 |
|
 |
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):227-234
Sıçanlarda İnflamasyon ve Mekanik Hiperaljezi Modelinde Lornoksikam ve Ketaminin Etkileri
|
Ö. Karakaş, Ö. Canbay, N. Çelebi, A. Şahin, A. H. Karagöz, A.B. İskit*, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Farmakoloji* Anabilim Dalları, Ankara
| |
|
Amaç: Lornoksikam, piroksikam ve meloksikama göre daha belirgin bir antihiperaljezik etki gösterir. Lornoksikam ve ketaminin, sıçanların arka ayak nosiseptif eşiği ve antiinflamatuar etkinlik üzerindeki aditif etkilerini, sırasıyla hiperaljezi ve inflamasyon deney modelleri ile araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Bu çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışmaya 122 erkek Wistar albino sıçan dahil edildi. Çalışmanın, inflamasyon ve hiperaljezik aşamaları 6 farklı deneysel grupta yapıldı. Grup L’e lornoksikam (1,3 mg kg-1, n=20), Group K’ye ketamin (10 mg kg-1, n=20), Group KL’e ketamin (10 mg kg-1) ve lornoksikam (1,3 mg kg-1) (n=23), Group Ç’e çözücü (n=19), Group S’e saline (n=20), and Group ÇS’e çözücü ve salin (n=20) eşit hacimlerde intraperitoneal olarak verildi. Sırasıyla inflamatuar ve hiperaljezik aşamalar için; arka ayağa uygulanan carrageenan enjeksiyonundan 15 dk. ve kuyruğun distal kısmına uygulanan formalin enjeksiyonundan 30 dk. önce, tüm ilaçlar intraperitoneal yolla uygulandı. Carrageenan ile indüklenen arka ayak ödemi, intraplantar carageenen enjeksiyonundan 3 saat sonra, pençe hacminin pletysmometre ile ölçülmesi ile değerlendirildi. Formalin enjeksiyonundan 30., 60., 90., 120. dakikalar sonrasında, plantar test düzeneği kullanılarak sıçanın sol arka ayağını çekmesine kadar geçen süre ölçüldü.
Bulgular: Arka ayak ödem ölçümleri (ortalama+standart sapma) Grup L (7.75±3.23), Grup K (10.3±4.14) ve Grup KL (7.29±3.57)’de; Grup Ç (17.90±4.79), Grup S (17.96±5.73) ve Grup ÇS (14.08±3.79)’e göre belirgin olarak düşük bulundu. Anti-hiperaljezik etkinlik açısından Grup I, II ve III arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu; fakat bu gruplar Grup V’e göre daha yüksek anti-hiperaljezik etkinliğe sahipti (p<0.02).
Sonuç: Lornoksikam ve ketaminin birlikte kullanılmasının inflamasyon ve hiperaljezi üzerinde aditif etkileri yoktur.
Anahtar kelimeler: hiperaljezi, lornoksikam, ketamin, inflamasyon, ağrı tedavisi
|
Effects of Lornoxicam and Ketamine in the Inflammation and Hyperalgesia Models of Rats
Aim: Lornoxicam generates a more significant anti-hiperalgesic effect than piroxicam and meloxicam. Our aim is to investigate the additive effects of lornoxicam and ketamine on nociceptive threshold of rat hindpaw and anti-inflammatory effect, with hyperalgesia and inflammation models, respectively.
Materials and methods: This double blinded, randomized, placebo controlled trial includes 122 male Wistar albino rats. The hyperalgesic and inflammatory steps were made at 6 distinct groups. Group L received lornoxicam (1.3 mg kg-1, n=20), Group K ketamine (10 mg kg-1, n=20), Group KL ketamine (10 mg kg-1) and lornoxicam (1.3 mg kg-1) (n=23), Group Ç solvent (n=19), Group S saline (n=20) and Group ÇS received solvent and saline (n=20) at equal volumes, intraperitoneally. For hyperalgesic and inflammatory steps, all drugs were given intraperitoneally before15 minutes and 30 minutes, respectively, before carregeenan injection to hindpaw. 3 hours after intraplantar caregeenan injection, caregeenan induced hindpaw edema was measured via pletysmometer. 30, 60, 90, 120 minutes after formaline injection, the time for withdrawal of the hindpaw was measured by using plantar test.
Results: In Group L (7.75±3.23), Group K (10.3±4.14) and Group KL (7.29±3.57), hindpaw edema measurements were found to be significantly less than in Group Ç (17.9±4.79), Group S (17.96±5.73) and Group ÇS (14.08±3.79). Anti-hyperalgesic effect was not found to be different between the Groups I, II and III, but these groups were found to have more anti-hyperalgesic effect than Group V (p<0.02).
Conclusion: Lornoxicam and ketamine have no additive effect on inflammation and hyperalgesia.
Key words: hyperalgesia, lornoxicam, ketamine, inflammation, pain management
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):235-240
Kardiyak Hastalığı Olmayan Sezaryen Olgularında Genel Anestezi ve Spinal Anestezinin Perioperatif Dönemde Maternal Kardiyak Enzim Düzeyleri Üzerine Etkileri
|
Nimet Şenoğlu, Beyazıt Zencirci, Meral Ezberci, Hafize Öksüz, Kemal Bozkurt, Abdullah Sökmen*
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Kardiyoloji Anabilim Dalı*, Kahramanmaraş
| |
|
Giriş: Gebeliğin geç dönemlerinde pek çok vakada fizyolojik değişiklikler ve buna bağlı EKG anormallikleri olabileceği söylenmektedir. Amacımız EKG monitörizasyonu ve kalp kasına spesifik ve sensitif kardiyak troponinleri analiz ederek, spinal veya genel anestezi ile elektif olarak sezaryen ameliyatı olan hastalarda, ST segment değişiklikleri ve myokardiyal iskemiyi araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Elektif sezaryen planlanan ASA I-II, 50 gebe çalışmaya alındı. Her 2 grupta hastalara peroperatif ve postoperatif 4 saat, DII-V5 derivasyonlarında EKG monitörizasyonu uygulandı. Genel anestezi verilen grupta (Grup-G) olgulara lidokain, tiyopental, rokuronyum ile anestezi indüksiyonu ve doğuma kadar % 50 N2O-Oksijen, sonrasında % 1-1.5 sevofluran, 1 mcg.kg-1 fentanil ile anestezi idamesi sağlandı. Spinal anestezi uygulanan grupta (Grup-S) oturur pozisyonda, L4-5 seviyesinden, 1.8-2 ml hiperbarik bupivakain (% 0.5) uygulandı. Her 2 grupta postoperatif-hasta-kontrollü-analjezi şeklinde intravenöz tramadol uygulandı. DII-V5 derivasyonlarında EKG monitörizasyonuna postoperatif 4 saat devam edildi. Kardiyak troponin ölçümleri preoperatif, peroperatif (insizyon sonrası 30. dk.’da) ve postoperatif 4. saatte yapıldı. İstatiksel analizde; Annova, Friedman testi, ki-kare testleri kullanıldı. p<0.05 anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Gruplar arasında demografik olarak ve EKG değişiklikleri açısından anlamlı bir fark saptanmadı. Peroperatif ve postoperatif peryodlar arası myoglobin değerleri her 2 grupta da anlamlı düzeyde artmış olarak bulundu (p<0.05). CK-MB değeri her 2 gruptada perioperatif dönemde preoperatif değere göre anlamlı düzeyde artmıştı. 2 grupta da kalp kası iskemisinin delili olarak kabul edilen troponin-I değeri tüm ölçümlerde <0.05 ng mL-1 saptandı.
Sonuç: Bu çalışma verileri ile genel ya da spinal anestezi ile sezaryen uygulanan gebelerde myokardiyal hasar saptamadık. Sonuç olarak, görüşümüz elektif olarak sezaryen ameliyatı olacak kardiyak hastalığı olmayan gebelerde, aneztezi seçimi hastanın tercihi göz önünde bulundurularak yapılabilir.
Anahtar kelimeler: sezaryen, spinal anestezi, genel anestezi, kardiyak risk
|
The Perioperatively Effect of Spinal and General Anaesthesia on Mathernal Cardiac Enzymes in Non-Cardiac Caesarean Section
Introduction: In many cases, physiological changes may occured account for electrocardiographic (ECG) abnormalities in late pregnancy. Our aim is investigated to ST-segment changes and myocardial ischaemia in patients undergoing elective caesarean section under regional and general anaesthesia using ECG monitoring and serum analysis of cardiac troponins which specific and sensitive for myocardium.
Material and Method: We studied 50 patients (ASA I-II) undergoing elective caesarean section. ECG monitoring (DII and V5) was commenced on each patient on preoperative in the operation room and continued for 4 h postoperatively. Patients receiving general anaesthesia (Group G) were induced with thiopentone, lidocain, rocuronium and maintained with 50 % nitrous oxide in oxygen, 1-1.5 % sevoflurane, 1 mcg kg-1 iv fentanil after delivery of the infant. Hyperbaric (0.5 %) bupivacaine 1.8-2 mL was injected to patients which receiving spinal anaesthesia (Group S) in the L4-5 interspace with the patient in the sitting position. The analgesic regimens were started early postoperatively as patient controlled analgesia with tramadol in both groups. Peroperative DII and V5 ECG monitoring continued for 4 hours postoperatively. Cardiac troponins were measured during the preoperative, peroperative (30th minutes after the incision) and postoperative 4 th hour. Statistical analysis was performed using Annova, Friedman, chi-square test with p<0.05 as significant.
Results: No significant difference existed between groups in demographic data and chances of ECG. Blood myoglobine concentrations were significantly increased in peroperative and postoperative periods (p<0.05). Cretine kinase-MB levels (CK-MB) were significantly increased in both groups at the perioperative period than preoperatively. In the both groups, troponin-I is evedence for the detection of myocardial ischemia, was recorded as <0.05 ng mL-1 at the each measurement.
Conclusion: The data from this study demonstrate that no myocardial injury occurs in parturients undergoing caesarean delivery with general or spinal anesthesia. In conclusion, we suggest that; anaesthetic management should be performed according to the preference of the patient after discussion with the anesthetist in patients undergoing elective non-cardiac caesarean section.
Key words: cesarean section, Anesthesia, spinal, general, cardiac risk
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):241-248
Orta Kulak Ameliyatlarında Perioperatif Deksmedetomidin İnfüzyonunun Hemodinami, Anestezik Ajan Tüketimi, Uyanma ve Yan Etkiler Yönünden Plasebo ile Karşılaştırılması
|
Ali Uyar*, Lütfiye Pirbudak Çöçelli, Senem Koruk, Nursan Tahtacı, Ünsal Öner
Mardin Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi* Gaziantep Üniversitesi Tıp Fak. Anesteziyoloji Anabilim Dalı, Gaziantep
| |
Amaç: Amacımız; orta kulak cerrahisinde deksmedetomidinin perioperatif evrede infüzyon şeklinde kullanımının, hemodinami, anestezik ajan tüketimi, uyanma ve yan etkiler yönünden plasebo ile karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-40 yaş grubu ASA I-II risk sınıfında timpanoplasti yapılacak 60 hasta dahil edildi. İndüksiyondan 10 dk. önce deks.’in yükleme dozu (1 mcg kg-1) 10 dk. içerisinde infüze edildi. Anestezi indüksiyonunda; 2 mg kg-1 propofol, 1-3 mg kg-1 fentanil ve 0.5 mg kg-1 atrakurium kullanıldı. Hastalar rasgele 30’ar kişilik 2 gruba ayrıldı. Anestezi İdamesinde ise; OAB, 70-80 mmHg olacak şekilde; Grup I (n=30)’e 2 L dk-1 içerisinde % 33 O2, % 66 hava karışımı ve % 2 konsantrasyonda sevofluran ile deksmedetomidin 0.2-0.6 mcg kg-1 sa-1 idame infüzyonu uygulandı. Grup II (n=30)’ye; 2 L dk-1 içerisinde % 33 O2, % 66 hava karışımı, % 2 konsantrasyonda sevofluran ile plasebo 0.2-0.6 mcg kg-1 sa-1 idame infüzyonu uygulandı. Hastaların standart noninvazif monitorizasyonu yapıldı. Hastaların hemodinamik verileri giriş, indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, insizyon ve operasyon süresince her 5 dk.’da bir kaydedildi. Operasyon süresince oluşan kanama, anestezik ajan tüketimi, derlenme, postoperatif ilk 24 saatteki hemodinami, bulantı, kusma, titreme, ajitasyon ve analjeziğe gereksinim duyma zamanları kaydedildi.
Bulgular: Hastaların hemodinamik verileri, Grup I’de OAB ve KAH anlamlı derecede düşük bulundu. Kanama ve ajitasyon Grup I’de daha az bulundu. Göz kapağını açma ve ekstübasyon süresi Grup I’de anlamlı derecede uzun bulundu (p<0.05). Anestezik ajan tüketimi Grup I’de anlamlı ölçüde azalmış olarak bulundu (p<0.05). Postoperatif evrede ise, Grup I hastalar stabil bir hemodinami ile rahat, ağrısız olmaları, Grup II’ye göre anlamlı bulundu.
Tartışma ve Sonuç: Orta kulak ameliyatlarında genel anestezi alan hastalara perioperatif evrede infüze edilen deksmedetomidin’in, hem perioperatif dönemde hem de postoperatif dönemde hemodinamik stabilite sağladığı, anestezik ajan tüketiminde azalma yaptığı, analjezik ve sedatif etkisinin postoperatif evrede devam ettiği ve postoperatif ajitasyonu azalttığı kanısına vardık.
Anahtar kelimeler: orta kulak cerrahisi, deksmedetomidin, hemodinami, anestezik ajan tüketimi, yan etkiler
|
The Hemodynamic, Anesthetic Agent Sparig Effect, Recovery and Adverse Effects of Dexmedetomidine Infusion Comparison To Plasebo Undergoing Middle Ear Surgery
In this study, we aimed to compare dexmedetomidine and plasebo during general anesthesia care of patients undergoing middle ear surgery in terms of hemodynamic, anesthetic agent sparing, recovery and side effects.
Sixty, ASA physical status I-II patients, 20-40 years old were included to the study. In two groups, initial loading dose of plasebo and dexmedetomidine were infused during 10 minutes before induction. Anesthesia was induced with fentanyl (1-3 mcg kg-1), propofol (1-2 mg kg-1). Atracurium (0.5 mg kg-1) was administered. Anesthesia was maintained with 33 % O2, 66 % air in 1-2 L min-1 FGF, 2-3 % MAC sevoflurane, 0.2-0.6 mcg kg-1 h-1 dexmedetomidine infusion in group I. We were tried to keep MBP between 70-80 mmHg. In group II, anesthesia was maintaned with 33% O2, 66 % air in 1-2 L min-1 FGF, 2- 3 % sevoflurane, 0.2-0.6 mcg kg-1 h-1 plasebo infusion. The standard monitorization was made ECG, HR, O2 saturation, SBP, DBP, MAP, End Tidal CO2 and body temperature. Hemodynamic changes have been recorded enter of operation, before end after induction, during incision every five minutes intervals. We recorded bleeding from incision area, anesthetic agent sparing, recovery time hemodynamia of postoperation, nause, vomiting, shivering, agitation and analgesic requirments. Hemodynamic changes were stabilized in group I. Bleeding and agitation decreased in groupI (p<0.05). Eye opening and extubation time were found longer in groupI (p<0.05). Anesthetic agent sparing was decreased in group I. In the postoperation period, group I patients felt painless and had normal hemodynamic changes than group II (p<0.05).
In conclusion of our study the using of dexmedetomidine as an adjuvant in the middle ear surgery undergoing general anesthesia, we consider that it keeps hemodynamic stability in normal condition during either intraoperation or postoperation periods, reduces anesthetic agent sparing, causes analgesia and also decrease agitation.
Key words: middle ear surgery, dexmedetomidine, anesthetic agent sparing, side effects
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):249-255
Deksmedetomidinin Genel Anestezi ve Epidural Anestezide Vücut Sıcaklığı Değişikliği ve Titreme Üzerine Etkileri
|
Yücel Karaçayır, Cavidan Arar, Alkin Çolak, Zafer Pamukçu, Necdet Süt*
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Biyoistatistik* Anabilim Dalları, Edirne
| |
|
Anestezi sonrası titreme tedavisinde farmakolojik ajanlar tercih edilmektedir. İdeal ve yan etkisi az efektif bir ajan bulmak için çalışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda, genel ve epidural anestezi uygulanan olgularda deksmedetomidin infüzyonunun operasyon sırasında ve sonrasındaki ısı değişikliği ile anestezi sonrası titreme üzerine etkisini araştırmayı amaçladık.
Olgular rasgele Grup I (n=50) genel anestezi; Grup II (n=50) epidural anestezi olacak şekilde ayrıldı. Grup I indüksiyondan, Grup II blok T6'ya ulaşınca, kendi içinde 2'ye ayrılarak, Grup IA (n=25) ve IIA (n=25)'ya serum fizyolojik ve Grup IB (n= 25) ve IIB'ye deksmedetomidin 2 µg mL-1 olacak şekilde hazırlanmış solüsyon, ilk 10 dk 0.25 mL kg-1 sa-1, sonra 0.1 mL kg-1 sa-1 infüzyon uygulandı. İndüksiyon veya blok sonrası 30., 60. ve 90. dk.'da kalp atım hızı (KAH), sistolik arter basıncı (SAB), diastolik arter basıncı (DAB), periferik oksijen satürasyonu (SpO2), timpanik membran ısı değerleri ve Grup II'de sedasyon skoru (SS) değerleri kaydedildi. Postoperatif 15., 30. ve 60. dk.'da KAH, SAB, DAB, SpO2, timpanik membran ısısı, titreme skoru (TS) ve SS değerleri kaydedildi. TS e3 olan olgulara 25 mg meperidin iv. yapılarak dozu ve sayısı kaydedildi. Postoperatif 60 dk. Aldrete derlenme skoru 9 olan olgular servise çıkarıldı. İntraoperatif 30. ve 90. dk.'da KAH ve DAB değerleri; 30., 60. ve 90. dk.'da timpanik membran ısısı değerleri Grup IA'da, Grup IB'ye göre düşük bulundu (p<0.05). Postoperatif gruplar arasında hemodinamik değerler, timpanik membran ısısı, SS ve TS değerleri, meperidin tüketimi, bulantı, kusma ve yan etkiler açısından anlamlı fark bulunmadı. VAS değerleri; Grup I'de Grup II'den anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Anestezi sonrası TS ?3 olan olguların yaş ortalamaları, TS <3 olanlardan düşük, cinsiyet dağılımları benzer bulundu.
Sonuç olarak, çalışmamızda kullandığımız dozda deksmedetomidin infüzyonunun, genel anestezi alan olgularda hemodinamik değerleri ve vücut ısısını intraoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı düşürdüğü, epidural anestezi alan olgularda bu etkilerin görülmediği belirlendi.
Anahtar kelimeler: titreme, vücut ısı regülasyonu, timpanik membran ısısı, anestezi, deksmedetomidin
|
The Effects of Dexmedetomidine on Shivering and The Change of The Body Temperature under General Anesthesia and Epidural Block
Pharmacological agents are choosen for the treatment of postoperative shivering. Clinical studies are going on to find perfect agent with low side effects. In our study we aimed to investigate the effects of dexmedetomidine infusion on postoperative shivering and the change of the body temperature during general anesthesia and epidural ansthesia. Patients were randomly divided into two goups; Group I (n=50) receiving general anesthesia and Group II (n=50) epidural anesthesia. After induction of general anesthesia Group I was divided into two subgroups. Similarly Group II was divided into two subgroups when the block reached to the T6 level. Group IA and Group IIA were administered saline solution, where Group IB (n=25) and IIB received 2 µg mL-1 prepared dexmedetomidine solution, 0.25 mL kg-1 hr-1 dexmedetomidine infusion was administered for 10 minutes subsequently 0.1 mL kg-1 hr-1 infusion for maintenance. The heart rate (HR), systolic arteriel pressure (SAP), diastolic arteriel pressure (DAP), peripheral oxygen saturation (SpO2) tympanic membrane temperature of all patients were recorded after induction or block and at 30, 60, 90th minutes. In Group II sedation scores were also recorded. HR, SAP, DAP, SpO2 tympanic membrane temperature, shivering scores, sedation scores were recorded post operative at 15, 30, 60th minutes. The patients who had shivering score more than 3 were administered intravenous 25 mg meperidin. The dosage and times of meperidin given were recorded. Postoperative 60th minute the patients who have Aldtrete score of 9 were externed to their services. In Group IA compared group IB intraoperative 30th minute and 90th minute HR and DAP values and intraoperative 30, 60, 90th minutes tympanic membrane values were found lower (p<0.05). No statistically significant differences were determined between the postoperative groups with respect to hemodynamic values, tympanic membrane temperature, sedation levels, shivering scores, nause and vomiting, meperdin consumption and side effects. VAS was found significantly higher in GroupI than GroupII (p<0.05). The mean ages of patients with shivering score ?3 were lower than the ones with shivering score <3, but the sexualities were found similiar.
In conclusion, we found that the infusion of dexmedetomidine decreased the body temperature and hemodynamic values with the dose we used intraoperatively on the cases under general anesthesia, but on the other hand we didn't observe these effects under epidural anesthesia.
Key words: Shivering, body temperature regulation, tympanic membrane temperature, anesthesia, dexmedetomidine
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):256-267
Türkiye’de Anestezi Doktorlarının Yanlış İlaç Uygulamaları Konusunda Deneyim ve Düşünceleri
|
Almıla Gülsün Pamuk, Filiz Üzümcügil, Bilge Çelebioğlu, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara
| |
|
Giriş: Hatalı ilaç uygulamaları tahmin edilenden daha sık gerçekleşmekte ve önemli sorunlara yol açmaktadır. Ülkemizdeki anestezistlerin ne sıklıkla hatalı ilaç uygulamasında bulunduğunu kendi beyanlarına dayalı olarak retrospektif yolla belirlemek ve hatalı ilaç uygulamalarına neden olan faktörleri (tecrübe, uygulama sayısı, uygulamadaki alışkanlıklar gibi) ortaya koyarak hata sayısını azaltmaya yönelik önerileri derlemek amacıyla bir çalışma planlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: 2003 Türkiye Anestezi ve Reanimasyon Derneği Ulusal Kongresi’ne katılan anestezistlere bir anket formu dağıtılmıştır. Bu ankette çalışma koşulları, ilaç uygulama alışkanlıkları, hatalı ilaç uygulama deneyimlerinin yanı sıra sorumlu olduğunu ve yararlı olabileceğini düşündükleri etkenler konusunda sorular yanıtlamaları istenmiştir. Elde edilen sonuçlar net sayılar ve kümülatif yüzdeler olarak verilmiştir.
Bulgular: 160 anket değerlendirmeye alınmıştır. Katılımcıların çoğunluğunu üniversite ve devlet hastanelerinde çalışanlar oluşturmaktadır. % 67.5’i anestezi hayatı boyunca, % 77.5’i ise, son 1 yılda bir ila 5 hatalı ilaç uygulaması bildirmiştir. Bundan daha fazla sayıda hatalı uygulama bildirenler de olmuştur. Kalıcı sekel veya mortalite bildirilmemiştir. Hataya en çok enjektör ve ampul değişiklikleri ve doz hatalarının neden olduğu düşünülmüş, renk kodlama sistemi en yararlı olacağı düşünülen önlem olmuştur (74 kişi).Geri bildirim sistemlerinin kurulması ise çok yararlı bulunmamıştır (21 kişi).
Sonuç: Bu anket konuya dikkat çeken bir ön çalışma olarak kabul edilebilir. Toplumumuzun olanak ve alışkanlıklarını dikkate alan, uluslararası öneriler çerçevesinde geliştirilmiş önlem protokollerinin oluşturulması ve kişisel yaptırımlar yerine sistem hatalarını düzeltmeye yönelik olarak uygulamasının gerekli olduğu görüşündeyiz.
Anahtar kelimeler: ilaç hatası, anestezi, anket
|
Experiences and Thoughts of Anesthesiologists on Drug Errors in Turkey
Introduction: Drug errors occur more than expected and result in serious complications. We planned this study, in order to learn the suggestions that may decrease the drug errors, by reporting the frequency and causes (experience, administration number, administration habits) of the drug errors of anesthesiologists in Turkey.
Materials and Methods: The participant aneshesiologists in the 2003, Turkish Anesthesiology and Reanimation National Congress, were given a questionnaire, which was consisted of questions addressing the working standarts, habits of drug administration, experiences of drug errors, as well as the questions about their thoughts of improvement. The results are reported in definitive numbers and cumulative percents.
Results: 160 questionnaires were included in the study. Most participants were working in universities and community hospitals. % 67.5 of them reported 1-5 drug errors in a life-time, while % 77.5 reported 1-5 error in the past year. There were some participants reporting drug errors more than these numbers, but no participant reported any sequelae or mortality. The most common factors resulting in drug errors were thought to be the changes in syringes and vials; and dosage mistakes. The most common factor thought to provide most improvement was color coding system (74 participants). The feedback systems were not thought to be feasible (21 participants).
Conclusion: This questionnaire may be accepted as a pilot study, providing attention to this problem. We suggest that, protocols for precaution, considering opportunities and habits of our community, structured by international guidelines should be made and applied to correct the system errors rather than personal errors.
Key words: drug errors, anesthesia, questionnaire
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):268-273
Çift Lümenli Tüp Yerleşiminin Fiberoptik Bronkoskopi ile Doğrulanması
|
A. Abbas Yılmaz*, Dilara Yılmaz**, Zekeriyya Alanoğlu*, Züleyha Kazak***, Sacide Demiralp*
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı*, Mesa Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Departmanı**, Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Departmanı***
| |
|
Amaç: Tek akciğer ventilasyonu için çift lümenli endobronşiyal tüp (ÇLET) kullanımı vazgeçilmez bir yöntemdir. Entübasyon sonrası klinik değerlendirme ile yerleşiminin doğrulanması % 34-78 oranında yanlış sonuç verebilmektedir. ÇLET’lerin bir fiberoptik bronkoskop (FOB) ile kontrolü olası yanlış pozisyon ve buna bağlı komplikasyonları azaltmaktadır. Bu çalışmada; kliniğimizde uygulanan FOB ile ÇLET pozisyonunun değerlendirilmesine ait sonuçlarımızı aktardık.
Gereç ve Yöntem: Elektif olarak toraks cerrahisi geçirecek olan ASA I-III grubu, 20-75 yaş arası 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara intramüsküler 0.5 mg atropin ve 25 mg meperidin ile premedikasyon yapıldıktan sonra operasyon odasına alındı. EKG, pulse oksimetre ve noninvaziv kan basıncı ile monitorize edilerek intravenöz damar yolu açıldı. Anestezi indüksiyonu tüm hastalarda, % 100 O2 ile preoksijenasyon sağlandıktan sonra, intravenöz 6 mg kg-1 pentotal ve 1 µg kg-1 fentanil ile sağlandı. Vekuronyum 0.1 mg kg-1 ile kas gevşemesi sağlandı. Planlanan cerrahi girişime göre sağ veya sol çift lümenli endotrakeal tüp ile aynı anestezi uzmanı tarafından entübasyon yapıldı. Anestezi idamesinde % 50 O2 içinde N2O ile % 1-1.5 izofluran kullanıldı. Tüm hastalar FOB ile doğrulama süresince kalp hızı, kan basıncı, endtidal CO2, oluşabilecek yan etki ve yapılan medikasyonlar açısından izlendi. Hastalar volüm kontrollü mekanik ventilasyonla ETCO2 30-35 mmHg olacak şekilde ventile edildi. Yerleştirilen çift lümenli tüplerde yerleşim hatası olup olmadığı önce klinik bulgular ile ardından sonucu bilmeyen başka bir anestezist tarafından fiberoptik bronkoskop ile çift lümenli tüpün yerleşimi kontrol edildi. Kontrol sırasında distalde veya proksimalde yanlış yerleştirildiği tespit edilen ve trakea içinde yönlendirilemeyen tüpler FOB eşliğinde düzeltildi. Pozisyonun düzeltilemediği hastalarda entübasyon fiberoptik bronkoskop eşliğinde tekrarlandı.
Bulgular: 35’ine torakotomi, 5’ine ise, VATS planlanan toplam 40 hastanın 22’nde sol, 18’i ise sağ ÇLET yerleştirildi. Hastaların demografik verileri benzer bulundu. Konvansiyonel entübasyonun ardından klinik değerlendirme ve FOB ile kontrol için geçen süre sol çift lümenli tüpler için 350.0±109.8 sn, sağ çift lümenli tüpler için ise 336.6±89.2 sn olarak bulundu. Klinik değerlendirme ile sağ yerleşimli ÇLET’lerin % 22.2’sinin, FOB ile % 33.3’ünün, sol ÇLET’lerin ise sırası ile % 4.4 ve % 13.6’sının yanlış yerleştirildiği belirlendi.
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları ÇLET yerleştirilmesi ile ilgili yapılan önceki çalışmalarda da rutin olarak uygulanması önerilen FOB’un kullanımını desteklemektedir.
Anahtar kelimeler: tek akciğer ventilasyonu, toraks cerrahisi, fiberoptik bronkoskopi
|
Confirmation of Double Lumen Endobronchial Tube (DLET) Position with Fiberoptic Bronchoscope (FOB)
Aim: DLET’s are essential for one lung ventilation. Confirmation of the placement after intubation with clinical evaluation might give 34-78 % wrong results. Control of the DLET’s with fiberoptic bronchoscope might reduce the wrong placement and related complications. In this study, we present our results of verifying DLET’s position with FOB.
Material and Method: ASA I-III, 40 patients aged between 20-75 who underwent elective thoracic surgery were included the study. All patients premedicated with 0,5 mg atropine and 25 mg meperidine intramuscularly. After the monitorization of ECG, pulse oximetry, non-invasive blood pressure, preoxygenation with 100 % oxygen was obtained in all patients. After induction with 6 mg kg-1 pentothal and 1 µg kg-1 fentanyl, 0.1 mg kg-1 vecuronium was used for muscle relaxation. Intubation with left or right DLET according to the planned surgery was made by the same anesthesiologist. 50 % O2, 50 % N2O and 1-1.5 % isoflurane were used for anesthesia maintenance. All patients’ heart rate, blood pressure, end tidal CO2 measurements, possible side effects, used medications was followed during confirmation period with FOB. Patient were mechanically ventilated with volume controlled mode to obtain the end tidal CO2 between 30-35 mmHg. The positions of DLET’s were first evaluated with conventional clinical evaluation and after this FOB were used for confirmation of the placement.
Results: 35 patient undergoing thoracotomy, 5 patient undergoing video assisted thoracoscopic surgery were included to the study. 22 patients were intubated with left, 18 patients were intubated with right DLET. The demographic data of groups were found to be similar. The clinical evaluation and confirmation with FOB time was 350.0±109.8 sec for left DLET’s, 336.6±89.2 sec for right DLET’s. In right DLET clinical evaluation revealed % 22.2, FOB revealed 33.3 % wrong placement. In left DLET clinical evaluation revealed % 4.4, FOB revealed 13.6 % wrong replacement.
Conclusion: FOB is necessary to confirm the tube position and this result supports the other studies suggesting the routine usage of FOB in DLET intubation.
Key words: lung separation, one-lung ventilation, thoracic surgery, bronchoscopy
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):274-277
Internal Juguler Ven Kanülasyonu Sonrası Gelişen Yaygın Serebral İnfarkt
|
Zehra Nur Baykara*, İpek Aydın*, Ercüment Çiftçi**, Emre Sahillioğlu*, Mine Solak*
Kocaeli Üniversitesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon* ve Radyoloji** Anabilim Dalları, Kocaeli
| |
|
İnternal jugular venöz kanülasyon (IJVK) sırasında kazaen karotid artere girilmesi sık görülen bir komplikasyondur. IJVK sırasında kazara karotid arter ponksiyonu yapılması sonrası gelişen sağ internal karotid arter sulama alanındaki yaygın infarktı rapor ediyoruz. Santral venöz basınç kateterleri ultrason eşliğinde takılarak arteryel ponksiyon riski azaltılmaya çalışılmalıdır.
Anahtar kelimeler: internal juguler venöz kanülasyon, serebral infarkt
|
Stroke After Internal Jugular Venous Cannulation
Inadvertent carotid artery puncture is a common complication of internal jugular venous cannulation (IJVC). We report an extensive infarction within the distribution of the right internal carotid artery resulting from inadvertent carotid artery puncture during IJVC. Consideration should be given to a reduction of the arterial injury risk by using ultrasound guidance during line insertion.
Key words: internal jugular venous cannulation, cerebral infarct
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):278-281
Brugada Sendromlu Hastada Anestezik Yaklaşım
|
Özgür Canbay, İ. Aydın Erden, Nalan Çelebi, İlker Ö. Aycan, Ayşe Heves Karagöz, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara
| |
|
Brugada sendromu sağ dal bloğu, prekordial derivasyonlarda ST segment elevasyonu ve ventriküler fibrilasyona bağlı ani ölümle karakterize bir sendromdur. Brugada sendromu son zamanlarda tanımlanan bir kardiak anomalidir. Yapısal kalp hastalığı olmaksızın genç yetişkinlerde ani kardiak ölümün % 50’sinden sorumludur.
Biz, 3.5 yaşında, Brugada sendromu tanısıyla izlenen, erkek hastanın elektrofizyolojik çalışma ve intrakardiyak defibrilatör implant tedavisi uygulaması sırasında uygulanan anestetik yaklaşımı sunmayı amaçladık.
Anahtar kelimeler: ventriküler fibrilasyon, brugada sendromu, sağ dal bloğu
|
Anesthetic Management of a Patient with Brugada Syndrome
Brugada syndrome is characterized by right bundle branch block, ST segment elevation in the precordial leads and sudden death caused by ventricular fibrillation. Brugada syndrome is a recently described cardiac anomaly that may be responsible for up to one half of all sudden cardiac deaths in young adults without structural heart diseases.
We would like to present the anesthetic management, in the electrophysiologic study and treatment protocol with cardiodefibrilator implant, of a 3.5-year-old male patient followed up with the diagnosis of Brugada syndrome.
Key words: ventriculer fibrillation, brugada syndrome, right bundle branch block
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):282-284
Rejyonal İntravenöz Anestezide Turnike Sonrası Radiyal Sinir Paralizisi
|
İclal Özdemir Kol, Kenan Kaygusuz, Hayati Öztürk*
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Ortopedi ve Travmatoloji* Anabilim Dalları, Sivas
| |
|
Çift turnike yöntemi ile RİVA uygulaması sonrası ortaya çıkan radiyal sinir paralizisini sunmayı amaçladık.
Olgu 34 yaşındaki kadın hastanın önkoldaki kistik kitlesi RİVA altında çıkarıldı. Toplam operasyon süresi 20 dakikaydı. Operasyon bittiğinde hem esmarch bandajının sarılı hem de pnömotik turnikenin şiş olduğu gözlendi. Olgumuzda postoperatif dönemde düşük el gelişti ve 6 hafta sonra klinik olarak iyileşti.
Sonuç olarak, Rejyonal intravenöz anestezi de uygulanan turnike hasarını en aza indirebilmek için çift turnike uygulanmalı, pnömotik turnike şişirildikten sonra esmarch turnikesi mutlaka çıkarılmalıdır.
Anahtar kelimeler: rejyonal intravenöz anestezi, turnike komplikasyonları, sinir hasarı
|
Radial Nerve Paralysis After Tournıquet at Intravenous Regional Anesthesia (Case Report)
We aimed to presentate the radial nerve paralysis after IVRA with double tourniquet method.
Case: The cystic mass at forearm of 34 aged woman was excised under IVRA. The total operation time was 20 minutes. At the operation's finishing time, it was seen that both esmarch bandage and pneumotic tourniquet were still using. Our case had drop hand at postoperative period and recovered six weeks later.
In conclusion; double tourniquet must be used at IRVA in order to decrease the tourniquet damage, esmarch tourniquet must be taken off after pneumotic tourniguet was inflated.
Key words: intravenous regional anesthesia, tourniquet complications, nerve injury
|
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(4):285-288
Ebstein Anomalisi Olan Bir Gebede Anestezik Yaklaşım
|
Fatma Ertuğrul, Nihan Çete, Nurten Kayacan, Bilge Karslı, Meliha Erman
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Antalya
| |
|
Ebstein anomalisi, triküspit kapağın ender bir konjenital malformasyonudur ve sıklıkla atrial septal defekt ile birliktedir. Ölüm sıklıkla kardiyak aritmilerden meydana gelir. Ebstein anomalili bir hasta gebelik ve anestezi sırasında çeşitli hemodinamik bozukluk potansiyeline sahiptir.
Bu olgu sunumunda Ebstein anomalisi olan bir gebedeki (36 hafta, 3 gün) sezaryen anestezisinin yönetimi bildirilmektedir. Kan basıncı monitorizasyonu için arter kateterinin yerleştirilmesinden sonra genel anestezi indüksiyonu başlatıldı. İntravenöz yol ile dengeli bir anestezi indüksiyonu yapıldı. Anestezi indüksiyonu 2 mg cisatrakuryum, 350 mg tiyopental ve 0.1 mg fentanil ile, entübasyon 100 mg süksinilkolin ile gerçekleştirildi. İndüksiyonu izleyen operasyon süresince hastanın hemodinamisi stabildi. Cerrahi süresince herhangi bir kardiyak sorun gözlenmedi. Bebeğin 1. dk. Apgar skoru 8. 5. dk. Apgar skoru 10’du. Postoperatif seyir komplikasyonsuz olup, hasta postoperatif 3. günde hastaneden taburcu edildi.
Anahtar kelimeler: anestezi, sezaryen, anestezi, genel, konjenital kalp hastalıkları
|
The Anaesthetic Management for Cesarean Section in a Pregnancy with Ebstein's Anomaly (Case Report)
Ebstein's anomaly is a rare congenital malformation of the tricuspid valve, often associated with an atrial septal defect. Death occurs usually from cardiac arrhythmias. A patient with Ebstein's anomaly during pregnancy and anesthesia has potential for a variety of hemodynamic disturbances.
In this case report, we report the anesthetic management of Cesarean section in a pregnant (36 weeks and 3 days) woman with Ebstein's anomaly. After arterial catheter was inserted for monitoring blood pressure, general anaesthesia was started. Anaesthesia was induced smoothly and rapidly through intravenous route. Anaesthesia induction was performed with cisatracurium 2 mg, tiyopentone 350 mg and fentanyl citrate 0.1 mg and intubation was performed with 100 mg succinylcholine. Following induction, her hemodynamics were stable during perioperative period. No cardiac events were observed during surgery. The baby had Apgar score of 8 at 1 minute and 10 at 5 minute. The postoperative course was uneventful, and the patient was discharged from the hospital on the 3rd postoperative day.
This case illustrates the importance of careful attention to the preoperative findings and the perioperative hemodynamic parameters.
Key words: anesthesia, sectio, anesthesia, general, congenital cardiac diseases
|
|
|
 |
|
 |
 |
|
 |
|