2007
      KASIM
      EKİM
      EYLÜL
      HAZİRAN
      MAYIS
      NİSAN
      MART
      ŞUBAT
      OCAK

     2006
      ARALIK
      EKİM
      EYLÜL
      AĞUSTOS
      TEMMUZ
      HAZİRAN
      MAYIS
      NİSAN
      MART
      ŞUBAT
      OCAK

     2005
      ARALIK
      KASIM
      EKİM
      EYLÜL
      AĞUSTOS
      TEMMUZ
      HAZİRAN
      MAYIS
      NİSAN
      MART
      ŞUBAT
      OCAK

     2004
      ARALIK
      KASIM
      EKİM
      EYLÜL
      AĞUSTOS
      TEMMUZ
      HAZİRAN
      MAYIS
      NİSAN
      MART
      ŞUBAT
      OCAK

     2003
      ARALIK
      KASIM
      EKİM
      EYLÜL

 HAZİRAN / 2007

     
  • Cervarix® verileri, kan dolaşımındaki yüksek antikor düzeylerinin servikovaginal
         sekresyonlarda yüksek antikor düzeyleri ile bağıntılı olduğunu gösteriyor.

         GSK’nın serviks kanseri aşısı ile ilgili yeni çalışma sonuçları, aşının kanda başlattığı bağışıklık yanıtını enfeksiyon bölgesindeki servikovaginal sekresyonlardaki antikor düzeyleri ile bağlantılandırıyor.
         15-55 yaşlarındaki kadınlarda elde edilen yeni veriler, GlaxoSmithKline’ın (GSK) serviks kanseri aşısının, kansere yol açan tip 16 ve 18 papillomavirüslerine karşı kan dolaşımında servikovaginal sekresyonlardaki antikor düzeyleri ile ileri derecede bağıntılı bir bağışıklık yanıtı başlattığını gösteriyor. Ayrıca kansere yol açan tip 16 ve 18 virüslerine karşı, aşılama şemasının tamamlanmasından sonra oluşan antikorlar bir yıl süreyle devamlılık gösteriyor. Bu veriler Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Topluluğu’nın (American College of Obstetrics and Gynecology: ACOG) yıllık toplantısında sunuldu.
         Çalışmanın baş araştırmacısı Prof. Dr. Tino F. Schwarz (Stiftung Juliusspital Würzburg, Almanya), “Kansere yol açan insan papillomavirüsü bağışıklık sisteminden gizlenme konusunda çok etkilidir; çünkü kan dolaşımından uzakta serviks epitelinde bulunur” dedi. “Bu durum serviks kanseri aşısının enfeksiyon bölgesi olan servikste etkili olmasının gerektiğinin altını çiziyor. Bu veriler, kan dolaşımında aşının kansere yol açan virüs tiplerine karşı oluşturduğu yüksek antikor titrelerinin, antikorların potansiyel olarak en çok gereksinim duyulduğu yer olan servikovaginal sekresyonlarda bulunmaları ile bağıntılı olduğunu gösteriyor.”
         Bu çalışma, 15-55 yaşlarındaki 666 kadının dahil edildiği daha büyük ölçekli, açık etiketli ve yaşa göre katmanlandırılmış bir araştırmaya katılan 90 kadından elde edilmiş bir veri alt kümesidir. İlk aşı dozu sonrasında kan örnekleri ve 18. ayda servikovaginal sekresyonlar toplandı.

         
  • MabThera yaşam uzatıyor...
         Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin düzenlediği toplantıda 7 yıllık takip sonuçları açıklanan çalışma; Mabthera ile tedavi edilen her 100 agresif Non-Hodgkin Lenfoma hastasından 18 tanesinin 7 yıldan daha uzun bir süre yaşamını sürdürebildiğini ortaya koydu.
         MabThera ile tedavileri yapılmış olan agresif non-Hodgkin lenfoma (NHL) hastalarının 7 yılı aşkın süredir devam eden takiplerinde, kanser hastaları açısından çok sevindirici sonuçlar elde edildi. Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin Chicago’da düzenlenen toplantısında açıklanan orijinal Faz II-I pivot çalışmalarının sonuçları incelendiğinde; MabThera ile tedavisi yapılmış olan hastalardan yarısından fazlasının (yüzde 53) 7 yıldan daha fazla bir süredir yaşamlarını sürdürdükleri, buna karşılık tek başına kemoterapi ile tedavi edilen hastalardan sadece üçte birinin (yüzde 35) halen hayatta olduğu görüldü. Mabthera ile tedavi edilen her 100 agresif NHL hastasından 18 tanesinin, 7 yıldan daha uzun bir süre yaşamını sürdürebildiği ortaya konuldu.
         Çalışmaları yürüten uzmanlardan biri olan Centre Hospitalier Lyon-Sud’den Prof. Bertrand Coiffier, uzun dönemli analizlerin, MabThera’nın kemoterapi ile birlikte kullanıldığında agresif lenfoma hastalarında görülen faydalarını açıkça gösterdiğini dile getirirken, alınan sonuçların uygulanan tedaviye MabThera’nın ilave edilmesiyle her yaş grubunda önemli faydalar doğurduğunu ve ileri yaştaki hastalara dahi uygulanabildiğini belirtti.
         Roche İlaç Birimi CEO’su William M. Burns ise “MabThera agresif NHL hastalarının yaşamlarını uzatmaya ve onlara yeni bir yaşam sunmaya devam ediyor. GELA çalışmalarından yedi yıl sonra MabThera tedavisi uygulanan hastaların yarısından fazlası halen hayattadır, bu da daha binlerce hastaya umut ışığı olmaktadır” şeklinde konuştu.

         
  • Mustafa Nevzat’tan ABD’ye ilk sevkiyat...
         Türk ilaç sektörünün öncü kuruluşlarından Mustafa Nevzat bir ilki gerçekleştirerek, dünyanın en yüksek standartlara sahip ilaç pazarı olan ABD’ye mamul ürün ihracına başladı. İlk ürün sevkiyatı Mustafa Nevzat’ın Yenibosna’daki tesislerinden törenle gerçekleştirildi. Mustafa Nevzat’ın üretim standartlarının Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’nun (Food and Drug Administration- FDA) onayını alması ve böylelikle ihracatın mümkün hale gelmesi, Türk ilaç sektörüne önemli bir başarı kazandırdı. Mustafa Nevzat 2012 yılına kadar ABD’ye 300 milyon dolarlık  ihracat  yapmayı hedefliyor.
         ABD’ye ilk mamul ürün sevkiyatı için Mustafa Nevzat’ın Yenibosna’daki tesislerinde bir tören düzenlendi. Törene Sağlık Bakanlığı yetkilileri, Türk Tabipler Birliği Başkanı, ilaç endüstrisini temsil eden sektör örgütleri, Mustafa Nevzat İlaç Sanayii A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cengiz Sezen ve Genel Müdür Levent Selamoğlu da katıldı.
         ABD’ye yapılan sevkiyatın güçlü bir vizyonun ve kararlılığın bir sonucu olduğunu belirten Mustafa Nevzat İlaç Sanayii A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cengiz Sezen, “ABD’ye ilk parti ihraç ürünlerimizi taşıyacak olan TIR, 84 yıl önce konulmuş sağlam bir vizyonun, çok büyük bir emeğin, hedeflerinden şaşmayan bir irade ve kararlılığın sonucudur. Yaklaşık 20 yıl içinde dünyanın 4 kıtasına hammadde ve mamul ürün ihracatı gerçekleştirir hale geldik. Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu FDA’in onayı sonucu gerçekleşen bu sevkiyat ile, Türk ilaç sektörü ilk kez ABD’ye mamul, bitmiş ürün ihraç ediyor. Türk ilaç sanayi için gerçek bir başarı olan bu gelişme bize gurur veriyor. Bugün, Türk ilaç sanayinin gerçek anlamıyla küresel standartları yakaladığı kanıtlanmaktadır. Mutluyuz, ulaştığımız en üst kalite standartları nedeniyle kurumumuzla, çalışanlarımızla gurur duyuyoruz.” şeklinde konuştu.
         Mustafa Nevzat İlaç Sanayii A.Ş. Genel Müdürü Levent Selamoğlu ise, dünyada en yüksek standartlı pazarları arasında yer alan ABD pazarında iddialı olduklarını ifade ederek, yapılan ihracatın sadece Mustafa Nevzat için değil, tüm Türk ilaç sektörü için bir dönüm noktası olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Ben, Mustafa Nevzat olarak bizim açtığımız bu yoldan başka değerli firmalarımızın da geleceğini, ABD pazarına ve diğer gelişmiş ülke pazarlarına gireceğini biliyorum. Çin gibi, Hindistan gibi, İsrail gibi, Türkiye’nin de küresel devlerle mücadele eden büyük ilaç firmaları önümüzdeki dönemde ortaya çıkacaktır.”

         
  • Korkmayın korunun, artısı var!!!
         Türkiye Aile Planlaması Derneği (TAPD), sevilen televizyon dizisi Avrupa Yakası’nın yıldızı Hale Caneroğlu’nun da desteğiyle, modern korunma yöntemlerini yaygınlaştırmak amacıyla yurt çapında bir kampanya başlattı...
         Ana çocuk sağlığı ve aile planlaması konusunda çalışmalar yürüten TAPD, gençleri modern korunma yöntemleri konusunda bilgilendirmek, eski ve riskli yöntemlerin kullanılmasıyla oluşan istenmeyen gebelikleri önlemek amacıyla yurt genelinde “Doğum Kontrol Hapı Sizi Tüm Artıları ile Korur” isimli bir bilinçlendirme kampanyası başlattı. Gençleri, doktor kontrolünde modern korunma yöntemlerini kullanmaya teşvik etmeyi amaçlayan kampanyanın tanıtımı amacıyla 30 Mayıs 2007, Çarşamba günü Hilton Oteli’nde bir basın toplantısı düzenlendi.
         TAPD Genel Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, Türkiye’de modern korunma yöntemlerinin gelişmiş ülkelere oranla çok daha az tercih edildiğini ve yüksek oranda kürtaj vakalarının meydana geldiğini belirtti. Şatıroğlu ayrıca “Modern yöntem kullanımının artırılması ve istenmeyen gebeliklerin önlenmesi daha sağlıklı bir yaşam ve toplum hedeflerini içermektedir. TAPD olarak bilinçlendirme kampanyaları ile ülkemizde doğurganlık bilincini ve özellikle modern yöntem kullanımını arttırmayı, istenmeyen gebelik ve plansız nüfus artışının önüne geçmeyi amaçlıyoruz” dedi.

         
  • Kör olma riskini görmezden gelmeyin!
         Pfizer Türkiye tarafından düzenlenen Medya Bilgi Paylaşım Günü’nde Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik dünyada ikinci önlenebilir körlük nedeni olan ‘Glokom Hastalığı’nı ele aldı.
         Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik Glokom hastalığının nedenlerine, hastalığın uzun süre belirti göstermeden gözde yaptığı harabiyete ve buna bağlı olarak oluşan körlük riskine değinirken; risk grupları, erken teşhisin önemi ve Türkiye’de Glokom bilinci hakkında da açıklamalarda bulundu. Hastaların, sinsi ilerleyen glokomu göz sinirlerinin % 40’ını kaybettikten sonra farkına vardıklarını belirtten Tamçelik, 2007 Nisan ayında 17 ilde 2021 kişi ile yapılan bir araştırmaya göre halkın % 96’sının Glokomun ne olduğunu bilmediğini, 40 yaş üzerinde olan kişilerin % 78’inin ise göz tansiyonlarını hiç ölçtürmediklerinin ortaya çıktığına değindi.
         Prof. Dr. Tamçelik, “Glokom hastalığı, göz tansiyonunun yükselmesi sonucu oluşan optik sinir (görme siniri) hasarına ve buna bağlı olarak görme hücrelerinin kaybolmasına yol açar. Erken tanı konulduğunda tedavisi mümkün bir hastalıktır. Ancak oluşan hasar geri dönüşümsüzdür” dedi. Bu sebeple göz doktoru tarafından yapılacak düzenli muayene ve kontroller Glokomun saptanmasının en iyi yoludur diye ekledi.
         Göz tansiyonu normalden yüksek olan ikişilerin Glokom riski altında olduğunu belirten Prof. Dr. Tamçelik, diğer risk faktörlerini ise 40 yaşını geçmiş olmak, ırk (siyah ırk Glokom’a beyaz ırktan 3 kat fazla yatkınlık göstermektedir), aile öyküsü, şeker hastalığı, damar hastalıkları, travma veya cerrahi müdahaleler, biyopi ve retina hastalıkları gibi önceki göz hastalıkları olarak sıraladı.
         Lazer uygulaması ile miyop ameliyatının korneanın değişimine sebep olduğu için bu durumun göz tansiyonunun normalden düşük çıkarabileceğine de dikkat çekti.

         
  • Sağlıkta sosyal sorumluluğunu en iyi yerine getiren kuruluş: Pfizer Türkiye
         Sağlık Gönüllüleri Derneği tarafından bu yıl ilk defa verilen "Sağlıkta Sosyal Sorumluluk Ödülleri" sahiplerini buldu. Pfizer Türkiye, "Sosyal Sorumluluklarını En İyi Yerine Getiren Kuruluş" kategorisinde "Pfizer Toplum Takımı" ile ödüle layık görüldü.
         Bu yıl Türkiye'de kurulusunun 50. yılını kutlayan Pfizer Türkiye'nin sosyal sorumluluk bilincinin temel değerlerinden biri olan "topluma saygı" ilkesi doğrultusunda kurduğu Pfizer Toplum Takımı 9. yaşını doldurdu. Pfizer Türkiye bünyesinde çalışan ve her yıl farklı çalışanlardan oluşan Toplum Takımı üyeleri, bir yıl boyunca, şirketteki görevlerinin yanı sıra gönüllü olarak takım bünyesindeki faaliyetlere katılıyor, sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiriyor, yıl sonunda görevlerini, kendi önerdikleri çalışma arkadaşlarına devrediyor.
         Pfizer Türkiye'nin sosyal sorumluluk faaliyetlerini tek bir çatı altında toplamak amacıyla kurulan takım, geçtiğimiz 9 yıllık süreçte 45.000'den fazla kişiye ulaştı ve eğitim ve sağlık odaklı çalışmalar yürüttü. Toplum Takımı bugüne kadar 2,5 milyon ABD doları üzerinde ilaç desteği ve nakdi destek sağladı.

         
  • Pfizer, Türkiye’de 50. yılını kutluyor...
         1957’de Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan Pfizer Türkiye bu sene 50. yılını kutluyor. Daha sağlıklı, daha uzun ve daha kaliteli bir hayat için, 50 yıldır yenilikçi tedavileri topluma ulaştırmak için çalışan Pfizer, ayrıca bilimsel ve toplumsal projeleri ile de "Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunuyor."

         
  • GlaxoSmithKline’nın Tüketici Sağlığı Türkiye Ülke Müdürlüğü’ne Sevgin Adıgüzel atandı...
         Sevgin Adıgüzel, GlaxoSmithKline Tüketici Sağlığı Türkiye Ülke Müdürü olarak 24 Nisan 2007 tarihinde görevine başladı.
         Çalışma hayatına 1996’da Unilever Ağız Sağlığı Bakım Ürünleri Marka Müdürü olarak başlayan Adıgüzel sırasıyla; Janssen-Cilag ve Johnson&Johnson’da görev aldı. Johnson&Johnson’da görev aldığı süre içinde Dermatoloji, Onkoloji ve Medikal Tanı ürünlerinin sorumluluğuyla devam eden Adıgüzel, daha sonra aynı firmada Ülke Müdürü görevini üstlendi.
         Sevgin Adıgüzel son olarak, Eczacıbaşı İlaç Firması OTC İş Geliştirme bölümünü yönetti.
         İzmir Amerikan Koleji’nde eğitimini tamamladıktan sonra 1991 yılında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olan Adıgüzel, 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Uluslararası Yönetim dalında yüksek lisans sertifika programını tamamladı. Adıgüzel Unilever’de iş hayatına başlamadan önce, bir süre diş hekimliği mesleğini sürdürdü.

         
  • Epilepsili çocuklar resimleriyle yarıştı...
         Dostoyevski, Lord Byron, Tchaikowsky ve Van Gogh gibi ünlülerin hastalığı olan Epilepsi’ye dikkat çekmek için düzenlenen resim yarışmasını 6-11 yaş kategorisinde Bayram Kocaöğüt, 12-16 yaş kategorisinde ise İrem Yel kazandı. Epilepsi ile Savaş Derneği tarafından düzenlenen Epilepsi Haftası etkinlikleri çerçevesinde sanofi-aventis sponsorluğunda “Epilepsi ve Ben” konulu çocuklar arası resim yarışması düzenlendi. Epilepsi tanısı konmuş çocukların; bu hastalığa, yakın çevrelerine ve dünyaya nasıl baktıklarını anlamak ve çocukların yaratıcılığını ortaya çıkarmak amacıyla düzenlenen yarışma sonucunda 6 çocuğa ödül verildi.
         Yarışmaya katılan 100’e yakın çalışma arasından 6-11 yaş kategorisinde Bayram Kocaöğüt, 12-16 yaş kategorisinde ise İrem Yel jüri tarafından birinci seçildi. Yarışmada Kazım Yasir Uyar’a jüri özel ödülü verildi. Yarışmada birinci olanlar 1.500 YTL, ikinciler 1.000 YTL ve üçüncüler 750 YTL ödül aldılar.

         
  • Polen, hayvan tüyü, toz-akar alerjisi olanlar için: "Naselaze"...
         Polenler, hayvan tüy ve salgıları, ev tozu akarı gibi alerjenlere karşı geliştirilen Nasaleze Sprey’in satışına Türkiye’de Abdi İbrahim İlaçları tarafından başlandı.
         Nasaleze sprey doğal selüloz tozu içermekte, tamamen bitkisel, içinde ilaç etkin maddesi bulunmamaktadır. En yüksek saflık, güvenlik standartlarına uygundur.
         Tüm alerjik hastalıkların temelinde alerjenden kaçınma yer almaktadır. Ancak gıda alerjileri dışında bu pek mümkün değildir. Artık, solunum yolu alerjilerinde ve özellikle alerjik rinitte de alerjenden kaçınmak mümkün. Nasaleze Sprey alerjik rinitli hastalara yepyeni bir korunma yöntemi sunmaktadır.
         Nasaleze etkisini burunda filtre görevini üstlenen şeffaf, jöle benzeri bir mukus tabakası oluşturarak göstermektedir. Solunum yollarından giren alerjenler oluşan bu yapışkan tabakaya yapışır, daha alt katmanlara ulaşması ve alerjiyi tetiklemesi engellenir.


  • MAKALE İSTEKLERİNİZ İÇİN:   E-mail: logos@logos.com.tr  Tel: 212 2880541 ve 212 2885022