GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

GÖZTEPE TIP DERGİSİ MART 2010


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):4-12, 2010
Diabetik dislipidemi

Yavuz ERYİLMAZ (*), T. KOVANKAYA, L. TOKGOZOGLU (**)

ÖZET

Diabetus mellitus, insulin fonksiyon ve sekrasyonu bozukluğuna bağlı, karbonhidrat, lipid ve protein metabolizmasının kronik hiperglisemik metabolik hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütüne göre 2025 yılında dünyada 300 milyon olgu olacaktır. Dibetus mellitus kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız risk faktörü olup dislipedemiye bağlı olarak risk artar. Diabetik dislipidemi trigiliserid yüksekliğiyle karekterizedir, HDL seviyesi düşük ve LDL seviyesi yüksektir. Bu lipid profili “toksik üçlü” olarakta adlandırılır ve diabet teşhisinden çok önce ortaya çıkar.

Çalışmamızda, 2006 Ağustos- 2007 Mayıs ayları arasında dahiliye kliniğimize başvuran 30745 hastanın diabet prevalansı ve plazma lipid değerleri ile ilişkisini araştırdık. Kan glukoz ve total kolesterol, triglisetid, HDL-kolesterol konsantrasyonları arasında istatistiksel bağıntı olduğunu tespit ettik. Total kolesterol, triglisetid yükselirken, HDL-kolesterol seviyesi düşmektedir, diğer yandan kan glukoz seviyesi artmaktadır. Hba1c ve total kolesterol, triglisetid, HDL-kolesterol seviyeleri arasındada istatistiksel ilişki tespit edilmiştir.

Tip 2 diabetli hastalar dislipidemiktir. Hastaların lipid seviyelerini normal sınıra çekmek kardiyovasküler morbidite ve mortaliteyi azaltılabilir ve koroner hastalıklara bağlı ölüm, mitokart infarktüsü, inme riskini azaltır.

Anahtar kelimeler: Diabetus mellitue, dislipidemi


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):13-19, 2010
Kritik hastada enteral ve kombine enteral-parenteral nütrisyon tedavisi

Zeynep G. AYDOĞAN (*), Melek ÇELİK (**), A. Esra SAĞIROĞLU (***), E. Nursen KOLTKA (***),
Betül ŞEN (***), Taşkın BUDAKÇI (*), Arzu İTİLLİ (*), Sibel YAŞAR (*)

ÖZET

Amaç: Nütrisyon desteği altındaki yoğun bakım hastalarında, biyokimyasal veriler ve antropometrik ölçümler değerlendirilerek enteral ve kombine enteral-parenteral nütrisyonun etkileri karşılaştırıldı.

Gereç ve Yöntem: Yoğun bakımda ventilatör desteği gereksinimi olan 30 hasta iki gruba ayrıldı. Enteral grubu: Günlük kalori gereksiniminin tamamı enteral nutrisyon ile; Enteral-Parenteral grubu: Günlük kalori gereksiniminin % 50’si enteral, % 50’si parenteral nutrisyon ile karşılandı. Tüm hastalardan, 1., 7. ve 14. günlerde total protein, prealbumin, albumin, globulin, glukoz, BUN, kreatinin, trigliserid, kolesterol, ALT, AST, elektrolit, CRP serum düzeyleri için kan örnekleri alındı, orta kol çevresi (MAC) ve triseps deri kıvrım kalınlığı (TSF) ölçüldü, günlük kalori ve protein alımları, insülin gereksinimleri kaydedildi.

Bulgular: Total protein, globulin ve trigliserid 14. gün düzeyleri grup içi karşılaştırmalarda her iki grupta da 1. gün düzeylerine göre anlamlı derecede yüksek, enteral grupta 14. gün BUN değerleri 1. güne göre ve enteral-parenteral gruba göre anlamlı derecede yüksek, CRP değerleri her iki grupta da anlamlı düşüş gösterdi. Gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarda MAC ve TSF ölçümleri açısından farklılık yoktu.

Sonuç: Günlük kalori ve protein alımları, biyokimyasal veriler ve antropometrik ölçümler karşılaştırıldığında, enteral ve kombine enteral-parenteral nütrisyon alan kritik hastalar arasında anlamlı bir fark olmadığı kanısına varıldı.

Anahtar kelimeler: Nutrisyon, enteral, parenteral, kombine enteral parenteral


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):20-24, 2010
Osteoporoz hastalarında vertebral fraktür sıklığı ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Ü. Seçil DEMİRDAL (*), İlknur YİĞİT (**), Özlem SOLAK (*), Hasan TOKTAŞ (*), Ümit DÜNDAR (*),
Vural KAVUNCU (*)

ÖZET

Vertebral fraktürler sırt ağrısı, fonksiyonel kısıtlılıklar ve iş gücü kayıplarına bağlı olarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle vertebral fraktürlerin yaşam kalitesi üzerine etkisi önemli bir klinik durumdur. Çalışmamızda, osteoporoz tedavisi alan hastalarda vertebra kırığı sıklığının ve vertebral kırığın yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Polikliniğimizde osteoporoz tanısıyla takip ve tedavi edilen 70 hasta çalışmaya alındı. Dual enerji X-ray absorbsiyometri ile kemik mineral yoğunluğu, direkt grafiler ile vertebra kompresyon kırığı varlığı ve Kısa Form-36 (SF-36) ölçeğiyle yaşam kalitesi değerlendirildi. Primer osteoporoz (PO) 37 (% 52.9) ve sekonder osteoporoz (SO) 33 (% 47.1) hastada tespit edildi. PO’lu 7 (% 18.9), SO’lu 6 (% 18,2) hastada vertebra kırığı saptandı. Vertebra fraktürü olan ve olmayan PO’lu hastalar karşılaştırıldığında SF-36 ölçeğinin alt grupları arasında fark bulunmadı. Sonuç olarak, bu çalışmada vertebral fraktürlerin yaşam kalitesi üzerine etkisi saptanmamıştır.

Anahtar kelimeler: Osteoporoz, vertebral fraktür, yaşam kalitesi, Kısa Form-36 (SF-36)


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):25-28, 2010
Psöriyazis vulgarisli hastalarda mikroalbüminüri varlığı ile subklinik böbrek tutulumunun araştırılması

Mukaddes KAVALA (*), Deniz YAVUZ (**), Ilkin ZİNDANCI (**), Emek KOCATÜRK (**), Burçe CAN (**), Sibel SÜDOĞAN (**), Melek KOÇ (**), Zafer TÜRKOĞLU (**)

ÖZET

Amaç: Psöriyazis anormal epidermal hiperproliferasyon ve diferansiyasyon ile karakterize inflamatuvar ve immün aracılı bir deri hastalığıdır. Son çalışmalarda psöriyazisli hastalarda mikrovasküler tutulumun arttığı ve renal fonksiyon değişikliklerinin görüldüğü bildirilmiştir. Bu çalışmada psöriyazis vulgarisli hastalarda subklinik böbrek tutulumunun varlığı araştırılmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya klinik ve histopatolojik olarak plak tip psöriyazis vulgaris tanısı konulan 60 hasta ile 60 sağlıklı kişi alındı. Hasta ve kontrol grubunun tam idrar tahlilleri yapıldı, üre, kreatinin ve 24 saatlik idrarda mikroalbüminüri değerleri ölçüldü. Verileri değerlendirirken Student-t testi, Mann Whitney-U testi, Spearsman’s Rho testi ve ki-kare testi kullanıldı. İstatiksel analizler için SPSS for Windows 15.0 programı kullanldı. p<0.05 anlamlı kabul edildi.

Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların % 58.3’ü kadın, % 41.7’si erkek, kontrol grubunun % 55’i kadın, % 45’i erkekdi. Ortalama hastalık süresi 13.1 yıl, ortalama PASI değerleri ise 19.5 olarak saptandı. Psöriyazisli hastaların 24 saatlik idrar volümü ortalaması kontrol grubuna göre yüksek bulundu (p<0.05). Hastaların 15’inde (% 25), kontrol grubunun 8’inde (% 13.3) mikroalbüminüri görüldü ve iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Grupların idrarda atılan ortalama mikroalbümin değerleri arasında da anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Mikroalbüminüri varlığı ile cinsiyet arasında ilişki görülmezken (p>0.05), mikroalbüminüri kontrol grubunda kadınlarda daha fazla görüldü (p<0.05). Hastalık süresi ve şiddeti ile mikroalbüminüri arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05),

Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda psöriyazisli hastalarda subklinik böbrek tutulumunun göstergesi olan mikroalbüminüri anlamlı derecede yüksek bulunmadı, mikroalbüminüri ile hastalık şiddeti ve hastalık süresi arasında ilişki saptanmadı.

Anahtar kelimeler: Psöriyazis, mikroalbüminüri, böbrek tutulumu


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):29-33, 2010
Alt konka hipertrofisi tedavisinde radyofrekans uygulaması

Fadlullah AKSOY (*), Hasan DEMİRHAN (*), Yavuz Selim YILDIRIM (*), Bayram VEYSELLER (*)

ÖZET

Giriş: Alt konka hipertrofisine bağlı burun tıkanıklığı yakınması olan hastalarda radyofrekans uygulamasının etkinliği araştırıldı. Bu çalışmadaki amacımız, burun tıkanıklığına sahip erişkin hastalarda radyofrekans tedavisi sonrası hastalık spesifik hayat kalitesi sonuçlarını değerlendirmektir.

Gereç ve Yöntem: Bu çalışma İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Klininde, Ocak 2005 ile Mayıs 2006 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Alt konka hipertrofisi nedeni ile burun tıkanıklığı şikayeti olan 45 hastaya (24 erkek, 21 kadın) radyofrekans uygulaması yapıldı. Hastalar 15-59 yaşları arasında olup yaş ortalaması 32,5 di.Bir çok hasta daha önce medikal tedavi almış ve şikayetleri hala devam etmekteydi. Preoperatif ve postop 2. ve 6. aylarda NOSE skalası ile burun tıkanıklığı şikayeti değerlendirildi.

Bulgular: Çalışmaya alınan 45 hastanın, ortalama NOSE skorları post op 2. ayda preoperatif duruma göre istatiksel olarak anlamalı derecede iyileşme gösterdi. Bu iyileşme postop 6. ayda hala devam etmekteydi ve istatiksel olarak anlamlıydı. Hasta memnuniyeti ve hayat kalitesi sonuçları yüksekti. Postop dönemde anlamlı bir kanama epizodu görülmedi.

Sonuç: Alt konka hipertrofisi tedavisinde uygulanan radyofrekans; minimal invaziv, lokal anestezi altında gerçekleştirilebilen, çok düşük komplikasyon oranları olan cerrahi tekniktir. Postop dönemde hastanın sosyal hayatını etkilememesi ve hasta memnuniyetinin yüksek olduğu bir yöntemdir.

Anahtar kelimeler: Radyofrekans, alt konka hipertrofisi, NOSE skalası, burun tıkanıklığı


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):34-37, 2010
Büllöz ilaç döküntüleri

Mukaddes KAVALA (*), Emek KOCATÜRK GÖNCÜ (**), İlkin ZİNDANCI (**), Esra KURAL (***)

ÖZET

İlaçların en çok görülen yan etkilerinden biri olan ilaç döküntüleri sıklıkla antibiyotikler, antikonvülsanlar ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara bağlı olarak gelişir. İlaç döküntüleri ekzantamatöz, ürtikeryal, büllöz ya da püstüler olabilir. Büllöz ilaç döküntüleri çeşitli klinik tablolar ve mekanizmalarla oluşur. Bu döküntüler  fiks ilaç erüpsiyonu, Stevens-Johnson Sendromu, toksik epidermal nekrolizis, ilaca bağlı pemfigus, ilaca bağlı büllöz pemfigoid, ilaca bağlı lineer IgA dermatozu, ilaca bağlı psödoporfirya, akut jeneralize ekzantematöz püstüloz, fototoksik ilaç reaksiyonları, bromoderma, iyoderma ve akral eritemi içerir. Büllöz ilaç döküntüleri hayatı tehdit etmeleri açısından büyük önem taşır. Özellikle Stevens-Johnson Sendromu ve toksik epidermal nekrolizis zamanında müdahale edilmediğinde fatal seyredebilir. Bu nedenle hastalarda tedavi sırasında aniden ortaya çıkan büllöz lezyonlar ciddiye alınmalı ve ilaca bağlı bir reaksiyon olabileceği akılda bulundurulmalıdır.

Anahtar kelimeler: Büllöz lezyonlar; ilaç; yan etki


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):38-39, 2010
Harlequin fetus

Mustafa KARA (*), Şenol ŞENTÜRK (**)

ÖZET

Amaç: Erken neonatal dönemde Harlequin fetus tanısı konan bir olguyu sunmayı amaçladık.

Olgu: 38 yaşında gravida 2, parite 2 olan hasta kliniğimizde doğum yaptı.Yenidoğandaki  klinik bulgulara göre tanı kondu ve tedavi uygulandı.

Tartışma: Harlequin fetus konjenital iktiyozislerin en ciddi formlarından biridir.Hastalığın prenatal tanısını koymak zordur.

Anahtar kelimeler: İktiyozis, Harlequin fetus, Ultrasonografi


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):40-42, 2010
Tiroid cerrahisi komplikasyonları ve psikiyatri

Çiçek HOCAOĞLU (*)

ÖZET

Tiroid cerrahisi sonrası en sık karşılaşılan komplikasyonlar nervus rekürrens ve nervus laryngeus superior yaralanmaları, hipoparatiroidi, kanama, hematom, yara enfeksiyonu ve flep ödemidir. Hastayı yaşamı boyunca etkileyebileceği için önem taşırlar. Psikiyatrik hastalıklarla D vitamini, kemik, kalsiyum metabolizmasının neden-sonuç ilişkileri içinde bulunması önemli fakat klinik ortamlarda üzerinde az durulan bir konudur. Bu çalışmada son 6 aydır  tiroid ameliyatı sonrası hipoparatiroidisi olan 23 yaşında, 1 çocuk annesi, lise mezunu ve ev hanımı hasta sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Tiroid cerrahisi, komplikasyonlar, hipoparatiroidi


Göztepe Tıp Dergisi 25(1):43-47, 2010
Yüksek evreli gliomlarda radyoterapiye eşlik eden temozolamid tedavisi ve psödoprogresyon kavramı

Erdoğan AYAN (*), Fatih Han BÖLÜKBAŞI (*), Ramazan SARI (*), İlhan ELMACI (**)

ÖZET

Yüksek evreli gliomlar post-op dönemde ciddi takip gerektirirler. Bu dönemde oluşabilecek tumor progresyonu tekrar ameliyat gerektirebilir. Bunun yanı sıra radyoterapi (RT) ve kemoterapi (KT) progresyon benzeri bir görünüme sebep olabilir. Bu durum psödoprogresyon olarak adlandırılır ve yönetimi farklıdır. Literatürde de son dönemde yüksek evreli gliomların takibinde ortaya çıkan bu yeni durum hakkındaki çalışmalar artmaktadır. Çalışmamızda patolojisi yüksek evreli gliom olan ve takiplerinde psödoprogresyon düşündüğümüz bir olgu üzerinden bu yeni kavramı anlatmayı amaçladık. 

Anahtar kelimeler: Pseudoprogresyon, radyoterapi, temozolamid, yüksek gradeli gliom

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

2009
Göztepe Aralık 2009
Göztepe Eylül 2009
Göztepe Haziran 2009
Göztepe Mart 2009
2008
Göztepe Aralık 2008
Göztepe Eylül 2008
Göztepe Haziran 2008
Göztepe Mart 2008
2007
Göztepe Aralık 2007
Göztepe Eylül 2007
Göztepe Haziran 2007
Göztepe Mart 2007
2006
Göztepe Aralık 2006
Göztepe Eylül 2006
Göztepe Haziran 2006
Göztepe Mart 2006
2005
Göztepe Aralık 2005
Göztepe Eylül 2005
Göztepe Haziran 2005
Göztepe Mart 2005
2004
Göztepe Aralık 2004
Göztepe Eylül 2004
Göztepe Haziran 2004
Göztepe Mart 2004
2003
Göztepe Aralık 2003
Göztepe Eylül 2003
Göztepe Haziran 2003
Göztepe Mart 2003

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2010
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67
Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker