Bu dergiye yazı göndermek için info@logos.com.tr
 |
SENDROM AKTÜEL TIP DERGİSİ
MAYIS / HAZİRAN 2011
|
CFP, 23(3):30-36, 2011 Kanser DIŞI Nedenlere BağlI Kronİk AğrISI Olan Hastaların AğrI Klİnİklerİne Sevkİ
Ontario aile hekimlerine ilişkin bir anket çalışması |
S. Fatima Lakha, MSc, Balaji Yegneswaran, MD, Julio C. Furlan, MD, Veronica Legnini, MD, Keith Nicholson, PhD, Angela Mailis-Gagnon, MD MSc FRCPC |
|
|
|
Amaç: Aile hekimlerinin kanser dışı bir nedene bağlı kronik ağrısı olan hastaları sevkiyle ilişkili faktörleri incelemek.
Tasarım: Anket temelli araştırma; tek değişkenli yöntemler kullanarak veriler analiz edilmiştir.
Ortam: Ontario, Toronto’da üçüncü basamak tedavi kliniği.
Katılımcılar: 2002-2005 arasında kliniğe hasta sevk eden aile hekimlerinin tümü.
Başlıca sonuç ölçümleri: Aile hekiminin cinsiyeti, yaşı, etnik arka planı, görülen hasta gruplarının etnik kökeni, aile hekimlerinin uzmanlaşmış ağrı kliniklerine sevklerini etkileyen gerekçeler veya engeller araştırılmıştır.
Bulgular: Yanıt veren aile hekimlerinin oranı % 32 (47/148) idi. Yanıt verenlerle vermeyenler arasında cinsiyet, yaş, hekimlik süresi, mezun olduğu üniversite, yanıt verenlerin ilgi ve sevk kalıpları gibi değişkenler arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar yoktu. Yanıt verenlerin yaş ortalaması 50 yıl idi. Aile hekimlerinin % 47’si kendilerini Kanadalı olarak tanımlamışlar, yanıt verenlerin üçte biri ağrı kliniklerine her yıl 30’dan fazla sayıda hastayı sevk ettiklerini belirtmişlerdir. Ağrı kliniklerine sevki gerektirdiği en sık bildirilen 3 neden, sinir blokları veya başka enjeksiyonları tercih etme, ağrı tedavi programından yararlanma ve opioidlerine ilişkin kaygılardan ibaretti. Uzun zaman sonraya verilen randevular, hastanın başka tedavileri tercihi ve klinikten uzaklık sevklere karşı en yaygın biçimde belirtilen engellerdi.
Sonuç: Aile hekimleriyle yapılan anket çalışmamızın sonuçları hastaları ağrı kliniklerine sevk etmenin gerekçeleri ve karşı gelen engellerini tanımlamaktaysa da denek azlığı nedeniyle sonuçlar genelleştirilemez. Birinci basamak tedavi kurumlarında kanser dışı nedenlere bağlı kronik ağrı tedavisi gereksinmelerinin daha iyi anlaşılması için hastalarını ağrı kliniklerine sevk eden ve etmeyen aile hekimleri arasından rastgele seçilenlerle yapılan daha geniş çaplı çalışmalara gerek vardır. |
ANESTEZİYOLOJİ, 23(3):37-45, 2011
Pulmoner Embolİ OlgularInda Klİnİk, TanI ve Tedavİ |
Uzm. Dr. Gülden Keskinkılıç
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
Doç. Dr. Lütfiye Pirbudak Çöçelli
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı |
|
|
|
Pulmoner emboli (PE) pulmoner arter ve dallarının sistemik venlerden gelen maddeler ile tıkanmasıdır. PE’nin çoğunun nedeni tromboembolidir. Bu trombüslerin % 90’nından fazlası alt ekstremite derin venlerinden kaynaklanır. Bacaktaki trombüs oluşumunu önlemek mümkün olduğundan akciğer embolisine bağlı ölümler de önlenebilir. Venöz trombüs için zemin hazırlayan risk faktörleri venöz staz, hiperkoagülabilite ve damar endotel inflamasyonudur. PE insidansı binde 2-3 olarak bildirilmektedir. Tedavi ile pulmoner tromboemboli (PTE)’nin mortalitesi %30’dan %2-8’e düşmektedir. Bu nedenle tanının kısa zamanda konulması önemlidir. PE özgül bir klinik tablo ile ortaya çıkmadığı için tanı koymak zordur ve tanısı en sık atlanılan hastalıkların başında gelmektedir. Tanı, hastadaki risk faktörlerini ve klinik bulguları değerlendirip şüphe etmek ve objektif testlerin kullanılması ile konur. İnvaziv bir yöntem olan pulmoner anjiyografi PTE tanısında altın standarttır. PE tanısında, akciğer grafisi, arteriyel kan gazı, ventilasyon/perfüzyon (V/P) sintigrafisi, D-dimer (DD) ölçümü, alt ekstremite venöz ulatrasonografi (USG) gibi invaziv olmayan testler de kullanılmaktadır. PE de erken tedavi son derece etkilidir. Tanı kesinleşinceye kadar şüpheli durumlarda antikoagülan tedaviye hemen başlanması önemlidir. PE nin tedavisi tıkanmış pulmoner arterlerden akımı yeniden sağlanmak ve ölümcül olabilen erken yinelemelerin önlenmesini hedefler. Geç tanı ve gecikmiş antikoagülasyon mortaliteyi arttırmakta olduğu unutulmamalıdır.
|
CERRAHİ, 23(3):46-52, 2011 FEKAL İNKONTİNANS |
Dr. Suavi Özkan
Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği
Dr. Murat Büyükdoğan
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi
Dr. Faruk Karateke
Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği
Dr. Koray Daş
Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği |
|
|
|
Fekal inkontinans tüm yaştaki kadın ve erkekleri etkileyen, gaz veya gaita kontrolunda bozulma olarak tanımlanabilir. Fekal inkontinanslı hastanın değerlendirilmesinde anamnez, fizik muayene , uygun endoskopik değerlendirme ve anorektal fizyoloji testleri gereklidir. Mevcut medikal ve cerrahi tedavi seçenekleri inkontinansın nedeni ve derecesine yöneliktir. Fekal inkontinans nedenleri multifaktöriyeldir ve üstelik birçok tedavi amaçlı yaklaşım kullanılmaktadır. Cerrah için sadece bu hastalıklara cerrahi yaklaşımda bulunmanın yanısıra, diğer tedavi seçeneklerine de tanıdık olmanın yararı vardır. Fekal inkontinansın tedavisinde biofeedback yöntemi giderek artan sıklıkta kullanılmaktadır. Uyarılmış myoplasti işlemi ise, fekal inkontinansın hastanın sosyal veya iş kapasitesini veya yaşam kalitesini etkileyecek dereceye ulaştığında uygun bir yaklaşım olabilir.
|
PSİKİYATRİ, 23(3):53-59, 2011 2005 YILINDA İstanbul Ortaöğretİm KurumlarInda Eğİtİm Gören Ergenlerİn Yeme TutumlarINIn Değerlendİrİlmesİ Ve Kendİne Zarar Verme İle İntİhar DavranIşlarI BakImIndan KarşIlaştIrIlmasI |
Uz. Pskolog Engin Eker
T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Eğitim ve AraştırmA Hastanesi
Yrd. Doç. Dr. Neylan Ziyalar
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
Prof. Dr. Levent Kayaalp
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
|
|
|
|
Bu çalışmanın asıl amacı, yeme bozuklukların 15-18 yaşları arasındaki ergenlerde görülme sıklığını incelemektir. Bunun yanı sıra, yeme bozukluklarının, sosyo-demografik özellikler, kendine zarar verme davranışları ve özkıyım eğilimleri ile olan ilişkisinin araştırılması da amaçlanmıştır.
Araştırmada kullanılan örneklem, 2005 yılında, 15-18 yaşları arasında olup, Eyüp Koleji, Fenerbahçe Koleji ve Saint-Benoit Koleji'ne devam eden 1000 öğrenciden oluşmaktadır.
Araştırmada, ergenlerin yeme bozuluğu davranışlarının incelenmesi için, yeme davranışları ile ilgili özellikleri araştıran ve 32 sorudan oluşan “Yeme Tutum Testi” (EAT-40) kullanılmıştır. EAT 40 testinden 30 puan ve üzeri alanlar, araştırmada “yeme bozukluğu” tanısı ile tanımlanmışlardır. Yemek bozukluğu davranışı olan grup ve olmayan grup Ki-kare, Annova ve Student T-Analizi testleriyle karşılaştırılmıştır.
Araştırmanın sonuçları, yeme bozukluğu tanısı alan ergenlerin toplama oranının %7 olduğunu göstermiştir. Bu oranın %10,2'si kızlar ve %3.8'i erkeklerden oluşmaktadır. Yeme bozukluğu tanısı alanların %11.4'ünün kendine zarar verme eğiliminde oldukları, %10,8'inin intihara meyilli olduğu, %13.8'inin intiharı planladığı ve %17.6'sının ise daha önce intihar girişiminde bulunduğu tespit edilmiştir. Kendine zarar verme eğiliminde olanlarının oranında cinsiyet farkı tespit edilmemiştir ancak intihar ile ilgili diğer değişkenlerde kızlarının oranının erkerklerden fazla olduğu görülmektedir.
Neticeten, yeme bozukluğu olan ergenlerin kendilerine zarar verme ve intihar riskinin olmayanlara oranla daha yüksek olduğu söylenebilir. |
TIP TARİHİ, 23(3):60-64, 2011 Hasta Çocuğun Bİlgİlenme HakkI |
Prof. Dr. Nermin Ersoy
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı
Dr. Müesser Özcan Şenses
Kocaeli Üniversitesi Kocaeli Sağlık Yüksek Okulu Öğretim Elemanı
|
|
|
|
Hasta çocuğun tedavisi için ebeveyn onamının alınması yasal ve etik açıdan bir zorunluluk olmakla birlikte, çocuğun karara katılımı da gerekmektedir. Bu nedenle incinebilir gurubun bir üyesi olan çocuğun kendisi hakkında verilen kararlardan haberdar olma ve karara ilişkin görüşünü bildirme hakkı, çeşitli ulusal ve uluslararası bildirgelerle koruma altına alınmıştır. Çünkü hasta çocuğun en iyi faydasının korunması ve özerkliğinin geliştirilmesi ile ilgili etik ödevler onun aydınlatılmasını, en azından olacaklardan haberdar edilmesini, dolayısıyla tanı ve tedavi sürecine gönüllü katılımının sağlanmasını gerektirmektedir. Fakat uygulamada çoğunlukla çocuğun klinik araştırmalar hakkında bilgilendirilmesinden söz edilmekte, hasta çocuğun bilgilendirmesinden, tedavi kararlarına katılımının sağlanmasından ve onayının alınmasından pek bahsedilmemektedir. Etik ödevlerin göz ardı edilmesine gerekçe olarak da çocuğun yaşı, anlama kapasitesi ve hastalığı gösterilmektedir. Oysa çocuğun gelişimsel dönemine uygun içerik, biçim ve yöntemle bilgilendirilmesi durumunda çocuğun bilgileri kavradığı, konuya ilişkin görüş bildirdiği, hatta aydınlatılmış katılım sağlandığı yönünde kanıtlar bulunmaktadır.
|
KONUK YAZAR, 23(3):65-72, 2011 Süt Dİşlerİnİn Restorasyonunda KullanIlan Paslanmaz Çelİk KuronlarIn Ve Estetİk ModİfİkasyonlarInIn Değerlendİrİlmesİ |
Dr. Nihal Beldüz Kara
Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı
Doç. Dr. Yücel Yılmaz
Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı |
|
|
|
Bu çalışmanın amaçları; estetik hale getirilmiş kuronların estetik materyallerinde oluşan başarısızlık şekillerini, yaygınlık derecelerini ve renk değişimlerini, uygulanmış olan kuronlar hakkında ebeveynlerin memnuniyet seviyelerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktır.
Bu amaçla, 5-8 yaşları arasındaki (ort. 6,55±0,95 yıl) 76 çocuğun (40 kız, 36 erkek) süt azı dişlerine toplam 264 adet kuron uygulanmıştır. Kuronlar 3’er aylık klinik kontroller ile 27 ay boyunca değerlendirilmişlerdir.
Estetik modifikasyonlarının estetik değerlendirmeleri açısından kuronlar arasında farklılık anlamlıdır (p<0,05). Ebeveyn memnuniyet değerlendirme kriterleri açısından; ebeveynler en fazla OPÇK’lerden en az da PP’lerden memnun kalmışlardır.
Sonuç olarak, estetik değerlendirmelere göre, NS’ler ve OPÇK’ler kuronlar arasında en fazla tercih edilebilir.
|
|
Editörden
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
SENDROM ÖZEL EK SAYI BEL AĞRISI
SENDROM ÖZEL SAYI GASTROİNTESTİNAL
SENDROM KOAH ÖZEL SAYI
SENDROM ASTIM ÖZEL SAYI
SENDROM ÖZEL SAYI ( NÖROPATİK AĞRI )
SENDROM ÖZEL SAYI ( ENDOKRİNOLOJİ )
SENDROM EK SAYI ( BAŞAĞRISI )
SENDROM EK SAYI ( YENİDOĞAN )
ARŞİV
|