TÜRK PATOLOJİ DERGİSİ

 

Bu dergiye online makale gönderimi için  http://turkjpath.org/submit 

 

Türk Patoloji Dergisi - OCAK 2008

 

 

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):6-13
Enteropati-tipi T-hücreli lenfoma olgularında EBER in situ hibridizasyon yöntemiyle Epstein-Barr virüs ilişkisinin araştırılması

Başak DOĞANAVŞARGİL1, Serap KARAARSLAN1, Banu SARSIK1, Fatih TEKİN2, Meltem SEZİŞ3, SALİHA SOYDAN1, Mine HEKİMGİL1
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Gastroenteroloji Bilim Dalı2, Nefroloji Bilim Dalı3, İZMİR

ÖZET

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):14-18
Konvansiyonel böbrek hücreli karsinomda Fuhrman
nükleer derece ve patolojik evre ile nükleer morfometrik analizin uyumu

Sibel BEKTAŞ1, Figen BARUT1, Gürkan KERTİŞ1, Burak BAHADIR1, Banu DOĞAN GÜN1, Nilüfer ONAK KANDEMİR1, Nimet KARADAYI2, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1
Zonguldak Karaelmas University, School of Medicine, Department of Pathology1, Lutfi Kirdar Kartal Training and Research Hospital, Department of Pathology2, ZONGULDAK

ÖZET

Kantitatif görüntü analizi, konvansiyonel böbrek hücreli karsinomda tanısal ve prognostik amaçlarla kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel (berrak hücreli) böbrek hücreli karsinomda tümör boyutu, patolojik evre ve Fuhrman nükleer derece ile nükleer morfometrik ölçüm sonuçları arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Bilgisayar destekli görüntü analiz sistemi kullanılarak, toplam 37 konvansiyonel böbrek hücreli karsinomun hematoksilen- eozin kesitlerinde yuvarlaklık faktörü, elipslik indeksi, alan, uzunluk, genişlik ve perimetreyi içeren nükleer morfometrik parametreler değerlendirilmiştir. Morfometrik sonuçlar ile tümör boyutu, patolojik evre ve Fuhrman nükleer derece arasındaki ilişkiyi saptamak için korelasyon analizi uygulanmıştır. Ortalama nükleer alan patolojik evre (r:0.413, p=0.05) ve Fuhrman nükleer derece (r:0.588, p=0.01) ile; ortalama nükleer uzunluk patolojik evre (r:0.446, p=0.01) ve Fuhrman nükleer derece (r:0.580, p=0.01) ile; ortalama nükleer genişlik patolojik evre (r:0.377, p=0.05), Fuhrman nükleer derece (r:0.544, p=0.01) ve tümör boyutu (r:0.366, p=0.05) ile; ortalama nükleer perimetre patolojik evre (r:0.449, p=0.01) ve Fuhrman nükleer derece (r:0.593, p=0.01) ile; ortalama nükleer yuvarlaklık faktörü patolojik evre (r:0.418, p=0.05) ve Fuhrman nükleer derece (r:0.456, p=0.01) ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmada, patolojik evre ve Fuhrman nükleer derece ile morfometrik ölçüm sonuçları arasında saptanan ilişki, konvansiyonel böbrek hücreli karsinomda nükleer morfometrik analizin önemini ortaya koymaktadır.
     
Anahtar sözcükler: Konvansiyonel böbrek hücreli karsinom, Fuhrman nükleer derece, patolojik evre, nükleer morfometri


Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):19-20
Asistan ve eğitici gözüyle patoloji uzmanlık eğitimi: On kurumda durum değerlendirme çalışması

Beyhan DEMİRHAN
Moderatör
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA

 

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):21-26
Patoloji uzmanlık eğitimi: Asistan gözüyle…

Kemal KÖSEMEHMETOĞLU*, Berrak GÜMÜŞKAYA ÖCAL*, Esra Zeynep COŞKUNOĞLU, İlke ÇULHA, Ali Fuat ÇİÇEK, Emel DAĞLAR, Özgür İLHAN, Alper KOÇBIYIK, Ayşe ÖZGÜN, Gonca ÖZGÜN, Demet ŞENGÜL
* Asistan temsilcileri adına sunum yapıp, yazıyı kaleme alan patoloji asistanları
Hacettepe Üniversitesi, S.B. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, GATA, S.B. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başkent Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ANKARA

ÖZET

Son zamanlarda patolojide uzmanlık eğitimi konusunda literatürde çok fazla çalışma yayınlanmakta olup, asistanlar için “yeterlilik esaslı asistan eğitimi”nden sıkça bahsedilmektedir. Buna göre asistanların edinmesi gereken 6 temel prensip oluşturulmuştur: Olguya yaklaşım, tıbbi bilgi, pratiğe dayalı öğrenme ve gelişim, kişiler arası iletişim becerileri, ehilleşme, sisteme dayalı pratik. Değerlendirme süreci bu modelde temel bir unsurdur.

Ankara Patoloji Derneği çatısı altında, Patoloji Uzmanlık Eğitimi konusuna eğilmek üzere, Ankara’da patoloji eğitimi alan 6 Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesi ve 5 üniversite hastanesinde görev alan asistan temsilcileri ile bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Uygulamalardan biri olarak 12 sorudan oluşan bir anket sonuçları sunulmuştur. Buna göre; üniversitelerde asistan başına düşen eğitimci sayısı eğitim hastanelerine göre yaklaşık 2 kat daha fazladır. Vaka sayıları veya asistan başına düşen vaka sayıları anlamlı olarak farklı olmazken eğitim mikroskopu eğitim hastanelerinde üniversitelere kıyasla daha azdır; bu fark 2 başlı mikroskopların eğitim hastanelerinde daha az olmasından kaynaklanmaktadır. Bölüm içi toplantılar ve klinikopatolojik toplantılardan oluşan asistan eğitim saati miktarı eğitim hastaneleri ve üniversite hastanelerinde benzerdir. Ancak sadece 3 kurumda teorik asistan dersi verilmektedir. Asistan iş yoğunluğu üniversite hastanelerinde belirgin olarak daha fazladır. Asistanlar genel olarak makroskopiye ayrılan zamanın mikroskopiye nazaran daha yetersiz olduğunu düşünmektedir.

Yapılan çalışmada asistan eğitimini etkileyen faktörler iki grupta toplandı: 1) Eğitim ile direkt ilişkili faktörler (eğitmen niteliği, eğitime ayrılan zaman, geri bildirim, gibi.) ve 2) Asistanın zamanını verimli geçirememesine neden olan durumlar. Örneğin, kalifiye eleman gerektirmeyecek ve asistan üzerinde fazladan yük oluşturacak işlerin tıbbi sekreter veya makroskopi teknisyeni gibi kadrolara aktarılması, asistanın enerjisinin eğitime aktarılmasını sağlayabilir. Fiziksel şartların iyileştirilmesi, eğitim saatlerinin çeşitlendirilmesi, eksik konularda rotasyon programları, konsültasyonlar eğitimin niteliğini zenginleştirici öğelerdir. Eğitici ve eğitim alan kişiyi geri bildirimler ile değerlendirmek de eğitimin çok önemli bir parçasıdır.

Sonuç olarak asistanların gözünde ‘asistan’: tıbbi ve patoloji bilgisi üst düzeyde olan, yardımcı personelle ilişkilerini düzenleyebilen, klinisyenler ile nasıl konuşulması gerektiğini bilen, tek başına bir laboratuvar yönetebilen ve bunun için eğitimini en üst düzeyde alması gereken çalışandır.

Anahtar sözcükler: Ankara Patoloji Derneği, asistan eğitimi, patoloji, anket

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):27-32
Eğitici gözüyle patoloji uzmanlık eğitimi: Anket sonuçları
İpek Işık GÖNÜL*, Gülçin ALTINOK, Murat ALPER, Ata Türker ARIKÖK, Banu BİLEZİKÇİ, Özge HAN, Çiğdem IRKKAN, Aydan KILIÇARSLAN, Ayhan ÖZCAN, Elif ÖZER, Berna SAVAŞ, Sibel ORHUN YAVUZ
*Eğitici temsilcileri adına sunum yapıp, yazıyı kaleme alan patoloji uzmanı
Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, S.B. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başkent Üniversitesi, S.B. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, GATA, S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Üniversitesi, ANKARA
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, patolojide asistan eğitimini eğitmen gözü ile tartışmak ve sorunları ortaya koymaktır. Bu amaçla, 4 Üniversite, 5 Eğitim hastanesi ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin asistan eğitiminden sorumlu temsilcileri bir araya gelerek, kurumların hizmet kapasitelerini ve bu kurumlarda çalışan eğitmenlerin asistan eğitimi konusundaki düşüncelerini ortaya koymak için 2 tip anket formu düzenlemişlerdir.

Anket sonuçlarına göre, öğretim elemanı, biyopsi ve sitoloji sayılarının genel olarak tüm kurumlar için yeterli olduğu görülmüştür. Tüm kurumların, histokimya ve immünhistokimyasal incelemeleri yapabildiği, ancak immünflöresan incelemenin sadece bir eğitim hastanesinde uygulandığı saptanmıştır. İki Eğitim hastanesinde asistan yetki ve sorumluluğunun anlatıldığı yazılı görev tanımlamasına ait herhangi bir dokümanın bulunmaması çarpıcı bulunmuştur. Dikkat çekici sonuçlardan bir diğeri, eğitmenlerin asistanın görev tanımı ve kendilerinin asistan eğitimindeki sorumluluklarına dair oldukça heterojen cevaplar vermiş olmasıdır. Eğitimcilerin makroskopi eğitimine ayırdığı süre, eğitimciler tarafından %58 gibi yüksek bir oranda yetersiz görülmüştür. Ayrıca, asistan ve eğiticiler hakkındaki yazılı geri bildirim uygulaması sadece 2 üniversitede mevcut iken, katılımcılar sırasıyla %95.4 ve %93.8 oranlarında bu bildirimlerin tüm kurumlar için uygulanması gerekliliğine inandıklarını belirtmişlerdir.

Anahtar sözcükler: Üniversite, devlet hastanesi, asistan görev tanımı

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):33-36
Eğitici gözüyle patoloji uzmanlık eğitimi: Beklentiler ve öneriler

Resident training in pathology: Expectations and suggestions
Banu BİLEZİKÇİ*, Özge HAN*, Gülçin ALTINOK, Murat ALPER, Ata Türker ARIKÖK, İpek Işık GÖNÜL, Çiğdem IRKKAN, Aydan KILIÇARSLAN, Ayhan ÖZCAN, Elif ÖZER, Berna SAVAŞ, Sibel ORHUN YAVUZ, Beyhan DEMİRHAN
* Eğitici temsilcileri adına sunum yapıp, yazıyı kaleme alan patoloji uzmanları
Baskent University Faculty of Medicine, Department of Pathology, Department of Gynecology and Obstetrics, ANKARA

ÖZET
       Kadın genital sisteminde adenomatoid tümör: Üç olgu sunumu
      Adenomatoid tümörler en sık olarak kadın ve erkek genital sistemlerinde görülen iyi huylu üreyişlerdir. Bu az rastlanan tümörün mezotelyal hücrelerden köken aldığına dair pek çok immünhistokimyasal ve elektron mikroskopik çalışma mevcut olmakla birlikte, histogenezisi kesin değildir. Bu çalışmada, kadın genital sisteminde saptanmış üç adenomatiod tümör olgusu sunulmakta ve bu tümörün klinik bulguları, kökeni ve immünhistokimyasal profili tartışılmaktadır. Olgulara ait ait parafin bloklarından hazırlanan kesitlere, immünhistokimyasal olarak kalretinin, HBME-1, vimentin, sitokeratin, EMA ve CD31 uygulandı. Hastaların yaşları 40 ile 46 arasında değişmekteydi (ortanca yaş 43,3). Tümörlerden biri uterusta diğer ikisi fallop tüpünde yerleşmişti. Tümörlerin boyutları 0,6-5 cm arasında değişmekteydi. İmmünhistokimyasal olarak tüm tümörlerde sitokeratin, kalretinin, HBME-1 ve vimentin ile yaygın ve kuvvetli pozitiflik izlenirken, EMA ve CD31 negatifti. İmmünhistokimyasal sonuçlar adenomatoid tümörün benign bir mezotelyoma olduğunu savunan teorileri desteklemektedir. İmmünhistokimyasal fenotipler ayırıcı tanıda önemli bir rol oynamaktadır.
      Anahtar sözcükler: Adenomatoid tümör, kadın genital sistemi, histogenez


Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):37-43
Patoloji uzmanlık eğitimi: Genel değerlendirme

Beyhan DEMİRHAN
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA

ÖZET

Ülkemizde tıpta uzmanlık eğitiminin niteliği; yasal düzenlemelerdeki karmaşadan etkilenmektedir. Bir çok tıpta uzmanlık eğitim dalı, federasyonları veya dernekleri aracılığı ile açıkları kapatmaya çalışmaktadır. Patoloji Dernekleri Federasyonu eğitim komisyonu “Patoloji Uzmanlık Eğitimi Programı” ve “Asistan Çalışma Karnesi” hazırlayarak çalışmalarına başlamıştır. Uzmanlık eğitimi ile ilgili paneller bu çabaların bir parçasıdır. Bu ilk panelde kurum dışı rotasyon gereksinimleri de ele alınmıştır. Rotasyonların sempatik ilişkiler yerine federasyon aracılığı ile düzenlenmesinin daha doğru olacağı düşünülmektedir. Eğitim sistematik yaklaşım gerektirmektedir. Uzmanlık eğitimi verilen kurumlarda eğitim birimlerinin olması ve eğitim biriminin başında bölüm başkan/şef yardımcısı konumunda deneyimli bir eğiticinin bulunması; sorunların çoğunun çözümünü sağlayabilir. Eğitim birimleri aracılığı ile gerçekleştirilecek olan uzmanlık eğitim programları, asistan çalışma karneleri, yazılı geri bildirimler ve yeterliliğe dayalı asistan eğitimi ve değerlendirmeleri; ülkemizde de patoloji uzmanlık eğitiminde asistan ve eğitici memnuniyetini artıracaktır.

Anahtar sözcükler: Eğitim birimi, rotasyon, yeterliliğe dayalı asistan eğitimi, değerlendirme


Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):44-49
Akral miksoinflamatuar fibroblastik sarkom: Altı olgu sunumu

Esen Gül UZUNER1, Misten DEMİRYONT1, Bilge BİLGİÇ1, Harzem ÖZGER2
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı1, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı2, İSTANBUL

ÖZET

Akral miksoinflamatuar sarkom, ilk kez 1998 yılında tanımlanmıştır. Tümör özellikle el ve ayak parmakları olmak üzere, distal ekstremiteleri tutar. Genellikle subkutan dokuda lokalizedir. Görüldüğü yaş aralığı geniştir (ortalama yaş 40). Tümör çapı 1-8 cm arasında değişir. Mikroskopik olarak, miksoid ve hiyalin alanlarla karakterize olup bol inflamatuar hücre, Reed-Sternberg ya da ganglion hücrelerine benzer büyük hücreler ve multivakuollü lipoblast benzeri hücreler görülür.

Altı olgumuzda lezyonun yerleşim yerleri ayak bileği, ayak 1. parmak ve eldir. En çok gözlenen bulgu, 3,5 ay-4 yıllık semptom süresi içinde, ağrılı ya da ağrısız şişliktir.

İmmünhistokimyasal çalışmalarda; vimentin (5/5), CD68 (5/5), CD34 (1/3) pozitif bulunmuştur. Ki-67 proliferasyon indeksi %2-10 arasında değişmektedir. Beş hastaya tümör eksizyonu, bir hastaya amputasyon uygulanmıştır.

Bu tümör düşük-dereceli bir sarkomdur fakat nadir olarak rekürrens ve hatta metastaz yapabilir. Bir olgumuzda rekürrens gözlenmiş olup, olguların hiçbirisinde metastaz saptanmamıştır.

Ayırıcı tanıda birçok tümöral ve nontümöral lezyon bulunmaktadır.

Anahtar sözcükler: Akral miksoinflamatuar fibroblastik sarkom, distal eksremite, düşük dereceli sarkom

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):50-53
Renal venin düşük dereceli leiyomiyosarkomu: Olgu sunumu

Nalan NEŞE1, Demet K. ÇAVDAR1, Bilal GÜMÜŞ2, Aydın İŞİSAĞ1
Celal Bayar University Faculty of Medicine, Department of Pathology1, Urology2, MANİSA

ÖZET

Renal venden kaynaklanan leyomiyosarkomlar oldukça nadir görülen malign tümörlerdir. Bugüne kadar literatürde bildirilmiş 30 kadar olgu vardır. Klinik semptomlar renal kitleye bağlıdır ve genellikle hastalar preoperatif olarak böbrek karsinomu ön tanısıyla opere edilirler. Doğru tanı sıklıkla ameliyat materyallerinde konulur. Düşük dereceli leiyomiyosarkomlar leiyomiyomlardan ayrılmalıdırlar. Artmış mitotik aktivite ve nekroz ayırıcı tanıda önemli kriterlerdir. Sol böbreğinde düşük dereceli leiyomiyosarkom tanısı alan 62 yaşındaki kadın hasta, klinik ve patolojik özellikleriyle birlikte literatür eşliğinde sunulmaktadır.

Anahtar sözcükler: Renal ven, leiyomiyosarkom, böbrek

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):54-58
İnsidental anaplastik tiroid karsinomu: Olgu sunumu

Pembegül GÜNEŞ1, Fügen Vardar AKER1, Murat ERKAN1, Pelin DEMİRTÜRK1, Ender DULUNDU2
Haydarpasa Numune Education and Research Hospital Department of Pathology1, 5th Surgical Clinics2, İSTANBUL

ÖZET

Anaplastik tiroid karsinomu; insan maligniteleri içinde en agresif olan tümörlerden biridir. Kötü prognozludur ve tiroid karsinomlarına bağlı mortalite ve morbiditenin önemli kısmını oluşturmaktadır. Biz bu makalede anaplastik tiroid karsinomlu bir olgu rapor ederek epidemiyoloji, biyoloji, risk faktörleri ve prognostik faktörleri, tedavi yaklaşımlarını literatür bilgileri eşliğinde tartıştık. İnsidental karsinomlu olgularda prognoz klasik tipe göre daha iyidir ve tümörün cerrahi olarak çıkarılması, sonuçları olumlu etkilemektedir. Olgumuz tanı sonrası 1.5 yıl takip edilmiş olup, nüks veya metastaz saptanmamıştır.

Anahtar sözcükler: Tiroid, anaplastik, karsinom, insidental, immünhistokimya


Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):59-63
Uterusun malign mikst müllerian tümörü: Olgu sunumu

Sibel BEKTAŞ1, Burak BAHADIR1, Figen BARUT1, Havva GÖKÇE1, Ülkü BAYAR2, Banu DOĞAN GÜN1, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı1, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı2, ZONGULDAK

ÖZET

Malign mikst müllerian tümör, epitelyal ve stromal elemanlara diferansiye olan müllerian mezodermden köken alan nadir bir neoplazidir. Bu olgu sunumunda uterusun malign mikst müllerian tümörünün klinik, histopatolojik ve immünhistokimyasal özellikleri ile tanısal güçlükleri tartışılmıştır. Pelvik ağrı ve postmenopozal kanama şikayeti ile başvuran 53 yaşındaki kadın olguya uygulanan bilgisayarlı tomografide, 8x5 cm boyutlarında intrauterin kitle saptanmıştır. Küretaj materyalinin “yüksek dereceli stromal sarkom” tanısı alması üzerine, hastaya total abdominal histerektomi, bilateral salpingo-ooforektomi ve omentektomi uygulanmıştır. Histopatolojik incelemede, “yüksek dereceli stromal sarkom” ile birlikte “skuamöz hücreli karsinom” varlığı izlenmiştir. Ek olarak, tümörün komşuluğunda adenomiyozis alanları gözlenmiştir. İmmünhistokimyasal olarak malign stromal hücreler vimentin, düz kas aktini ve miyoglobin ile diffüz, CD10 ve S100 protein ile fokal reaksiyon göstermiştir. Malign epitelyal hücreler ise epitelyal membran antijeni, pankeratin (AE1/AE3) ve vimentin ile diffüz, HCG ile fokal immünreaksiyon vermiştir. Olgu, serviks ve tek taraflı over invazyonu gösteren uterin malign mikst müllerian tümör (karsinosarkom) tanısı almıştır. Hastamız tanı aldıktan bir hafta sonra, böbrek yetmezliği nedeniyle eksitus olmuştur. Bu olgu, tümörün malign epitelyal bileşeninde fokal koryokarsinomatöz diferansiyasyon göstergesi sayılabilecek fokal HCG reaksiyonu izlenmesi açısından nadir bir olgudur. Adenomiyozis ile malign mikst müllerian tümör arasındaki olası ilişki değerlendirilmiştir.

Anahtar sözcükler: Malign mikst müllerian tümör, uterus, adenomyozis, HCG

Türk Patoloji Dergisi 2008;24(1):64-68
Akciğerin sarkomatoid karsinomları: Üç olgu sunumu

Mehmet KEFELİ1, Levent YILDIZ1, Oğuz AYDIN1, Oğuz UZUN2, Bedri KANDEMİR1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı1, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı2, SAMSUN

ÖZET

Sarkomatoid karsinomlar akciğerin malign tümörlerinin %0.3-1.3’ünü oluşturan nadir görülen bir tümör grubudur. Küçük hücreli dışı akciğer karsinomlarının sarkom veya sarkom benzeri bileşen içeren ayrı bir tipidir. Bu yazıda, akciğerde sarkomatoid karsinom tanısı konulan üç olgu tanımlanmakta ve bu nadir tümörün histopatolojik ve klinik özelliklerini tartışılmaktadır.

Anahtar sözcükler: Sarkomatoid karsinom, akciğer, histopatoloji

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

2007
Türk Patoloji Eylül 2007
Türk Patoloji Mayıs 2007
2006


 










Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker