 |
|
 |
 |
|
 |
|
|
|
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):137-141
1999-2006 YILLARI ARASINDA DIŞKI KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN
439 SHIGELLA KÖKENİNİN TÜR DAĞILIMI VE ANTİBAKTERİYEL
DİRENÇ DURUMLARI
|
Hüsnü PULLUKÇU*, Şöhret AYDEMİR**, Oğuz Reşat SİPAHİ*, Tansu YAMAZHAN*, Alper TÜNGER**
*Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Bornova, İZMİR
**Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Bornova, İZMİR
| |
|
Shigella türleri tüm dünyada en sık gastroenterit etkenleri arasındadır. Dirençli kökenler ile ortaya çıkan infeksiyonlarda tekrarlama sıklığı ve kompikasyonlar, empirik tedavide uygun antibiyotik seçiminin önemini artırmaktadır. Bu çalışmada bakteriyoloji laboratuvarımıza 1999-2006 yılları arasında gönderilmiş ve Shigella kökenleri üremiş dışkı örneklerinin sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. İzole edilen 439 adet Shigella kökeninin 16’sı S.boydii (% 4), 19’u S.dysenteriae (% 4), 108’i S.flexneri (% 25) ve 296’sı S.sonnei (% 67)’dir. Trimetoprim/sülfametoksazol, ampisilin ve kloramfenikole direnç oranları sırasıyla % 69, % 24 ve % 12 olarak saptanmıştır. Siprofloksasin ve sefotaksime direnç saptanmamıştır. Bölgemizde ampisilin ve trimetoprim/sülfametoksazolün ampirik tedavideki rollerini kaybettikleri görülmüştür. Bununla birlikte izole edilen kökenlerde siprofloksasin ve üçüncü kuşak sefalosporinlere direnç görülmemesi oldukça sevindiricidir.
Anahtar sözcükler: dışkı kültürü, direnç, gastroenterit, Shigella
|
Species Distribution and Antibacterial Resistance Patterns of 439 Shigella spp. Strains Isolated from Stool Cultures Between 1999-2006
Shigella species are among the most common gastroenteritis agents worldwide. Relapses and complications in infections with resistant strains increase the importance of appropriate antibiotic selection in treatment. In this study results of all stool cultures yielding Shigella performed in our hospital’s bacteriology laboratory between 1999 and 2006 were investigated retrospectively. Of 439 Shigella strains 16 (4 %) were S.boydii, 19 (4 %) S.dysenteriae, 108 (25 %) S.flexneri and 296 (67 %) S.sonnei. Rates of resistance to trimethoprim/sulfamethoxazole, ampicillin and chloramphenicol were 69 %, 24 % and 12 %, respectively. Resistance to ciprofloxacin and cefotaxime was not detected. As a result, it was seen that in our region ampicillin and trimethoprim/sulfamethoxazole lost their roles in the empirical treatment. By the way it is pleasing that no resistance was detected to ciprofloxacin and cefotaxime.
Keywords: gastroenteritis, resistance, Shigella, stool culture
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):142-145
YOĞUN BAKIM İZOLATI GRAM NEGATİF BAKTERİLERDE TİGESİKLİN DUYARLILIĞI
|
Ilgın KAYA, Günay GÖKER, Çiğdem BAL KAYACAN, Nezahat GÜRLER
İstanbul Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL
| |
|
Tigesiklin, glisilsiklinler adı verilen antibiyotik grubunun ilk üyesidir. Yoğun bakım ünitesindeki hastalara ait örneklerden izole edilen Gram negatif çomaklara tigesiklinin in-vitro etkisi araştırılmıştır. Tigesiklinin beklendiği gibi Pseudomonas cinsi bakteriler dışında Gram negatif çomaklara etkili bir antibiyotik olduğu sonucuna varılmıştır.
Anahtar sözcükler: Gram negatif çomak, tigesiklin, yoğun bakım ünitesi
|
Tigecycline Sensitivity of Intensive Care Isolates of Gram Negative Bacilli
Tigecycline is the first of the gylcylcycline group of antibiotics. In vitro activity of tigecycline against intensive care isolates of Gram negative bacilli was investigated. Tigecycline proved to be effective against all rods but Pseudomonas spp. as was expected.
Keywords: Gram negative bacilli, intensive care unit, tigecycline
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):146-149
YOĞUN BAKIM ÜNİTESİNDE YATAN HASTALARIN KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN CANDIDA ALBICANS SUŞLARINDA ANTİFUNGALLERE DUYARLILIK
|
Gülgün YENİŞEHİRLİ, Yunus BULUT, Ebru GÜNDAY
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, TOKAT
| |
|
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların kan kültürlerinden izole edilen 68 Candida albicans izolatının, amfoterisin B, flukonazol, itrakonazol ve flusitozin duyarlılıkları belirlenmiştir. Tüm izolatlar amfoterisin B, flukonazol ve flusitozine duyarlı bulunmuştur. İki C.albicans izolatının itrakonazole doza bağımlı duyarlı olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak hastanemiz yoğun bakımında yatan hastaların kan kültürlerinden izole edilen C.albicans suşlarında antifungal direnci bulunmamaktadır.
