|
2007
KASIM
EKİM
EYLÜL
HAZİRAN
MAYIS
NİSAN
MART
ŞUBAT
OCAK
2006
ARALIK
EKİM
EYLÜL
AĞUSTOS
TEMMUZ
HAZİRAN
MAYIS
NİSAN
MART
ŞUBAT
OCAK
2005
ARALIK
KASIM
EKİM
EYLÜL
AĞUSTOS
TEMMUZ
HAZİRAN
MAYIS
NİSAN
MART
ŞUBAT
OCAK
2004
ARALIK
KASIM
EKİM
EYLÜL
AĞUSTOS
TEMMUZ
HAZİRAN
MAYIS
NİSAN
MART
ŞUBAT
OCAK
2003
ARALIK
KASIM
EKİM
EYLÜL
|
|
|
|
EKİM / 2007
AİFD: “Yenilikçilik Türkiye’yi ilaçta küresel güç yapar”
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nden (AİFD) yapılan açıklamada “Türkiye’nin de sağlıkta yenilikçiliğe ve Ar-Ge’ye ağırlık vererek ilaç endüstrisinin uluslararası rekabet gücünü artırabileceği ve hastaların ilaca erişimini daha da kolaylaştırabileceği” vurgulandı.
Dünya nüfusu hızla artar ve yaşlanırken hastalıklarla mücadele de yoğunlaşıyor. Araştırmacı ilaç firmaları yoğun yatırımlar sonucunda geliştirdikleri yenilikçi ilaçlarla hastalıkların tedavisinde önemli gelişmelere imza atıyor ve toplum için değer yaratıyorlar. Sadece son 50 yılda hastalıklardan ölüm oranının önemli boyutlarda azalmasında yenilikçi ilaçların büyük katkısı bulunuyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Genel Sekreteri Engin Güner, “Türkiye yenilikçiliğe ve Ar-Ge’ye odaklanırsa, ilaçta küresel bir güç haline gelebilir” dedi.
Ölüm oranları hızla düşüyor
Hastalıklara yeni ve etkin tedaviler geliştirmek için yatırım yapan araştırmacı ilaç firmalarının ve laboratuarlarda çalışan bilim insanlarının çabaları sonuç veriyor. Geçen yüzyılın başında 50 yıl olan ortalama insan yaşamı bugün bazı gelişmiş ülkelerde 80’lere ulaştı. Çeşitli hastalıklardan ölüm oranlarının 1965-1999 yılları arasındaki seyrine bakıldığında bu sonuçlar daha net bir şekilde görülebiliyor.
Bu dönemde ölüm oranlarında meydana gelen düşüşler erken çocuk ölümlerinde yüzde 80’i, ateşli romatizma ve ateşli kalp hastalıklarından ölümlerde yüzde 75’i bulmaktadır.
ABD’de ise erkeklerde en yaygın görülen 15 kanser türünden 11’inde, kadınlarda ise en yaygın 15 kanser türünden 10’unda ölüm oranları düştüğü saptanıyor, yeni kanser vakaları ise bazı türlerde artış göstermekle beraber, genel olarak seviyesini koruyor.
Yenilikçi ilaçlar toplum ve ekonomi için değer yaratıyorlar. Doğru zamanda kullanıldıkları takdirde hastalıkları etkin bir şekilde tedavi eden yenilikçi ilaçlar böylece hastane tedavisi ve ameliyat masraflarını, iş günü kayıplarını azaltarak ekonomi ve toplum için değer yaratıyorlar.
Günümüzde yenilikçi ilaçların, ilaç sektörünün ana lokomotifi haline geldiğini vurgulayan AİFD Genel Sekreteri Engin Güner şunları söyledi:
“İrlanda ve Singapur başta olmak üzere bir çok ülke yenilikçiliği ve Ar-Ge faaliyetlerini teşvik ederek, yüksek teknolojili yatırımları çekerek uluslararası ilaç sektöründe ciddi bir rekabet gücüne sahip oldular. Kendi ilaç sektörleri güçlenirken, ilaç ihracatları da arttı. Yenilikçi ilaçlar sağladıkları etkin tedaviyle topluma ve ekonomiye çok daha fazla değer yaratmaktadırlar. Türkiye de ilaçta yenilikçiliğe ve Ar-Ge’ye odaklanırsa, bu alanda küresel bir güç haline gelebilir. Ayrıca hastalarımızın ilaca erişimi de daha da kolaylaşmış olur.”
Nobel Tıp Ödüllü Dr. Barry J. Marshall İstanbul’da...
Yüzyılın en önemli keşiflerinden biri Helicobacter pylori.
Dünyada en yaygın enfeksiyon nedenlerinden biri olan Helicobacter pylori, günümüzde mide ve oniki parmak barsağı ülserleri ile kronik gastritin en önemli etkeni olarak olarak kabul edilmektedir. İnsan için patojen bir bakteri olan ve mideye yerleşerek enfeksiyona sebep olan Helicobacter pylori gastrit, mide ülseri, oniki parmak barsağı ülseri ve mide kanserinin nedeni olarak bilinmektedir.
Uluslararası Kanser Araştırma Enstitüsü 1994 yılında bakteriyi mide kanseri açısından birinci sınıf kanserojen olarak ilan etmiştir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde toplumun yaklaşık % 80’i, gelişmiş ülkelerde ise yaklaşık %10’u bu bakteri ile enfektedir. Ülkemizde 2003 yılında yapılan Türkiye Helicobacter pylori Prevalans Araştırması çalışmasında ise Türkiye’de 18 yaş üzeri nüfusta görülme sıklığı % 82.5 olarak bildirilmiştir.
Marshall ve Warren adlı iki bilim adamı Avustralya'nın Perth şehrinde 14 Nisan 1982 tarihinde, yüzyılın en önemli keşiflerinden biri olarak kabul edilen Helicobacter pylori’yi kültürde izole etmişler ve ülser hastalığının nedeni olduğunu göstermişlerdir.
Sanofi Pasteur, kuş gribine karşı ürettiği aşı ile bilim dünyasında devrim yarattı...
Klinik çalışmalar, kuş gribi (H5N1) aşısının devrim niteliğindeki yeni formülü sayesinde, olası bir salgın durumunda milyarlarca doz aşının üretilmesinin ve stoklanmasının mümkün olacağını ortaya koyuyor.
Toplum sağlığı için önemli bir başarıya imza atan sanofi pasteur’ün küresel grip salgını tehdidine karşı ürettiği aşı devrim niteliğini taşıyor
Sanofi-aventis grubunun aşı kuruluşu olan sanofi pasteur, araştırma safhasındaki yeni kuş gribi (H5N1) aşısının bugüne kadar bildirilen en düşük dozda H5N1 antijen içeriğine karşılık, bağışıklık sistemini yüksek düzeyde güçlendirdiğini açıkladı. Sadece 1.9 mikrogram antijen içeren aşı, klinik çalışmalara katılanların yüzde 70’inden fazlasında yüksek düzeyde antikor oluşmasını sağladı. Aynı klinik çalışmada, 3.75 mikrogram antijen içeren aşı ise, klinik çalışmaya katılanların yüzde 80’inden fazlasında yine yüksek düzeyde antikor oluşturdu.
Çalışmalar tamamlandığında, sanofi pasteur olası bir salgın durumunda milyarlarca doz aşı tedarik edebilecek ve salgın öncesinde aşı stoğu oluşturma gücünü artıracak.
Belçika’da yapılan klinik araştırmalarda yaşları 18 ila 40 arasında değişen 266 sağlıklı yetişkin aktif olarak rol aldı. Test edilen aşı, inaktif hale getirilmiş kuş gribi (H5N1) virüsünden ve bağışıklık sisteminin aşıya cevabını arttırmaya yardımcı yeni bir maddeden üretildi. Araştırmaya katılanlara her formülasyondan 2 doz uygulandı. En düşüğü 1.9 mikrogram’dan başlamak üzere 4 ayrı antijen dozu test edildi.
Ön çalışma verileri aşının, son zamanlarda dolaşımda olan kuş gribi (H5N1) virus tipine karşı güçlü çapraz yanıt oluşturduğunu da ortaya koydu. Aşının H5N1 virüs tipinin diğer çeşitlerine karşı da çapraz koruma sağlayıp sağlamadığı ile ilgili çalışmalar devam ediyor.
Ağrıyı çeken bilir!...
Pfizer Türkiye tarafından düzenlenen Medya Bilgi Paylaşım Günü’nde hastalarda elektrik çarpması, yanma, karıncalanma, uyuşma gibi hislere neden olan Nöropatik Ağrı ele alındı.
Toplantıda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı ve Elektrodiagnostik Nöroloji Bilim Dalı Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Ertaş Nöropatik Ağrıyı, “çevresel veya santral sinir sistemindeki primer lezyon ya da bozukluğun oluşturduğu ağrı” olarak tanımladı ve nöropatik ağrı nedenlerini çevresel sinir hastalıkları olarak sıraladı.
Nöropatik ağrıya eşlik eden durumları uyumada zorluk, enerji eksikliği, uyuşukluk, konsantrasyon zorluğu, depresyon, anksiyete ve iştahsızlık olarak açıklayan Prof. Dr. Ertaş, nöropatik ağrısı olan hastaların % 79’unun ağrı yoğunluğunun orta şiddette veya şiddetli olduğunu belirtti.
Amerika’da, diyabetik nöropatinin ağrılı nörolojik hastalıklar sıralamasında bel ağrısından sonra en sık görülen hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mustafa Ertaş, Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi Araştırması’nın (TURDEP) 1995 verilerine göre diyabet hastalarının yaklaşık % 50’sinde diyabetik nöropati görüldüğünü açıkladı.
Şiddetli ve kronik bir ağrı olan nöropatik ağrı, sinir hasarıyla oluşmakta, sıklıkla diyabet, herpes (zona), kanser, HIV (AIDS), multipl skleroz, inme, travma sonucu yaralanma gibi sık rastlanan rahatsızlıklar sonucunda ortaya çıkan ve ciddi oranda işlev kaybına yol açan bir ağrı türü olarak tanımlanmaktadır. Nöropatik ağrı tüm dünyada nüfusun yüzde 2.8 ila 4.7’sini etkilediği tahmin edilen bir tablodur.
3M Nexcare soğutucu sprey ile şok tedavi...
3M Nexcare Soğutucu Sprey, özellikle spor sırasında medyana gelen vuruk, burkulma ve incinmelerde oluşabilecek travmaları hemen önleyerek cildin rahatlamasını sağlıyor. Kulak delme ve lokal anestezi gerektiren operasyonlarda da acı hissini azaltmak için kullanılabiliyor.
Hasta yakınlarına teknolojiden yardım eli uzandı...
Alzheimer hastaları teknoloji yardımı ile kolaylıkla izlenecek.
Alzheimer Derneği ve Alzheimer Vakfı, dünyadaki uygulamalardan hareketle bir süredir yürüttüğü çözüm arayışlarını sonuçlandırdı ve Türkiye için geliştirilen izleme cihazı ve sistemini tanıttı.
Alzheimer Derneği ve Alzheimer Vakfı, dünyadaki örneklerden geliştirilmesine öncülük ettiği sistem, kemere takılacak cep telefonu büyüklüğündeki bir cihaz aracılığı ile çalışıyor ve hastaların yeri anında saptanabiliniyor.
Hasta yakınları, internet üzerinden veya İzleme Merkezi’ne telefonla ulaşarak hastaların bulunduğu yer ve izlediği güzergâh konusunda bilgi edinebiliyorlar.
Sistem, mobil güvenlik ve destek sistemi vasıtasıyla Alzheimer hastaların günlük hayatlarını daha güvenli ve sağlıklı şekilde sürdürmelerini amaçlıyor.
GPS-GPRS-RF teknolojileri kullanılarak kişilerin bulundukları yer tespit edilerek, gerekli güvenlik ve sağlık desteği gönderilebiliyor.
Kullanılan cihazlarla kaybolma, kaçırılma, kaza, gasp gibi istenmeyen olaylar karşısında da hastalar koruma altına alınabiliyor.
Kişi yardım isteyecek durumda olmasa bile Güvenli İzleme Merkezi yerini tayin edebiliyor.
Hasta yakınları özel şifreleri ile hastalarının nerede olduğunu izleyebiliyor veya Güvenli İzleme Merkezi’nden anlık durum bilgisi ile hastalarının harita üzerinden maksimum 2 metrelik bir yanılsamayla nerede olduğunu öğrenebiliyorlar.
Tamamen Türk mühendislerince geliştirilmiş bu çözümde, Krom teknoloji tarafından tasarlanan cihazlar GSM operatörlerinin tamamıyla uygun biçimde çalışabiliyor.
Fiyatı, gelişmiş bir cep telefonu civarında (495 $). Üretimin artması ile birlikte cihaz daha düşük fiyatlarla satılabilecek.
Hastanın takibi, güvenlik ve destek hizmetleri için günlük 1 ytl olarak ücretlendiriliyor. Bu fiyata, GSM operatörlerine ödenecek simkart bedelli, GPRS kullanım bedelleri ve vergiler dahil.
Cihazlar 2 yıl garantili ve şarj edildikten itibaren 24 saat süreyle çalışıyor.
Abdi İbrahim İlaç, Novartis ve Lundbeck firmalarının Alzheimer Derneği ve Alzheimer Vakfı’na bu çalışmada verdiği destek sonucu Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde saptanacak 30 hastaya ücretsiz temin edileceği de açıklandı.
Üst solunum yolu enfeksiyonları kalıcı sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Anaokulu ve ilköğretim çağı çocuklarında en sık rastlanan hastalıklar başında kulak burun boğaz yolları ile bulaşan hastalıklar geliyor. Üst solunum yolları enfeksiyonlarının kolayca bulaşması ve çocuklarda sık sık tekrarlaması okul döneminde hatta erişkin hayatta yıllarca sürebilecek KBB hastalıklarına yol açıyor. Basit bir nezle ya da grip sonrası oluşan enfeksiyon ihmal edildiği taktirde henüz bağışıklığı tam oluşmamış çocukları özellikle sinüzit hastalığına daha çok eğilimli kıldığını belirten Nişantaşı Kulak Burun Boğaz Grubu’ndan Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda okul devamlılığını ve dolayısı ile başarışını ciddi şekilde düşürürken, tedavi edilmeyen çocuk sinüzitleri de orta kulak sorunlarından kronik akciğer sorunlarına kadar farklı komplikasyonlara yol açabiliyor.” dedi
Çocukların bağışıklık sisteminin çeşitli mikrobik etkenlere karşı hazırlıklı olmaması, kalabalık sınıflar, çocukların çok yakın temasta olmaları, sık viral üst solunum yolları enfeksiyonları geçirmeleri birbirlerine kolayca hastalıkları geçirmelerine zemin hazırlıyor.
Sık sık tekrarlayan enfeksiyonlar sonrasında ve uzamış sorunlarda oluşabilen ciddi kulak burun boğaz rahatsızlıkları okul dönemini olumsuz etkiliyor.
| |
|
|