla ilgili bilinen risk faktörlerine ek olarak, ailesinde inme anamnezi olan çocuklarda göreceli risk 6,2 olarak bulunmuştur.

İnsülin direnci ve metabolik sendrom çocukları da tehdit eden ve giderek önem kazanan bir sağlık sorunudur. Elde ettiğimiz sonuçların daha geniş çaplı araştırmalarla desteklenmesi gerekir.

Anahtar kelimeler: Metabolik sendrom, obesite, çocukluk dönemi

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):15-16, 2008
İnguinal kord ve round ligament lipomlar

Özgür EKİNCİ (*), Bülent GÜRBÜZ (**), Taner EVCİMİK (**), Haydar YALMAN (****), Rafet YİĞİTBAŞI (***), Tolga CANBAK (**),  Ebru ZEMHERİ (*****), Fikret AKSOY

ÖZET

İnguinal kord, round ligament lipomları ve yağlı dokuları sıklıkla inguinal hernilerle birlikte olan ve dolayısıyla inguinal herni cerrahisinde görülen lezyonlardır.

Bu çalışmada prospektif olarak Ocak-2006 ve Ocak-2007 tarihleri arasında Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde açık yöntemle opere edilen 100 hastada yapılan 110 onarım incelendi. 3 vakada herni olmaksızın sadece lipom saptandı. Vücud kitle indeksi lipom olmayanlarda % 25.6, lipom olanlarda % 25.9 olarak saptandı .

Anahtar kelimeler: İnguinal herni, lipom

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):17-21, 2008
Parçalı patella kırıkları cerrahi sonuçları

Koray ÜNAY (*), Yusuf İYETİN (**), H. Bahadır GÖKÇEN (**), Can DEMİRÇAY (*), Erol TURHAN

ÖZET

Parçalı patella kırıklarına total veya parsiyel patellektomi önerilir. Biz patellektomi yapmadan tansiyon-bant tekniği ile rekonstrükte ettiğimiz olgularımızın sonuçlarını tartışmayı amaçladık.

2000-2005 yıllarında acil servisimize başvuran 47 patella kırığından, parçalı patella kırığı nedeniyle tansiyon-bant tekniği ile ameliyat edilen 11 hastanın sonuçları değerlendirildi. Değerlendirme eklem hareket açıklığı, radyolojik artroz ve Cincinati Diz Skorlama Sistemi kullanılarak yapıldı.

On bir hastanın hepsinde kaynama oldu. Ortalama takip süresi 20 (18-24) aydı. Hastaların ortalama Cincinati Diz Skorlama Sistemi puanı 352 (310-420) idi. Tüm dizlerin ekstansiyonu tam; fleksiyon ortalaması 132 (120-140) idi.

Parçalı patella kırıklarında tansiyon-bant tekniği sonuçları iyidir. Çok ender durumlarda parsiyel veya total patellektomiye ihtiyaç vardır.

Anahtar kelimeler: Patella, patella kırığı, tansiyon-bant

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):22-23, 2008
Spinal musküler atrofi ve disosiyatif anestezi ile sezaryan ameliyatı

Arzu İTİLLİ (**), Osman ARPAZ (**), Aydemir YALMAN (***), Melek ÇELİK

ÖZET

Spinal musküer atrofi (SMA), omurilik motor nöronlarındaki bozukluğun neden olduğu nörodejeneratif bir hastalıktır. Spinal musküler atrofi tanısı olan hasta sezaryan+bilateral tüp ligasyonu için operasyona alındı. Bu olgu sunumunda nadir görülen SMA hastalığını tariflemek ve uyguladığımız disosiyatif anesteziyi alternatif bir yöntem olarak sunmayı amaçladık.

Anahtar kelimeler: Spinal musküler atrofi, ketamin, disosiyatif anestezi


Göztepe Tıp Dergisi 22(1):24-25, 2008
Appendiks mukoseli

Fatih BÜYÜKER*, Özlem OKUR

ÖZET

Appendiks mukoseli appendiks lümenini dolduran mukoid madde ile karakterizedir ve appendiks boyutunda çok fazla büyümeye yol açabilir. Appendiks mukoseli tüm appendektomilerin % 0.3-0.7 ünü oluşturur; yani appendiksin nadir lezyonudur.

Kadınlarda daha fazla görülür: Kadın/Erkek: 7/1. ortalama görülme yaşı:50’dir.

Appendiks mukoselinin klinik prezentasyonu spesifik değildir ve görüntüleme yöntemleriyle tesadüfen saptanır; bu yüzden appendiks mukoselinin preoperatif tanısı çok nadirdir. USG appendiks patolojisi olduğunu saptar; fakat akut inflamasyon, abse veya lokalize peritonit arasında ayırıcı tanı yapılmalıdır. BT mukosel için çok daha spesifık ve doğru sonuç veren bir yöntemdir.

Mukosel; bol mukus üreten basit müköz membran hiperplazisi sonucu, veya adenom sonucu; veya adenokarsinom sonucu gelişebilir.

Mukosel içeriğinin karın içine yayılması “pseudomyxoma peritonei” denilen tabloyu oluşturur ki bu da sürviyi belirgin derecede azaltır.

Anahtar kelimeler: Appendiks mukoseli, psödomiksoma peritonei, kistadenom, kistadenokarsinom

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):26-27, 2008
Brusellozis komplikasyonu olarak gelişen hepatik abse

Alptekin TOSUN (*), Salih TOSUN (**), Bülent GÜRBÜZ (**), Özgür EKİNCİ

ÖZET

Bu çalışmanın amacı bruselloz nedeniyle oluşan hepatik abseyi tanımlamaktır. Brusellozda hepatik tutulum oldukça nadir görülmektedir ve sıklıkla asemptomatiktir. Mikroorganizma izolasyonunun detaylı inceleme gerekmesi, serolojik aglutinasyon titrelerinin düşük ve birincil tutulum olarak karaciğer absesi ile karşımıza çıkması tanıyı güçleştirmektedir. Radyolojik görüntüleme yöntemleri ile önemli bulgular elde edilmesine rağmen brusella için spesifik olmadığından dolayı serolojik konfirmasyon doğru tanı için gereklidir.

Anahtar kelimeler: Brusella, hepatik abse, BT, MRG

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):28-29, 2008
Diltiazem intoksikasyonu

Fatma ALİBAZ-ÖNER (*), Zeynep GÜRCAN (*), Selen YURDAKUL (**), Mecdi ERGÜNEY

ÖZET

Hipertansiyon, supraventriküler taşikardi ,angina pectoris gibi pekçok durumun tedavisinde kullanılan kalsiyum kanal bloker (KKB)’leri olan zehirlenmeler, diğer kardiyak ilaçlarla olan zehirlenmelere göre daha ölümcül seyretmektedir. Bu çalışmada bir olgu nedeniyle KKB zehirlenmelerinin gözden geçirilmesini amaçladık. 34 yaşında erkek hasta; intihar amaçlı 120 adet 60 miligramlık diltiazem tablet aldıktan 3 saat sonra acil servise getirildi. Gelişinde tam atriyoventriküler ( AV) bloğu olan hastada 24 saat sonra akut böbrek yetersizliği gelişti. Gelişinin 27. saatinde kalp ritmi normale döndü. Hasta koroner yoğun bakım ünitesi (KYBÜ) takiplerinde iki kez hemodiyalize alındıktan sonra dahiliye servisine takip amaçlı verildi. KKB zehirlenmelerinde, vasküler düz kas hücrelerindeki etkilere bağlı oluşan vazodilatasyon; kardiyak debide azalmaya, hipotansiyon ve şoka neden olur. Organ perfüzyonunun bozulması, çoklu organ yetersizliği ile sonuçlanabilir. Biz tam AV blok ve akut böbrek yetersizliği ile seyreden bir vaka eşliğinde KKB overdozunun mortalitesi ve morbiditesi çok yüksek bir durum olduğunu ve acil, agresif tedavinin hayat kurtarıcı olduğunu vurgulamak istedik

Anahtar kelimeler: Kalsiyum kanal blokeri zehirlenmesi, mortalite, morbidite

Göztepe Tıp Dergisi 22(1):30-32, 2008
Kloakojenik karsinoma

Ali KOYUNCUER (*), Ebru ZEMHERİ (**), Fehmi İNEL (**), Erol Rüştü BOZKURT

ÖZET

Sindirim sistemi tümörleri içinde anal kanal karsinomları nispeten az görülür. Bu tümörlerin çoğu skuamöz epitelden köken alırken, bazıları rektumun kolumnar epiteli ve anal kanalın skuamöz epiteli arasındaki transizyonel zondan köken alabilir. Bu tip karsinomlara kloakojenik veya transizyonel karsinom adı verilir. 46 yaşında anüsünden pürülan akıntı ve kanama şikayeti olan hastada anal kitle tespit edilmiştir. Bu kitlenin histopatolojik incelemesinde transizyonel karsinom tespit edilmiştir. Biz kloakojenik karsinomu olan hastamızı nadir olması nedeniyle sunduk.

Anahtar kelimeler: Karsinom, transizyonel hücre, anüs


Göztepe Tıp Dergisi 22(1):33-36, 2008
Çocukluk çağında hepatit A infeksiyonuna bağlı gelişen plevral efüzyon ve peritoneal asit birikimi

Barbaros Şahin KARAGÜN (*), S. Tolga YAVUZ (*), Şehri PUNAR

ÖZET

Hepatit A virüs enfeksiyonuna bağlı plevral efüzyon çocukluk çağında nadir görülen bir komplikasyon olup hastalığın erken döneminde gözlemlenmektedir. Burada hepatit A enfeksiyonu esnasında plevral efüzyon saptanan 9 yaşında bir kız çocuğu sunulmaktadır.

9 yaşında bir kız çocuğu ateş, sarılık, iştahsızlık ve kusma yakınmaları ile hastanemize başvurdu. Fiziki incelemesinde batında hassasiyet, hepatomegali ve skleralarda ikter tespit edildi. Klinik olarak viral hepatit ile uyumlu olan hastanın laboratuar incelemesinde tam kan sayımı normal iken serum bilirübin değeri 8.5 mg/dl (direkt bilirübin 3.5 mg/dl), alanin aminotransferaz değeri 555 IU/L ve aspartat aminotransferaz değeri 331 IU/L idi. Serum proteinleri ve protrombin zamanı normal idi. Pozitif anti hepatit A virus (HAV) IgM antikor titreleri hepatit A enfeksiyonu tanısını kesinleştirdi. Diğer viral hepatit göstergeleri negatif idi. Batın ultrasonografisinde hafif hepatomegali ve assit ile beraber ekojenite artışı saptanan hastanın akciğer grafisinde sağ kostofrenik sinüste küntleşme ve toraks tomografisinde sağ tarafta plevral efüzyon saptandı.

Bu olgu sunumu ile hepatit A enfeksiyonu esnasında plevral efüzyon ve assitin görülebileceği ve bu komplikasyonların genellikle kendiliğinden gerilediği vurgulanmaktadır.

Anahtar kelimeler: Hepatit A virüs infeksiyonu, plevral efüzyon


Göztepe Tıp Dergisi 22(1):37-40, 2008
Bardet-Biedl sendromu

Ali KARAMAN (*), Cengiz ÖZTÜRK (**)

ÖZET

Bardet-Biedl sendromu (BBS), obesite, retinal distrofi, polidaktili, renal malformasyonlar, mental retardasyon ve hipogonadizm ile karekterize genetik olarak heterogen geçişli bir hastalıktır. Verilere göre, 12 BBS geni klonlanmıştır (BBS1-BBS2). Onsekiz yaşındaki Bardet-Biedl sendromlu kız amenore şikayetiyle genetik bölümüne başvurdu. Hastanın ilk değerlendirilmesinde obesite, brakidaktili ve polidaktili tespit edildi. Yapılan ileri tetkiklerinde retinopati, mental retardasyon ve hipogonadizm gibi klasik bulgular mevcuttu. Burada BBS’lu primer amenoresi olan bir olgu tartışıldı.

Anahtar kelimeler: Bardet-Biedl sendromu

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

2007
Göztepe Aralık 2007
Göztepe Eylül 2007
Göztepe Haziran 2007
Göztepe Mart 2007
2006
Göztepe Aralık 2006
Göztepe Eylül 2006
Göztepe Haziran 2006
Göztepe Mart 2006
2005
Göztepe Aralık 2005
Göztepe Eylül 2005
Göztepe Haziran 2005
Göztepe Mart 2005
2004
Göztepe Aralık 2004
Göztepe Eylül 2004
Göztepe Haziran 2004
Göztepe Mart 2004
2003
Göztepe Aralık 2003
Göztepe Eylül 2003
Göztepe Haziran 2003
Göztepe Mart 2003

 










Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker