 |
|
 |
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):68-73
Türkiye’de patolojinin gelişimi
|
Alp USUBÜTÜN, Gökhan GEDİKOĞLU
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
| |
|
Otopsi, patoloji biliminin gelişmesinde bir araçtır. Batı dünyasında Rönesans ile yaygınlık kazanmaya başlayan diseksiyon (teşrih) Osmanlı’da ancak 19. yüzyılda yapılabilmiştir. Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi Osmanlı’da tıp eğitiminde diseksiyonun gerekliliğini dile getiren bilinen ilk hekimlerdendir. Ancak Osmanlı’da ilk diseksiyon “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne”nin kuruluşuna da katkıda bulunan Dr. Charles Ambroise Bernard tarafından 1843’de gerçekleştiriyor. 1827’de kurulan ve Osmanlı’da tıp eğitiminin ilk modern aşaması olan Tıphane ve Cerrahhane-i Amire’de patoloji dersi verilmemektedir. Osmanlı’da ilk patoloji dersleri de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne”de verilmeye başlıyor. Almanya’da anatomik patoloji eğitimini tamamlayan Dr. Hamdi Suat (Aknar) İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi anatomik patoloji hocalığı yapıyor ve modern anlamdaki ilk patoloji bölümünü oluşturuyor. “1933 Üniversite Reformu” ile Darülfünun kapatılıyor ve “Üniversite Reform Komisyonu” aracılığıyla Hitler iktidarından kaçan birçok bilim insanına İstanbul Üniversitesi’nde çalışma olanağı sağlanıyor. Dr. Philipp Schwartz hem bu çok sayıdaki saygın bilim insanının ülkemize gelmesine önayak oluyor hem de İstanbul Üniversitesi’nde Patoloji kürsüsünde bir çok ilki gerçekleştiriyor. Patoloji eğitiminde pratik derslerin ağırlığı artıyor, Türkiye’de ilk kez klinikopatolojik toplantılar yapılıyor ve bilimsel otopsiler yaklaşık yılda 1000 sayısına ulaşıyor ve her öğrenci mutlaka bir otopsi izliyor. Türkiye’de patolojinin temellerinin atıldığı günlerden bu yana çok önemli gelişmeler oldu ve bugün ülkemizde dünyadaki gelişmeleri izleyen çok sayıda patoloji bölümü vardır.
Anahtar sözcükler: Patoloji, tarih, otopsi
|
Development of pathology in Turkey
Autospy is an important tool for the development of pathology as a science. In western civilisation dissection of human body became widespread with Renaissance, in contrast in the Ottoman Empire first dissection was not performed until the 19th century. Mustafa Behçet Efendi, head physician of the Empire, was one of the Ottoman physician who suggested the importance of dissection in the medical education. The first dissection was however performed by Charles Ambroise Bernard, a foreign physician who had been invited to help establishing a new medical school; “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne”, in 1843. The first modern medical schools called “Tıphane” and “Cerrahhane-i Amire” which were founded in 1827, did not have pathology courses. Pathology courses began in “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne”. Dr. Hamdi Suat (Aknar), educated in anatomic pathology in Germany, was the first pathologist who established the modern pathology in Turkey in “İstanbul Darülfünun” medical school. In 1933 “Darülfünün” was closed and İstanbul University was built and the “University Reform Commission” invited many scientists escaping from Nazi government to study in İstanbul University. Dr. Philipp Schwartz had an important role both in the invitation of these scientists and establishment of the pathology department in İstanbul University. Practical courses were increased, clinico-pathologic courses were organized for the first time and a lot of autopsies were performed, as high as 1000 autopsy per year, by Dr. Philipp Schwartz. More progress has takes place in Turkey over the years since pathology was first established. Today Turkey has many pathology departments which keep up with the worldwide advances in the field.
Key words: Pathology, history, autops
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):74-81
Handling and reporting of radical prostatectomy specimens: A practice survey among pathologists
|
Başak DOĞANAVŞARGİL1, İlke NALBANTOĞLU2, Mine HEKİMGİL1
Ege University Faculty of Medicine, Department of Pathology1, St. John Hospital and Medical Center Department of Pathology2, İZMİR
| |
|
Radikal prostatektomi materyalleri değerlendirme anketi: Nasıl örnekleniyor? Nasıl rapor ediliyor?
Radikal prostatektomi materyallerinin makroskopik inceleme yöntemleri ve üzerinde durulması gereken prognostik faktörler konusunda görüş ayrılıkları mevcuttur. Çalışmamız patoloji pratiğinin farklı kademelerindeki kişilerin görüşlerini almak amacı ile düzenlenmiş bir anket çalışması niteliğindedir. Katılımcılara kaç yıldır patoloji ile uğraştıkları, çalıştıkları kurumlar, çalıştıkları kurumlarda değerlendirilen yıllık genel biyopsi sayısı ve prostat materyallerinin sayıları yanısıra radikal prostatektomi materyallerini nasıl tespit ettikleri, örnekledikleri ve nasıl rapor ettikleri sorulmuş, yanıtlar güncel literatür bilgileri ışığında tartışılmıştır. Anketi yanıtlayan 103 katılımcının %55’i, yıllık biyopsi sayısı 10000’nin üzerinde olan merkezlerde çalışmaktadır. Bu merkezlerin %20’si üniversite/eğitim hastanesi dışı merkezlerdir. Sonuçlara göre radikal prostatektomi materyalinin tamamının örneklenmesi (%55) ve hacim hesaplaması (%25) yalnızca üniversite hastanelerinde uygulanmaktadır (sırasıyla p<0.001 ve p=0.02). “Tüm lambo kesit” yönteminin kullanılmadığı görülmüştür. Katılımcıların hiçbiri Gleason derecelendirme sistemi dışında bir sistem kullanmamaktadır, %19’u “tersiyer Gleason derecesi” hakkında yorum yapmakta ancak %10’u bunu “üçüncü en sık görülen patern” olarak tanımlarken, %8’i “tümörün %5’inden az en yüksek patern” olarak tanımlamaktadır. Sonuç olarak, Gleason skoru, ekstraprostatik yayılım, veziküla seminalis invazyonu ve cerrahi sınırların durumu gibi prognostik değeri kanıtlanmış özelliklerin tüm katılımcılar tarafından değerlendirildiği ve rapor edildiği; buna karşılık prognostik değeri çok yönlü çalışmalarla kanıtlanması gereken özelliklerin genellikle üniversite mensuplarınca araştırıldığı ve rapor edildiği görülmüştür.
Anahtar sözcükler: Radikal prostatektomi, prognostik faktörler, makroskopik inceleme, anket, Gleason derecelendirmesi
|
There are controversies on how to best sample and report radical prostatectomy specimens in order to accurately assess prognostic factors. The propensity for obedience to proposed guidelines are controversial likewise. We conducted a survey among Turkish pathologists and residents to assess the attitudes on this issue. Participants were asked about their pathology practice and how they fix, cut and sample the gland or report histologic-based prognostic factors. The results are discussed in the light of the current literature. Fifty-five percent of the 103 participants were studying in centers reporting over 10000 surgical specimens per year, 20% of which were non-university settings. The results showed that submission of whole gland (55%) and volume assessment (25%) were usually practiced in university hospitals (p<0.001 and p=0.02, respectively). Whole mount sectioning was not performed in any center. None of the participants use an alternative grading system, 19% comment upon tertiary Gleason pattern but define it as either the third most frequent pattern (10%) or the highest grade constituting less than 5% of tumor (8%). Prognostic factors of proven significance as Gleason score, extraprostatic extension, vesicula seminalis invasion, and margin status are searched and commented by all respondents while the factors that require validation in multivariate studies are generally assessed by university members.
Key words: Radical prostatectomy, prognostic factors, tissue sampling, survey, Gleason grading
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):82-86
Histogenesis of lipomatous component in uterine lipoleiomyomas
|
Filiz BOLAT1, Fazilet KAYASELÇUK1, Tuba CANPOLAT1, Serkan ERKANLI2, İlhan TUNCER1
Baskent University Faculty of Medicine, Department of Pathology1, Gynecology and Obstetrics2, ANKARA
| |
|
Uterus lipoleiomiyomlarının lipomatöz içeriğinin histogenezi
Düz kas ve yağ dokusundan oluşan uterus tümörleri lipoleiomiyom olarak adlandırılır ve nadiren görülürler. Bu tümörlerin kökeni hala tam olarak anlaşılamamıştır. Bu konuda az sayıda açıklayıcı çalışma vardır. Bu çalışmanın amacı uterus lipoleiomiyomlarındaki yağ hücrelerinin fenotiplerini immünhistokimyasal olarak belirlemek ve kökenlerini tanımlamaktır. Arşivimizde bulunan 10 uterus lipoleiomiyomuna ait doku örneği çalışmaya alındı ve vimentin, desmin ve HMB-45 ekspresyonu açısından immünhistokimyasal olarak incelendi. Çalışmaya alınan hastaların yaşları 31-63 yaş arasında idi (Yaş ortalaması: 53,5±9,9 yıl). Tümörlerin yedisi uterus korpusunda ve intramural yerleşimli idi. İki olgu subserozal ve bir olgu servikal yerleşim göstermekteydi. İncelemeye alınan tüm tümör örnekleri düzensiz düz kas lifleri ve büyük matür yağ hücreleri içermekteydi. Tümörlerdeki matür yağ dokusu oranı %5-95 arasında değişmekteydi. Örneklerde sitolojik atipi ve nekroz izlenmedi. Çalışmamızda yaptığımız immünhistokimyasal incelemede; vimentin ve desmin ile tümör düz kas hücrelerinde ve damarlar çevresindeki immatür mezenkimal hücrelerde belirgin pozitif boyanma saptandı. Tümör örneklerindeki yağ hücrelerinde aynı düzeyde vimentin ekspresyonu, ve zayıf ve değişen oranda desmin reaktivitesi saptandı. Tüm yağ doku hücrelerinde HMB-45 antijeni negatif olarak bulundu. Bununla birlikte, iki olguda iğsi tümör hücreleri HMB-45 ile zayıf pozitif boyanma gösterdi. Damarlar çevresi immatür mezenkimal hücrelerden köken alan ve/veya düz kas hücrelerinin progressif intrasellüler lipid depolaması sonucunda direkt matür yağ dokuya dönüşümü sonucu gelişebilen bu tümörlerin histogenezi immünhistokimyasal bulgulara göre de kompleks yapıdadır.
Anahtar sözcükler: Kadın genital sistemi, histogenez, lipoleiomiyom
|
Uterine neoplasms composed of an admixture of smooth muscle and adipose tissue are rare and have been designated as lipoleiomyomas. The origin of this tumor is still controversial and it has not been sufficiently studied. The aim of our study was to investigate the immunohistochemical phenotype of fat cells in uterine lipoleiomyomas so as to clarify their origin. Archived tissue samples of 10 uterine lipoleiomyomas were selected and analyzed immunohistochemically for vimentin, desmin, and HMB-45 expression. The patients ranged from 31 to 63 years of age (mean age 53.5±9.9). Seven tumors which affected the uterine corpus, showed intramural location; while two cases were subserosal, and one was in the cervix. All tumors were constituted by irregular bundles of smooth cells and mature large adipose cells. The amount of adipose component varied from 5 to 95% of the tumor mass. Cytological atypia and necrosis were not seen. Immunohistochemical investigations revealed obvious reactivity to vimentin and desmin in perivascular immature mesencyhmal cells and tumoral smooth muscle cells. Adipose cells in the tumors demonstrated uniform vimentin expression and inconsistent desmin immunoreactivity. All adipose cells were negative for HMB-45 antigen. However, HMB-45 antigen was weakly positive in spindle shaped tumor cells of two cases. In our study, the immunohistochemical findings suggest a complex histogenesis for these tumors, which may arise from perivascular immature mesencyhmal cells or direct transformation of smooth muscle cells into adipocytes by means of progressive intracellular storage of lipids.
Key words: Female genital tract, histogenesis, lipoleiomyoma
|
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):87-92
Patolojide bir kalite geliştirme programı deneyimi
|
Alp USUBÜTÜN, Özay GÖKÖZ, Pınar FIRAT, Arzu SUNGUR
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA
| |
|
Günümüzde kalite kavramı patoloji raporları için de önemli bir parametre haline gelmiştir. Kaliteyi sağlamanın önemli yollarından birisi akredite olmaktır. Bu çalışmada bölümü laboratuar akreditasyonuna hazırlamak amacıyla oluşturulan Kalite Kontrol Komisyonun “College of American Pathologists”in belirlediği “Anatomic Pathology Checklist”i referans alarak 1 yıllık süreyi gözden geçirme, sonuçları önceki dönemlerle karşılaştırma ve bu referansın kullanılabilirliğinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Komisyon checklist’te yer alan 104 başlıktan uygulanabilir 94 başlığı hedef seçti. Ulaşılamayan hedefler ve nedenleri araştırıldı. Bu süreçte “checlist” içinde yer alan kriterler gerçekleştirilmeye çalışıldı, klinisyenlere “Hekim Memnuniyeti Anketi” uygulandı. Rapor hazırlama sürecindeki aksaklıkları saptamak amacıyla sorun kayıt defteri oluşturuldu. Sonuçlar ilk değerlerle karşılaştırılarak sorunlar ve öneriler tartışıldı.
Çalışma sonunda 94 kriterin %87.2’sine ulaşıldığı saptandı. Anket sonuçları ve parametrelerin değerlendirmesine göre bazı sorunlara öncelik tanındı. Patologlara rapor onay verme süreleri her ay bildirildi ve ortalama süre 3.5 güne düştü. Frozen odasının ameliyathaneye taşınmasıyla frozen sonuç verme süresi olguların %63’ünde 20 dakikanın altına indi. Sorun kayıt defteri sorunlara tek tek ve çabuk ulaşarak sorun giderme ya da önleme çalışmalarını hızlandırdı. Histokimya ile immünhistokimya uygulamaları için kontroller oluşturuldu. Karşılanmayan 8 kriter, rapor etme süresi, bölüm içi ve dışı konsültasyon gibi iş gücü ve kişiler arası konsensus gerektiren durumlar ve laboratuvar teknik sorunları ile ilişkiliydi.
Doğru tanı ve tedavi için gerekli verileri içeren patoloji raporu düzenlemek ve akreditasyon sürecine hazırlanmak için kalite kontrol ve kalite güvencesi yöntemlerini kullanmak bir gerekliliktir. Böylelikle çalışma prensipleri düzenlenmekte, sorunlara rahat ulaşılmakta, çözüm önerileri tartışılarak uygulama öncesi döneme oranla olumlu sonuçlar elde edilebilmektedir.
Anahtar sözcükler: Patoloji, kalite kontrol
|
A quality improvement program in pathology
Quality becomes an important measure for pathology reporting. Accreditation is one of the principal ways for quality assurance. In this study, Anatomic Pathology Checklist defined by College of American Pathologists is used as a guide by Quality Control Committee formed as a prerequisite for laboratory accreditation of our department to evaluate 1 year period, compare the results with previous periods and test the reliability of this reference. The committee choose 94 relevant criteria out of 104. Unmet criteria and causes for these are searched for. A Physician Satisfaction Survey was applied. A problem record notebook was put on desk to ascertain the problems throughout the process. Last results are compared with the first data; problems and solutions are discussed.
At the end of the study, 87.2% of criteria were met. Priority was given to some of the problems according to the results of survey and evaluation of parameters. Average turnaround time decreased to 3.5 days when the pathologists were informed about this measurement. Frozen section turnaround time decreased to less than 20 minutes in 63% of cases after frozen section unit was transferred to the operating theatre. Notebook served for the quick catch up of problems and work-ups of solutions or prevention. Controls were formed for histochemistry and immunohistochemistry. Unmet 8 criteria were about turnaround time, intra- and interdepartmental consultation which requires extra work and concensus among people and, technical issues.
Quality control and quality assurance methods should be used for reports bearing accurate diagnosis and data concerning treatment and, preparation for accreditation. By this way, working procedures are formed, problems are easily seen, favourable results as compared to pre-evaluation period could be obtained by discussion of suggested solutions.
Key words: Pathology, quality control
|
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):93-97
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 2002-2006 yılları arasında tanı alan sinir sistemi tümörleri
|
Banu DOĞAN GÜN1, Burak BAHADIR1, Gamze NUMANOĞLU1, Gamze MOCAN KUZEY2, Bektaş AÇIKGÖZ3, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR1
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı2, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı3, ZONGULDAK
| |
|
Bu çalışmada, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı’nda sinir sistemine ait histopatolojik tanı alan olguların dağılımı ile ilgili tanısal ve epidemiyolojik frekans verilerini ortaya koymak amaçlanmıştır.
Ocak 2002-Şubat 2006 yılları arasındaki dönemde tanı alan santral ve periferik sinir sistemine ait tümörlerin patoloji raporları ve hastalara ait klinik bilgiler, dosya bilgileri gözden geçirilerek taranmıştır.
Yaklaşık beş yıllık dönemde sinir sistemine ait tümörlerin oranı %0.51’dir. Davranışlarına göre %55’i benign, %43.5’i malign ve %1.5’i ise “borderline” grupta yer almaktadır. Sinir sistemi tümörlerinin %78.3’ünü santral, %21.7’sini periferik sinir sitemi tümörleri oluşturmaktadır. Santral sinir sistemi tümörlerine ait toplam 54 olgunun %55.6’sı malign, %42.6’sı benign ve %1.8’i “borderline” davranış göstermektedir. Malign olguların %66.7’si erkeklerde, %33.3’ü kadında gözlenmektedir. En sık gözlenen lokalizasyon serebrum (%57.4) olup, bunu sırasıyla hipofiz, serebellum ve medulla spinalis, posterior fossa ve pontoserebellar köşe takip etmektedir. Primer beyin tümörleri içerisinde en sık gözlenen histolojik tipler sırasıyla astrositom (%26.7), hipofiz adenomu (%22.2), meningiom (%17.8) ve diğer tümörlerdir (%33.3). Metastatik tümörler, santral sinir sistemine ait olguların %16.7’sini (9/54) oluşturmaktadır. Çocukluk çağı santral sinir sistemi tümörlerinin oranı %7.4 olup, en sık gözlenen histolojik tip medulloblastomdur (% 50). Periferik sinir sistemi tümörlerinin %80’i erkeklerde, %20’si kadınlarda görülmüştür. Olguların tümü (15/15) benign davranış göstermektedir ve histopatolojik olarak sınıflandırıldığında %46.6’sını nöromlar, %26.7’sini Schwannom’lar ve %26.7’sini nörofibromlar oluşturmaktadır.
Çalışmamızda, sinir sistemine ait histopatolojik tanı alan olguların dağılımına ait tanısal ve epidemiyolojik frekans verileri ortaya konmuş, Batı Karadeniz popülasyonunu temsil etme özelliğinde olan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı’ndan sürekli ve sistematik bir veri akışı örneği oluşturmak hedeflenmiştir.
Anahtar sözcükler: Sinir sitemi, santral sinir sistemi, periferik sinir sistemi, epidemiyoloji
|
The nervous system tumors diagnosed between 2002-2006 in Zonguldak Karaelmas University Faculty of Medicine Department of Pathology
In this study it is aimed to determine the frequency of diagnostic and epidemiologic data that has been reviewed in the Pathology Department of Zonguldak Karaelmas University, Department of Pathology.
From January 2002-February 2006, the pathology reports and clinical data of the patients were evaluated from the archive material.
In the five years period, nervous system tumor ratio was 0.51%. When grouped according to their biological behavior 55% benign, 43.5% malignant and 1.5% were classified as borderline. Of all the nervous system tumors, the percentages of central and peripheral nervous system tumors were 78.3% and 21.7% respectively. The ratios of malignant, benign and borderline tumors of 54 cases were 55.6%, 42.6% and 1.8%, respectively. Males constituted 66.7% and females 33.3% of all malign central nervous system tumors. The most frequent location was cerebrum (57.4%), followed by pituitary, cerebellum, spinal cord, posterior fossa and pontocerebellar region. Between the primary brain tumors, the distribution of histological types were astrocytoma (26.7%), pituitary adenoma (22.2%), meningioma (17.8%) and other tumors (33.3%). The proportion of metastatic tumors was 16.7% (9/54) in all central nervous tumors. The proportion of childhood central nervous system tumors was 7.4%, the most frequently seen histological type was medulloblastoma (50%).
When peripheral nervous system tumors were evaluated, 80% of the patients were male and 20% were female. All cases were benign and histopathological diagnosis were neuroma (46.6%), Schwannoma (26.7%) and neurofibroma (26.7%).
In this study, diagnostic and epidemiologic data of nervous system tumors have been determined and constituting systematic and continuous data transfer from Zonguldak Karaelmas University Pathology Department, which represents the Western of Black-Sea population was aimed.
Key words: Nervous system, central nervous system, peripheric nervous system, epidemiology
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):98-102
Adenomatoid tumor of the female genital tract: Report of three cases
|
Filiz BOLAT1, N. Emrah KOÇER1, Nebil BAL1, Ümran KÜÇÜKGÖZ2
Baskent University Faculty of Medicine, Department of Pathology1, Department of Gynecology and Obstetrics2, ANKARA
| |
|
Kadın genital sisteminde adenomatoid tümör: Üç olgu sunumu
Adenomatoid tümörler en sık olarak kadın ve erkek genital sistemlerinde görülen iyi huylu üreyişlerdir. Bu az rastlanan tümörün mezotelyal hücrelerden köken aldığına dair pek çok immünhistokimyasal ve elektron mikroskopik çalışma mevcut olmakla birlikte, histogenezisi kesin değildir. Bu çalışmada, kadın genital sisteminde saptanmış üç adenomatiod tümör olgusu sunulmakta ve bu tümörün klinik bulguları, kökeni ve immünhistokimyasal profili tartışılmaktadır. Olgulara ait ait parafin bloklarından hazırlanan kesitlere, immünhistokimyasal olarak kalretinin, HBME-1, vimentin, sitokeratin, EMA ve CD31 uygulandı. Hastaların yaşları 40 ile 46 arasında değişmekteydi (ortanca yaş 43,3). Tümörlerden biri uterusta diğer ikisi fallop tüpünde yerleşmişti. Tümörlerin boyutları 0,6-5 cm arasında değişmekteydi. İmmünhistokimyasal olarak tüm tümörlerde sitokeratin, kalretinin, HBME-1 ve vimentin ile yaygın ve kuvvetli pozitiflik izlenirken, EMA ve CD31 negatifti. İmmünhistokimyasal sonuçlar adenomatoid tümörün benign bir mezotelyoma olduğunu savunan teorileri desteklemektedir. İmmünhistokimyasal fenotipler ayırıcı tanıda önemli bir rol oynamaktadır.
Anahtar sözcükler: Adenomatoid tümör, kadın genital sistemi, histogenez
|
Adenomatoid tumors are benign proliferations that are most often encountered in the female and male genital tracts. The mesothelial phenotype of these unusual tumors has been established by a variety of ultrastructural and immunohistochemical studies, although their histogenesis is by no means certain. In this paper we report three cases that were diagnosed as genital tract adenomatoid tumors and discussed the clinical signs, origin and immunohistochemical characteristics of the this type of tumor. Immunohistochemical expression of calretinin, HBME-1, vimentin, pancytokeratin, EMA, and CD31 were analyzed in three ATs, using formaline -fixed, paraffin-embedded archival tissues. The age of the patients were ranging from 40 to 46 years with a median of 43.3. Tumors were located in uterus (one), and fallopian tube (two). Tumor sizes were ranging between 0.6-5 cm. Immunohistochemically all tumors exhibited strong and diffuse positivity for pancytokeratin, calretinin, HBME-1 and vimentin, but negativity for EMA, and CD31. The immunohistochemical results support histogenetic theories of the adenomatoid tumor that claim it as a type of benign mesothelioma. Immunohistochemical phenotypes can play an important role in the differential diagnosis
Key words: Adenomatoid tumor, female genital tract, histogenesis
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):103-106
Uterus-like mass of the ovary
|
Duygu GÜREL, Burçin TUNA, Kutsal YÖRÜKOĞLU
Dokuz Eylul University, Faculty of Medicine, Department of Pathology, İZMİR
| |
|
Ovaryumun uterus benzeri kitlesel lezyonu
Elli dört yaşında kadın hastanın total abdominal histerektomi ve bilateral salfingoooferektomi materyalinde, rastlantısal olarak saptanan sağ ovaryum yerleşimli uterus benzeri kitlesel lezyon sunulmaktadır. Histolojik incelemede lezyonun, tuba epiteline benzer epitel ile döşeli kaviter alanı çevreleyen sirküler yerleşimli kalın düz kas demetlerinden oluştuğu, minyatür bir uterusa benzediği, 7 mm çaplı ve iyi sınırlı olduğu saptanmıştır. Literatürde ovaryum kökenli uterus benzeri kitlesel lezyon olarak tanımlanan 8 olgu yayınlanmıştır. Bu lezyonların gelişiminde konjenital anomali ve metaplazi teorileri öne sürülmüştür. Olgumuzda, uterus kavitesinin tek kornulu oluşu nedeniyle, gelişiminin embriyogenez sürecinde müllerian duktusun füzyon bozukluğuna bağlı konjenital anomali şeklinde geliştiği düşünülmüştür.
Anahtar sözcükler: Uterus benzeri kitle, ovaryum, konjenital anomali
|
We report an incidental case of uterus-like mass located in the right ovary. A mass, measuring 7 mm in its largest dimension was noted in the right ovary of a 54-year-old women. Histologically, the lesion was resembling a miniature uterus with a cavity lined by a tubal-like epithelium, and surrounded with circumscribed smooth muscle bundles. Since 1981, 8 cases of uterus-like mass arising from the ovaries have been reported and their pathogenetic mechanism has been explained by two basic theories; congenital anomaly and metaplasia. The present case was incidentally found. The uterus was unicornus secondary to fusion defect of müllerian duct during embriogenesis supporting the congenital anomaly theory.
Key words: Uterus-like mass, ovary, congenital anomaly
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):107-110
Duodenal gangliocytic paraganglioma: A case report
|
Gülşah KAYGUSUZ1, Hatice GERMEN1, Onur BİRSEN2, Kürşat KARADAYI2, Hilmi KOCAOĞLU2, Esra ERDEN1
Ankara University, School of Medicine, Departments of Pathology1 and Surgery, Section of Surgical Oncology2, ANKARA
| |
|
Duodenal gangliyositik paragangliyom: Olgu sunumu
Duodenal gangliyositik paragangliyom, karakteristik olarak duodenumun ikinci kısmında görülen ve tipik olarak gastrointestinal kanama ile ortaya çıkan nadir bir tümördür. Cerrahi rezeksiyon sonrası prognoz iyidir, ancak bölgesel lenf nodu metastazı ve rekürrens nadiren görülebilir. Ampulla vateri karsinomu ön tanısı ile 41 yaşındaki erkek hastaya pankreatikoduodenektomi yapıldı. Makroskopik olarak pankreası infiltre etmeyen 2,7 cm uzun çaplı kitle saptandı. Histolojik olarak tümör, epiteloid hücreler, veziküler nükleuslu ve eozinofilik sitoplazmalı gangliyon hücreleri ve fasiküller oluşturan iğsi hücrelerden meydana gelmekteydi. İmmünhistokimyasal olarak tümör hücrelerinde S-100 protein, sitokeratin AE1/AE3 kokteyli, kromogranin A ve sinaptofizin ile boyanma gözlendi. Bölgesel lenf nodu metastazı görülmedi. Bu çalışmada nadir görülen bir tümör olan duodenal gangliyositik paragangliyom olgusu, ayırıcı tanı özellikleri ile tartışıldı.
Anahtar sözcükler: Paragangliyom, gangliyositik, gastrointestinal sistem
|
Duodenal gangliocytic paraganglioma is a rare tumor that characteristically occurs in the second portion of the duodenum and typically presents with gastrointestinal bleeding. Duodenal gangliocytic paraganglioma have a good prognosis after surgical resection but metastatic spread to regional lymph nodes and recurrence may rarely occur. A 41-year-old man underwent pancreaticoduodenectomy for the proposed diagnosis of carcinoma of the ampulla vateri. Macroscopically, the tumor measuring 2,7 cm in its greatest diameter, located in the ampulla without infiltration of the pancreas was detected. Histologically, the tumor composed of epitheloid cells, ganglion cells with abundant cytoplasm and vesicular nuclei, and spindle cells arranged in broad fascicles. Immunohistochemically, tumor cells were strongly positive for S-100 protein, cytokeratin AE1/ AE3 cocktail, chromogranin A, and synaptophysin. There was no metastasis in the regional lymph nodes. We present here a rare case of duodenal gangliocytic paraganglioma and review the differential diagnosis of this infrequent tumor.
Key words: Paraganglioma, gangliocytic, gastrointestinal tract
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):111-115
A pigmented calcifying cystic odontogenic tumor
|
Yasemin ÖZLÜK1, Yersu KAPRAN1, Ahmet Bülent KATİBOĞLU2, Cem TANYEL2
Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Department of Pathology1, Istanbul University, Istanbul Faculty of Dentistry, Department of Oral Surgery2, ISTANBUL
| |
|
Pigmentli kalsifiye kistik odontojenik tümör
On altı yaşında bir kadın hastada mandibula yerleşimli pigmentli tipte kalsifiye kistik odontojenik tümör olgusu sunulmaktadır. Kalsifiye kistik odontojenik tümör için tanımlanmış karakteristik histomorfolojik özellikler ve ayrıca pigmentli tipte mevcut melanin ve melanositlerin patogenezi histokimyasal ve immünhistokimyasal veriler eşliğinda tartışılmaktadır.
Anahtar sözcükler: Odontojenik tümör, kalsifiye odontojenik kist, pigment, melanin, melanosit
|
A case of a pigmented calcifying cystic odontogenic tumor (CCOT) localized in the mandible occuring in a 16-year-old white female - is reported, and the characteristic histomorphologic features of CCOT and the pathogenesis of melanin and melanocytes present in the pigmented type is discussed under the light of histochemical and immunohistochemical data.
Key words: Odontogenic tumor, calcifying odontogenic cyst, pigment, melanin, melanocytes
|
|
Turkish Journal of Pathology 2007;23(2):116-120
Adenomyoepithelioma of the breast misdiagnosed as invasive ductal carcinoma
|
Sibel BEKTAŞ, Burak BAHADIR, Banu DOĞAN GÜN, Sacide ÇOLAK, Şükrü Oğuz ÖZDAMAR
Department of Pathology, Zonguldak Karaelmas University, Faculty of Medicine, ZONGULDAK
| |
|
İnvaziv duktal karsinom olarak hatalı tanı alan memenin adenomiyoepiteliyoması
Bir başka merkezde invaziv duktal karsinom tanısı alan 34 yaşındaki kadın hastanın total mastektomi ve aksiller lenf nodu diseksiyonunu içeren konsültasyon materyali değerlendirilmiştir. Mastektomi materyalinde saptanan 6,5 cm boyutundaki düzgün sınırlı kitlenin mikroskobik incelemesinde, mikzoid stromada epiteliyal ve myoepiteliyal hücreler ile döşeli tübül yapıları izlenmiş, belirgin düz kas diferansiyasyonu ve bir alanda fibroadenom odağı dikkati çekmiştir. İmmünhistokimyasal olarak, myoepiteliyal ve düz kas diferansiyasyonu izlenen hücrelerde vimentin ve düz kas aktini ile, miyoepiteliyal hücrelerde ise S100 proteini ve epitelyal membrane antijeni ile reaksiyon belirlenmiştir. Lüminal epitelyal hücrelerde epitelyal membran antijeni, pan-sitokeratin (AE1/AE3) ve fokal olarak karsinoembriyonik antijen ile reaksiyon gözlenmiştir. Olguya adenomiyoepiteliyoma tanısı verilmiştir. Adenomiyoepiteliyomayı, malign eşdeğeri ve invaziv duktal karsinomdan ayırt etmek zor olabilir. Ayrıca, benign bir tümör olduğu düşünülse de, rekürrens ve nadiren metastaz yapabilme kapasitesinden dolayı, olgular uzun süre takip edilmelidir.
Anahtar sözcükler: Adenomiyoepiteliyoma, meme, benign, malign
|
The consultation material of total mastectomy and axillary lymph node dissection specimens taken from a 34-year-old female with a previous diagnosis of invasive ductal carcinoma was evaluated. Microscopic examination of the 6,5 cm well-circumscribed tumor revealed rounded tubules lined by both epithelial and myoepithelial cells in a myxomatous stroma. Obvious smooth muscle differentiation and area of fibroadenoma were also noted. Immunohistochemically, myoepithelial cells and cells with smooth muscle differentiation exhibited vimentin and smooth muscle actin. Myoepithelial cells were also reactive for S100 protein and epithelial membrane antigen. Luminal epithelial cells revealed positive reaction for epithelial membrane antigen and pan-cytokeratin (AE1/AE3), but displayed only focal staining with carcinoembryonic antigen. Based on these findings a final diagnosis of adenomyoepithelioma was made. Differential diagnosis of adenomyoepithelioma from its malignant counterpart and invasive ductal carcinoma may occasionally be challenging. Moreover, although considered an indolent neoplasm but with a potential risk for recurrence and sometimes metastasis, adenomyoepithelioma of the breast requires long-term follow-up.
Key words: Adenomyoepithelioma, breast, benign, malign
|
|
Türk Patoloji Dergisi 2007;23(2):121-124
Megasistis-mikrokolon-intestinal hipoperistalsis sendromu
|
Özgür EKİNCİ1, Hasan Aktuğ ŞİMŞEK2, Nuri YİĞİT2, Aptullah HAHOLU2, Hüseyin BALOĞLU2
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Patoloji Servisi2, ANKARA
| |
|
Megasistis-mikrokolon-intestinal hipoperistalsis sendromu, otozomal resesif geçişli, nadir görülen, mesanenin mekanik tıkanıklık olmadan ileri derecede genişleme ve kistleşmesi, barsaklarda hipoperistaltizm ve malrotasyon ile karakterli, oldukça kötü prognozlu doğumsal bir sendromdur. İşlevsel tıkanıklık ve mesanede genişlemenin altında nöropatik ve myopatik bozuklukların yattığı düşünülmekte, ancak sendrom heterojen histopatolojik bulgular göstermektedir. Olgumuz intrauterin eksitus sonucu otopsi ile tanı verilen, sendromun tipik özelliklerini gösteren erkek bir fetüstü. Sendromun makroskopik tanısal otopsi bulgularını ve histopatolojik-patofizyolojik ilişkisini yansıtan bir tartışma sunulmuştur.
Anahtar sözcükler: Megasistis, malrotasyon, sendrom, otopsi
|
Megacystis-microcolon-intestinal hypoperistalsis syndrome
Megacystis-microcolon-intestinal hypoperistalsis syndrome is a rare, congenital, autosomal recessive syndrome characterized by excessive dilatation of the urinary bladder without true outlet obstruction, hypoperistaltism and malrotation of intestines, and a very poor prognosis. It was proposed that neuropathic and myopathic disorders underlie the functional obstruction and dilatation of the bladder while the syndrome exhibits heterogenous histopathological features. Our case was a male fetus diagnosed by autopsy after intrauterine death, with typical findings of the syndrome. A discussion of the gross features in autopsy and histopathological-pathophysiological correlation is presented.
Key words: Megacystis, malrotation, syndrome, autopsy
|
|
|
 |
|
 |
 |
|
 |
|