Anahtar sözcükler: antifungal direnç, Candida albicans, yoğun bakım
|
Antifungal Susceptibility of Candida albicans Isolates Recovered from Blood Cultures of Intensive Care Unit Patients
The in vitro activities of amphotericin B, fluconazole, itraconazole and flucytosine were determined against 68 Candida albicans isolates recovered from blood cultures of intensive care unit patients. All isolates were found to be susceptible to am-photericin B, fluconazole and flucytosine. Dose-dependent susceptibility to itraconazole was observed in only two C.albicans isolates. In conclusion, resistance is uncommon in C.albicans strains isolated from blood cultures of intensive care unit patients in our hospital.
Keywords: antifungal resistance, Candida albicans, intensive care
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):150-154
DİCLE ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ALET İLİŞKİLİ HASTANE İNFEKSİYONLARI
|
Mehmet Faruk GEYİK, Cemal ÜSTÜN, Salih HOŞOĞLU, Mustafa Kemal ÇELEN, Celal AYAZ
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
| |
|
Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde alet kullanımı ve alet ilişkili hastane infeksiyonları (AİHİ) irdelenmiştir. AİHİ’lerin tanımlanmasında Centers for Diseases Control and Prevention kriterleri kullanılmıştır. AİHİ hızları 1000 alet-gün sayısına göre hesaplanmıştır. Bir yıllık sürede 2006 yılında hastanemizde 42843 hasta izlenmiştir. Bu sürede 545 hastada 602 hastane infeksiyonu saptanmıştır. Bu infeksiyonların 174’ü AİHİ olarak tanımlanmıştır. AİHİ’nın 78’i üriner sistem infeksiyonu, 66’sı ventilatör ilişkili pnömoni ve 30’u santral venöz kateter infeksiyonu olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, 1000 alet kullanım gününe göre santral venöz kateter ilişkili bakteriyemi 2.7, üriner kateter ilişkili üriner sistem infeksiyonu 2.4 ve ventilatör ilişkili pnömoni 12.7 olarak bulunmuştur. İnvaziv girişim endikasyonlarının iyi konulması, kullanılan ekipmanın mümkün olduğunca erken çıkartılması AİHİ hızını azaltacaktır.
Anahtar sözcükler: alet ilişkili infeksiyonlar, hastane infeksiyonları, VİP
|
Device Related Health Care Infections at Dicle University Hospital
The use of devices and device-related infections (DRI) in Dicle University Hospital were evaluated. DRI were identified according to the definitions of Centers for Disease Control and Prevention (CDC). DRI rates were calculated as the number of infections per 1000 device-days. During the one year period of 2006, 42843 patients were followed and 602 hospital infection episodes were detected in 545 patients. Of these infections, 174 were identified as DRI. Of 174 DRI, 78 were urinary tract infections (URI), 66 were mechanical ventilator associated pneumonia (VAP) and 30 were central venous catheter infections (CVC). The rates of DRI (infection/1000 device-day) were 2.7 for CVC related bacteremia, 2.4 for URI and 12.7 for VAP. Accurate determination of the invasive procedure indications, removal of the device as early as possible will decrease the rate of DRI.
Keywords: device related health care infections, health care infections, VAP
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):155-160
GENİŞLEMİŞ SPEKTRUMLU BETA-LAKTAMAZ (GSBL) ÜRETEN ESCHERICHIA COLI VE KLEBSIELLA PNEUMONIAE SUŞLARININ ANTİBİYOTİKLERE DİRENCİ
|
Hüseyin GÜDÜCÜOĞLU, Sanem BAYKAL, Hicran İZCİ, Mustafa BERKTAŞ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, VAN
| |
|
Genişlemiş spektrumlu beta-laktamazlar (GSBL), Gram negatif bakterilerde beta-laktam antibiyotiklere direncin en önemli mekanizmasıdır. Bu çalışmada, bir yıllık bir süre içerisinde laboratuvarımıza gönderilen örneklerden izole edilen hastane ve toplum kaynaklı Escherichia coli ve Klebsiella pneumoniae suşlarında GSBL pozitifliği, GSBL pozitif ve negatif suşlarda diğer antibiyotiklere direnç oranları belirlenmiştir. Klinik örneklerden izole edilen bakterilere konvansiyonel metodlarla tanı konmuş, otomatize sistemlerle (Phoenix-Becton Dickinson, USA) tanı doğrulanarak antibiyogram yapılmıştır.
Bir yıllık bir süre içerisinde (Haziran 2005-Haziran 2006) izole edilen 672 E.coli suşunun 193’ü (% 29), 154 K.pneumoniae suşunun 75’i (% 49) GSBL oluşturmuştur (p<0.001). Yatan hastalardan izole edilen E.coli suşlarının % 47’si, poliklinik hastalarından izole edilen suşların % 18’i GSBL pozitif bulunmuştur (p<0.001). Aynı oranlar K.pneumoniae suşları için % 63 ve % 30 olmuştur (p<0.001).
GSBL pozitif suşlarda, bu enzimler için substrat olmayan birçok antibiyotik için de direnç oranları, GSBL negatif suşlardan yüksek bulunmuştur.
GSBL üreten E.coli ve K.pneumoniae suşlarının tanımlanması, bu suşlarla infekte hastaların tedavisinde antibiyotik seçimi için çok önemlidir ve bir bölgede GSBL pozitif E.coli ve K.pneumoniae suşlarının oranının bilinmesi empirik tedavide antibiyotik seçimi için yol göstericidir.
Anahtar sözcükler: Escherichia coli, GSBL, Klebsiella pneumoniae
|
Antimicrobial Resistance of Escherichia coli and Klebsiella pneumoniae Strains that Produce Extended Spectrum Beta-lactamase
Extended spectrum beta-lactamases (ESBL) are very important mechanism of beta-lactam antimicrobial resistance in Gram negative bacteria. In this study, nosocomial and community acquired Escherichia coli and Klebsiella pneumoniae strains isolated from the clinical samples in one year period (June 2005-June 2006) were investigated for presence of ESBL and antimicrobial resistance profile. The bacteria were identified by conventional methods and confirmation of identification and antibiotic sensitivity testing were performed by automatic system (Phoenix - Becton Dickinson, USA).
Hundred and ninety-three of 672 E.coli strains (29 %) and 75 of 154 K.pneumoniae strains (49 %) produced ESBL (p<0.001). Forty-seven % of E.coli strains isolated from hospitalized patients and 18 % from out-patients were found ESBL positive (p<0.001). The same ratios for K.pneumoniae isolates were found as 63 % and 30 %, respectively (p<0.001).
The antimicrobial resistance rates of ESBL positive strains to many antibiotic which were not substrats for these en-zymes were found higher than those of ESBL negative strains.
The identification of ESBL positive E.coli and K.pneumoniae strains are very important for the treatment of patients infected by these strains and to know the rates of the ESBL positive E.coli and K.pneumoniae strains is helpful for using antimicrobials in empiric treatment.
Keywords: ESBL, Escherichia coli, Klebsiella pneumoniae
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):161-164
METİSİLİNE DUYARLI VE DİRENÇLİ STAPHYLOCOCCUS AUREUS
SUŞLARININ ANTİSEPTİK VE DEZENFEKTAN MADDELERE
DUYARLILIKLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
|
Yaşar NAKİPOĞLU, Seyda İĞNAK, Bülent GÜRLER, Zayre ERTURAN, Derya AYDIN
İstanbul Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL
| |
|
Çalışmamızda üçü antiseptik [% 70 izopropil alkol (İPA), % 10 povidon-iyot, % 10 povidon-iyot/etanol], biri çamaşır suyu olmak üzere toplam dört preparata karşı metisiline duyarlı (MS) 50 ve metisiline dirençli (MR) 50 S.aureus (SA) suşunun duyarlılıkları karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak MSSA ve MRSA suşları arasında % 10 povidon-iyot ve % 10 povidon-iyot/etanole direnç açısından anlamlı fark bulunmamış (p>0.05) olmakla birlikte, MRSA suşlarında % 70 İPA’ya (p<0.01) ve çamaşır suyuna (p<0.001) karşı MSSA suşlarına kıyasla direncin anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Anahtar sözcükler: antiseptik, çamaşır suyu, dezenfektan, izopropil alkol (İPA), povidon iyot, povidon iyot/etanol, Staphy-lococcus aureus
|
Comparison of Antiseptic and Disinfectant Susceptibility in Methicillin-Susceptible and –Resistant Staphylococcus aureus Strains
In this study, the susceptibility of 50 methicillin-susceptible (MS) and 50 methicillin-resistant (MR) Staphylococcus aureus (SA) strains for three antiseptics [70 % isopropyl alcohol (IPA), 10 % povidon-iodine, 10 % povidon-iodine/ethanol] and one disinfectant (house bleach) was investigated. It was found that there was no siginificant differences between the resistance of MSSA and MRSA strains to 10 % povidon-iodine and 10 % povidon-iodine/ethanol (p>0.05). Significant higher resistance in MRSA strains to 70 % IPA (p<0.01) and to house bleach (p<0.001) were detected comparing with MSSA strains.
Keywords: antiseptic, disinfectant, house bleach, isopropyl alcohol (IPA), povidon-iodine, povidon-iodine/ethanol, Staphylococcus aureus
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):165-170
KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN KLEBSIELLA PNEUMONIAE SUŞLARINDA GENİŞLEMİŞ SPEKTRUMLU BETA-LAKTAMAZLARIN BELİRLENMESİNDE ÜÇ YÖNTEMİN KARŞILAŞTIRILMASI
|
Ferhat IŞIK, Uğur ARSLAN, İnci TUNCER
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, KONYA
| |
|
Yatan hastaların kan kültür örneklerinden soyutlanan Klebsiella pneumoniae suşlarında GSBL sıklığı, GSBL saptanmasında çift disk sinerji testi (ÇDST), kombine (modifiye) disk sinerji testi ve CT/CTL E-testin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Laboratuvarımızda izole edilen 102 Klebsiella pneumoniae suşunda kombine (modifiye) disk sinerji testi ile % 63.7 oranında GSBL varlığı tespit edilmiştir. ÇDST ve E-test yöntemlerinin kombine disk yöntemine göre seçicilikleri % 100, duyarlılıkları ise çift disk sinerji testinde % 96.9, CT/CTL E-test yönteminde ise % 93.9 olarak saptanmıştır. Üç yöntemin tutarlılık analizlerinde istatistiksel olarak birbirleriyle uyumlu olduğu görülmüş, gözlenen tutarlılıkları % 95’in üzerinde bulunmuştur (p<0.05).
GSBL tespitinde, rutin antibiyogramda disk dizilimleri değiştirilerek uygulanan ÇDST; hızlı, ucuz ve güvenilir bir yöntem olarak değerlendirilmiş ve kuşkulu suşlara ek olarak kombine (modifiye) disk sinerji testinin de uygulanması ile duyarlılığın daha da yükselebileceği sonucuna varılmıştır.
Anahtar sözcükler: çift disk sinerji testi, E-test, genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz, kombine disk sinerji testi
|
Comparison of Three Methods in Detection of Extended-Spectrum Beta-lactamases in Klebsiella pneumoniae Strains Isolated from Blood Cultures
This study was carried out to compare the double disk synergy test, combined (modified) disk synergy test, CT/CTL E-test methods for detection of extended-spectrum beta-lactamases (ESBL) in Klebsiella pneumoniae strains isolated from hospitalized patient’s blood cultures.
One hundred and two Klebsiella pneumoniae strains were isolated from blood samples sent from different clinical departments. GSBL was observed in 63.7 % of isolates with combined disk synergy test. The specificity of double disk synergy test and E-test methods with respect to combined disk synergy test was 100 %, sensitivity was 96.9 % in double disk synergy test and 93.9 % in E-test. All three methods were statistically consistent with each other with a 95 % consistency (p<0.05).
For GSBL detection; double disk synergy test is cost-effective, simple and sensitive but especially for suspected strains combined disk synergy test could be used with double disk synergy test to increase the sensitivity of the tests.
Keywords: combined disk synergy test, double disk synergy method, E-test, extended-spectrum beta-lactamase
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):171-174
KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN ETKENLERDE TİGESİKLİN DUYARLILIĞI
|
Mustafa ALTINDİŞ*, Birol ŞAFAK*, Tuna DEMİRDAL**, Zafer ÇETİNKAYA*,
Orhan Cem AKTEPE*
*Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, ANS Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, AFYONKARAHİSAR
**Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, ANS Araştırma ve Uygulama Hastanesi, İnfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, AFYONKARAHİSAR
| |
|
Kan kültürlerinden Ocak-Ekim 2006 döneminde izole edilen ve infeksiyon etkeni olarak kabul edilen 70 bakteriye tigesiklinin etkinliği potansiyel ampirik ajanların in-vitro etkinlikleri ile karşılaştırılmıştır.
Bakterilerin 28’i GSBL pozitif Escherichia coli, 19’u MRSA, 9’u Enterococcus spp., 7’si Klebsiella spp., 6’sı Enterobacter spp., 1’i S.pneumoniae olarak identifiye edilmiştir.
Tüm izolatlar otomatize Phoenix system (BD Diagnostic Systems) ile
tanımlanmıştır. Tigesiklinin MİK değerleri CLSI kriterlerine uygun olarak Mueller Hinton agarda E
test yöntemi ile belirlenmiş ve bütün suşlar duyarlı bulunmuştur. Ayrıca her izolat için Kirby-Bauer
disk difüzyon metoduyla piperasilin-tazobaktam, siprofloksasin, tetrasiklin ve imipenem duyarlılığı
test edilmiştir.
Anılan patojenler üzerine, piperasilin-tazobaktam, imipenem, siprofloksasin ve tetrasiklinin in-vitro etkinlikleri ile karşılaştırıldığında tigesiklinin daha etkin olduğu gözlenmiştir.
Sonuç olarak tigesiklin çalışmaya alınan mikroorganizmaların tümüne karşı etkili bir antimikrobiyal olarak bulunmuştur.
Anahtar sözcükler: kan kültürü, nosokomiyal patojenler, tigesiklin
|
Tigecycline Activity in Bloodstream Infection Isolates
In vitro activity of tigecycline and other potentially empiric agents for bloodstream infection isolates were compared.
A total of 70 Gram-positive and Gram-negative bacteria were isolated from patients hospitalized with clinically significant bacteremia (January-October'2006). The pathogens isolated were extended-spectrum beta-lactamase positive Escherichia coli (28), methicilline-resistant Staphylococcus aureus (19), Enterococcus spp. (9), Klebsiella spp. (7), Enterobacter spp. (6) and Streptococcus pneumoniae (1).
All isolates were identified by the BD Phoenix system. MIC values of tigecyline were determined by E-test on Mueller Hinton agar according to CLSI method. All strains were found susceptible to tigecyline. Each strain was also tested by disk diffusion method against piperacillin-tazobactam, ciprofloxacin, tetracycline and imipenem. Tigecycline was found more active for all species than other antibiotics tested. As a result, tigecyline was found as an active agent for blood streem infection isolates.
Keywords: blood culture, nosocomial pathogens, tigecycline
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):175-178
GENTAMİSİNE DUYARLI STAPHYLOCOCCUS AUREUS SUŞLARINDA
GENTAMİSİNİN BİYOFİLM VE KOAGÜLAZ OLUŞUMUNA ETKİSİ
|
Vahide BAYRAKAL*, Yavuz DOĞAN**, Hüseyin BASKIN**, İ.Hakkı BAHAR**
* Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İnciraltı, İZMİR
** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İnciraltı, İZMİR
| |
|
Klinikte önemli patolojilere neden olabilen Staphylococcus aureus’un patojenitesinde biyofilm ve plazma koagülaz enzimi oluşturmanın da önemi vardır. Bu çalışmada kateter ucundan ayrıştırılmış bir klinik suş (KSA) ile standart bir ATCC 25923 suşunun (SSA), gentamisinin en düşük baskılayıcı yoğunluk (MİK) altındaki ve üstündeki yoğunluklarda biyofilm ve bağlı ve serbest koagülaz oluşturma özellikleri karşılaştırılmıştır. Mikrodilüsyon yöntemi ile gentamisinin MİK değerleri KSA suşu için 4 µg/mL, SSA suşu için MİK 0.125 µg/mL olarak belirlenmiştir. Kristal viyole yöntemi ile belirlenen biyofilm oluşumunun ve lamda belirlenen bağlı koagülaz testinin iki suş için de MİK ve altındaki gentamisin yoğunluklarında inhibe edilmediği, MİK üstündeki yoğunluklarda ise inhibe edildiği saptanmıştır. Tüpte serbest koagülaz testinde ise ilk 2 saatte iki suşta da ancak belirli MİK altındaki yoğunluklarda inhibisyon görülürken, 4 ve 24 saatte KSA suşunda 2xMİK’de bile inhibisyon olmamıştır. Bu sonuçlara göre; her iki suşta da biyofilm oluşumunu başlatan genetik ekspresyonun, gentamisinin MİK yoğunluğunda bile pozitif bulunmasının klinikteki uygulamalarda dikkat edilmesi gereken bir özellik olduğu düşünülmüştür.
Anahtar sözcükler: biyofilm, koagülaz, Staphylococcus aureus |
The Effect of Gentamicin on Biofilm Formation and Coagulase Activity in Gentamicin Susceptible Staphylococcus aureus Strains
Staphylococcus aureus is an important pathogen which can cause severe pathologies in clinical practice. The forma-tions of biofilm and coagulase enzyme are important factors of its pathogenesis. In this study, biofilm formation and coagu-lase activity of a clinical strain (KSA) isolated from catheter and standart ATCC 25923 strain (SSA) were investigated in above and below minimum inhibitor concentrations (MIC) of gentamicin. The MIC values of gentamicin by microdilution method were found to be 4 µg/ mL for KSA strain and 0.125 µg/ mL for SSA strain. Biofilm formations detected by crystal violet method and slide (bound) coagulase tests were not inhibited in both strains by MIC and sub-MIC gentamicin concentrations. On the other hand, at concentrations above the MIC values these two assays were inhibited. Tube (free) coagulase assay was inhibited at certain sub-MIC concentration at the first two hours, but it was not inhibited at 4 and 24 hours in even 2xMIC concentration. As a result, the genetic expression of biofilm formation even at MIC concentrations seems to be important in clinical practice.
Keywords: biofilm, coagulase, Staphylococcus aureus
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):179-183
YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ’NDE HASTANE İNFEKSİYONU ETKENLERİ VE
EN SIK SOYUTLANAN MİKROORGANİZMALARDA YILLARA GÖRE DEĞİŞEN ANTİBİYOTİK DİRENÇ PROFİLİ
|
Meltem AVCI, Onur ÖZGENÇ, Ayten COŞKUNER, Gülşen MERMUT, Alpay ARI
İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Birimi, İZMİR
| |
|
Hastanemiz Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi’nde 2000-2005 yıllarında hastane infeksiyonu etkeni olarak soyutlanan mikroorganizmaların saptanması ve en sık soyutlanan etkenlerde 2000-2002 dönemi ile 2003-2005 dönemleri antibiyotik direnç oranlarının karşılaştırılarak 2003 Bütçe Uygulama Talimatı’nın direnç paternleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Pseudomonas aeruginosa ve Acinetobacter türleri en sık soyutlanan mikroorganizmalar olmuştur. Bütçe Uygulama Talimat’ının direnç paternlerine olan etkisini incelemek amacıyla 2000-2002 ve 2003-2005 dönemi karşılaştırıldığında, test edilen tüm antibiyotikler içinde P.aeruginosa suşlarının sefepim, seftazidim, amikasin (p<0.001) ve gentamisin (p<0.01) direncinde düşüş, siprofloksasin (p<0.001) direncinde artış; Acinetobacter türlerinde tobramisin (p<0.05) direncinde düşüş, siprofloksasin (p<0.001) direncinde artış olduğu bulunmuştur. Yoğun Bakım Ünite’lerinde dirençli bakterilerle infeksiyonların önlenmesi için; etkin infeksiyon kontrol programlarının uygulanması, sürveyans sonuçlarının düzenli olarak değerlendirilmesi ve antibiyotik duyarlılıklarının izlenerek, akılcı antibiyotik politikalarının uygulanılması gerekmektedir.
Anahtar sözcükler: direnç değişimi, hastane infeksiyonları, nosokomiyal mikroorganizmalar, yoğun bakım üniteleri
|
Nosocomial Infectious Agents in Intensive Care Unit and Yearly Variations of Antibiotic Resistance Profile in the most Frequently Isolated Microorganisms
The aim of this study was to determine the most frequently isolated nosocomial infectious agents in 2000-2005 years in the Anesthesia and Reanimation Intensive Care Unit of Izmir Training and Research Hospital and to establish the effects of the Budgetary Implementation Regulations on resistance patterns through comparing the antibiotic resistance rates of 2000-2002 and 2003-2005 periods. Pseudomonas aeruginosa and Acinetobacter species were found to be the most frequently isolated microorganisms. Budgetary Implementation Regulations caused statistically significant decrease in cefepime, ceftazidime, amikacin (p<0.001) and gentamisin (p<0.01) resistance and significant increase in ciprofloxacin (p<0.001) resistance of P. aeruginosa strains and also statistically significant decrease in tobramycin (p<0.05) resistance and statistically significant increase in ciprofloxacin (p<0.001) resistance of Acinetobacter spp. As for the prevention of resistant bacterial infections in Intensive Care Units; implementation of effective infection control programmes, continual assessment of surveillance results and administration of rational antibiotic policies through monitoring antibiotic sensitivities are required.
Keywords: change in resistance, hospital infections, intensive care units, nosocomial microorganisms
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):184-187
METİSİLİN DİRENÇLİ STAPHYLOCOCCUS AUREUS’UN ETKEN OLDUĞU DİYABETİK AYAK İNFEKSİYONLARINDA TEİKOPLANİNİN ETKİNLİĞİ
|
Sibel GÜNDEŞ *, Zerrin YULUĞKURAL **
* Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, KOCAELİ
** Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, EDİRNE
| |
|
Diyabetik ayak lezyonlarında en sık etken olan mikroorganizmalar Staphylococcus aureus, koagülaz negatif stafilokoklar ve grup B streptokok gibi Gram pozitif bakterilerdir. Bu çalışmada, 2005-2006 yıllarında yatarak tedavi edilen ve kültürlerinde metisiline dirençli S.aureus (MRSA) üremesi saptanan 29 diyabetik ayak infeksiyonunda teikoplaninin etkinliği incelenmiştir. Üç-altı haftaya tamamlanan tedavi süresince bir hasta (% 3) gelişen yan etki nedeniyle çalışmadan çıkarılmıştır. Yirmisekiz hastanın 25’inde (% 89) klinik şifa ve düzelme saptanırken, üç hastada (% 11) ondördüncü günde MRSA üremesi devam etmiştir. Sonuç olarak, teikoplaninin, MRSA suşlarının etken olduğu diyabetik ayak infeksiyonlarının tedavisinde iyi bir seçenek olduğu görülmüştür. Teikoplaninin özellikle tek doz, intramüsküler ve ayaktan parenteral tedavi koşullarında uygulanabilir olması, diyabetik ayak gibi uzun tedavi seçeneklerini kolay uygulanabilir ve ekonomik kılmaktadır.
Anahtar sözcükler: diabetik ayak infeksiyonları, MRSA, stafilokoklar, teikoplanin
|
Efficacy of Teicoplanin in Diabetic Foot Infections caused by Methicillin Resistant Staphylococcus aureus
The most commonly isolated pathogens as infection agents in diabetic foot patients are Gram-positive bacteria, namely Staphylococcus aureus, coagulase-negative staphylococci and group B streptococci. The aim of this study is to evaluate the efficacy of teicoplanin in 29 diabetic foot infections caused by methicillin resistant S.aureus (MRSA). Only one patient was ex-cluded because of side effects after 3-6 weeks of therapy. Clinical and laboratory cure was established in twenty-five out of 28 (89 %) patients, whereas culture positivity of MRSA was continued in 3 (11 %) patients after 14 day of therapy. As a conclusion, teicoplanin was found to be an appropriate choice in treatment of diabetic foot infections caused by MRSA. Pharmacoeconomic considerations of teicoplanin like its long half-life, intramuscular and/or intravenous administration routes and acceptibility of outpatient parenteral therapy made the drug more compliable and economic especially in those infections with prolonged hospital stay as diabetic foot infections.
Keywords: diabetic foot infections, MRSA, staphylococci, teikoplanin
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):188-191
GUILLAIN-BARRÉ SENDROMU KLİNİĞİ İLE BAŞVURAN BİR DİFTERİK POLİNÖROPATİ OLGUSU
|
Yusuf TAMAM *, Mustafa Kemal ÇELEN **, Kenan İLTUMUR ***, Banu TAMAM ****
* Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
** Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
*** Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
**** Devlet Hastanesi, DİYARBAKIR
| |
|
Difteri, çocukluk çağında rutin olarak yapılan aşılama sayesinde yetişkin insanlarda sık olarak görülmeyen akut toksik bir infeksiyondur. Distalden başlayıp proksimale doğru ilerleyen güçsüzlük, yumuşak damak paralizisi, göz hareket bozuklulukları gibi nörolojik komplikasyonları difteriye bağlı toksik polinöropatinin Guillain-Barré sendromunda gözlenen polinöropati ile karışmasına neden olabilir.
Bu yazıda, Guillain-Barré sendromu (GBS) belirtileriyle acil polikliniğine başvuran ve kliniğimizde yapılan değerlendirme sonrası difterik polinöropati tanısı konan ve tedavi edilen 20 yaşındaki bir kadın olgu sunulmuştur. İlk değerlendirmedeki nazone konuşması, bilateral horizontal nistagmus, distalden başlayıp proksimale doğru ilerleyen güçsüzlük, yumuşak damak paralizisi, ağır disfaji ve disfoni gibi nörolojik bulguları nedeniyle GBS ön tanısı konan hastanın yatış sonrası alınan ayrıntılı öyküsünde, yaklaşık 1 ay önce bir üst solunum yolu infeksiyonu sonrası kardiyoloji kliniğinde yatırıldığı ve o dönemdeki incelemeleri sonrası difteriye bağlı miyokardit tanısı konduğu saptanmıştır. Ayrıca mikrobiyolojik incelemeler ve öykünün derinleştirilmesi sonrasında mevcut tablosu ile difteriye bağlı polinöropati tanısının daha uygun olacağı kanısına varılmıştır.
Erken evrede birbiriyle çok benzeşen GBS’na bağlı polinöropati ve difterik polinöropati tablosunun ayırıcı tanısını yapmak ve doğru tanıyı koymak, tedavi yaklaşımı ve sonrasında hastalığın prognozunu etkileyecektir.
Anahtar sözcükler: difteri, difterik polinöropati, Guillain-Barré sendromu, miyokardit
|
A Diphtheritic Polyneuropathy Case with Initial Presentation of Guillain-Barré Syndrome
Diphtheria is an acute toxic syndrome which is rarely seen in adults due to extensive routine vaccination against cau-sative agent. Neurological complications of progressive paresis, soft palate paralysis, eye movement disorders observed in diphtheria patients could lead to a diagnostic confusion with toxic polyneuropathy due to Guillain-Barré syndrome.
In this article, a 20 year-old woman who had presented to the emergency service with symptoms similar to Guillain-Barré syndrome (GBS) and was later diagnosed as diphtheritic polyneuropathy, is presented. Her initial neurological symptoms of speech disturbances, bilateral horizontal nystagmus, progressive paresis, soft palate paralysis, severe dysphagia and dysphonia led the physician to make a preliminary diagnosis of GBS and urgently hospitalize the patient. The detailed evaluation of her medical history revealed that she had upper respiratory infection one month ago and hospitalized in cardiology clinics with a diagnosis of diphtheritic myocarditis at that time. In her current hospitalization, she had received a final diagnosis of diphtheritic polyneuropathy after microbiological evaluations and differential diagnosis.
Making correct diagnosis after appropriate differential diagnosis between GBS induced polyneuropathy and diphtheritic polyneuropathy at an early stage of disease would directly affect the treatment and prognosis of the disease.
Keywords: diphtheria, Guillain-Barré syndrome, myocarditis, polyneuropathy
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):192-196
ÇOCUKLARDA TONSİLLOFARENJİT TEDAVİSİ
|
Cemal CİNGİ *, Halil GÜMÜŞ **
* Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kulak Boğaz Burun Anabilim Dalı, Meşelik, ESKİŞEHİR
** Kükürtlü Çekirge Cad., Gökalp Sok., Duduoğlu Apt., No.50, D.13, Osmangazi, BURSA
| |
|
Çocuklarda tonsillofarenjitlerin mikrobiyolojik tanı konmaksızın tedavisi gereksiz ve aşırı antibiyotik tüketimine ve direncine yol açmaktadır. Çoğunluğu (% 85-90) viral olan tonsillofarenjitlerin antibiyotik kullanmaksızın da kendiliğinden iyileşebileceğini uygulama ile ana-babalara kanıtlamak ve aydınlatmak akılcı tedavinin gereğidir.
Anahtar sözcükler: akılcı antibiyotik kullanımı, antibiyotik direnci, tonsillofarenjit tedavisi
|
Treatment of Pediatric Tonsillopharyngitis
Empirical treatment of pediatric tonsillopharyngitis without microbiologic diagnosis causes unnecessary overuse of antibiotics and resistance. Teaching, practicing and proving parents that most episodes (85-90 %) of tonsillopharyngitis are caused by viral agents and can be cured by themselves without antibiotics must be a part of judicious treatment.
Keywords: antibiotic resistance, judicious antibiotic use, tonsillopharyngitis treatment
|
|
ANKEM Derg 2007;21(3):197-201
BİYOYARARLANIM TEDAVİDE NEDEN ÖNEMLİDİR?
|
Betül DORTUNÇ
Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı, Haydarpaşa, İSTANBUL
| |
|
Sistemik etkili ilaçlardan beklenen terapötik cevabın elde edilip edilemeyeceği biyoyararlanım çalışmaları ile saptanır. Gerek yeni, gerekse jenerik ilaçların geliştirilmesinde önemli olan biyoyararlanım, absolu ve relatif biyoyararlanım olmak üzere iki farklı şekilde araştırılabilir ve bu iki kavram bize etkin madde ve onu içeren preparat hakkında farklı bilgiler aktarır. Farmasötik eşdeğer preparatların relatif biyoyararlanımları farklılık göstermiyorsa “biyoeşdeğer” olarak tanımlanırlar. Karşılaştırmada kullanılan başlıca parametreler, eğri altı alanı, maksimum kan konsantrasyonu, maksimum kan konsantrasyonuna ulaşma süresi, idrarla atılan kümülatif miktar ve idrarla atılma hızlarıdır. Preparatların biyoyararlanımında başta etkin maddenin çözünürlük ve permeabilitesi olmak üzere birçok farmasötik faktör etkilidir.
Anahtar sözcükler: biyoeşdeğerlik, biyoyararlanım, farmasötik faktörler
|
Why Is Bioavailability Important in Therapy ?
Bioavailability studies help us to find out whether the systemically active drugs will show the therapeutic response due. Bioavailability is an important concept in developing new drugs as well as generic drugs and can be expressed as absolute bioavailability and relative bioavailability. These two expressions give us different informations about the active substance and the dosage form. Pharmaceutically equivalent drugs, which do have similar relative bioavailabilities are called “bioequivalent”. The main parameters used for comparing are, “area under the curve, maximum blood concentration, time to reach maximum blood concentration, cumulative amount excreted in urine and rate of urinary excretion”. Many pharmaceutical factors, primarily the solubility and permeability of the active substance affect bioavailability of the dosage forms.
Keywords: bioavailability, bioequivalency, pharmaceutical factors
|
|
|
 |
|
 |
 |
|
 |
|