 |
|
 |
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):67-73, 2007
Menopozal Semptomların Tedavisinde Fitoöstrojenlerin Yeri
|
Aslı SOMUNKIRAN
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD, Düzce
| |
|
Hormon replasman tedavisinin kalp damar sistemi üzerine etkilerini araştıran prospektif, randomize, kontrollü çalışmaların sonuçlarının yayımlanmasını takiben tüm dünyada menopozal semptomların tedavisinde hormon kullanımına karşı ilgi azalmıştır. Özellikle menopozdaki hastaları hedef kitlesi olarak belirleyen, sıcak basması gibi vazomotor semptomlara etkili olabileceği düşünülen, bitkisel kökenli ürünlere eğilim oluşmuştur. Bu durum bitkisel kökenli ürünlerin etkinlik ve güvenirlik açısından irdelenmesini zorunlu kılmıştır. Bu yazıda fitoöstrojenlerin sıcak basması, kardiyovasküler sistem, meme, endometriyum ve bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisini araştıran, prospektif, randomize, kontrollü çalışmaların bir analizi yapılmıştır. Kanıta dayalı tıp çerçevesinde değerlendirildiğinde fitoöstrojenlerin klimakterik semptomlar üzerine toplam etkinliği -en iyimser şekliyle- standart östrojenlerle sağlanan etkinin yarısı kadardır. Ayrıca meme üzerine olumlu etkileri ancak yaşamın ilk yıllarından ya da en geç puberteden itibaren düzenli olarak soya ağırlıklı beslenildiği takdirde görülmektedir. Kardiyovasküler sistem üzerine koruyucu etkilerinin olduğu şeklindeki spekülasyonlar metaanalizlerde gösterilememiştir. Uzun süreli kullanımda endometriyal hiperplaziye neden oldukları bildirilmiştir. Sonuç olarak fitoöstrojenlerin klimakterik semptomlar için hormon replasman tedavisine alternatif olarak kullanılmalarını gerektirecek kadar etkin ve güvenilir oldukları henüz kanıtlanamamıştır.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):67-73, 2007
Anahtar kelimeler: Fitoöstrojen, İsoflavon, Menopoz, Soya
|
The Effect of Phytoestrogens on the Relief of Menopausal Symptoms
The compliance to hormone replacement therapy is decreased all over the world after the release of the findings from randomized, prospective, controlled trials about the cardiovascular effects of hormone therapy. The interest around dietary supplement products specifically targeting women in menopause have increased. The raise in their popularity makes it necessary to examine the efficacy and tolerability of these compounds. This review analyzes the prospective, randomized, controlled trials investigating the effects of phytoestrogens on hot flashes, cardiovascular system, breast, endometrium, and cognitive functions.
The overall efficacy of these compounds in the climacteric symptoms is, at best, about half of that obtained with standard hormone replacement therapy. Only soy nutrition from the beginning of life onwards, particularly during puberty, may have mammary cancer preventing effects. The meta-analysis failed to show their cardioprotective effects. Long-term treatment with soy phytoestrogens was associated with an increased occurrence of endometrial hyperplasia. As a result the efficacy and safety of phytoestrogen treatment, as an alternative to hormone replacement therapy in preventing menopausal symptoms, is not proven yet.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):67-73, 2007
Key words: Phytoestrogen, Soy, Isoflavone, Menopause
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):74-78, 2007
Endometriozise Bağlı Infertilitede Yenilikler
|
Murat BERKKANOĞLU1,2, Neil G. MAHUTTE1, Aydın ARICI1
1Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Jinekoloji ve Obstetrik Ana Bilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji Bölümü, New Haven, CT, A.B.D.
2Antalya IVF, Antalya
| |
|
Endometriozis, sık rastlanan jinekolojik hastalıklardan biridir. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık % 3 ile 10’nunda görülür. 1860 yılında von Rokitansky tarafından ilk tanımlanmasından bu yana bir asırdan fazla geçmiş olmasına rağmen endometriozis ile ilgili mekanizmalar halen tam olarak anlaşılamamıştır.
Endometriozis ile infertilite arasındaki ilişki de biraz karmaşıktır. Endometriozisde, uterusun fallop tüplerine zarar oluştuğunda oluşan infertiliteyi anlamak kolaydır. Buna karşın, böyle bir durum olmadığı durumlarda da fertilitenin azaldığı gösterilmiştir. Endometriozisde, bu subfertiliteye yol açan başlıca dört nedenin olabileceği düşünülmektedir. Bunlar; 1) bozulmuş bir folikülogenez, 2) azalmış fertilizasyon, 3) folikül, periton ve reprodüktif kanal sıvılarındaki iltihabi faktörler ve 4) implantasyondaki bozukluklardır. Bu basamaklar teker teker ele alınacaktır. Endometriyomalar, geçirilmiş cerrahi işlemler ve verici (donor) oositleri hakkında da bilgi verilecektir.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):74-78, 2007
Anahtar kelimeler: Endometriozis, Folikülogenez, Fertilizasyon, İmplantasyon, İmmunoloji, Endometriyum, Endometriyoma
|
New Approaches in Endometriosis Related Infertility
Endometriosis is a common gynecologic disorder. Its incidence is 3-10 % in reproductive age women. Endometriosis is still a poorly understood condition although more than a century has passed since its first description in 1860 by von Rokitansky.
The association between endometriosis and infertility is complex and controversial. Although advanced stages of endometriosis may manifest easily recognizable infertility factors, such as tubal distortion/obstruction, the mechanisms underlying reproductive dysfunction in women with minimal or mild endometriosis are more subtle. Nevertheless, considerable recent evidence suggests four principal factors likely to contribute to endometriosis-associated infertility. These etiologies include 1) impaired folliculogenesis, 2) decreased fertilization, 3) inflammatory factors in follicular fluid, peritoneal cavity and reproductive tract, and 4) implantation defects. In the following review each of these will be closely examined. In addition, information about endometriyoma, previuos surgical history and donor oocytes will be given.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):74-78, 2007
Key words: Endometriosis, Folliculogenesis, Fertilization, Immunology, Implantation, Endometriyum, Endometriyoma
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):79-83, 2007
Vakum Ekstraksiyonunun Maternal ve Neonatal Sonuçları
|
Özgür DUNDAR, Levent TÜTÜNCÜ, Ercüment MÜNGEN, Murat MUHCU, Serkan BODUR, Yusuf Z. YERGÖK
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
| |
|
AMAÇ: Kliniğimizde vakum ekstraksiyonu uygulanan gebeliklerin değişik yönlerden değerlendirilmesi.
MATERYAL ve METOD: Ocak 2001-Mart 2006 tarihleri arasında kliniğimizde vakum ekstraksiyonu uygulanan 44 olgunun arşiv dosyaları retrospektif olarak incelenerek çalışmaya dahil edildi. Maternal sonuçlar; anne yaşı, gebelik haftası, gravida, parite, akut fetal distres, oksitosin kullanımı, perineal yırtık derecesi, postpartum anemi, postpartum hastanede kalış süresi açısından değerlendirildi. Neonatal sonuçlar; doğum ağırlığı, cinsiyet, 1. ve 5. dk. Apgar skoru, resusitasyon gerekliliği, clavicula kırığı, kafa travması (intrakranial kanama, subdural veya sefal hematom), hiperbilirubinemi, respiratuar distres sendromu ve hastanede kalış süresi açısından değerlendirildi.
BULGULAR: Vakum ekstraksiyon uygulama oranı tüm doğumlar içerisinde yaklaşık % 0.9 idi. Vakum ekstraksiyonunun 8 olguda (% 18) doğumun ikinci evresinin ilerlemesinde duraklama sonucu uygulandığı, 36 olguda (% 82) ise fetal distres sonucu uygulandığı saptandı. Maternal sonuçlar incelendiğinde; 44 olgunun 3'ünde (% 7) epizyotomi uzaması, 4'ünde (% 9) 10 perineal yırtık, 2'sinde (% 5) 20 perineal yırtık ve 1'inde (% 2) 30 perineal yırtık saptandı. Olguların 7'sinde (% 16) postpartum anemi saptanırken hiçbir olguya kan transfüzyonu yapılmadı. Neonatal sonuçlar incelendiğinde; 1. dakika Apgar skoru 5 olguda (% 11) 8'in altında iken bu olguların 7'sinin 5. dk. Apgar skoru 10 olduğu sadece 1 olgunun (%2) 5. dk. Apgar skorunun 10'un altında olduğu izlendi. Hiçbir olguda kafa travması, sarılık, respiratuar distres sendromu, clavicula kırığı saptanmadı. Başarısızlık nedeniyle 3 olguda (% 6) sezaryan ile doğum yaptırıldı.
SONUÇ: Vakum ekstraksiyon ile olan doğumların çoğu komplikasyonsuz sonuçlanmasına rağmen, kesinlikle risksiz ve eleştiriden uzak değildir.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):79-83, 2007
Anahtar kelimeler: Vakum Ekstraksiyonu, Operatif Vajinal Doğum, Neonatal Morbidite
|
Maternal and Neonatal Results of Vacuum Extraction
OBJECTIVE: To evaluate the vacuum extraction deliveries from different aspects in our department.
STUDY DESING: 44 vacuum extraction cases who were delivered in our clinic between January 2001 and March 2006 were analysed retrospectively and included to this study. Maternal outcomes were evaluated by the use of following criterias: maternal age, gestational age, gravidity, parity, acut fetal distress, the need for oxytocin usage, degree of perineal laceration, degree of postpartum anemia, length of postpartum hospitalization period. Neonatal outcomes were evaluated according to birth weight, sex, first and fifth minutes Apgar score, need for resusitation, clavicula fracture, head trauma (intracranial hemorrhage, subdural or cephal heamatomas), hyperbilirubinemia, respiratuary distress syndrome and hospitalization period.
RESULTS: The incidence of vacuum extraction was found to be 0.9 % amoung all births. The indications for vacuum extraction were fetal distress in 36 cases and arrest of second stage of labor in eight cases with ratios of 82 % and 18 %, respectively. Complications and their frequencies according to evaluation of maternal results were lengthen of episiotomy laceration in three (7 %) of the cases, first degree perineal laseration in four (9 %) of the cases, second degree perineal laceration in two (5 %) of the cases, third degree perineal laceration in only one (2 %) of the cases and postpartum anemia was recorded in 7 (16 %) of the cases but transfusion was not needed for any of them. Although first minute Apgar score were observed under 8 in 5 of the 44 (11 %) neonates, this situation was perisistant in only one (2 %) case according to fifth minute score of Apgar. Need for resusitation, fracture of clavicula, head trauma, hyperbilirubinemia, and respiratuary distress syndrome was not observed in any of the 44 neonates. Three of the cases in this study were delivered by caesarean section due to the failure of vacuum extraction.
CONCLUSION: Vacuum extraction delivery has never been free from criticism, and is certainly not without risks, although most vacuum extraction deliveries have normal outcomes.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):79-83, 2007
Key words: Vacuum Extraction, Operative Vaginal Delivery, Neonatal Morbidity
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):84-87, 2007
Doğu Anadolu’da Bir Üniversite Hastanesinde Nöral Tüp Defekti Olgularının Değerlendirilmesi
|
Yaprak ENGİN-ÜSTÜN, Yusuf ÜSTÜN, Ilgın TÜRKÇÜOĞLU, Bülent SEZGİN,
M. Mutlu MEYDANLI, Ayşe KAFKASLI
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Malatya
| |
|
AMAÇ: İnönü Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda 2004-2006 yılları arasında nöral tüp defekti tanısı konan yada bölümümüze bu tanıyla refere edilen olgularının değerlendirilmesi.
MATERYAL ve METOD: Bu çalışmada 2004-2006 yılları arasında İnönü Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde nöral tüp defekti tanısı konan yada bölümümüze bu tanıyla refere edilen hastalar değerlendirildi. Olgulara, prenatal dönemde radyoloji raporu ile tanı konuldu.
BULGULAR: Çalışma kapsamında 14 spina bifida, 13 anensafali, 8 spina bifida ile birlikte hidrosefali, 9 spina bifida ile birlikte akrani saptandı. Olguların 9’unun primer olarak bölümümüzde tanı alıp, takip ve tedavi edildiği, 35 olgunun diğer bir merkezden kliniğimize refere edildiği tespit edildi. Çalışma sürecinde kliniğimizde 3877 doğum olduğu görüldü. Nöral tüp defekti insidansı, dışardan refere edilen hastalar dahil edilmediğinde 2.3/1000 olarak hesaplandı. Gebelerin ortalama yaşları 27.5±5.1, tanı anında gestasyonel yaşları 23 (13-41) hafta, vücut kitle indeksleri 25.9±3.6 kg/m2 idi. Gravida 2 (1-9) iken parite 1 (0-6) olarak saptandı. Çalışma kapsamındaki olguların % 34’ünün 3. trimesterde tanı aldığı ve % 63.6’sının takipsiz olduğu ve hiçbirisinin gebelik öncesinde ve gebeliğin erken döneminde folik asit kullanmadığı tespit edildi.
SONUÇ: Folik asid desteği ve antenatal tarama her gebeye ulaştırılmalıdır.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):84-87, 2007
Anahtar kelimeler: Nöral Tüp Defekti, Prenatal Tanı, İnsidans
|
Evaluation of Cases with Neural Tube Defects in an University Hospital in Eastern Anatolia
AIM: To evaluate cases of neural tube defects detected at or referred to Inonu University Faculty of Medicine Gynecology and Obstetrics Department between 2004 and 2006.
DESING STUDY: In this study, cases of neural tube defects detected at or referred to Inonu University Faculty of Medicine Gynecology and Obstetrics Department between 2004 and 2006 were evaluated. Cases were identified by a definitive prenatal radiology report.
FINDINGS: There were 14 cases with spina bifida, 13 with anencepaly, 8 with spina bifida and hydrocephaly, 9 with spina bifida and acrani. Nine cases were primarily diagnosed and treated in our hospital whereas 35 were referred from other hospitals. During the study period, 3877 deliveries were performed in our clinic. When referrals from other hospitals were excluded, the incidence of neural tube defect was calculated as 2.3 per 1000 deliveries. Mean maternal age was 27.5±5.1 years and body mass index was 25.9±3.6 kg /m2. Median gestational age at the time of diagnosis was 23 (13-41) weeks, gravida was 2 (1-9) and parity was 1 (0-6). Thirty four percent of cases were diagnosed in the third trimester and 63.6 % of cases were not under routine control. None of the patients used folic acid before of during the pregnancy.
CONCLUSION: Folic acid supplementation and antenatal screening is mandatory for all pregnancies.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):84-87, 2007
Key words: Neural Tube Defects, Prenatal Diagnosis, Incidence
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):88-95, 2007
Kadınlarda Üriner İnkontinans Prevelansı ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi
|
Alaettin ÜNSAL, Didem ARSLANTAŞ, Mustafa TÖZÜN
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Eskişehir
| |
|
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Eskişehir ili Mahmudiye ilçe merkezinde ikamet eden 20 ve üzeri yaş grubundaki kadınlarda Üriner İnkontinans görülme sıklığını belirlemek, Üriner İnkontinans ile ilişkili bazı risk faktörlerini saptamak ve Üriner İnkontinansın yaşam kalitesi üzerine olan etkisini araştırmaktır.
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma bir tarama olup, ilçe merkezinde ikamet eden toplam 1224 kadından ulaşılan 787’si (% 64.3) çalışma grubunu oluşturdu. Demografik özellikler, tıbbi-obstetrik öykü ve Üriner İnkontinans ile ilgili sorular içeren bir anket yüz-yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde SF-36 ölçeği kullanıldı. Boy ve vücut ağırlığı ölçülerek Vücut Kitle İndeksi hesaplandı.
BULGULAR: Çalışma grubunda Üriner İnkontinans prevelansı % 46.0 (362 kişi) olarak saptandı. En çok görülen tip Stress Üriner İnkontinans (% 42.2) idi. Düşük öğrenim düzeyi, fazla doğum sayısı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, depresyon, çocuklukta nokturnal enürezis öyküsü, menopoz ve obezite Üriner İnkontinans için önemli risk faktörleri idi. Üriner İnkontinansı olan kadınlarda yaşam kalitesi daha düşük bulundu. Üriner İnkontinans şiddeti ile yaşam kalitesi arasında ters ve anlamlı bir ilişki vardı.
SONUÇ: Üriner İnkontinans, kadınlar arasında yaygın bir sağlık sorunu olup, bu konuda daha çok sosyolojik ve tıbbi çalışmalar yapılması ve topluma Üriner İnkontinans hakkında sağlık eğitimi verilmesi gerektiği kanısına varıldı.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):88-95, 2007
Anahtar kelimeler: Kadın, Üriner İnkontinans, Prevelans, Risk Faktörleri, Yaşam Kalitesi
|
The Prevelance of Urinary Incontinence Among Women and Its Effects on the Quality of Life
AIM: The objective of this study is to determine the frequency of urinary incontinence among the women at and over 20 age and living in the town of Mahmudiye in Eskişehir , to determine the risk factors associated with urinary incontinence, and to examine the effects of the urinary incontinence on the quality of life.
STUDY DESING: This is a cross study and the sample of this study is 787 women reached of the total 1224 (% 64.3) women living in the town center. The questionary conducted in face to face method consisted of questions pertaining to demographic characteristics, medical- obstetric story, and urinary incontinence. The SF-36 scale was used in assessing of the quality of life. The body mass index was calculated by measuring the weight and the length of the body.
RESULTS: The prevalence of urinary incontinence was % 46.0 (362 women) in the study grub. The most common type of urinary incontinence was the one related to distress (% 42.2). The crucial risk factors affecting urinary incontinence were low education level, the number of child delivery over certain number, recurrent urinary infection, Chronic Obstructive Pulmonary Disease, the story nocturnal enuresis in childhood, menopause, and obesity. The quality of life of the women with urinary incontinence was lower. It was found that there is a significant and negative correlated relation between urinary incontinence and the quality of life.
CONCLUSION: It has been concluded that urinary incontinence is a common disorder among women and more social and medical study on this area and more educational programs related to urinary incontinence are needed.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):88-95, 2007
Key words: Women, Urinary Incontinence, Prevalence, Risk Factors, the Quality of Life
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):96-103, 2007
Gebelikte Yaş İle Kaygı Düzeyi Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
|
Semra AKKÖZ1, Ali ACAR2
1Gaziantep Üniversitesi Kilis Sağlık Yüksek Okulu, Gaziantep
2Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hast ve Doğum AD, Konya
| |
|
AMAÇ: Gebelikte yaş ile kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma Konya il merkezindeki Dr. Faruk Sükan Doğumevi, SSK Organize Doğumevi ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde, gebe polikliniğine başvuran birinci ve ikinci trimesterdeki toplam 100 gebe üzerinde yapılmıştır. Beck Anksiyete ölçeği kullanılarak gebelerdeki kaygı düzeyi araştırılmıştır. Verilerin istatiksel analizinde Kruskal Wallis varyans analizi, Ki-Kare testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan gebelerin, yaş gruplarına göre ankete verdikleri cevaplar değerlendirildiğinde, 17-20 yaş grubundaki gebelerde fizyolojik rahatsızlıklar diğer yaş gruplarına oranla yüksek saptandı (p < 0.05). Çalışma grubunda, baş dönmesi veya sersemlik, titreklik, kontrolü kaybetme korkusu ve midede hazımsızlık ya da rahatsızlık hissi, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p < 0.05). Yaş ile kaygı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Ancak gebelik haftası ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki saptanmadı (p<0.05).
SONUÇ: Gebelikte yaş ilerledikçe kaygı düzeyi de artmaktadır.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):96-103, 2007
Anahtar kelimeler: Gebelik ve Kaygı, Anksiyete, Gebelik ve İleri Anne Yaşı
|
Determination of Relation Between Anxiety Levels and Age Factor of Pregnant Women
OBJECTIVE: Determination of relation between anxiety levels and age factor of pregnant women
STUDY DESING: This study was conducted in city of Konya, Dr. Faruk Sükan Department of Obstetrics, SSK Department of Obstetrics and Selçuk University of Faculty of Medicine, Department of Obstetrics and Gynecology. Total 100 pregnant women were used as a materials (in the first and second trimester). Anxiety levels of the pregnant women were determined by (using) Beck Anxiety Envantery. Statistical analysis done with Kruskal Wallis variance analysis, Chi-Square and Wilcoxon sign test.
RESULTS: The questionaire that were answered by pregnant women taken into the study as a each age groups were determined, concluded that pregnant women age 17-20 were had more physiological disturbances than other age groups. Dizziness, trembling, fear of losing control and stomach problems were found to be statisticaly higher in the study group (p<0.05). Relation between age and anxiety levels were found to be statisticaly important (p<0.05). But there were not noticed relationship between week of pregnancy and anxiety levels (p>0.05).
CONCLUSION: Anxiety levels in the old age pregnant were found to be statisticaly higher than in the young age pregnant (p<0.05).
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):96-103, 2007
Key words: Pregnancy and Anxiety, Anxiety, Pregnancy and Old Maternal Age
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):104-108, 2007
Gebelikte Bulantı-Kusma, Etkileyen Faktörler ve Yaklaşımlar
|
Samiye METE, Gözde GÖKÇE
Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu
| |
|
Gebelikte bulantı kusma (GBK) gebelikte yaygın görülen bir sorun olup, genellikle gebeliğin 7-12. haftasıyla sınırlıdır. Hiperemesiz Gravidarum (HG)’da ise bulantı ve kusma gebelik süresince ciddi ve inatçı şekilde devam eder. GBK gebelerin yaklaşık % 80’inde görülürken, HG % 0.1-1’inde görülür. GBK’nın etiyolojisinde fizyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte etkili olduğu düşünülmektedir. Risk faktörleri ise tam olarak bilinmemekle birlikte fetusa ait, anneye ait ve sosyokültürel bazı faktörler öne sürülmektedir. Hastalığın şiddeti geliştirilen ölçüm araçları ile semptomların sıklığı ve süresi kaydedilerek belirlenmektedir. GBK’nın kadın, fetus, aile dinamikleri üzerine ve ayrıca toplumsal ve ekonomik alanda olumsuz etkileri vardır. Günümüzde gebelikte bulantı ve kusmanın önlenmesi veya hafifletilmesi için diyet ve yaşam stili değişiklikleri, akupunktur, akupressure, ve farmakolojik yaklaşımlar üzerine odaklanılmıştır. GBK’ya ne kadar erken müdahale edilirse o kadar iyi sonuç alındığı bilinmektedir. BK’nın erken tanılanması ve erken müdahale edilmesi sorunun büyümeden önlenmesine önemli katkı sağlayacaktır. Bu nedenle gebelikte BK’nın erken tanılanmasını sağlayacak risk skorları sistemlerine gereksinim vardır. Erken müdahale edildiğinde annenin yaşam kalitesi yükselebilir, fetüs ve aile sağlığı olumlu yönde etkilenebilir ve bunun sonucunda bulantı ve kusma sorununun ilerlemeden önlenmesi ile ülke ekonomisine katkıda bulunulabilir.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):104-108, 2007
Anahtar kelimeler: Gebelikte Bulantı Kusma, Hiperemezis Gravidarum, Gebelikte Bulantı Kusmada Yaklaşımlar
|
Nausea-Vomittig In Pregnancy, Influential Faktors and Approaches
Nausea and vomiting in pregnancy (NVP) is a commonly seen problem and is generally limited to the 7th-12th weeks of pregnancy. However in Hyperemesis Gravidarum (HG) the nausea and vomiting continue throughout the pregnancy in a serious and stubborn manner. NVP occurs in approximately 80 % of pregnancies but HG is only seen in 0.1-1 %. The etiology of NVP is thought to be related to a combination of physiological and psychological factors. Although the risk factors are not entirely known some sociocultural factors and factors related to the fetus and mother have been proposed. The severity of the problem is determined by recording the frequency and duration of symptoms which are recorded with tools that have been developed. NVP has negative effects on the woman, fetus and family dynamics and also in social and economic areas. To prevent or alleviate NVP today the focus is on diet and lifestyle changes, acupuncture, acupressure and pharmacologic approaches. It is known that the earlier NVP is treated the better the results that will be obtained. Early diagnosis of nausea and vomiting and early intervention will have an important part in preventing escalation of the problem. For this reason there is a need for a risk score system that will provide early diagnosis of NVP. When it is treated early the mother's quality of life can improve, the health of the fetus and family can be positively affected and as a result its negative affect on the country’s economy can be prevented by preventing the advancement of the problem of nausea and vomiting.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):104-108, 2007
Key words: Nausea and Vomiting in Pregnancy, Hyperemesis Gravidarum, Approaches to Nausea and Vomiting in Pregnancy
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):109-111, 2007
Gebe Bir Kadının Hissettikleri "Korkuyorum"
|
Emre YANIKKEREM1, Ümran SEVİL2, Derya YÜKSEL3, Gül KİTAPÇIOĞLU4
1Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu, Manisa
2Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, İzmir
3Manisa 10 Nolu Sağlık Ocağı, Manisa
4Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, İzmir
| |
|
Gebelik kadın hayatında pek çok açıdan değişimlerin olduğu bir dönemdir. Bu dönemde kadın yeni sosyal rolüne uyum sağlamaya çalışırken, psikolojik ve biyolojik değişimlerin etkisi altındadır. Bu değişimler beraberinde gebelik, doğum yapma korkusu, bebeğe ait korkular gibi bazı korkulara yol açabilir. Tüm gebelerin % 6-10’u fiziksel yakınmalar olarak tanımladıkları doğum korkusunu yaşarlar. Bu çalışmada 26 haftalık gebe bir kadının gebelik, doğum ve doğum sonrası döneme ait olumlu ve olumsuz duygularını, korkuları irdelenmiştir. Gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçte verilecek danışmanlık hizmetinde gebelik korkusuna da yer verilmelidir.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):109-111, 2007
Anahtar kelimeler: Gebelik Korkusu, Gebelik, Danışmanlık
|
A Pregnant Woman’s Feelings “I Have Fears”
Pregnancy is an event that changes many perspectives of a woman’s life. During pregnancy a woman prepares mentally for permanent life changes and new responsibilities after the birth of the infant. One in five pregnant women experiences moderate fear of childbirth, and 6-13 % of pregnant women experience severe, disabling fear of childbirth. In this study 26 weeks pregnant woman’s negative and positive experiences were examined. The counseling and support about pregnancy, giving birth and postnatal infant care should be effective.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):109-111, 2007
Key words: Fear of Pregnancy, Pregnancy, Counseling
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):112-117, 2007
Bir Olgu Nedeniyle Ani Fetal Ölümle Sonuçlanabilen Mekanik Umbilikal Kordon Kazaları ve Güncel Yaklaşım
|
Ertunç MEGA, Öznur GÖKÇEN, Furkan KAYABAŞOĞLU, Fahrettin KANADIKIRIK
TC Sağlık Bakanlığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
| |
|
Maternal fetal dolaşımın sağlanmasında olmazsa olmaz bir organ olarak
kabul edilmesi gereken umbilikal kordon gelişimsel ve mekanik anomalileri ile obstetrik pratiğin
en önemli tartışma konularından biridir. Mekanik patolojileri ile ani fetal ölüm tablosu yaratan
durumlar aile için beklenmedik bir katastrofi olması nedeniyle diğer fetal ölüm olgularından daha
farklı ele alınmalıdır.
Mekanik umbilikal kordon kazası nedeniyle ani fetal ölüm tablosu ile başvuran olgumuz özelinde patolojinin tanınmasına ve engellenmesine yönelik güncel yaklaşımların yanı sıra konuyla ilgili sorunları tartışmak amacıyla hazırladığımız olgu sunumumuzun gelecekteki araştırma konuları açısından yararlı olacağını düşünmekteyiz.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):112-117, 2007
Anahtar kelimeler: Umbilikal Kordon Kazaları, Gerçek Düğüm, Nukhal Kord, Kordon Dolaşması
|
On The Basis of a Case Mechanical Umbilical Cord Accidents Complicated by Sudden Fetal Death and Contemporary Approaches
Umbilical cord , so called “life way of the fetus” is an important organ in obstetrical practice with both developmental and mechanical pathologies. The entity must be discussed in a different pattern from all other maternal and fetal pathologies as a cause of fetal mortality both for the timing and the unexpectancy of catastrophy for the families. In the specific basis of the particular case who presented as a mechanical umbilical cord accident complicated with sudden fetal death , our aim is to discuss the problems in a contemporary approach both for diagnosis and controlling the mortality, as well as making projections to new research topics.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):112-117, 2007
Key words: Umbilical Cord Accidents, True Knot, Nuchal Cord, Cord Entanglement
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):118-121, 2007
Nörofibromatözis ve Gebelik: Üç Olgu Sunumu
|
Mehmet Nafi SAKAR, Talip GÜL
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Anabilim Dalı, Diyarbakır
| |
|
Hipertansiyon ve doğum sancılarının olması üzerine kliniğe yatırılan nörofibromatözisli 3 gebe obstetrik komplikasyonlar açısından değerlendirildi.
1. olguda preeklampsi ve miadında sancılı gebe, 2. olguda miadında sancılı gebe ve eski sezaryen 3. olguda preterm eylem ve derin anemi tanısı konuldu. 1. olgu sefalopelvik uyumsuzluk nedeniyle, 2. olgu kısa boy nedeniyle sezaryene alındı. 3. olguya ise aynı gün normal vajinal yolla doğum yaptırıldı. İlk iki olguda postpartum dönemde komplikasyon gelişmezken 3. olguda postpartum 3. günde hematokrit düşmesi ve akut batın tablosu gelişti. Operasyona alınan bu hastada retroperitoneal hematom saptandı. Aynı hastada postoperatif 11. günde hipertansiyon ve hemipleji gelişti. Çekilen BBT’de intrahemisferik kanama saptandı.
Gebelik ve nörofibromatözis konusunda tartışmalar mevcuttur. Nörofibromatözisli gebelerde, hipertansiyon, IUGR, ölü doğum, spontan aborsiyon, preterm eylem gibi komplikasyonların arttığını bildiren çok sayıda olgu sunumu mevcut olmakla birlikte geniş serili tek çalışmada nörofibromatözisin obstetrik komplikasyonları arttırmadığı bildirilmiştir. Bir olgumuzda gebelik, komplikasyonsuz seyretti. iki olgumuzda gebeliğin komplikasyonlarla seyretmiş olması; bu hastaların gebeliklerinin, tartışmalar ortadan kalkıncaya kadar dikkatli takip edilmesi gerekliliğini desteklemektedir.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):118-121, 2007
Anahtar kelimeler: Gebelik, Nörofibromatözis
|
Neurofibromatosis and Pregnancy: Three Case-Reports
Three pregnant women with neurofibromatosis were hospitalized due to hypertension and pain of labor were evaluated according to their obstetrical complications.
The first case was diagnosed as preeclampsia and term pregnancy with contractions while the second as prior cesarean section and term pregnancy with contractions and the third as preterm labor and deep anemia. Immediate cesarean section was performed due to cephalopelvic disproportion in the first case and low height in the second case. Besides, the third case had normal vaginal delivery on the same day. No postpartum complications were developed in the first two cases whereas in the third case a decreas in hematocrit level and acute abdomen were seen on the third day of postpartum period. Retroperitoneal hematoma was observed in this patient who was immediately taken to surgery. Hypertension and hemiplegia were seen in the patient on the postoperative 11th day. Intrahemispheric hemorrhage was reported in cranial computerized tomography.
There are several discussions on pregnancy and neurofibromatosis. It was reported, in the only large serial trial that neurofibromatosis does not increase the obstetrical complications; whereas there are also several case reports which demonstrate complications as hypertension, IUGR, stillbirth, spontaneous abortion, preterm labor are increased in pregnancies with neurofibromatosis. In one of the cases the pregnancy followed up without any complication. The existence of complications in the other two cases suggests that pregnancy of neurofibromatosis patients should be carefully followed up until the contradictions are entirely ended.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):118-121, 2007
Key words: Pregnancy, Neurofibromatosis
|
|
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):122-125, 2007
Fetal Bradikardi ile Ortaya Çıkan Maternal ve Neonatal Lupus: Olgu Sunumu
|
Bülent DEMİR1, Emine Seda GÜVENDAĞ GÜVEN2, Süleyman GÜVEN3
1Ergani Devlet Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Diyarbakır
2Sağlık Bakanlığı Etlik Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi, Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Ünitesi, Ankara
3Diyarbakır Asker Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Diyarbakır
| |
|
GİRİŞ: Fetal bradiaritmi tam kalp bloğu veya sinüs bradikardisinden kaynaklanabilir. Sinüs bradikardisinin en sık nedeni fizyolojik fetal baş veya kordon basısı iken, kalp bloğunun nadir nedenlerinden biri ise maternal sistemik lupus eritematozusdur.
OLGU SUNUMU: 25. gebelik haftasında fetal bradikardi tespit edilmesi nedeniyle, kliniğimize yatırılıp yapılan tetkikler sonucunda; ANA (+), ACA (+), LE hücresi (+), ASMA (+), Anti dsDNA (+), Anti Ro/SS-A (+) olarak saptanması ve destekleyici klinik bulgular ile SLE tanısı alan anneden doğan neonatal lupus olgusu sunulmuştur.
SONUÇ: Fetal bradikardi saptanan fetuslerin annelerinde nadir neden olan SLE açısından antikorları taranmalı, konjenital kalp hastalığı ile birlikteliği yönünden de fetal ekokardiyografi yapılmalıdır.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):122-125, 2007
Anahtar kelimeler: Fetal Bradikardi, Neonatal Lupus, SLE, Antenatal Tanı
|
Fetal Bradycardia Suggesting Maternal and Neonatal Lupus: A Case Report
BACKGROUND: Fetal bradyarrythmia may result from complete hearth block or sinus bradycardia. The most common cause for sinus bradycardia is physiologic which is due to transient fetal head or umbilical cord compression, while maternal systemic lupus erytematosis is a very rare cause of complete hearth block.
CASE REPORT: A case of fetal bradyarrythmia at 25th gestational weeks was investigated for possible etiologic factors in current clinic. Laboratory evaluation revealed that positive maternal serum titres of ANA, ACA, ASMA, Anti-dsDNA and Anti Ro/SS-A. In addition review of the maternal peripheral smear confirmed the presence of LE cells. Both clinical and laboratory findings confirmed the diagnosis of maternal systemic erytematosis and neonatal lupus for the presented case.
CONCLUSION: The mothers of fetal bradyarrythmia should be evaluated for SLE by screening antibodies. In addition, fetal echocardiography screening for current fetuses may be proposed for possible association with congenital hearth disease.
Journal of Gynecology and Obstetrics, 21(2):122-125, 2007
Key words: Fetal Bradycardia, Neonatal Lupus, SLE, Antenatal Diagnosis
|
|
|
 |
|
 |
 |
|
 |
|