 |
GÖZTEPE TIP DERGİSİ EYLÜL 2009 |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):108-114, 2009
Öğrenci seçme sınavına (ÖSS) hazırlanan gençlerin umutsuzluk ve kaygılarının beslenmeleriyle ilişkisi
|
Makbule GEZMEN KARADAĞ (*), Meral AKSOY (**), Sevgi Neylan BAKIM (***)
|
|
|
Amaç: Bu çalışma Öğrenci Seçme Sınavı’na (ÖSS) hazırlanan öğrencilerdeki umutsuzluk ve sınav kaygısının beslenmeyle olan ilişkisini saptamak amacıyla planlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: 2004-2005 eğitim-öğretim döneminde Yalova ilinde lise son sınıfta olup ÖSS’ye girecek 100 öğrenci (50 kız, 50 erkek) ile girmeyecek 100 öğrenci (50 kız, 50 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Öğrencilerle ilgili genel özellikler (yaş, sigara-alkol kullanımı), vücut ağırlıklarındaki değişimler, sınav öncesi-sırası-sonrasındaki fizyolojik-psikolojik durum değişiklikleri ve beslenme öyküsüne ilişkin bilgilerle psikolojik testler anket yöntemiyle doğrudan kendilerine sorarak elde edilmiştir.
Bulgular: ÖSS’ye girecek ve girmeyecek öğrenciler arasında yaşadıkları kaygı ve umutsuzluk arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bununla birlikte sınav döneminde, iki gruptaki öğrenciler karşılaştırıldıklarında, kaygılı iken beslenme durumlarının değişimi istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Standartlara göre öğrencilerin enerji, makro ve mikro besin alım durumları incelendiğinde ÖSS’ye girecek ve girmeyecek öğrencilerin enerjiden gelen protein ve karbonhidrat yüzdesi, B6 vitamini, B12 vitamini, C vitamini, kalsiyum ve demir alımlarında istatistiksel açıdan önemli fark görülmüştür (p<0.05).
Sonuçlar: Merkezi öğrenci yerleştirme sınavları ile ortaya çıkan bu sistem öğrenciler üzerinde sınav kaygısı yaratmakta ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir. Bu çalışmada ÖSS’ye girmeyecek öğrencilerin sınava girecek olan öğrenciler kadar kaygılı ve umutsuz oldukları görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Adölesan, sınav, umutsuzluk, kaygı, beslenme |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):115-118, 2009
Kronik immün trombositopenik purpurası olan çocuklarda helikobakter pilori
|
Abdulkadir ÖZEL (*), Murat SÖKER (**), Nilüfer OKUR (***) Nurettin OKUR (****)
|
|
|
Amaç: Son yıllarda Helicobacter Pylori (Hp)’nin ITP’li hastalarda daha yüksek oranda bulunduğu ve eradikasyon tedavisinini trombosit sayısını yükselttiğini gösteren bir çok çalışma literatürde mevcuttur. Bu çalışmada Kr ITP’li hastalarda Hp pozitifliğinin sağlıklı bireylere göre daha sık görülüp görülmediğinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Dicle Üniversitesi çocuk sağlığı ve hastalıkları hematoloji polikliniğinde kronik ITP tanısısyla düzenli takiplere gelen izlenmekte olan 19 hasta ve kontrol grubu olarak çocuk polikliniğine başvuran sağlıklı 24 çocuk çalışmaya dahil edildi.
Bulgular: Hasta grubunda 19 hastanın 11’inde (% 57.8), kontrol grubunda is 24 hastanın 12’sinde (% 50), toplamda çalışmaya alınan 43 hastanın 23 ünde (% 53.4) Hp IgG pozitif saptandı. Kr. İTP’li hastalarda Hp sıklığının artmadığı görüldü.
Tartışma: İTP’li hastalarda ve kontrol grubunda Helicobacter IgG seroprevelansı ülkemizde benzer yaş gruplarında yapılan çalışmalarla uyumlu idi. Kr. İTP hastalarında da benzer oranda bulundu ve kontrol grubuyla arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Buradan yola çıkarak steroid ve immünglobulin tedavisine yanıt vermeyen veya tedavi sonrası trombositleri hızla düşen Kr. İTP olgularında Hp araştırılması ve sonucun müspet olduğu durumlarda eradikasyon tedavisinin verilmesini önerilmektedir.
Anahtar kelimeler: Helikobakter Pilori, Çocukluk çağı, Kronik ITP |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):119-121, 2009
Akut ayak bileği travmalarında ottowa ayak bileği değerlendirme kriterlerinin kullanılması |
Gökhan ÇAKMAK (*), Ulunay KANATLI (**), Aykın ŞİMŞEK (**), Haluk YETKİN (**)
|
|
|
Amaç: Bu çalışmada, ayak bileği travması olan hastaların Ottowa ayak bileği değerlendirme kriterleri ve radyolojik olarak incelenerek bu kriterlerin klinik yararlılığının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Materyal ve Metod: Acil servise başvuran ayak bileği travması olan 124 hasta Ottowa ayak bileği değerlendirme kriterlerine göre ve radyolojik olarak incelendi. Hastalara ayak bileği ön-arka, yan ve ankle mortise radyografileri istendi. Kriterlere uyulmasına, radyolojik bulgulara göre hastalar değerlendirildi.
Bulgular: Ottowa kriterleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde sensitivitesi % 100; spesivitesi % 10.5; negatif kestirim değeri % 100 ve pozitif kestirim değerleri % 41.4 olarak tesbit edilmiştir.
Sonuç: Acil servise başvuran hastaların Ottowa ayak bileği değerlendirme kriterlerine göre incelenmesi neticesinde istenen radyolojik tetkiklerde sınırlama getirilebilir. Sensitivitesi yüksek olan bu kriterlerin acil serviste kullanımı, hastanın hastanede kalış süresini azaltması açısından uygundur. Yapılan bu klinik çalışmada % 10.5 civarında hasta harcamalarında tasarruf yapılabileceği gösterilmiştir.
Anahtar kelimeler: Ayak bileği, travma, değerlendirme |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):122-124, 2009
Single Lead VDD ile tek sensorlu VVIR pacemaker modlarının serum atriyal natriüretik peptid seviyesi ve
efor kapasitesi üzerine etkisi |
M. Serkan ÇINAR (*), Nail BAMBUL (*), Bülent ERALP (*), Hilmi ÇİFTÇİ (**)
|
|
|
Amaç: Bu çalışmamızda single lead VDD (tek odacıklı, atriyal ve ventriküler sensing, ventriküler pacing özellikli) pacemaker ile VVIR (tek odacıklı, yalnızca ventriküler sensing ve pacing özellikli, hız cevaplı) pacemaker modlarının serum atriyal natriüretik peptid (ANP) ve efor kapasitesi üzerine etkilerini araştırdık. Hangi modun hemodinami ve yaşam kalitesi açısından daha uygun olduğunu tayin etmek istedik.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya semptomatik AV Tam Blok veya 2. derece AV blok nedeniyle single lead VDDR pacemaker takılmış 21 hasta (13 erkek, 8 kadın) alındı. Önce pacemaker VDD modunda iken ANP için kan örneği alındı, hemen arkasından efor testi uygulandı. Daha sonra pacemaker VVIR moduna çevrildi ve 1 ay süreyle VVIR modunda kaldı. Bir ayın sonunda ANP için kan örneği alınıp VVIR modunda efor testi yapıldı.
Bulgular: VDD modunda ANP seviyeleri normal iken VVIR modunda yüksek bulundu (57.14±22.01 ve 117.85±48.25 pg/ml, p<0.001). Efor süresi VDD modunda VVIR moduna göre daha uzundu (275.00±113.08 ve 266.24±103.97 sn, p<0.05)
Sonuç: Atriyoventriküler senkronizasyonun sağlandığı single lead VDD pacemaker, atriyoventriküler senkronizasyonun olmadığı hız cevaplı VVIR pacemakera oranla daha fizyolojik ve daha üstündür. Hastaya daha kaliteli bir yaşam sunmaktadır. DDD pacemakera oranla daha ucuzdur ve implantasyon süresi daha kısadır. Sinus düğüm fonksiyonları normal olan semptomatik AV Tam Bloklu hastalara birincil seçenek olarak değerlendirildi.
Anahtar kelimeler: Single lead VDD pacemaker, single lead VVIR pacemaker, ANP, efor kapasitesi |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):125-128, 2009
Kronik kalp yetersizliği ve anemisi olan hastalarda intravenöz demir tedavisinin egzersiz kapasitesi ve
kardiyak fonksiyonlara etkisi |
Yılmaz CANIM (*), Bülent ERALP (**), Nail BAMBUL (**), Erdal AKYER (**), Hilmi ÇİFTÇİ (***)
|
|
|
Amaç: Bu çalışmamızda kronik kalp yetersizlikli anemik hastalarda tek başına intravenöz demir tedavisinin egzersiz kapasitesi ve kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisini araştırdık
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza kronik kalp yetersizliği (KY) ve demir eksikliği tanısı almış, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) < % 40, Hb< 12 g/dl ve ferritin < 400 ng/dl olan 39 hasta (21 kadın, 18 erkek) alındı.Hastalara tedavi öncesi ekokardiyografi, 6 dakika yürüme testi ( 6DYT) metre cinsinden yapıldı. Toplam 6 kez (1, 3, 5, 13, 15 ve 17. günlerde) 200 mg (2 ampul) i.v. ferrik hidroksil sükroz verildikten sonra 21. gün tekrar ekokardiyografi, 6DYT ve kan değerleri ölçümleri alındı.
Bulgular: Tedavi öncesi ortalama 9.43±1.15 g/dl olan Hb düzeyi tedavi sonrası 11.53±g/dl (p<0.001), Fe düzeyi 16.64±10.94 mcg/dl’den 84.77±30.08 mcg/dl’ye (p<0.001), transferin satürasyonu % 5.02±3.07’den % 21.87±6.83’e (p<0.001), ferritin 12.10±7.67 ng/ml’den 92.05±37.48 ng/dl’ye (p<0.001), 6DYT 181.77±54.39 m’den 289.84±74.27 m’ye ( p<0.001) yükseldi. Hastaların fonksiyonel kapasiteleri NYHA 2.20±0.47’den 1.33±0.48’e geriledi (p<0.001). LVEF ölçümleri tedavi öncesi ve sonrası değişmedi.
Sonuç: KY olan hastalarda anemi prevalansı oldukça yüksek olup bu hastalarda mortalite ve morbidite oranlarını ciddi düzeyde yükseltmektedir. KY ve demir eksikliği anemisi olan hastalarda tek başına i.v. demir sükroz tedavisi hemoglobini yükseltmekte güvenlidir, semptomları geriletmiş ve egzersiz kapasitesini arttırmıştır.
Anahtar kelimeler: Kronik kalp yetersizliği, demir eksikliği anemisi, intravenöz demir sukroz, fonksiyonel kapasite, egzersiz kapasitesi |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):129-133, 2009
Multipl sklerozda yaşam kalitesinin fonksiyonel durum ile ilişkisi
|
Sema HALİLOĞLU, Afitap İÇAĞASIOĞLU, H. Şule BAKLACIOĞLU, Yasemin YUMUŞAKHUYLU,
R. Şirin ATLIĞ, Esma DEMİRHAN, Nihal IŞIK (*)
|
|
|
Amaç: Bu çalışmanın amacı multipl skleroz hastalarında yaşam kalitesi ile fiziksel özürlülük arasındaki ilişkiyi değerlendirmekti.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 60 MS’li (38 kadın, 22 erkek) hasta alındı. Hastaların demografik özellikleri, hastalık süreleri ve MS tipleri kaydedildi. Fiziksel özürlüğü değerlendirmek için Genişletilmiş Özürlülük Durum Skalası (EDSS=Expanded Disability Status Scale), yaşam kalitesinin ölçümü için Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi Enstrümanı (MSQOL-54=Multiple Sclerosis Quality of Life-54) kullanıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 42,15±9,75 yıl, ortalama hastalık süresi 9,29±4,85 yıl idi. Hastalık süresi 10 yılın üzerinde olan 23; 10 yıl ve daha az olan 37 hasta vardı. Hastaların 34’ü (% 56,67) relapsing-remitting (nükseden-remisyona giren), 14’ü (% 23,33) sekonder progresif, 12’si (% 20) ise relapsing (nükseden) progresif ve primer progresif tip olarak sınıflandırıldı. MS tipi ile fiziksel ve mental sağlık toplamı ortalamaları arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,061 ve p=0,764). EDSS skoru 5 ve daha altında olan hastaların fiziksel sağlık toplamı ortalamaları, EDSS skoru 5’in üzerinde olanlardan istatistiksel olarak anlamlı dercede yüksek bulundu (p=0,001). EDSS skoru ile mental sağlık toplamı ortalamaları arasında ilişki saptanmadı (p=0,244). Hastalık süresi 10 yıl ve daha altında olan hastaların fiziksel sağlık toplamı ortalamaları, hastalık süresi 10 yılın üzerinde olanlardan istatistiksel olarak anlamlı dercede yüksek bulundu (p=0,04). Hastalık süresi ile mental sağlık toplamı ortalamaları arasında ilişki saptanmadı (p=0,169).
Sonuç: MS hastalarında EDSS ile belirlenen artmış fiziksel özürlülük skorunun ve uzun hastalık süresinin, yaşam kalitesinin fiziksel sağlık bölümünü olumsuz yönde etkilediği bulundu.
Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, özürlülük, yaşam kalitesi |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):134-137, 2009
Non-sendromik yarık dudak ve/veya damak deformitesi
|
|
|
|
Non-sendromik dudak ve/veya damak yarığı(NSDDY) çoklu genetik ve cevresel faktörlerin sonucu komplex doğumsal bir defekttir. Son zamanlarda NSDDY sebebi olan birçok gen bulunmuştur. Onların bazıları Methylenetetrahydrofolate reductase (MTHFR), B-Cell leukemia/lymphoma 3 (BCL3), T-box transcription factor-22 (TBX22), Poliovirus receptor like-1, 2 (PVRL1,2) ve İnterferon regulatory factor-6 (IRF6) genlerin sebep olduğu NSDDY, baş-boyun bölgesinin sık görülen konjenital anomalilerinden biridir. Bu derlemedeki amaç, NSDDY etiyolojisindeki önemli genetik ve çevresel faktörlerden bazılarını özetlemekdi.
Anahtar kelimeler: Nonsendromik yarık dudak ve/ veya damak, genler, çevresel faktörler |
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):138-141, 2009
Ciddi torakolomber kifoskolyozu ve zor hava yolu olan olguda anestezi yönetimi
|
İsmet TOPÇU (*), Tülün ÖZTÜRK (*), Selçuk BULUT (*), Gönül TEZCAN KELEŞ (*)
|
|
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):142-144, 2009
Meraljia parestetika
|
Huriye ARAS (*), Afitap İÇAĞASIOĞLU (**), Esma DEMİRHAN (*), Şeyma KOLUKISA (*), Esma ÖCAL ERİMAN (*)
|
|
|
Meraljia parestetika (MP), lateral femoral kuteneal sinirin ağrılı mononöropatisidir. Etiyolojide birçok faktör suçlanmıştır. Bu vaka takdiminde 63 yaşında bayan hasta sağ uyluk laterali ve anteriorunda hipoestezi ve parestezi şikayeti ile gelen ve tanısı elektronöromyografi ile konan nedeni belli olmayan bir meraljia parestetika olgusu sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Meraljia parestetika, lateral femoral kuteneal sinir
|
|
Göztepe Tıp Dergisi 24(3):145-148, 2009
Amniyotik sıvı embolisi
|
Şenol ŞENTÜRK (*), Mustafa KARA (**)
|
|
|
Amniyotik sıvı embolisi (ASE) nadir rastlanan ve maternal mortalitesi yüksek olan bir klinik patolojidir. Bu olgu sunumunda 23 yaşında bir ASE vakası sunulmuştur.Herhangi bir risk faktörü olmayan ve kötü obstetrik anamnez nedeniyle sezeryan yapılan hastada postoperatif 30 dakika sonra aniden dispne, siyanoz ve kan kaybıyla açıklanamayan hipotansiyon gelişti. Acil resusitasyonla solunum ve dolaşım desteklendi, hasta yoğun bakıma alındı, monitörize edildi ve koagülopati tedavisi uygulandı. Klinik ve laboratuar bulguları ile ASE tanısı kondu. Bu vaka ile ASE’nin epidemiyolojisi, klinik bulguları, patofizyolojisi, risk faktörleri, tanı,ayırıcı tanı ve tedavisini tartışmayı amaçladık.
Anahtar kelimeler: Amniyotik sıvı embolisi, sezaryen, emboli |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
ARŞİV
|