SİNİR SİSTEMİ CERRAHİSİ DERGİSİ

 

Bu dergiye online makale gönderimi için lookus@lookus.net

SİNİR SİSTEMİ CERRAHİSİ DERGİSİ
HAZİRAN 2009

 

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):67-71, 2009

Özgün Klinik Araştırma
Dural Ponksiyona Bağlı Başağrısının Tedavisinde Epidural Kan Yaması Uygulaması Abdulkadir ATIM 1,
Atilla ERGİN 2, Omer YANARATES 2, Murat KUYUMCU 3, Ercan KURT 2
1 Beytepe Military Hospital, Department of Anesthesiology, Ankara
2 Gulhane Military Medical Academy, Department of Aneshesiology, Ankara
3 Denizli Military Hospital, Department of Anesthesiology, Denizli

ÖZET

Giriş: Dural ponksiyona bağlı baş ağrısı (PDPH) spinal ve epidural anestezi sonrası bazı hastalarda şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı ile karakterizedir. Bu çalışmanın amacı PDPH nedeniyle yakınması olan hastalarda epidural kan yaması (EBP) uygulamasının etkisinin değerlendirilmesi ve konservatif tedavi prosedürüyle karşılaştırılmasıdır.
Materyal ve Metodlar: 2004-2007 yılları arasında, The American Society of Anesthesiologists (ASA) fiziksel durumu I olan 1446 spinal (1272 erkek ve 174 bayan), 45 epidural (tümü erkek) ve 2 kombine spinal epidural (tümü bayan) anestezi uygulanan hastası retrospektif olarak incelendi.
Sonuçlar: PDPH toplam 14 hastada (0.93 %) bulundu. 9 hastaya EBP, kalan 5 hastaya ise konservatif tedavi uygulandı. EBP için epidural bölgeye 15 ml otolog kan injeksiyonu yapıldı. Dokuz hastada da 15-30 dakika içerisinde baş ağrısı tam olarak geçti.
Yorum: Epidural kan yaması şiddetli PDPH tedavisinde etkili bir uygulamadır. Oral parasetamol ve kafein kombinasyonları ve intravenöz hidrasyon da ayrıca semptomatik tedavide etkilidir.

Anahtar kelimeler: Dural ponksiyon sonrası baş ağrısı, epidural kan yaması

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):72-78, 2009

Özgün Klinik Araştırma
Anaplastik Ganglioglioma: Daha İyi Prognoz İşareti mi?

Rezzan ERGUVAN-ÖNAL 1, Çağatay ÖNAL 2, N. Engin AYDIN 1
1 İnönü University School of Medicine Department of Pathology, Malatya
2 İnönü University School of Medicine Department of Neurosurgery, Malatya

ÖZET

Amaç: Anaplastik ganglioglioma, neoplastik ganglion hücreleri ile birlikte yüksek dereceli bir glial tümör içeren nadir sıklıkta habis bir süreçtir. Anaplastik astrositik komponent içeren gangliogliomların her zaman klinik olarak hızlı seyirli olmamaları nedeni ile bu tümörlerin prognostik önemi hala belirsizdir. Bu çalışmada yedi yılı kapsayan bir sürede yüksek dereceli glial tümör tanısı alan 30 olgu, anaplastik gangliogliom olgularının ayırt edilmesi amacıyla immunhistokimyasal yöntemlerle yeniden gözden geçirilip değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki amaç gözden kaçan anaplastik gangliogliomları saptamak, tümörün immunhistokimyasal özellklerini incelemek ve bu vakalarda yüksek dereceli glial tümörlerden farklı prognostik özellikler bulunup bulunmadığını belirlemekti.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, anaplastik ganglioglioma vakalarını belirleyebilmek için, 1995-2002 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda yüksek dereceli glial tümör tanısı almış 30 olgu yeniden değerlendirilerek immunhistokimyasal incelemeye (glial fibriler asidik protein -GFAP-, nörofilament, nöron spesifik enolaz -NSE- ve kromogranin A) alınmıştır.
Bulgular: Tüm olgularda glial komponentte GFAP pozitifliği saptanmıştır. 22 olguda nörofilament, 26 olguda NSE ve 22 olguda kromogranin A pozitif bulunmuştur. Olguların geriye dönük incelemesinde, anaplastik gangliogliom kategorisine uygun iki olgu saptandı. Bu olguların her ikisi de GFAP pozitifti. NSE, nörofilament ve kromogranin A’yı içeren immunhistokimyasal incelemelerle sıkışık kümeler ya da düzensiz dağılım gösteren hücreler yanı sıra iki veya daha çok nukleuslu ve atipik ganglion hücreleri görüldü.
Sonuç: Anaplastik gangliogliomlar, yüksek dereceli glial tümörlerle kolayca karıştırılabilen tümörlerdir. Bu seride tümör yerleşim yerleri literatürle uyumlu bulunmuştur. Klinik olarak hastalarda epilepsi öyküsü yoktur. Tatminkar sürede takibi olan bir hastanın yüksek dereceli glial tümörlü olgularda beklenen ortalama yaşam süresinden daha uzun bir yaşam süresi olmuştur. Bu veri anaplastik gangliogliomlu hastaların yüksek dereceli glial tümörlülerden daha iyi bir prognoza sahip olabileceğini düşündürmüştür.

Anahtar kelimeler: Anaplastik gangliogliom, gangliogliom, immunhistokimya, prognoz


Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):79-86, 2009
Özgün Deneysel Araştırma
Streptozosin ile diyabetik yapılan ratlarda kafa travması sonrası kan-beyin bariyerindeki değişiklikler

Ercan TÜRECİ 1, Merih İŞ 2, Gülay ÜZÜM 3, Fevzullah AKYÜZ 2,
Mustafa Onur ULU 4, Murat DÖŞOĞLU 2, Mustafa UZAN 5
1 İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Anestezioloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İstanbul
2 Düzce Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, Düzce
3 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, İstanbul
4 Sakarya Toyotasa Devlet Hastanesi, Nöroşirürji Departmanı, Sakarya
5 İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, İstanbul

ÖZET

Amaç: Diabetus mellitus, periferik mikrovasküler komplikasyonlar ve artmış nörolojik olaylarla beraber olan kronik bir metabolik hastalıktır. Kafa travması sonrası diyabetik ratlarda normal farelere göre daha fazla nörolojik hasar ve artmış lipid peroksidasyonu görülmektedir. Diyabetin nörolojik bozukluk yapma mekanizması bilinmese tam olarak açık değilse de kan-beyin bariyerinin (KBB) bozulması bir neden olabilir. Bu çalışmada streptozosin ile diyabetik yapılan ratlarda kafa travması sonrası KBB’deki değişiklikleri deneysel olarak araştırdık.
Yöntem: Otuziki erişkin erkek Sprague-Dawley rat randomize ve eşit olarak dört gruba ayrıldı: sadece travma, sadece diyabet, diyabet+travma ve sham grubu. Diyabet oluşumu tek doz streptozotosin enjeksiyonu ile sağlandı. Diyabetin kronik değişikliklerinin oturması amacıyla travma, streptozosin enjeksiyonundan dört hafta sonra uygulandı. Travma sonrası KBB devamlılığını değerlendirmek için Evans mavisi boyasına (EMB) geçirgenlik değerlendirildi. EMB ile perfüze edilen beyinler anatomik olarak altı farklı beyin bölgesine ayrıldı (korteks, hipokampus, korpus striatum, midbrain, thalamus ve serebellum) ve EMB ekstravazasyonu hasardan 60 dk. sonra spektrofotometrik olarak ölçüldü.
Bulgular: EMB’nin spektrofotometrik ölçümleri diyabet+travma grubunda diğer gruplara göre özellikle serebellum ve korpus striatum bölgelerinde KBB geçirgenliğinin arttığını göstermiştir.
Sonuç: Travmatik beyin hasarı sonrası KBB’de olan bozulma normallere gore diyabetiklerde daha fazladır ve KBB’de bölgesel olarak bozulma ve travma-kaynaklı mikrovasküler hasar serebellum ve korpus striatum bölgelerinde daha ön plana çıkmaktadır.

Anahtar kelimeler: Kan-beyin bariyeri, beyin ödemi; diyabetik rat; streptozotosin; travmatik beyin hasarı

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):87-90, 2009
Olgu Sunumu
Spinal Ventral Yerleşimli Hemanjioblastomada Servikal Anterior Yaklaşım

Füsun Demİrçİvİ Özer 1, Hamit Güneş Feran 2,
Yusuf Kurtuluş Duransoy 1, Adıgüzel Demİrel 1 Mahmut Çamlar 1
1 İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği, İzmir
2 İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği, İzmir

ÖZET

4 Yazarlar birkaç ay önce posterior fossa hemanjioblastoması nedeniyle opere edilen 34 yaşında erkek olgunun servikal anterior intramedüller yerleşimli tümörü nedeniyle yapılan ikinci operasyonu sunmuşlardır. Anterior servikal yaklaşımda C7 median korpektomi ile komşu vertebralara kısmi korpektomi uygulanmasını içermektedir. Tümöre radikal eksizyon yapılmış ve yeni nörolojik defisit gelişmemiş, takiplerinde klinik düzelme saptanmıştır. Operasyondan sekiz yıl sonra radyolojik olarak nüks tümör saptanmamış olup, ellerde minor motor defisit dışında genel nörolojik muayenesinin iyi olduğu gözlenmiştir. Seçilmiş vakalarda, özellikle benign lezyonlarda servikal anterior yaklaşım düşük morbidite ve postoperatif iyi sonuçları nedeniyle önerilmektedir.

Anahtar kelimeler: Hemanjioblastoma, intramedüller spinal tümör, mikrocerrahi, Von Hippel-Lindau Hastalığı

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):91-94, 2009
Olgu Sunumu
Yatrojenik Kronik Kalsifiye/Osifiye Epidural Kanama: Olgu Sunumu

Yasar Bayrİ, Ali Kemal Ulas, Aykan ULUS, Ahmet Hilmi Kaya, Adnan DagCinar
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, Samsun

ÖZET

Kronik kalsifiye/ ossifiye epidural hematomlar kafa travması ve kranial girişimlerin nadir görülen komplikasyonlarıdır. Burada yeni bir iyatrojenik kronik kalsifiye/ ossifiye epidural olgusu sunularak bu lezyonların sebepleri tartışılmış ve dura kapatılmasının önemi vurgulanmıştır. ?Üç yaşında kız çocuğu dev kistik kraniofarenjioma ön tanısıyla kliniğimize yatırıldı. Ameliyattan on ay sonra yapılan kontrol MR tetkikinde kronik kalsifiye/ossifiye epidural hematom saptandı. Hasta tekrar opere edilerek kapsüle hematom boşaltıldı. Kemikleşmiş doku ve nüks tümör dokusu da aynı ameliyatta çıkarıldı. ?Kronik epidural kanamaların birincil sebebi kafa travması veya cerrahiye bağlı duranın kalvarial yüzeyden ayrılması ve dura ile kemikten olan venöz kanamalardır. Ek olarak, lokal doku basıncındaki azalma da kanın epidural mesafede birikmesini kolaylaştırır. Regresif değişiklikler veya onarım süreçleri hematomun kalsifiye veya ossifiye olmasına neden olabilir. Bu hematomlar ileride oluşabilecek komplikasyonların önlenmesi için boşaltılmalıdır.

Anahtar kelimeler: Kronik epidural kanama, osifikasyon, kalsifikasyon


Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):95-99, 2009
Olgu Sunumu
İntraserebral Hematom Kliniği ile prezante olan Hepatoselüler Karsinoma

Olcay ESER 1, Önder ŞAHİN 2, Mehmet Gazi BOYACI 1, Serhat KORKMAZ
1 Afyon Kocatepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Nöroşirurji Ana Bilim Dalı, Afyonkarahisar
2 Afyon Kocatepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Patoloji Ana Bilim Dalı, Afyonkarahisar

ÖZET

Hepatoselüler karsinoma (HK) nadir olarak intrakranial metastaz yapar (1). Hepatoselüler karsinomanın intrakranial metastazları genelde hemorajik tarzdadır (2). 69 yaşında erkek hasta akut gelişen şuur bulanıklığı ve sol hemiparezi şikayeti ile kliniğe müracaat etti. Çekilen kranial BT de sağ pariyeto-oksipital bölgede 6x4 cm boyutlarında 7 kesitte izlenen etrafı ödemli hiperdens lezyon görüldü. Hasta akut semptomları ve kranial BT bulgularıyla hipertansif intraserebral hematom ön tanısıyla acil operasyona alındı ve sağ pariyeto-oksipital kraniotomi ile girilerek hematom boşaltıldı. Operasyon esnasında parankim yapılarında tümör düşündürecek solid veya kistik dismorfik oluşumlar izlenmedi. Postoperatif dönemde nörolojik tablo düzeldi. Erken çekilen kontrol kranial BT de sol temporal yerleşimli 2,5x3 cm yeni hematom izlendi. Her iki hematom bölgesi rezorbe olduktan sonra hasta nörolojik muayenesi normal olarak taburcu edildi. 2 ay sonra hastanın şikayetlerinin tekrarlaması nedeniyle kliniğe müracaat ederek BBT çekildi. BBT de eski kanama bölgesi olan sol temporal ve sağ pariyeto-oksipital bölgede heterojen kontrast tutulumu olan kitle izlendi. 2. operasyonda sol temporal kraniektomi ile kitle boşaltıldı. Patolojiye gönderilen materyal sonucu hemorajik hepatoselüler karsinoma metastazı tanısı konuldu.?Biz bu olgu sunumunda hepatoselüler karsinomaların intraserebral hematom şeklinde prezante olabileceğini vurgulamak istedik.

Anahtar kelimeler: İntraserebral hematom, Hepatoseluler karsinoma (HK), Beyin metastazı


Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):100-102, 2009
Olgu Sunumu
Lomber Diskopatili Hastada Düşük Ayak Nedeni: Yüzeyel Femoral ve Popliteal Arter Trombozu

Özgür İsmaİloğlu 1, S. Baki Albayrak 1, Şenol Gürmen 2, İsmail Gülşen 1, Çetin Refik Kayaoğlu 3
1 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı, Isparta
2 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyovasküler Cerrahi Anabilim Dalı, Isparta
3 Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı, Erzurum

ÖZET

Düşük ayağın en sık nedeni L5 radikulopatisidir. Düşük ayak etyolojisinde alt extremite arterleri olan femoral ve popliteal arter trombozu nadirdir. Şiddetli sağ bacak ağrısı ile acil servise başvuran hastada sağ bacakta düşük ayak tespit edilmiştir. Hastanın lomber bilgisayarlı tomografisinde lomber disk hernisi saptanmış olmasına rağmen, düşük ayak sebebinin alt extremite arterlerinin trombozu sonucu ortaya çıktığı tesbit edilmiştir. Olgunun klinik ve radyolojik özellikleri ile tedavisi tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Düşük ayak, lomber disk hernisi, femoral ve popliteal arter trombozu

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):103-105, 2009
Olgu Sunumu
Anterior Komünikan Arter Anevrizma Operasyonu Sonrası Gelişen Tremor: Olgu Sunumu

Murat TERZİ1, Hüseyin ŞAHİN1, Cengiz ÇOKLUK2, Musa ONAR1
1 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı Samsun
2 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, Samsun

ÖZET

Bu olgu sunumunda suboraknoid kanama ve anterior komünikan anevrizma için ameliyat edilen bir hastada ortaya çıkan tremor sunulmakta ve etiolojisi tartışılmaktadır.

Anahtar kelimeler: Esansiyel tremor, santral sinir sistemi, anevrizma

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):106-118, 2009
Özgün Araştırma
Antakya’lı Ünlü Hekim Dâvud el-Antakî’nin Nöroanatomi Hakkında Yazdıkları ve Bu Bilgilerin İslâm Tıp Tarihindeki Yeri*

Ahmet Acıduman 1, İbrahim Özay 2
1 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Deontoloji Ana Bilim Dalı, Ankara
2 Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, Arap Dili Eğitimi Anabilim Dalı, Ankara

ÖZET

Amaç: Bu çalışmada Dâvud el-Antakî (1541?-1599)’nin tıpla ilgili eserlerinin nöroanatomi ile ilgili bölümlerinin incelenmesi ve bu bilgilerin tıp tarihi içerisindeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Dâvud el-Antakî’nin Tezkiretü üli’l-elbâb ve’l-câmi‘ li’l-‘acebi’l-‘ucâb, en-Nüzhetü’l-mübhice fî teşhîzi’l-ezhân ve ta‘dîli’l-emzice, Nüzhetü’l-ezhân fî ıslâhi’l-ebdân, Mecma‘u’l-menâfi‘i’l-bedeniyye gibi tıpla ilgili eserleri incelenmiştir. Eserlerde yer alan nöroanatomiyle ilgili olan konular Türkçeye çevrildikten sonra bu bölümlerdeki bilgilerin İbn Sînâ, İsmâîl Cürcânî, Mansûr bin Muhammed bin Ahmed, Cerrâh İbrâhîm, Emîr Çelebi ve Şemseddîn el-‘İtâkî gibi, yazarımızdan önce ve sonra yaşamış; Türk ve İslâm Tıp Tarihi içerisinde teşrîh konusunda önemli yerleri olan yazarların eserlerindeki adı geçen bölümlerle karşılaştırması yapılarak, Dâvud el-Antakî’nin eserlerindeki nöroanatomi bilgisinin İslâm tıp tarihi içerisindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır.
Bulgular: Dâvud el-Antakî’nin en-Nüzhetü’l-mübhice fî teşhîzi’l-ezhân ve ta‘dîli’l-emzice ve Nüzhetü’l-ezhân fî ıslâhi’l-ebdân adlı eserlerinde anatomi ile ilgili bölümler olup, bunlardan birisi “Beyin üzerine söz” başlığını taşımaktadır.
Sonuç: Dâvud el-Antakî’nin yüzeysel ve kısa da olsa nöroanatomi konusunda her iki eserinde de bilgi vermesi onun anatomi bilgisine ve öğrenimine verdiği önemi göstermektedir. Ulaşabildiğimiz bilgiler Dâvud el-Antakî’nin nöroanatomi konusunda yeni bir bilgi sunmadığını ya da bu konuya yeni bir katkı yapmadığını göstermektedir.

Anahtar kelimeler: Davud el-Antaki, Nöroanatomi, Tıp Tarihi

Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 2(2):119-123, 2009
Derleme
Kafa Travmasında Melatoninin Tedavi Edici Etkisi

Özgür İsmaİloğlu 1, S. Baki Albayrak 1, Çetin Kayaoğlu 2
1 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı, Isparta
2 Atatürk Üniversitesi Tip Fakültesi, Nöröşirürji Anabilim Dalı, Erzurum

ÖZET

Melatonin hormonu (N-asetil-5-metoksitriptamin) pineal bezde bulunan pinealositler tarafından L-triptofandan sentezlenir. Melatonin, serbest radikal temizleyicisi olma özelliği nedeniyle kafa travmaları sonrasında özellikle ikincil hasarın önlenmesinde denenmiştir. Mevcut derlemede, son literatür bilgileri ışığında melatoninin kafa travmalarındaki tedavi edici rolü tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Kafa travması, melatonin

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

           Mart 2009
2008
           Aralık 2008
           Eylül 2008
           Haziran 2008
           Mart 2008

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker