 |
SİNİR SİSTEMİ CERRAHİSİ DERGİSİ
MART 2008
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 7-11, 2008
BAŞKANDAN
|
Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın
Sinir Sistemi Cerrahisi Derneği Başkanı
|
|
|
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 12-19, 2008
|
Deneysel Karotis Endarterektomide “Abciximab”ın Restenozis Üzerine Etkisi
Aykut KARASU, Yılmaz GÜLER, Soner BÜYÜKKINACI, Halil TOPLAMOĞLU
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 3. Nöroşirürji Kliniği, İstanbul
|
|
|
4 Amaç: Karotis endarterektomi operasyonu sonrası oluşan trombozis ve intimal hiperplazi restenoza sebep olabilmektedir. Trombositlerin aktivasyonu ve damar duvarına yapışması önlenerek endarerektomi sonrası gelişebilecek neointimal hiperplazi, yeniden daralma engellenebilir. Bu çalışmada, sıçanlar üzerinde oluşturulan deneysel endarterektomi modelinde, endarterektomi sonrası damar duvarına topikal olarak trombosit glikoprotein IIa/IIIb reseptör inhibitörü abciximab uygulandı. Abciximab trombositler üzerindeki glikoprotein IIa/IIIb reseptörüne bağlanarak trombositlerin aktivasyonunu ve yaralanmış damar duvarına yapışmaları engellenerek trombozis ve intimal hiperplaziyi önlediği düşünüldü ve endarterektomi sonrası gelişebilecek restenozis üzerine olan etkisi incelendi.
Yöntem: Karotis endarterektomi modeli mikroskop altında sıçanların kommon karotis arterinin açılması ve intima tabakasının çıkartılması ile oluşturuldu. Arter kapatılmadan önce endarterektomi yapılan damar duvarına topikal olarak abciximab uygulandı. 14 gün sonra sıçanların endarterektomi yapılmış damarları perfüzyon fiksasyon yontemiyle çıkarıldı. Intimal hiperplazi bölgesi histopatolojik olarak incelendi ve bilgisayar yardımıyla sitometrik analizleri yapıldı. İlaç uygulanmamış olan grupla karşılaştırıldı.
İki hafta sonra, abciximab’ın topikal olarak uygulandığı sıçanlarda oluşan intimal hiperplazi oranın (% 65 SD 3), kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ilaç uygulanmayan sıçanlardan (% 34.4 SD 2.2, p<0.0007) daha düşük olduğu tespit edildi. Abciximab uygulanan grupta % 35 oranında intimal hiperplazide azalma saptandı. Bu sonuç, ikili olarak karşılaştırıldığında p<0.0001 olduğundan anlamlı olarak bulundu.
Sonuç: Çalışmamızda topikal olarak uygulanan Abciximab’ın sıçanlar üzerinde oluşturulan karotis endarterektomi modelinde, endarterektomi sonrası gelişen intimal hiperplaziyi azalttığı tespit edildi. Lokal ve sistemik etkileri daha ayrıntılı çalışmalarla ortaya konduktan sonra abciximab vasküler müdahalelerde topikal olarak uygulanabilir. Bu amaçla uygulanabilmesi için daha ayrıntılandırılmış deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Abciximab, deneysel, intimal hiperplazi, karotis endarterektomi
|
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 20-25, 2008
Akut İskemik İnmede Dekompresif Cerrahi Uygulaması |
Neşe TUNCER *, İlhan ELMACI **, Nazire AFŞAR *, Sevinç AKTAN *, Necmettin PAMİR ***
* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı,
** Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi Nöroşirürji Anabilim Dalı,
*** Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı, İstanbul
|
|
|
Amaç: Akut iskemik inmede klinik kötüleşme ödem etkisi ile olmaktadır. Akut orta serebral arter (OSA) tıkanıklığından sonra gelişen hemisferik ödem unkal herniasyona, geniş serebellar enfarktlar ise hidrosefali, beyin sapı basısı, transforaminal tonsiller herniasyon gibi morbidite ve mortaliteyi arttıran tablolara neden olurlar. Bilinen medikal tedavilere rağmen inmeye sekonder gelişen malign serebral ödem tedavisinde dekompresif cerrahi yaşam kurtarıcı olabilmektedir. Çalışmanın amacı akut iskemik inmede dekompresif cerrahinin mortalite ve fonksiyonel düzelme üzerine etkisini araştırmaktır.
Yöntem: M.Ü.T.F Hastanesine Ocak 2001-Ocak 2002 tarihleri arasında başvuran ve 1-4 gün içinde medikal tedaviye rağmen bulgularında kötüleşme ile Glasgow Koma Skalasında hızlı düşüşü olan 4 hastada dekompresif cerrahi uygulandı. Yaşları 46-73 arasındaki hastalardan 3’ü kadın, 1’i erkek idi. Klinik ve radyolojik özelliklerine göre olgulardan ikisinde sol OSA oklüzyonu, birinde süperior serebellar arter (SSA) ve diğerinde ise bilateral SSA ve posterior serebral arter tıkanıklığı saptandı. OSA tıkanıklığı olan 2 olgunun medikal tedaviye rağmen ilk 24 saat içinde hızlı klinik kötüleşme ve komaya gidiş olması nedeniyle klinik herniasyon bulguları başlamadan geniş hemikraniektomi ve duraplasti yapıldı. SSA enfaktı olan 2 olguya ise bası bulgularının arttığı ortalama 4.günde dekompresif suboksipital kraniektomi uygulandı.
Sonuç: Orta serebral arter tıkanıklığı olan 2 olgunun postoperatif erken dönemde NIH inme skor-ları 24’den 22’ye düştü ve 3. aydaki Rankin Skorları 4 olarak saptandı. Arka sistem dekompresif cerrahi uygulanan hastalardan birinin postoperatif 3. aydaki Rankin Skoru 1 ve henüz 1. ayında olan diğerinin ise 2 olarak belirlendi. Akut iskemik inmede dekompresif cerrahi mortaliteyi düşürmektedir. Arka sistem dekompresif cerrahi olgularının fonksiyonel düzelmeleri daha iyi olmaktadır.
Anahtar kelimeler: Dekompressif hemikraniyektomi, inme, habis medya infarktı, serebellar infarkt, suboksipital dekompresyon, iskemi
|
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 26-29, 2008
Gamma Knife Cerrahisi Uygulanan Çocuk Hastalara Anestezi Yaklaşımı |
Arzu GERÇEK *, Selçuk PEKER **, Deniz KONYA **, Türker KILIÇ **, M. Memet ÖZEK **, M. Necmettin PAMİR **
Marmara Üniversitesi, Nörolojik Bilimler Enstitüsü * Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve
** Nöroşirürji Klinikleri, İstanbul
|
|
|
Amaç: Bu çalışmanın amacı gamma knife cerrahisi (GKC) uyguladığımız çocuk hastalardaki anestezi uygulaması tecrübemizi sunmaktır.
Yöntem: Ocak 1997-Aralık 2003 tarihleri arasında GKC uygulanan 18 çocuk hasta çalışmaya alınıp, hasta dosyaları ve anestezi raporları retrospektif olarak tarandı. Stereotaktik çerçeve (SÇ)’nin takılması, magnetik rezonans görüntüleme (MR), dijital subtraksiyon anjiografi (DSA) ve GKC işlemleri sırasında hastaların vital fonksiyonları, anestezi tipi, kullanılan ajanlar, işlem süresi ve komplikasyonlar kaydedildi.
Yaş ortalaması 4.83±1.85 yıl olan 11 erkek/7 kız çocuk hasta çalışmaya alındı. Beş hastaya arterovenöz malformasyon, 10 hastaya glial tümör ve 3 hastaya da diğer patolojiler nedeniyle GKC uygulandığı saptandı. Gamma knife cerrahisi 36.52±17.31 dk. sürerken, hazırlık için yapılan SÇ takılması, MR ve vasküler patolojilerde uygulan DSA’de gözönüne alındığında işlem süresinin 160.66±59.84 dk.’ya kadar uzadığı görüldü. Gamma knife cerrahisi sırasında doz uygulaması 0.37 to 19.9 dk arasında değişmektedir. Tüm işlem boyunca sadece SÇ takılması ağrılı olabilir, bu nedenle beş yaş altındaki 6 hastaya çerçeve takılması sırasında genel anestezi uygulandı. Çerçeve takılması sonrasında diğer işlemlerde tüm hastalara sedasyon uygulandı. Sadece bir hastada SÇ takılması sırasında bronkospazm gelişti, medikal tedavi gerektirmeden spazm çözüldü.
Sonuç: Bu çalışma ile GKC uygulanan çocuk hastalarda anestezi tecrübemizi değerlendirerek, stereotaktik çerçeve takılmasından gamma knife radyocerrahisinin uygulanmasına kadar geçen süreçte sedasyon uygulanmasının çocuk hastalarda güvenli bir yöntem olduğu sonucuna vardık.
Anahtar kelimeler: Gamma knife, çocuk, sedasyon |
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 30-33, 2008
Kraniyal ve Spinal Dermal Sinüsler |
Erdal KALKAN *, Hakan KARABAĞLI **, Pınar KARABAĞLI ***
Selçuk Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı*, Konya Numune Hastanesi
Nöroşirürji Kliniği**, Meram Devlet Hastanesi Patoloji Laboratuarı***, Konya
|
|
|
Biri erkek ve ikisi kadın olmak üzere üç dermal sinüs traktusu (DST) olgusu sunduk. Olguların hepsi cilt bulguları ile karakterize olup, nörolojik defisitleri yoktu. Frontal yerleşimli olgu, korpus kallozumda lipoma ve dermoid tümörle ilişkili olup, tekrarlayan menenjit atakları göstermekteydi. Sakral yerleşimli olgu ise epidermoid tümör ile ilişkili idi. Frontal, torakal ve lumbosakral yerleşimli dermal sinüsler opere edildi. Olguları morfogenetik, klinik ve radyolojik özellikleri tartışarak sunduk.
Anahtar kelimeler: Dermal sinüs, korpus kallozum lipomu, dermoid tümör, tekrarlayan menenjit, epidermoid tümör
|
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 34-36, 2008
İki “Status Nevraljikus” Vakası
|
Bülent OMAY, Altay SENCER, Aydın AYDOSELİ, Kemal HEPGÜL
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Nöroşirurji Anabilim Dalı, İstanbul
|
|
|
Bu vaka sunumu trigeminal nevralji hastalığının nadir ve çok ağır bir durumu olan ve acil tedavi gerektiren “status nevraljikus” tanıları ile acil olarak opere edilen iki hastanın analizidir. Hastalardan bir tanesinde glossofarengeal sinirin bası altında olduğu gözlenerek bunun aslında bir glossofarengeal nevralji vakası olduğu düşünülmüştür.Bu özel status sendromlarında hastalar aralıksız ve şiddetli nevralji atakları ile beslenemez ve konuşamaz hale gelirler ve bu durum hayatı tehdit edebilecek düzeye ulaşabilir. Mikrovasküler dekompresyon operasyonunun, diğer yöntemlerin başarısız olduğu bu vakalarda hastalar için son seçenek olarak kaldığı bu iki vakada, bu tekniğin son derece etkili olduğu saptanmıştır.
Anahtar kelimeler: Glossofaringeal nevralji, mikrovasküler dekompresyon, status, trigeminal nevralji |
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 37-42, 2008
Süper Dev Anevrizmalar: 2 Olgu Bildirimi
|
M. Zafer BERKMAN *, Turgut DERİNKÖK **
* SB Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği,
** SB Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği (Emekli), İstanbul
|
|
|
Dev anevrizmalar 2,5 cm’den büyük anevrizmalar olup, tüm anevrizmaların % 5’i dev anevrizmalardır. Dev anevrizmalar en sık SAK veya intrakranial kitle kliniği oluştururlar. 5 cm’den büyük anevrizmalar süper dev anevrizma olarak isimlendirilirler. 17 ve 22 yaşında iki kadın hasta SAK kliniği ile başvurdu. Radyolojik inceleme sonucu 6 cm çapında süperdev MCA ve A1-M1 anevrizmaları saptandı. Opere edilen iki olgu da nörodefisitsiz taburcu edildi. Cerrahi tedavinin etkinliği vurgulandı.
Anahtar kelimeler: Anevrizma, Süper Dev anevrizma, Cerrahi tedavi |
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 43-45, 2008
Spontan Tromboze Olan Proksimal Superior Serebellar Arter Anevrizması: Olgu Sunumu |
Şöhret Ali OĞUZOĞLU, Tibet KAÇIRA, Mustafa Onur ULU, Taner TANRIVERDİ, Emin ÖZYURT
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, İstanbul
|
|
|
Bu kısa vaka sunumunda nadir görülen, sol serebellar arterin proksimalinden köken alıp spontan tromboze olan anevrizma olgusu sunulmuş ve tedavi yöntemleri tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Anevrizma, superior serebellar arter, spontan, tromboz |
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 46-48, 2008
İntrakraniyal Psödotümöral Demiyelinizan Lezyon: Olgu Sunumu |
Bülent CANBAZ, Saffet TÜZGEN, Rahşan KEMERDERE, Cihan İŞLER, Taner TANRIVERDİ
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, İstanbul
|
|
|
Bu yazıda intrakraniyal demiyelinizan yer kaplayan lezyonu olan fakat manyetik rezonans görüntülemelerde glial tümör olarak değerlendirilen bir olgunun sunulması amaçlanmıştır. Elde edilen ilk patolojik bulgular lezyonun bir enfeksiyona (toxoplasmosis) sekonder olarak geliştiği yönünde idi. Fakat, lezyonun verilen medikal tedaviye cevap vermemesi ve giderek büyümesi nedeniyle tekrar değerlendirildiğinde demiyelinizan bir lezyon olduğu ortaya kondu. Bu yazıda yanlış tanı sunulmuş ve bu tip lezyonların morbidite ve mortaliteye neden olmadan nasıl önlenebileceği tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Beyin tümörleri, demiyelinizan lezyonlar, glial tümörler, psödotümör |
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 49-53, 2008
Yüzme Sonrası Gelişen İnternal Karotis Arter Diseksiyonu: Olgu Sunumu
|
Neşe TUNCER, Nazire AFŞAR, Sevinç AKTAN
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, İstanbul
|
|
|
Genç serebrovasküler olayda ekstrakranial arter disseksiyonları önemli bir yer tutmaktadır. 37 yaşında kadın hasta afazi ve ajitasyon nedeni ile başvurdu. Kranial görüntülemede sol orta serebral arter posterior temporal dalı sulama alanında akut infarkt ve dijital substraksiyon anjiografide; sol internal karotis arter servikal segmentinde diseksiyonla uyumlu oklüzyon saptandı. Yüzme ve havuza dalış yapma öyküsü olan hastada etyolojide travmatik ekstrakranial arter diseksiyonu düşünüldü. Antikoagülan ve antiagregan tedavi ile hastada klinik ve radyolojik düzelme saptandı. Ekstrakranial arter diseksiyonunda bilinen standart medikal tedavi yöntemleri dışında seçilmiş olgularda cerrahi ve endovasküler yaklaşımlar mortalite ve morbiditeyi olumlu yönde etkilemektedirler.
Anahtar kelimeler: Ekstrakranial internal karotis arter diseksiyonu, karotis stent anjioplasti, antikoagülasyon
|
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 54-58, 2008
Spontan Servikal Epidural Hematom: Olgu Sunumu
|
Deniz KONYA *, Selin TURAL **, Arzu GERÇEK ***, Serdar ÖZGEN *, M. Necmettin PAMİR *
* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı, ** Academic Hospital,
*** Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsü, İstanbul
|
|
|
Servikal epidural hematomlar, boyun ağrısına neden olan patolojiler arasında en seyrek görülenlerindendir. Servikal epidural hematomlar, genellikle travma sonrası gelişir, nadiren spontan olarak ortaya çıkarlar. Ayrıntılı nörolojik muayene ve manyetik rezonans görüntüleme ile olguların çoğuna tanı konulabilir. İleri derecede nörolojik defisiti olan olgularda en uygun tedavi acil cerrahi seçeneğiyken, hafif derecede nörolojik defisiti olan olgularda ise konservatif tedavi tercih edilmektedir. Bu olgu sunumunda ani gelişen boyun ağrısı ve vücudun sağ tarafında güçsüzlük yakınmasıyla acil servise başvuran ve yapılan tetkiklerinde spontan servikal epidural hematom saptanan 65 yasında kadın olgu tartışılmıştır. Olgunun ileri derecede nörolojik defisitinin olması ve klinik tablonun 1 gün önce başlayıp hızla ilerleme göstermesi üzerine acil cerrahi tedavi uygulanmış; postoperatif dönemde yakınmaları kısmen düzelmiştir. Olgunun, 6. haftadaki kontrolünde hiçbir yakınması olmadığı ve nörolojik defisitinin tamamen düzeldiği tespit edilmiştir.
Manyetik rezonans görüntülemede spinal kord basısı görülen ve nörolojik defisiti tespit edilen olgularda erken dönemde uygulanan cerrahi tedaviyle alınan sonuçlar memnuniyet vericidir.
Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, hemiparezi, spinal epidural hematom, cerrahi
|
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 59-66, 2008
Spinal Tümörler
|
Hülagü KAPTAN *, Ömür KASIMCAN *, Kutay ÇAKIROĞLU **, Celal KILIÇ ***
* Ulus Hastanesi Nöroşirürji Kliniği, ** Akay Hastanesi Nöroşirürji Kliniği,
*** Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği
|
|
|
Spinal tümörler beyin tümörlerinden daha az görülmekte ve Santral Sinir Sistemi Tümörlerinin yaklaşık olarak % 10-25’ini oluşturmaktadır. Çoğunlukla benign karakterli tümörlerden oluşmasına karşın ağır morbidite ve mortalite oranları ile nöroşirürjinin önemli bir parçası olup, spinal cerrahi için, önemli bir ilgi ve araştırma alanı olmaktadır. Tanı ve tedavi yöntemlerindeki teknolojik ilerlemeye paralel olarak; geçmişten günümüze doğru, morbidite ve mortalite oranları açısından, olumlu bir gelişme izlenmektedir. Son 20 yıldır rutin kullanıma giren Magnetik Rezonans Görüntüleme’nin bu sonuçlardaki rolü büyüktür. Spinal tümörlerin, hücresel tipleri, lokalizasyonları, büyüme hızları ve bunlara bağlı gelişen nörolojik durum, prognozu belirleyen önemli parametrelerdir. Stereotaktik radyocerrahi ve radyoterapi son yıllarda gelişme göstermiştir. Cyberknife düşük morbidite oranı ve efektiv kullanımı ile konvansiyonel metotlara alternatif olarak görünmektedir.
Anahtar kelimeler: Spiral tumorler, omurilik tümörleri, omurga tümörleri, cerrahi |
|
Sinir Sistemi Cerrahisi Derg 1: 67-72, 2008
Spinal Kord Tarihi |
Soner BÜYÜKKINACI, Ender OFLUOĞLU, Halil TOPLAMAOĞLU
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, III. Nöroşirürji Kliniği, İstanbul
|
|
|
Spinal kord anatomisi millattan önceki yıllardan günümüze kadar tıp bilimcilerin daima ilgisini çeken bir konu olmuştur. Sinir sisteminin karmaşık yapısı, birçok nörolojik hastalığın tedavisinde olduğu gibi anatomik keşiflerin yapılmasını da geciktirmiştir. Tarihi kayıtlar gözden geçirildiğinde tıp alanındaki devrimlerin teknolojik yeniliklere paralel olduğu görülür. Özellikle sinir sistemi gibi özel yapıların tanınması ve tanımlanması, gerekli ekipmanların ve uygun tanısal yöntemlerin yokluğunda ciddi zorluklar içermiştir. Spinal kordun anatomisi ile ilgili ilk kayıtlar M.Ö 2600 yılında yazılmış olan Edwin Smith Papyrus’unda yer almaktadır. Gerçek anlamda ilk keşifler ise M.S 130-200 yıllarında yaşamış olan Galen’in çalışmaları ile olmuştur. Galen spinal kordun genel anatomik yapıları üzerinde çok önemli tanımlamalar yapmıştır. Galenden uzunca bir dönem sonra Ballisisus günümüzde halen kullanılmakta olan anatomik tanımlamaları yapan isim olarak karşımıza çıkmaktadır. İlerleyen yıllarda ise bu konuya ilginin arttığı görülür. Birçok nörolojik bilimlerle ile uğraşan bilim adamı spinal kord anatomisini anlamaya yönelik çalışmalar yapmıştır. Bugün bu çalışmalar modern teknolojik cihazlar eşliğinde devam etmektedir. Halen soru olan birçok konunun önümüzdeki yıllarda aydınlığa kavuşacağını söylemenin doğru olacağına şüphe yoktur.
Anahtar kelimeler: Spinal kord, anatomi, spinal kord tarihi |
|
|