|

Yazarlara duyuru
Artık "Çocuk Dergisi" ne göndereceğiniz bilimsel yazıları online
olarak
www.logosyayincilik.com sitesine giriş yaparak gönderebilir ve
yayınlanma
sürecini takip edebilirsiniz.
Sitenin ana sayfasından "Çocuk Dergisini" seçip giriş yapın,
yazı/makale gönder bölümünü tıklayın.
Daha sonra şifreniz ile yazınızın durumunu takip edin.
|
|
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):158-165, 2007
Çocukluklarda Şişmanlığın Tedavisi ve Önlenmesi
|
|
Muazzez GARİPAĞAOĞLU
| |
|
Çocuklarda şişmanlığın son 20-30 yılda tüm dünyada hızlı bir şekilde artışı, primer ve sekonder önlemleri zorunlu hale getirmiştir. Şişmanlık kısa ve uzun vadeli bir çok sorunla birlikte seyredip, her dönemde yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çocukluktan erişkinliğe yansımakta, erişkinlerde şişmanlık oranını ve sağlık sorunları arttırmaktadır. Şişmanlığı tedavi edebilmek ya da önleyebilmek, şişmanlığı iyi tanımlamak, nedenlerini bilmek, anlamak ve gündemde tutmakla olasıdır. Şişmanlığın sekonder önlemi, mevcut şişmanları tedavi etmek, bir başka deyişle uygun ağırlığa getirmektir ki, bu alandaki çabalar, ne yazık ki iyi sonuç vermemiştir. Bu nedenle, son yıllarda, geç kalmak pahasına da olsa, Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde birçok ülkede primer önlemler başlatılmıştır. Primer önlemler, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlığı ile aktif bir yaşam biçimini benimsemeyi ve bu yolla şişmanlıktan korunmayı amaçlamaktadır. Bu makalede, çocuklardaki şişmanlığın tedavisine ve daha önemlisi önlenmesine ilişkin yapılması gerekenlere yer verilmiştir.
Anahtar kelimeler: Çocuk, şişmanlık, tedavi, önlem
|
Prevention and Treatment of Obesity in Children
The increase in childhood obesity in the last two decades all over the world has rendered primary and secondary measures necessary because obesity results in a variety of short and long term health problems and reduces life quality. The treatment or prevention of obesity is only possible by recognition of excessive weight gain, defining the underlying risk factors and keeping it in the spotlight. The secondary measure is treating obesity, which unfortunately has not yielded positive results so far. Therefore, in recent years, establishment of primary measures in many countries in the leadership of World Health Organization have gained more importance. Primary measures aim to prevent obesity by having a more active life style through healthy eating and physical activity habits. In this article, the issues of preventing is and treating childhood obesity have been discussed.
Key words: Children, obesity, treatment, prevention
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):166-172, 2007
Bir Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniğinde Emzirme Oranlarının Yıllara Göre Değerlendirilmesi
|
|
Tuğçe Aksu UZUNHAN, Erol IŞIK, Nalan KARABAYIR, Gülbin GÖKÇAY, Serpil Uğur BAYSAL
| |
|
Amaç: İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniğinden 1998 ile 2005 yılları arasında düzenli aralıklarla izlenen 4, 6, 12 ve 24 aylık bebeklerin, anne sütü ile beslenme durumlarının yıllara göre değişimini incelemek ve sonuçları Türkiye ve dünya ölçeğinde tartışmak.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki çalışma, Microsoft Access veritabanına prospektif olarak kaydedilmiş emzirme durumuna ait verilerin retrospektif incelenmesiyle yapılmıştır.
Bulgular: Dört aylık bebeklerin tek başına anne sütü ile beslenme oranı 1998’de % 50 iken, 2005 yılında % 78’e yükselmiştir. Altı aylık bebeklerin tek başına anne sütü ile beslenme oranı 1998 yılında % 13’ken, 2005 yılında % 41 olarak belirlenmiştir. Oniki aylık bebeklerin anne sütü ile beslenme oranı 1998 yılında % 49’dan, 2005 yılında % 73’e yükselmiştir ve farklar istatistiksel olarak anlamlıdır. Yirmidördüncü ayda anne sütü kullanımında ise yıllar içinde artış olmasına rağmen, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği ile Türkiye geneli 1998 ve 2003 yılları karşılaştırıldığında; polikliniğimiz verileri, 4. ve 6. ay tek başına anne sütü kullanımında Türkiye ortalamalarının çok üzerindedir. Ayrıca, polikliniğimizin emzirme oranları, birçok ülkenin emzirme verilerinden yüksek bulunmuştur.
Sonuç: Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği emzirme oranları başarıyla yükselmektedir. Bu oranlara ulaşmada hastanemizin “Bebek Dostu Hastane” olması, doğumdan itibaren anne sütü ile beslenmenin desteklenmesi ve yenidoğan ve kadın doğum servislerinin yanı sıra çocuk sağlığı izlem polikliniğinde annelere emzirme danışmanlığı verilmesinin katkısı büyüktür.
Anahtar kelimeler: Anne sütü, emzirme, bebek dostu hastane
|
Evaluation of Breastfeeding Rates According to Years in a Pediatric Well Child Clinic
Aim: To study breastfeeding rates among 4, 6, 12 and 24 month old children attending the Well Child Clinic of İstanbul Medical Faculty between 1998 and 2005 and to compare the results with national and international data.
Material and Methods: This descriptive study is based on the retrospective analysis of breastfeeding data stored in Microsoft Access database.
Results: Exclusive breastfeeding rate of 4 month old infants was 50% in 1998 and increased to 78% in 2005. Exclusive breastfeeding rate for the 6 month olds was 13% in 1998, rising up to 41% in 2005. Breastfeeding rates of 12 month old infants increased from 49% in 1998 to 73% in 2005. Changes between years were statistically significant. Although there was a rise in breastfeeding rates of 24 month old children, it was not statistically significant. Comparing our well child clinic data of 4 and 6 month olds with general national data of 1998 and 2003, our rates were far above the Turkish averages. Our breastfeeding figures are superior to breastfeeding rates of many countries.
Conclusion: Breastfeeding rates of our pediatric well child clinic are increasing succesfully. Being a Baby-friendly Hospital and giving breastfeeding counseling to mothers in our clinic contributed much in reaching these rates.
Key words: Breastfeeding, baby-friendly hospital, exclusive breastfeeding
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):173-176, 2007
Akut Ortakulak İnfeksiyonunun Bakteriyel Etiyolojisi
|
|
Emin ÜNÜVAR, Işık YALÇIN, İsmail YILDIZ, Nezahat GÜRLER, Salih AYDIN, Ayşe KILIÇ, Yusufhan SÜOĞLU, Fatma OĞUZ, Müjgan SIDAL
| |
|
Amaç: Çocuklarda akut orta kulak infeksiyonunun bakteriyel etiyolojisinin belirlenmesi.
Yöntem: İleriye dönük tanımlayıcı klinik araştırma 2004-2006 yılları arasında 45 vaka ile yapıldı. Yaş ortalaması 4.2±3.1 yıldı. Vakaların % 33’ü kreş çocuğuydu. Akut ortakulak infeksiyonu tanısı çocuk hekiminden sonra KBB uzmanınca da doğrulandı ve parasentez uygulandı. Uygun koşullarda bakteri kültürü yapıldı ve disk difüzyon yöntemiyle antibiyotik direnci araştırıldı.
Bulgular: Ortakulak sıvısından bakteri izole edilme oranı % 71.1’di (n=32/45). İlk sırada Streptococcus pneumoniae gelmekteydi (% 31.1). Bunu sıklık sırasıyla Haemophilus influenzae (% 15.6) ve Staphylococcus aureus (% 8.9) izlemekteydi. Pnömokokların penisilin direnci ise % 21.4 oranındaydı. Pnömokok serotipleri 14, 23B, 19A ve 23 idi.
Sonuç: Streptococcus pneumoniae akut orta kulak infeksiyonun ilk sıradaki etiyolojisidir ve penisilin direnç oranı % 21.4’tür.
Anahtar kelimeler: Çocuk, infeksiyon, orta kulak infeksiyonu
|
Bacterial Agents in Acute Otitis Media
Objective: To show bacterial agents in acute otitis media in children.
Methods: A prospective, definitive, and clinical research was conducted in 45 patients between 2004-2006. Mean age of patients was 4.2±3.1 years. Middle-ear fluid was obtained by paracentesis. Thirty-three per cent of all patients were attending kindergarten. Diagnosis of acute otitis media was confirmed by ENT physician after first pediatric examination. In microbiology laboratory, bacterial cultures and antibiotic resistance patterns of bacteria were done appropriately.
Results: Isolation ratio of bacterial agents was 71.1 % (n= 32/45). The most common agent was Streptococcus pneumoniae (31.1 %). Consequently Haemophilus influenzae (15.6 %) and Staphylococcus aureus (8.9 %) were isolated. Penicillin resistance of pneumococci was shown as 21.4 %. Serotypes of pneumococci were 14, 23B, 19A and 23.
Conclusion: Streptococcus pneumoniae is the most common bacterial agent in acute otitis media in children and its penicillin resistance is 21.4 %.
Key words: Child, infection, otitis media
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):177-181, 2007
Oruç Tutmanın Bebek Beslenmesine Etkisi
|
|
Sevgi GÖKDEMİREL, Gülbin GÖKÇAY, Ayşen BULUT, Abdulgafur ATLAN
| |
|
Amaç: Bu çalışmada sadece anne sütü (SAS) ile beslenen, 5 aydan küçük bebeklerin annelerinin Ramazan ayında oruç tutma durumları ile ek gıdaya başlamaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı.
Yöntem: Sağlam çocuk polikliniğinde izlenen ve Ramazan ayının başlangıcında SAS aldığı belirtilen 136 bebek ve annesi çalışma kapsamına alındı. Verilerin toplanmasında bu bebeklerin anneleriyle Ramazan ayı (Mayıs 2002) bittikten sonraki ay içinde yüz yüze görüşme yapıldı.
Bulgular: Çalışmada yer alan annelerin yarıya yakını (% 45.6) Ramazanda farklı sürelerle oruç tuttuğunu söyledi. Her üç anneden biri her gün oruç tutmuştu. Bunlar oruç tuttuğunu söyleyen annelerin önemli bir kısmını (% 75.8) oluşturmaktaydı. Bütün bebekler Ramazandan sonra da emzirilmeye devam etmişti, ancak 17 anne ek besine başlamıştı. Ek gıda veren annelerin oranı her iki grupta aynı bulundu. Oruç tutan annelerin eğitim düzeyi daha düşüktü. Oruç tutan ve tutmayan annelerin bebeklerinin yaş ortalamasının benzer ve oruç tutmayan grupta daha fazla annenin Ramazan ayında hayatında (işe başlama, taşınma, hastalık gibi) değişiklik olduğu saptandı. Oruç tutan ve tutmayan anneler arasında SAS verme oranı arasında fark bulunmadı.
Sonuç: Benzer çalışmalara farklı yerlerde ve yaza rastlayan Ramazan ayında tekrarlanmalıdır.
Anahtar kelimeler: Oruç, Ramazan, sadece anne sütü verme, sütçocuğu
|
The Effect of Ramadan Fasting on Breastfeeding
Aim: The aim of this study was to evaluate the effect of Ramadan fasting on exclusive breastfeeding rate during the first 6 months of life.
Methods: The study was conducted on 136 mother-infant pairs. All infants were being exclusively breastfed at the beginning of Ramadan. The data were collected from the Well-Child Clinic records and also by a questionnaire given to the mothers during the month following Ramadan.
Results: Of all mothers, 45.6 % fasted during Ramadan. Mean age of the infants was similar in the fasting and onn-fasting groups. Of all mothers, 12.5 % reported that they had started giving supplementary foods during Ramadan. At the end of the Ramadan month, the exclusive breastfeeding rate was similar in the fasting and non-fasting groups.
Conclusion: Similar studies should be carried in different settings and in summer Ramadan months.
Key words: Exclusive breastfeeding, fasting, infants, Ramadan
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):182-185, 2007
Solunum Yolu İnfeksiyonları ile Üriner Sistem İnfeksiyonlarının Birlikteliği
|
|
İlke ÖZAHİ İPEK, Lale PULAT SEREN, Erkan CAN, Abdülkadir BOZAYKUT
| |
|
Amaç: Solunum yolu infeksiyonu düşündüren müphem semptomlar ile çocuk polikliniğine başvuran ve ateşin nedeni tam açıklanamayan hastalarda üriner sistem infeksiyonu sıklığını belirlemek.
Gereç ve Yöntem: Çalışma ateş, öksürük ve burun akıntısı gibi solunum yolu semptomları ile polikliniklere başvuran 268 çocukta (yaş aralığı: 2 ay-16 yaş) gerçekleştirilmiştir. Solunum yolu infeksiyonu bulguları olan bu çocuklara, olası bir üriner sistem infeksiyonu birlikteliğini araştırmak amacıyla tam idrar tahlili ve idrar kültürü yapılmıştır. Kronik hastalığı, üriner sistem anomalileri, diğer konjenital malformasyonları olanlar ve polikliniğe başvurmadan önce antibiyotik kullananlar çalışma dışı bırakılmıştır.
Bulgular: 268 hastanın 41’inde (% 15.2) piyüri, 23’ünde de (% 8.5) idrar yolu infeksiyonu tespit edilmiştir. Piyüri saptanan 41 hastanın yalnızca 6’sında (% 14.6) idrar yolu infeksiyonu saptanırken, idrar kültüründe üreme olan 23 hastanın ise yalnızca 4’ünde (% 17.3) piyüri vardı. İdrar kültürlerinde en sık izole edilen patojen Escherichia coli (% 60.8)’ydi ve en yüksek oranda ilaç direnci ampisilin ve trimetoprim-sulfametoksazole karşı saptandı. İdrar yolu infeksiyonu olan çocuklardaki ateş oranı, idrar yolu infeksiyonu olmayanlara göre anlamlı yüksekti (p<0.01). Diğer semptomlar karşılaştırıldığında, her iki grup arasında anlamlı fark yoktu. İki ay-2 yaş arası çocuklarda idrar yolu infeksiyonu insidansı, diğer yaş gruplarına göre anlamlı yüksekti (p<0.05).
Sonuç: İki ay-2 yaş arası ateşli çocuklarda idrar yolu infeksiyonu varlığı özellikle araştırılmalıdır. İdrar yolu infeksiyonunun, solunum yolu infeksiyonu ile birlikte olabileceği anımsanmalı ve bu yaş grubunda, solunum yolu infeksiyonu semptomlarına ateş de eşlik ediyorsa idrar kültürü mutlaka yapılmalıdır.
Anahtar kelimeler: İdrar yolu infeksiyonu, ateş, solunum yolu infeksiyonu
|
The Coexistence of Respiratory System Infections and Urinary Tract Infections
Aim: To find out the frequency of urinary tract infections in patients admitted to outpatient clinics with vague symptoms pointing out to respiratory system infections but the origin of the fever is not exactly determined.
Material and Method: The study was conducted among 268 (aged between 2 months-16 years) children admitted to outpatient clinics with respiratory system symptoms like fever, cough and rhinorrhea. All these patients representing respiratory tract symptoms had urinalysis and urine cultures in order to search for the coincidence of urinary tract infections. Children having chronic diseases, abnormalities of urinary systems and other congenital malformations and who have used antibiotics prior to coming outpatient clinics were excluded.
Results: Pyuria was detected in 41 (15.2 %), urinary tract infection was detected in 23 (8.58 %) of 268 children. Among 41 patients with pyuria, urinary tract infection was determined in 6 (14.6 %) and in 23 children with positive urine culture only 4 (17.3 %) had pyuria. The most common pathogen was Escherichia coli (% 60.8) and ampicillin and trimetoprim-sulphametoxazole had the highest antibiotic resistance rates. Fever was significantly higher in patients with urinary tract infections than children without urinary tract infections (p<0.01). There was no statistically significant difference between other symptoms. The incidence of urinary tract infection was higher in infants aged 2 months-2 years than other age groups (p<0.05).
Conclusion: In febrile infants aged 2 months-2 years, attention must be paid to the presence of urinary tract infections. It must be remembered that urinary tract infections can coexist with respiratory system infections, so, urine cultures must be done in this age group if fever accompanies respiratory system symptoms.
Key words: Urinary tract infections, fever, respiratory system infections
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):186-190, 2007
Perinatal Asfiksi Risk Faktörleri
|
|
Nuriye Ayça GÜL, Serdar CÖMERT, Turgut AĞZIKURU, Berrin TELATAR, Yasemin AKIN, Ayça VİTRİNEL, Nadir GİRİT
| |
|
Amaç: Hastanemiz Yenidoğan Servisine Ocak 1999-Aralık 2005 tarihleri arasındaki 7 yıllık sürede perinatal asfiksi tanısı ile yatırılan 295 vakanın retrospektif olarak değerlendirilmesi, asfiksi görülme sıklığı ile altta yatan risk faktörlerinin ortaya konması.
Yöntem: Vakaların ve annelerinin hastane kayıtları retrospektif olarak, prenatal ve natal özellikler, demografik özellikler açısından değerlendirildi.
Bulgular: Toplam 295 (% 6.89) vaka perinatal asfiksi tanısı almıştı. Perinatal asfiksi görülme sıklığı 1000 canlı doğumda 10 olarak saptandı. Çalışmamızda çoğul gebelik, preeklampsi gibi gebelikle ilişkili sorunlar ile bozuk fetal kalp hızı, preterm doğum ve acil sezaryen doğum gibi intrapartum risk faktörlerinin asfiksi oluşumu açısından önde geldiği saptandı.
Sonuç: Asfiksi sıklığının ve buna bağlı perinatal mortalitenin azaltılması için, riskli gebeliklerde yeterli doğum öncesi bakımın verilmesi, tüm doğumlarda gerekli müdahale ve canlandırma yapabilecek sağlık personelinin temininin gerekliliği bir kez daha vurgulanmalıdır.
Anahtar kelimeler: Asfiksi, yenidoğan, risk faktörleri
|
Risk Factors in Perinatal Asphyxia
Aim: To evaluate 295 cases with perinatal asphyxia admitted to our Neonatology Unit retrospectively, between January 1999 and December 2005 and to determine the frequency of perinatal asphyxia and the predisposing risk factors.
Methods: The medical records of neonates with perinatal asphyxia and maternal records were retrospectively evaluated for prenatal, natal and demographic characteristics.
Results: A total of 295 (6.89 %) neonates were diagnosed to have perinatal asphyxia. The frequency of perinatal asphyxia was found to be 10 in 1000 live births in our hospital. We found that pregnancy related problems like multiple gestation and preeclampsia, and intrapartum risk factors such as decreased fetal heart rate, preterm delivery and emergency cesarean deliveries were the leading risk factors for perinatal asphyxia.
Conclusion: In order to decrease asphyxia and neonatal mortality, the importance of prenatal care of high-risk pregnancies and the availability of medical staff for optimum resuscitation in delivery room should be emphasized.
Key words: Neonate, asphyxia, risk factors
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):191-196, 2007
Yenidoğanların Göbek Bakımında Kullanılan Yöntemlerin Etkinliğinin Karşılaştırılması
|
|
Behice EKİCİ, Ayla BERKİTEN ERGİN, Pervin ŞAHİNER
| |
|
Amaç: Göbek bakımı, yenidoğanın sağlığının sürdürülmesinde en önemli bakımlardan biridir. Literatüre göre; göbek bakımında önerilen pek çok antiseptik sıvı bulunmaktadır. Alkol, povidion iyot, klorheksidin, üçlü boya, gümüş sülfadiyazin, basitrasin, heksaklorofen kullanılan antiseptiklerden bazılarıdır.
Çalışmamız, % 70’lik alkol, povidon-iyot + % 70’lik alkol, kuru bırakma yöntemlerinin etkinliğini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır.
Yöntem: Çalışmanın evrenini, tüm miadında doğan sağlıklı yenidoğanlar oluşturmuştur. Çalışma dört ayrı hastanede gerçekleştirilmiştir. Çalışma öncesi 10 yenidoğan ile pilot çalışma yapılarak anket ve izlem formunun güvenirliliği test edilmiş, her bir grup için 30 olmak üzere toplam 90 yenidoğan çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmada “Yenidoğan, Aile Bilgi ve Tanılama Formu”, “Göbek Kordonu İzlem Formu ve “Aile Eğitim Kitapçığı” ve ölçüm için standart mezur kullanılarak 3 araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan farklı yöntemlerin göbek düşme zamanı ve komplikasyonlar üzerine etkisi araştırılmıştır.
Bulgular: Çalışmaya alınan üç grubun ortalama göbek düşme zamanı karşılaştırıldığında; alkol grubunun 8.1±2.3 günde, povidon iyot + alkol grubunun 8.7±2.8 günde, kuru bırakma grubunda ise ortalama 6.1 ±2.1 günde göbek kordonunun düştüğü gözlenmiş ve gruplar arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.001). Ayrıca komplikasyonlar (nem, kızarıklık, kanama, pürülan akıntı, renk, ödem, koku) açısından incelenerek değerlendirilmiştir ve her üç grupta anlamlı farklılık gözlenmemiştir.
Sonuç: Araştırmadan elde edilen sonuçlardan yola çıkılarak göbek bakımında kuru bırakma yönteminde göbeğin Povidon-iyot + Alkol ve Alkol kullanımına oranla daha kısa sürede düştüğü bulunmuştur.
Kuru bırakma yönteminin herhangi bir solüsyon kullanılmadığı için maliyeti yoktur. Daha etkin olduğu belirlenen bu yöntemin göbek bakımında kullanılması çalışma verilerine dayanılarak söylenebilir.
Anahtar kelimeler: Yenidoğan, göbek kordonu düşme zamanı ve göbek kordonu bakımı
|
Comparison of the Effectiveness of Methods Used in Umbilical Cord Care for Newborns
Aim: Umbilical cord care is one of the most important care procedures in maintaining the well-being of the newborn. According to the literature, there are many antiseptic liquids to be used for umbilical cord care. Among these are alcohol, povidone iodine, chlorhexidine, triple dye, silver sulphadiazine, bacitracine, hexachlorophen.
The present study has been planned experimentally in order to determine the effectiveness of 70 % alcohol, povidone-iodine 70 % + alcohol and dry cord care methods.
Methods: The scope of the study covered all term newborn infants born in four hospitals. In order to test their reliability, the questionnaire and the follow-up form to be used in the study were tested on 10 newborns before the study was initiated. Ninety newborns (30 for each group) formed the sample.
The study was carried out by 3 researchers using “Newborn and Family Information and Diagnosis Form”, “Umbilical Cord Follow-up Form”, “Family Education Booklet” and a standard scale for measurements.
Results: Comparison among the three groups of the study showed umbilical cord separation time of 8.1±2.3 days for the group treated with alcohol, 8.7±2.8 days for the group treated with povidone iodine + alcohol and 6.1±2.1 days for the dry care group, revealing a highly significant difference among groups.
Treatments were also assessed in terms of complications (moisture, erythema, hemorrhage, purulent discharge, color, edema, smell) and no significant difference was noted among any of the three groups.
Conclusion: The results of the study demonstrated that umbilical cord separated more rapidly with dry cord care, when compared to treatments with povidone-iodine + alcohol or alcohol only. Dry cord care is free of cost, since it does not require use of solutions. In light of the results obtained, this more effective method may be encouraged.
Key words: Newborn, separation time of umbilical cord and umbilical cord care
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):197-200, 2007
Karbon Monoksit Zehirlenmesine Bağlı Ciddi Geç Nörotoksisite: Vaka Sunumu
|
|
A.Nurcan CEBECİ, Müferet ERGÜVEN, Nevin AĞAÇHAN, Murat TEKİN, Belma HALİLOĞLU
| |
|
Karbon monoksit (CO) renksiz, tatsız, kokusuz, non-irritan bir gaz olup, karbon içeren materyallerin tam yanmamasından dolayı ortaya çıkar. Orta derecede CO intoksikasyonda semptomlar; baş ağrısı, keyifsizlik, bulantı ve kusma, bellek değişiklikleridir. Daha şiddetli intoksikasyonda ise, belirgin nörolojik bozukluklar ortaya çıkar. Hastaların az bir kısmında bilinç, dakikalar ile saatler arasında düzelir ve nörolojik ya da kognitif bozukluk ilerlemez, fakat daha ileride bu grup hastada nöropsikiyatrik ve davranışsal değişikliklerle karakterize gecikmiş ensefalopati ortaya çıkabilir. Bu çalışmada CO zehirlenmesinden 5 gün sonra konvülziyon ile başvuran, manyetik rezonans görüntüleme ile tipik bulguları saptanıp tanı konulan ve hiperbarik oksijen ile tedavi edilen 13 yaşında bir vaka sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Karbon monoksit, zehirlenme, manyetik rezonans görüntüleme, gecikmiş ensefalopati
|
Severe Late Neurotoxicity Due to Carbon Monoxide Intoxication: Case Report
Carbon monoxide (CO) is a colourless, tasteless, odourless and nonirritant gas, forming due to an incomplete combustion. Mild symptoms of CO poisoning include headache, malaise, nausea, vomiting and alterations in memory. Severe CO intoxication causes significant neurological disorders. In a small number of patients consciousness recovers in several minutes or hours and neurological or cognitive disorder does not progress, but after a latent period these patients may develop delayed encephalopathy which is characterized by neuropsychiatric and behavioural disturbances. In this report, we present a 13 years old patient who was admitted with seizure 5 days after CO poisoning, diagnosed by MRI with typical findings and treated with hyperbaric oxygen.
Key words: Carbon monoxide, poisoning, magnetic resonance imaging, delayed encephalopathy
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):201-203, 2007
Yenidoğanda Özofagus Atrezisi ve Trakeoözofageal Fistül: Vaka Sunumu
|
|
Sema YILMAZ, Erdoğan SOYUÇEN
| |
|
Özofagus atrezisi (ÖA) ve trakeoözofageal fistül (TÖF), beslenme ve solunum sorunlarından dolayı yaşamın ilk birkaç saatinde acilen tanı konulması gereken konjenital bir anomalidir.
Bu defet, oral sekresyon artışı ve beslenme anında aspirasyon ve regürjitasyona yol açar. Trakeoözofageal fistülü olan bebekte, ağlama ve öksürme anında, hava fistül yolu ile mideye geçer, sonuç olarak mide ve ince barsak genişler. Solunum sorunu olan yenidoğanlarda özafagus atrezisi tanısının hemen ve kolayca konulabileceğinin ve acilen çocuk cerrahisine sevk edilmesinin önemini vurgulamak amacıyla bu vaka sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Özofagus atrezisi, trakeoözofageal fistül, konjenital hastalık
|
Esophageal Atresia and Tracheoesophageal Fistula in the Newborn: Case Report
Esophageal atresia (EA) and tracheoesophageal fistula (TEF) are congenital malformations that should be promptly diagnosed in neonates with feeding difficulties and respiratory problems within the first few hours of life. This defect leads to persistent drooling and aspiration or regurgitation of food after attempted feedings. When infants with TEF, cough or cry, air enters the stomach through the fistula and as a result the stomach and small intestine become dilated. We would like to emphasize early diagnosis of EA in neonates with respiratory distress and the importance of timely referral to a pediatric surgery department.
Key words: Esophagus atresia, tracheoesophageal fistula, congenital disorder
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):204-206, 2007
Asemptomatik Ailesel Hipertrigliseridemi: Üç Vaka Sunumu
| |
A.Neşe ÇITAK KURT, Özlem ELKIRAN, Derya BENZER, Saadet AKARSU, Erdal YILMAZ, A. Denizmen AYGÜN
| |
|
Ailesel hipertrigliseridemi ender görülen otozomal dominant kalıtımlı bir hastalıktır. Açlık plazma trigliserid düzeyi genellikle 250-1000 mg/dl, kolesterol düzeyi normal ya da hafifçe artmış, yüksek dansiteli lipoprotein genellikle azalmıştır. Çocukluk döneminde genellikle bulgu vermez, ancak normal populasyona göre artmış ateroskleroz riski taşırlar. Bu yazıda ailesel hipertrigliseridemi tanısı alan asemptomatik 3 vaka sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Ailesel hipertrigliseridemi, çocuk, asemptomatik
|
Asymptomatic Familial Hypertriglyceridemia: Report of Three Cases
Familial hypertriglyceridemia is a rare autosomal dominat disorder. The fasting plasma triglyceride levels usually range between 250-1000 mg/dl with normal to mildly increased cholesterol levels and decreased high density lipoproteins levels. Clinical signs of disease are not seen in childhood, but patients have higher risk of atherosclerosis than normal population. Three cases diagnosed as familial hypertriglyceridemia and who were completely asymptomatic are presented.
Key words: Familial hypertriglyceridemia, child, asymptomatic
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):207-209, 2007
Geç K Vitamini Eksikliği Tanısına Götüren Zararlı Geleneksel Tıp Uygulaması: Vaka Sunumu
|
|
Ali AYÇİÇEK, Dudu AYÇİÇEK, Akın İŞCAN
| |
|
Geleneksel tedavi yöntemleri hastalıkların üstesinden gelmek için binlerce yıldır kullanılmaktadır. Modern tıp alanındaki bütün gelişmelere rağmen, bu tür tedaviler şaşırtıcı bir şekilde devam etmektedir. Bu tedavi şekilleri kronik hastalıklarda ve kırsal alandaki çocuk hastalarda daha sıklıkla uygulanmaktadır. Geleneksel tıp tedavi uygulaması olarak dikiş iğnesi batırılan 10 aylık kız hasta frontal ve temporal bölgelerde durdurulamayan sızıntı tarzı kanama yakınması ile getirildi. Muayene ve tetkik sonucunda geç K vitamini eksikliğine bağlı kanama tanısı kondu. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan zararlı geleneksel tıp uygulamalarına dikkat çekildi.
Anahtar kelimeler: Halk tıbbı, geleneksel tıp, alternatif tedavi, tıp dışı tedavi, geç vitamin K eksikliği
|
A Harmful Traditional Healing Practice Leading to the Diagnosis of Late Onset Vitamin K Deficiency: Case Report
Traditional healing practices have long been used in the management of diseases. Despite all developments in modern medicine, the use of traditional therapies surprisingly continues. These methods are often used to treat chronic diseases or sick children in rural areas. We report a ten-month-old girl, who was admitted with continuous bleeding from temporal and frontal sites after being pricked by a sewing needle as a method of traditional medicine. Physical examination and laboratory evaluation revealed the bleeding to be the result of late vitamin K deficiency. Harmful traditional healing practices which are important public health problems are emphasized.
Key words: Alternative therapies, traditional harmful medicine, alternative medicine, vitamin K deficiency, hemorrhagic disorders
|
|
Çocuk Dergisi 7(3):210-212, 2007
Keratit-İktiyozis-Sağırlık Sendromu: Vaka Sunumu
|
|
Faruk İNCECİK, Özlem SANGÜN, Cenk AKÇALI, Ertap AKOĞLU, Lütfü SAVAŞ, Esin ATİK
| |
|
Onüç yaşında keratit, iktiyoz sağırlık (Keratitis-Ichthyosis-Deafness=KID) sendromu tanısı konmuş bir kız çocuğu sunulmaktadır. Hastalığa eşlik eden klinik bulgular, saç, tırnak ve diş anomalileridir. Keratit, KID sendromunun önemli bir komponenti olmakla birlikte, hastamızın fotofobi ve bilateral konjenktival infeksiyon gibi farklı oftalmolojik bulguları bulunmaktaydı. Vaka, bu ender görülen sendromun farklı klinik özelliklerine dikkat çekmek için sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Keratit, iktiyozis, sağırlık
|
Keratitis-Ichthyosis-Deafness (KID) Syndrome: A Case Report
Thirteen years-old girl patient with keratitis, ichthyosis, and deafness (KID) syndrome is presented. Hair, nail and tooth abnormalities are the additional clinical features of the disease. Although keratitis is an important component of the triad of KID syndrome, this patient has other ophthalmologic signs like photophobia and bilateral conjunctival infection. This case is presented in order to point out to the different features of this rare syndrome.
Key words: Keratitis, ichthyosis, deafness
|
|
|